Eğilmek nedir, Eğilmek ne demek

  • Bir yana doğru eğik duruma gelmek
  • Başkasının baskısını veya egemenliğini benimsemek, kabul etmek.
  • İnsan, bir işi yapmak için belini eğmek.
  • Bir işi önemseyip ele almak.

"Eğilmek" ile ilgili cümleler

  • "Bir yandan ayrıntılara eğilirken bir yandan da bunları alaylı bir süzgeçten geçirir." - S. Birsel
  • "Türk eğilmez."
  • "Tenis oynarken yüz çeşit çeviklikler içinde eğilir, kalkar, sıçrar, koşar." - R. H. Karay

Yerel Türkçe anlamı:

Kurnaz olmak.

Diğer sözlük anlamları:

İnhiraf etmek, sapmak.

Eğilmek kısaca anlamı, tanımı:

Eğilen baş kesilmez : "kusurunu anlayıp özür dileyen kişi bağışlanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Eğilip bükülmek : Bir kimsenin karşısında sıkıntı, utanç vb. duygularını açığa vuracak hareketlerde bulunmak.

Eğilme : Eğilmek işi. Yerin manyetik alanında bulunan serbest mıknatıslı bir iğnenin doğrultusu ile yatay düzlem arasındaki açı. Bir doğrunun, bir başka doğruya veya düzleme göre eğik olması.

Yerlere kadar eğilmek : Aşırı saygı göstermek.

Eğik : Dik veya paralel olmayan doğru. Eğilmiş olan, dik veya düz olmayan. Bükülmüş. Yatay bir çizgi veya düzlemle açı oluşturacak biçimde olan, yalman, mail, şev.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

 

Gelme : Gelmiş olan. Gelmek işi. Yetişme. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

İnsan : Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Âdemoğlu, âdem evladı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse).

Yapmak : Davranmak, hareket etmek. Yol almak. Salgılamak, çıkarmak. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Olmasına yol açmak. Olmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Dışkı çıkarmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Edinmek, sahip olmak. Bir durum yaratmak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Gerçekleştirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Evlendirmek. Üretmek. Onarmak, tamir etmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak.

Eğmek : Düz olan bir şeyi eğik duruma getirmek. Sert bir cismi bükmek.

Başkası : Diğer bir kişi, herhangi bir kimse, diğeri, ötekisi.

Bir : Sadece. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Aynı, benzer. Tek. Beraber. Bir kez. Bu sayı kadar olan. Sayıların ilki. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

 

Almak : Bürümek, sarmak, kaplamak. Yutmak, kullanmak. İçeri girmesini sağlamak. Görevden, işten çekmek. Yolmak, koparmak. Satın almak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Çalmak. Göreve, işe başlatmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. İçine sığmak. Birlikte götürmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Örtmek, koymak. İçecek veya sigara içmek. İçeri sızmak, içine çekmek. Tat veya koku duymak. Gidermek, yok etmek. Başlamak. Soldurmak. Erkek, kadınla evlenmek. Yer değiştirmek. Sürükleyip götürmek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Kısaltmak, eksiltmek. Kazanç sağlamak. Kazanmak, elde etmek. Temizlemek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Ele geçirmek, fethetmek. Kabul etmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek.

Eğilmek ile ilgili Cümleler

  • Japonya'da eğilmek yaygın bir nezakettir.
  • Japonya'da biriyle karşılaşıldığı zaman eğilmek kibarlıktır.

Diğer dillerde Eğilmek anlamı nedir?

İngilizce'de Eğilmek ne demek? : v. bend, dip, incline, bow, lean, buckle, cant over, curve, double, double up, droop, duck, fall down, hang, hang over, sag, spring, stoop, strain, tilt, tip, warp

Fransızca'da Eğilmek : courber, plier, ployer, s'incurver, s'infléchir, se baisser, se coruber, se pencher, se tordre

Almanca'da Eğilmek : v. bücken: sich bücken, ducken: sich ducken, gravitieren, nachgeben, neigen: sich neigen, verneigen, zurückbeugen

Rusça'da Eğilmek : v. наклоняться, клониться, нагибаться, пригибаться, сгибаться, склоняться, поникать, гнуться, перекашиваться, коробиться, корежиться, горбиться, провисать, перевешиваться, коситься, наклониться, нагнуться, пригнуться, согнуться, склониться, поникнуть, покоробиться, провиснуть, перевеситься