Duygu nedir, Duygu ne demek

  • Duyularla algılama, his.
  • Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği.
  • Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim.
  • Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik.
  • Önsezi

"Duygu" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bütün bu hatıraların yerini bir tek duygu, fena bir duygu, 'fenayım, fena oluyorum, çok fenayım' duygusu kapladı." - P. Safa
  • "Bitkilerde duygu var mı?"
  • "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir." - B. Felek
  • "Yolunuzu değiştirmeniz lazım geldiğini de sezecek kadar bir duygum vardır." - A. Gündüz

Eğitim alanındaki sözlük anlamı:

Belli bir uyaran karşısında genellikle güdü ve değerlerle ilişkili olarak belirip çoğu kez süreklilik ve tutarlılık gösteren, heyecandan daha zayıf bir uyarım biçimi.

Felsefi anlamı:

Kendine özgü bir ruhsal devinim ve devinimlilik. Bu anlamda duygu: a. Belirli bir şeye yönelmiş özel bir duygu; b. Tümüyle duygu ve duygu durumu olabilir. Anlam ve kökenine göre daha kesin ayrımlar da yapılır:

Tinsel duygular; a. durumsal (mutluluk), b. bir şeye yönelmiş, özellikle estetik, tinsel-düşünsel (şaşma, hayranlık) ve ahlaksal-toplumsal duygular (ödev duygusu, saygı).

Yeniçağın usçu felsefesindeki anlamı: (Leibniz'te) karışık tasarım, bulanık, karanlık düşünme ve duyma.

 

Özel ruhsal duygular (üzüntü).

Kendini ve kendi değerini duyma (aşağılık duygusu).

Taşıyıcı temel yaşama duygusu; temel yaşama duygululukları ve temel duygulanımlar bunun özünü oluştururlar.

Bedenin belli bir yerinde yerleşmiş olan duyumlar (duyu organları aracılığı ile; bunlar bir noktadadır, süresizdir ve duyum yönünden süreklilikleri yoktur.

Anlık ve istencin yanında, duyma yetisi, haz ve acıyı duyabilme olarak beliren üçüncü temel yetiye verilen ad.

Duygu isminin anlamı, Duygu ne demek:

Kız ismi olarak; Kimi nesne, olay ya da kişilerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim, his. Erkek ismi olarak; Kimi nesne, olay veya kişilerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim, his.

Bilimsel terim anlamı:

Belirli nesne, olay ya da kişilerin, bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenimler.

İngilizce'de Duygu ne demek? Duygu ingilizcesi nedir?:

sentiment, feeling

Fransızca'da Duygu ne demek?:

sentiment

Osmanlıca Duygu ne demek? Duygu Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

ihtisas

Duygu hakkında bilgiler

Duygu, bireyin ruh halinde biyokimyasal (içsel) ve çevresel tesirlerle etkileşiminden doğan kompleks psikofizyolojik bir değişimdir. Kişiye özgü sağlık duyusunu belirleyen temel faktör olup, insanın günlük yaşamında merkezi bir rol oynar. Bu yüzden pek çok bilim dalı ve sanat biçimi tarafından araştırılmıştır. Duyguların sayısı ve sınıflandırılması konusu tartışmalıdır.

 

Duygular her dilde ve kültürde farklı ifade edilmektedir. Taşıdığı değer farklılaşmakta, ifade sayısı azalmakta ya da artmaktadır. Bazı dillerde sadece basit ayrımlar varken bazı dillerde duygu ifade ayrımları binlerle ifade edilmektedir. Duygusal ifade ayrımlarına hakim olan kişilerin topluluk psikolojisinde etkinlikleri artmakta, anlaşılabilme yetilerindeki gelişimlerle daha hızlı ilerleme kaydedebilmekte ve buna bağlı olarak duygusal ayrımların eğitsel entegrasyonu yoğun olan ülkelerde ilerleme daha hızlı olmakta. Duygu ayrımında rekor kırabilecek diller Farsça, Arapça, Çince gibi diller olmasına karşın eğitsel yoğunlukları az olduğu için başarılı olma oranları çok düşük olan ülkelerdir.

Kişisel gelişimde önemli rol oynayan duygu dağarcığını geliştirmek için her dilde kullanılan farklı hislerin ifadesi, derecelendirmeler arasındaki doyum farklarının ve hatta karışımlarının bilinmesi için bu ifadeler ayrımlarıyla incelenmelidir. Duygu ve doyum hallerinde bulunan kişilere takılan sıfatlar konusu da incelenerek duygu konusu kişilikte gelişir.

Duygu ile ilgili Cümleler

  • Duygudaşlık istedim.
  • Duygu karşılıklıdır.
  • Duygular içinde ölüyorum.
  • Duygu karşılıklıydı.
  • Ağrı tamamen kişisel bir duygudur.
  • Duygular atlar gibidir: ya sen bunları kontrol edersin ya da onlar seni dörtnala getirir.
  • Duygular bulaşıcıdır.
  • Güzel, görünüşe göre Mustafa için romantik duyguların var.
  • Jale duygularını saklamaya çalıştı.
  • Tom'un Mary için yoğun duyguları vardı.
  • Ali fiziksel ve duygusal istismara maruz kalmıştı.
  • Neden duygularını saklamaya çalışıyorsun?
  • Tagalog, İngilizceden daha duygusal bir dildir.
  • Duygulardan korkar mısın?

Duygu anlamı, kısaca tanımı:

Birey : Bir türün kapsamı içine giren somut varlık. İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert. Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert. Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert. Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri.

İnsan : Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı.

Duygu uyanmak : Bir duygu oluşmak.

Duygu sömürüsü : Karşısındaki kişinin kendisine acımasını ve istediğini yapmasını sağlamak amacıyla sergilenen davranışlar bütünü.

Kapan duygu : Yalnız başına ilerleyen, belli bir sebebi bulunmayan, öbür hastalıklı durumlara bağlı olmayan hastalık, idiyopati.

Karşıt duygu : Bazı kişilere veya varlıklara karşı duyulan ve belirli bir sebebe dayanmayan hoşnutsuzluk durumu, antipati.

Acıma duygusu : Kişinin karşılaştığı üzücü herhangi bir durum üzerine acıma duyması, acıma hissi.

Aşağılık duygusu : Kişinin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle, kendini yetersiz, yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu, aşağılık hissi, aşağılık kompleksi.

Görmüşlük duygusu : Kişinin, yeni bir yaşantıyı eskiden de yaşamış olduğu yolundaki duygusu, görmüşlük hissi.

Suçluluk duygusu : Kişinin ahlaki, dinî kuralları çiğnediğini sezmesi sonucu bilinçli veya bilinçsiz olarak kapıldığı ve kendisiyle ilgili değer yargılarını sarsan duygu, suçluluk hissi.

Utanç duygusu : Utanma duygusu.

Utanma duygusu : İnsanın ruh dünyasında oluşan çekinme duygusu, utanç duygusu.

Üstünlük duygusu : Kişinin kendini bazı yönlerden veya genellikle insanların çoğundan üstün görmesi, üstünlük hissi, üstünlük karmaşası, üstünlük kompleksi.

Duygu sömürüsü yapmak : İstediğini yapmasını sağlamak amacıyla karşısındaki kişinin kendisine acımasını sağlamak.

Duyguca : Duygu bakımından.

Duygudaş : Bir konuda duyguları diğer bir kişiyle aynı olan kimse. Üyesi olmadığı hâlde bir partinin, bir kuruluşun görüşlerini benimseyen veya bir görüşü, bir öğretiyi, bir akımı tutan kimse, sempatizan.

Duygudaşlık : Aynı duyguları paylaşma, empati. Kendini duygu ve düşüncede bir başkasının yerine koyabilme, empati.

Duygulandırmak : Duygulanmasını sağlamak, duygulanmasına sebep olmak.

Duygulanım : Bir ruh durumunun dış sebeplerle değişmesi. Tutkudan daha düzenli ancak daha güçsüz olan seçkin bir eğilim. İstenç ve anlıktan ayrı görülen, duygusal tepkiler gösterme durumu. Etkilenme, duygulanma. Duyarlığın harekete geçişi.

Duygulanma : İç salgı bezlerini de kapsayan türlü etkiler altında duygusal tepkiler gösterme. Duygulanmak durumu, tahassüs.

Duygulanmak : Bir olay, bir görünüm karşısında birdenbire güçlü duyguların etkisinde kalmak.

Duygulu : Duygusu, duyarlığı çok olan, kolay duygulanan, içli, duyar, hassas.

Duygululuk : Uyarımları almadaki incelik. Çabuk, kolay heyecanlanma eğilimi. Tepkilerin öncelikle duygulara dayanması durumu.

Duygun : Duyarlı.

Duygunluk : Duyarlılık.

Duygusal : Duygularla ilgili, duygulara dayanan, hissî. Duygunun ağır bastığı, duygunun aşırı etkilediği (eser veya insan).

Duygusal düşünme : Bilgiye dayalı düşünmenin karşısında, duygusal boyutu ön planda olan düşünme.

Duygusallık : Duygusal olma durumu.

Duygusuz : Duygusu, duyarlığı olmayan, hissiz. Katı yürekli, umursamaz, hissiz.

Duygusuzluk : Duygusuzca davranış. Duygusuz olma durumu, hissizlik.

Algılama : Algılamak işi, idrak, idrak etme.

Nesne : Öznenin dışında kalan her konu, obje. Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç.

Olay : Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka. Önemli tarihsel olgu, fenomen.

Dünya : Meslek veya iş birliği içinde bulunan kimseler, camia. Güneş'e yakınlık bakımından üçüncü gezegen, acun. Dış, çevre, ortam. İnançları bir olan ülke veya insanlar topluluğu. Duygu, düşünce ve hayal âlemi. Üzerinde yaşadığımız toprak ve denizler, yeryüzü. Herkes.

İzlenim : Bir durum veya olayın duyular yolu ile insan üzerinde bıraktığı etki, intiba, imaj. Uyaranların, duyu organları ve ilişkili sinirler üzerindeki etkileri veya belirli bir durumun kişi üzerindeki çözümlenmemiş bütün etkisi, intiba.

Önsezi : Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını sezme, içe doğma, hissikablelvuku, altıncı duyu, altıncı his. Temellendirilmeyen duygu, verilmemiş olanın, bilinmeyenin, özellikle gelecekle ilgili olanın önceden duyulması.

Nesnel : Gerçeğe varmak amacıyla, taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, objektif. Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan, objektif. Nesne ile ilgili, nesneye ilişkin, öznel karşıtı.

Biyokimya : Hücreden en gelişmiş organa kadar canlı dokuları inceleyen ve bunları oluşturan maddeleri araştıran bilim dalı.

His : Sezgi, sezme. Duygu. Duyu.

Duygu ahlakı : Ahlaksal isteme ve eylemlerin güdülerini duyguda, eğilimde, duygulanımlarda gören ahlak felsefesi. // Bu anlayışta, insanda bir ahlak duygusunun (moral sense) varlığından söz edilir; burada özellikle iyi için duyulan duygu, daha geniş anlamda, duygudaşlık duygusu ve güzele, uyumlu olana duyulan estetik duygular söz konusudur. Başlıca temsilcileri: en önemlileri Shaftesbury ve Hutcheson olan ve "İngiliz Ahlakçıları" diye adlandırılan filozoflardır.

Duygu alışverişi : Stanislavski Yöntemine göre: Oyun sırasında iki oyuncu, ya da bir oyuncuyla bir grup ya da bir oyuncuyla bir eşya arasında kurulan bağdır.

Duygu alışverişi akımı : Stanislavski Yöntemine göre: Oyuncuların karşılıklı duygu ölçüsünü yükseltmeleriyle, bu ölçünün iki taraf arasında denetlenmesi ve ölçüye alınmasını güden akım.

Duygu ayağı : (karşılık: pedipalpus), (Lat. pes = ayak, Lat. palpare = duymak): Örümcekler ve örümceğimsilerde başlı-göğüse (sefalotoraks) ait, duygu almaya yarayan, çengel ya da bacak biçiminde olan ikinci ekstremite.

Duygu dönüşümü : (Ruh hekimliği) Ruhsal çatışmaların sonucu olarak kötürümlük, örgen uyuşması ve benzeri beden belirtilerinin gelişmesi.

Duygu durumu : Sevinçli, dertli ya da coşkusal bir tepki göstermek için kişinin içsel hazırlığı.

Duygu organı : (biyoloji)

Duygu organları : Göz, kulak v.b. gibi dış uyartıları almaya yarayan organlar.

Duygu sezgisi : Başkalarının içinde bulunduğu coşkusal durumu sezinleyerek ona karşı anlayışlı bir tutum takınma.

Duygu siniri : (biyoloji) Alınan ayartıları sinir merkezlerine ileten sinirler.

Diğer dillerde Duygu anlamı nedir?

İngilizce'de Duygu ne demek? : n. feeling, emotion, feel, sense, sensation, chord, sentiment

Fransızca'da Duygu : sens [le], sentiment [le], impression [la], voix [la]

Almanca'da Duygu : n. Empfindung, Gefühl, Impression, Saite, Sentiment

Rusça'da Duygu : n. чувство (N), ощущение (N)