Duru nedir, Duru ne demek

Duru; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Duru" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Böyle duru bir mantık karşısında akan sular duruyordu." - A. Kulin
  • "Bu, duru beyaz tenli ve kıpkızıl dudaklı bir körpe Rus kızıydı." - Y. K. Karaosmanoğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Doğru, taraf, ileriye, gerçek

Doğru

Suyu çok, sulu, koyu olmayan (ayran, şurup, çorba ve benzeri yiyecekler hakkında): Çorba biraz duru olmuş.

Yiyeceklerin katı halde olmayıp sıvı halde olması: Yağ, yaz günü duru olur.

Bamya, patlıcan, domates, fasulye gibi sebzelerden yapılmış olan sulu yemekler.

Hediye, bahşiş.

Fiziksel Kimya alanındaki anlamı:

Değişkenlerin değerleri verildiğinde, dizgenin kesinlikle tanımlanan belirli durumu.

Diğer sözlük anlamları:

Saf, temiz, berrak.

Durgun, râkid

Duru isminin anlamı, Duru ne demek:

Kız ismi olarak; Bulanık olmayan, temiz, berrak, saf. Erkek ismi olarak; Bulanık olmayan, temiz, berrak, saf.

Bilimsel terim anlamı:

İçerdiği taneciklerin çok küçük olmaları nedeniyle içinden geçen ışığın saçılmadığı çözeltilerin niteliği.

Fazlalıklardan, kıtıklardan arınmış olan söz, yazı.

 

İngilizce'de Duru ne demek? Duru ingilizcesi nedir?:

state, clear

Fransızca'da Duru ne demek?:

limpide, ténu-ue

Osmanlıca Duru ne demek? Duru Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

berrak, münakkah

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Diyarbakır şehri, Silvan belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Duru anlamı, tanımı:

Arı duru : Saf, tertemiz.

Duruk : Hareket etmeyen nesnelerin üzerindeki kuvvet dengeleri ile uğraşan bilim dalı, statik. Kuvvetlerin dengelenmesiyle ilgili olan. Dalgalı akımlı elektrik motor veya üreteçlerinde hareketsiz bölüm, stator. Hareketi olmayan, belirli bir süre değişmeyen, statik, dinamik karşıtı.

Durukluk : Duruk olma durumu.

Duruksun : Kararsız.

Durulama : Durulamak işi.

Durulamak : Yıkanmış şeyleri duru sudan geçirmek.

Durulanma : Durulanmak işi.

Durulanmak : Yıkanmış şeyler duru sudan geçirilmek. İnsan, yıkandıktan sonra bir daha temiz su dökünmek.

Durulaşma : Durulaşmak durumu.

Durulaşmak : Duru bir duruma gelmek.

Durulma : Durulmak durumu.

Durulmak : Durma işi yapılmak. Gürültü, kımıldanış, karışıklık, yağış, yel dinmek, sükûn bulmak. Sakinleşmek. Duru duruma gelmek.

Durultma : Durultmak işi.

Durultmak : Duru duruma getirmek.

Duruluk : Dil veya üslubun karışık olmama durumu. Duru olma durumu. Açıklık.

 

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Durum almak : Belli bir duruş biçimine geçmek. bir olay karşısında belli bir tavır almak.

Durum eki : Adın bir adla veya fiille ilgisini kuran ek, hâl eki.

Durum ortacı : Sıfat-fiil.

Durum ulacı : Zarf-fiil.

Durumdan ders çıkarmak : İçinde bulunulan şartları değerlendirerek yanlış adım atmamak.

Durumdan vazife çıkarmak : İçinde bulunulan şartları değerlendirerek sorumluluk yüklenmek.

Durumu bozulmak : Maddi durumu kötüleşmek.

Durumu düzelmek : Maddi durumu iyileşmek.

Durup dinlenmeden : Arası kesilmeksizin, arka arkaya, sürekli olarak.

Durup durup : Durarak. Ara sıra, zaman zaman, bekleyerek.

Durup dururken : Ansızın. Gereği veya nedeni yokken.

Duruş : Durma işi.

Duruşma : Davacı ile davalının yargıç karşısında hazır bulundukları yargılama evresi, murafaa.

Açık durum : Güreşte vücudun dizler bükülü, ayaklar açık, dirsekler gövdeye yakın, kollar yarı gergin olarak aldığı durum.

Açık duruşma : Herkesin dinleyebileceği duruşma, açık celse.

Ad durumu : Başka bir kelime ile ilgi kurmak için adın yalın biçimde veya ek alarak girdiği durum, isim durumu, isim hâli.

Ayrılma durumu : Çıkma durumu.

Belirtme durumu : Yüklemi geçişli bir fiil olan cümlede fiilin doğrudan etkilediği, -ı/ -i, -u/ -ü ekini almış ad, yükleme durumu, yükleme hâli, akuzatif: sokağ-ı (temizlemek), ev-i (ısıtmak), okul-u (sevmek), yüz-ü (yıkamak) vb.

Boş başak dik durur : "bilgisiz olan üstün görünmek için kasılır" anlamında kullanılan bir söz.

Bulunma durumu : Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda bulunuş bildiren, -da / -de, - ta / -te ekleri ile kurulan durum, kalma durumu, lokatif: okulda, evde, sokakta, işte vb.

Çiçek durumu : Çiçeklerin sap üzerindeki dizilişi.

Çıkma durumu : Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda çıkış bildiren, -dan / -den, - tan / -ten ekleri ile kurulan durum, ayrılma durumu, ablatif: okuldan, evden, sokaktan, işten vb.

Coğrafi durum : Bir yerin çevresi ile ilgisinin tespiti veya görünümü.

Dik duruşlu : Düşüncesinden, söylediğinden, yaptığından vazgeçmeyen. Vücudu düzgün yapılı olan.

Dış çizgiler durumu : Ayrı ayrı birliklerin çevreden merkeze ulaşan yollarla düşman üzerinde birleşmesi.

Esas duruş : Dimdik, kımıldamaksızın durma, esas vaziyet.

Geçerli durum : Bir ülkenin ekonomik hayatının yükselme ve alçalma yönünde gösterdiği inişli çıkışlı, dalgalı hareketlerinin bütünü, konjonktür.

Gizli duruşma : Adliyede, sadece izinli veya görevli olanların katılabildiği, kamuya kapalı duruşma, gizli celse.

Gün durumu : Güneş'in dik açıklığının en büyük veya en küçük olduğu gün.

Hak deyince akan sular durur : "bir anlaşmazlıkta adalet, tarafsızlık, hakkaniyet devreye girdiğinde kimsenin söyleyecek sözü kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Hava durumu : Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü, hava raporu, hava şartları.

Hazır ol duruşu : Vücudun baş dik, göğüs ileride, omurga ve bacaklar gergin, topuklar bitişik, kollar doğal yerinde, avuçlar uyluklarda olarak ayakta bulunduğu durum.

İhtiram duruşu : Saygı duruşu.

İsim durumu : Ad durumu.

İstenmeyen durum : Karşılaşılması beklenilmeyen durum, karışıklık, komplikasyon.

Kalma durumu : Bulunma durumu.

Kapalı duruşma : Mahkemede görevlilerden ve orada bulunmak üzere özel izin alanlardan başkasının bulunmadığı duruşma.

Kapalı duruşma yapmak : Duruşmaları gizli sürdürmek.

Mum duruşu : Vücudun, ense ve omuzlara dayanarak ellerin kalçayı desteklemesiyle baş aşağı, yere dikey bulunduğu durum.

Ne güne duruyor : ... varken başka şey gerekmez. şimdi yapmazsa ne zaman yapacak?.

Rahat duruş : Alıştırmalar arasında dinlenmek için eller arkaya dik olarak birleştirilmiş, bacaklar önde veya yana yarım adım duruşunda vücudun aldığı gevşek durum. "Rahat" komutuyla geçilen duruş biçimi.

Saygı duruşu : Saygı belirtmek için alınan hazır ol durumu.

Seferi durum : Savaş ortamı, seferî hâl. Yolculuk dolayısıyla namaz ve oruç ibadetinin yapılması konusunda dinen sağlanan kolaylık.

Sürer durum : Statüko.

Tamlayan durumu : Ad görevindeki sözün taşıdığı kavramı başka bir kavrama -ın / -in / -un / -ün, -nın / -nin / -nun / -nün ekiyle bağlayan durum, genitif: kitab-ın (kapağı), ev-in (damı), araba-nın (sileceği), okul-un (kapısı), yüz-ün (rengi) vb.

Temel duruş : Bir jimnastik alıştırmasına başlamak için vücudun dayanak yüzeyine göre aldığı, değişen ilk durum.

Üç durum yasası : Toplumun Tanrı bilimi, fizikötesi ve tanıtlı olmak üzere üç durumdan geçerek geliştiğini savunan Auguste Comte yasası, üç hâl kanunu.

Yalın durum : Ad soyundan sözün taşıdığı kavramı ek almadan bildiren durum, yalın hâl, mücerret, nominatif.

Yönelme durumu : Ad soyundan bir sözü yönelme kavramıyla fiile veya bir edata bağlayan -a / -e ekiyle kurulan durum, yönelme hâli, datif: yol-a, ev-e (kadar), kapı-y-a (bakmak), bahçe-y-e vb.

Yükleme durumu : Belirtme durumu.

Bulanık : Bulutlu, kapalı (hava). Bulanmış olan, duru olmayan. Niteliği tam anlaşılmayan. Donuk, anlamsız, fersiz (bakış). Muş iline bağlı ilçelerden biri. Açık seçik görünmeyen, net olmayan. Bulanmış, duru olmayan bir biçimde.

Berrak : Aydınlık, açık. Duru, temiz.

Pürüzsüz : Hatasız, takılmadan. Düzgün (ses). Pürüzü olmayan.

Karışık : Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan. Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan. Ayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş. Karışmış. Dolu. Düzensiz, dağınık, intizamsız. Saf olmayan. Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan, çapraşık.

Üslup : Bir sanatçıya, bir çağa veya bir ülkeye özgü teknik, renk, biçimlendirme ve söyleyiş özelliği, biçem, stil. Sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi, biçem, tarz, stil. Anlatma, oluş, deyiş veya yapış biçimi, tarz.

Temiz : Kirli, lekeli, bulaşık olmayan bir biçimde. Kirli, lekeli, pis, bulaşık olmayan, arı, pak, münezzeh, hijyen, hijyenik. Ahlakça lekesiz, necip, nezih. Sabıkasız. Özenle yapılmış. Çok az kullanılmış veya hiç kullanılmamış olan, özrü olmayan.

Duru açınık : Keskin açınıklardan e ve i açınıklarına denir.

Duru denklemi : Bir özdeğin ısıldevingen durularını sıcaklık, basınç ve bileşim gibi değişkenlere bağlı olarak veren denklem.

Duru durmak : Durmak, durmakta devam etmek

Duru gelmek : Ayağa kalkmak, kıyam etmek

Duru kalmak : Dikilip kalmak

Duru mu bilcez : Durabilecek miyiz?

Duru ses : Tını yönünden pürüzsüz ses.

Duruuk : Sözlü ve yazılı anlatımın gereksiz sözlerden, gereksiz uzatmalardan arınmış olması özelliği.

Duru varmak : Boşa gitmek. Birden bire kalkıp gitmek, kendini ileri atmak

Durualp : 3. Bir erkek ismi olarak anlamı; Özü temiz yiğit.

Duru ile ilgili Cümleler

  • Durum bizim sandığımızdan daha kötü.
  • Durum, bu yakadan göründüğü gibi değil.
  • Durum budur.
  • Bir ön duruşma 20 Ekim'de planlanıyor.
  • Şu anda saat gece 1.47 ve Tatoeba.org'da 75 tane ziyaretçi online durumda.
  • Jale odanın ortasında duruyordu.
  • Durum artık kontrolden çıktı.
  • Bizim bir acil durum planımız var mı?
  • Ne kadar çok durumumuzu bilirsek, o kadar az korkarız.
  • Durum 1:0.
  • Tom'un söylediği bu durumda geçerli değil.
  • Durum açmazdaydı.
  • Her zamanki gibi olacağını umuyorduk, ama sıra dışı bir durumla karşılaştık.
  • Durum böyle değil.

Diğer dillerde Duru anlamı nedir?

İngilizce'de Duru ne demek? : adj. limpid

Fransızca'da Duru : limpide, clair/e, diaphane, net/te, serein/e

Almanca'da Duru : adj. rein, sauber, durchsichtig, transparent

Rusça'da Duru : adj. чистый, прозрачный, ясный