El nedir, El ne demek

El; bir anatomi terimidir.

"El" ile ilgili cümleler

  • "El var, titrer durur, el var yumuk yumuk / El var pençe olmuş, el var yumruk" - Z. O. Saba
  • "Çöller, Yemen ellerinden beter imiş." - A. Gündüz
  • "İki el silah sesi duyuldu."
  • "Kâtip benim ben kâtibin, el ne karışır!" - Halk türküsü
  • "Kış geceleri arkadaşlar arasında bir el poker çevirmek de keyiftir." - P. Safa
  • "Kalktı göç eyledi Afşar elleri / Ağır ağır giden eller bizimdir" - Dadaloğlu
  • "Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım."
  • "Kapı eli."

Yerel Türkçe anlamı:

İlgi.

Yabancı

Memleket.

Bir yerde yaşayanlar, oturanlar.

Yabancı, el

İl, memleket

İl, ülke, yer

Havan tokmağı.

Birkaç kişinin kuvvetlerini denemeleri için belirli bir yerden attıkları demirden bir oyun aracı.

Çelik oyununda bir bölüm.

Yabancı, başkası

Yabancı, dost olmayan

Şehir, diyar

Aynı cins yaprakların toplanması.

Irgatın bir seferde biçtiği ekin bölüğü.

El, yabancı

Neden, sebep: Senin elinden gördüğüm zararlar bini aştı.

 

Evlek boyunca tohum saçarak gidiş ya da geliş,

El // el ayah: el ve ayak, yürüyen ve tutan azalar; manivela, yardımcı // el pağlamak: muti olmak, emre hazır olmak

Biyoloji'deki anlamı:

İnsan ya da maymunlarda tutma organı olarak gelişmiş, avuç içi ve parmaklardan oluşan kolun uç bölgesi.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Leblebi ısıtılan araç. (*Güdül -Ankara)

Dibek tokmağı, (Güllüce *Gümüşhacıköy -Amasya; Salman *Akkuş -Ordu)

Zooloji alanındaki anlamı:

İnsan ya da maymunlarda tutma organı olarak gelişmiş olan kolun uç bölgesidir. Avuç ve parmaklardan yapılmıştır.

Diğer sözlük anlamları:

il.

[Bakınız: il]

Bilimsel terim anlamı:

İnsan kolunun bilekten parmak uçlarına dek uzanan, tutmaya yarayan bölümü.

İngilizce'de El ne demek? El ingilizcesi nedir?:

hand

Fransızca'da El ne demek?:

main

El hakkında bilgiler

El, kolun el demek vücudumuzda beş parmak olan parmakların bağşı olduğu yerdir. Başparmağın, diğer parmaklarla karşılıklı iş görüp, ufak nesneleri ele alabilmesi yeteneği bir özelliktir. Bu özellik sayesinde el, gayet hassas ve karışık bir alet görevini görmektedir. İnsan beynindeki eli temsil eden alan, hayvanlardakinden çok daha geniştir. Bu yüzden beyindeki bir bozukluğun ilk belirtilerinden biri de el parmak hareketlerinin eskisi kadar kolay olmamasıdır.

Her türlü hareketi rahatlıkla yapabilmek için, elde irili ufaklı yirmi yedi tane kemik vardır. Bilekte, dörder kemiğin düzensiz gibi görülen bir şekilde iki sıra teşkil etmesiyle sekiz kemik bulunur ki, bunlara el bilek kemikleri denir. Avuçta da beş tane metakarpal denen el tarak kemikleri vardır. Parmaklarda ise on dört tane falanks kemiği denen el parmak kemikleri bulunup, başparmakta iki falanks, diğer parmaklarda ise üçer falanks bulunur. Önkol (dirsek ile bilek arasındaki kısım) kaslarından uzanan on iki kiriş (tendon) bileğin ön yüzündeki bir bağın (ligamentin) altından geçip, bir kılıf içinde parmaklara varır ve parmaklarda içe doğru bükülmeyi (flexion) sağlar. Bileğin arkasında ise dışa doğru bükülmeyi (extension) sağlar. Avucun aşağı dönmesine pranosyan, yukarı dönmesine supinasyon denir ki, supinasyon hareketi en fazla insanda gelişmiştir.

 

Başparmak ve beşinci parmak köklerinin altında bulunan iki kabartıyı teşkil eden ve el tarak kemikleri arasındaki boşlukları dolduran kaslar, parmakların birbirlerine yaklaşıp, uzaklaşmalarını ve el içi oynaklarındaki hareketleri sağlar.

Ele kan, iki atardamarla (arter) gelir. Bunlara ulnar ve radial arterler denir. Ulnar arter kolun iç tarafından, radial ise başparmağın bulunduğu taraftan ilerler. Bu atardamarlar avuç dokuları içerisinde birleşerek bir derin, bir de sathi olmak üzere iki kemer yapar ve bunlardan ayrılan dallar, her parmağın iç ve dış yanlarına uzanır. Ulnar sinir, ufak parmağın ve dördüncü parmağın iç yarısının ön yüzlerinde deri hissini sağlar ve ayrıca beşinciyle dördüncü parmağın ve ortaparmağın yarısının arka yüzünün hissi siniridir. Median sinir ise, ön yüzde diğer parmaklara gider ve bütün arkadaki uçlarını sinirlendirir. Radial sinir de elin, arka yüzünde geri kalan bölgelere dallar verir.

El ile ilgili Cümleler

  • Ali el fenerini açtı.
  • El birliği yapalım birbirimize destek olalım.
  • Karıma yirmi bir senedir el sürmedim.
  • El bombası, askerin beş metre uzağında patladı.
  • Çiftler burada halk içinde genellikle el ele tutuşmazlar.
  • O ikinci el.
  • Ona el sallıyorum ama o bakmıyor.
  • El bakımı için krem.
  • Hayır, o ikinci el.

El kısaca anlamı, tanımı:

El açmak : Başkasının yardımını isteyecek durumda olmak. kâğıt açmak. dilenmek.

El almak : Bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak. tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak. kâğıt oyunlarında karşı tarafın oynadığı kâğıdın daha önemlisini oynayarak üstünlük sağlamak.

El atmak : Birisinin işine karışmak, müdahale etmek. sarkıntılık etmek. bir işe girişmek, teşebbüs etmek. yardım etmek, ilgilenmek.

El ayak çekilmek : Ortalıkta hiç kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.

El ayak çekmek : Uzaklaşmak, kaybolmak.

El bağlamak : Namaza durmak. saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak.

El basmak : Kutsal bir şey üzerine el koyarak yemin etmek.

El bebek gül bebek : Nazlı, şımarık bir biçimde.

El bende : "tekrarlanan oyunda başlama sırası veya hakkı bende" anlamında kullanılan bir söz.

El çekmek : Vazgeçmek.

El çektirmek : Görevinden uzaklaştırmak.

El çırpmak : Birini çağırmak için ellerini birbirine vurmak. alkışlamak, tempo tutmak.

El değiştirmek : Bir şeyin kullanımı veya mülkiyeti bir kimseden başka bir kimseye geçmek.

El değmemek : Saflığı bozulmamak. kullanılmamak, dokunulmamak.

El dokunulmamak : Daha önce kullanılmamak, el değmemiş olmak.

El el üstünde oturmak : Herhangi bir iş yapmadan boş oturmak.

El elde baş başta : Elde bulunan her şeyin tükendiğini anlatan bir söz.

El elden üstündür : "bir kimse, kendisinden üstün bir başkasının da olabileceğini bilmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

El etek öpmek : Bir işi yaptırmak için çok yalvarmak. yaltaklanmak.

El etek tutmak : Tarikata girmek, derviş olmak.

El etmek : Bir kimseyi el işaretiyle çağırmak. uzaktan el sallamak.

El kadar : Çok küçük, küçücük.

El kaldırmak : Oy verdiğini veya söz istediğini elini kaldırarak belirtmek. birine, bir şeye vurmaya kalkışmak.

El katmak : Bir işin yapılmasına yardım etmek. bir işe karışmak, müdahale etmek.

El koymak : Zorla almak. bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak, incelemek, vaziyet etmek. üstüne konmak. yetkili organ bir malı veya bir kuruluşu kendi yönetimine almak. işi üzerine almak, sorumluluğu üstlenmek.

El ovuşturmak : Birinin karşısında ezilip büzülmek. birinin kötü duruma düşmesine içten içe sevinmek.

El öpenlerin çok olsun : Eli öpülen kimsenin söylediği iyi dilek sözü.

El öpmek : Yaşlı veya saygı gösterilmesi gereken kimselerin sağ elinin üstünü önce dudağa, sonra alna götürmek.

El öpmekle ağız aşınmaz : "çok önemli bir iş için bir kimseye ricada bulunmak hatta yalvarmak gerekirse, yapılır" anlamında kullanılan bir söz.

El pençe : El pençe divan.

El pençe divan : Aşırı saygı göstererek.

El pençe divan durmak : Saygı gösterilen kimse karşısında el kavuşturmuş bir biçimde.

El sıkmak : Selamlaşmak için birinin elini tutmak.

El sıkışmak : Pazarlıkta anlaşmak.

El sürmemek : Bir işi yapmamak, ilgilenmemek. dokunmamak, değmemek.

El tazelemek : Bir işte yorulan kimse yerine başka birini getirmek.

El tutmak : Bir iş uzun süre uğraştırmak, vakit kaybettirmek.

El uzatmak : Birinden bir hakkı almaya kalkışmak. yardım etmek.

El üstünde tutmak : Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.

El vermek : Halk hekimliği ile uğraşan kimse bilgilerini bir başkasına öğretmek. kâğıt oyunlarında elde olan veya olmayan sebeplerle oyun üstünlüğünü karşı tarafa bırakmak. tarikatlarda mürşit, bir müride, başkalarına yol gösterme izni vermek. yardım etmek.

El vurmamak : Bir işi yapmaya yanaşmamak ve başlamamak.

El yakmak : Çok pahalı olmak. ateşten yeni çıkmak, taze olmak.

El yıkamak : İlgisini kesmek.

Elde avuçta : Sahip olunan mal, para vb. her şey.

Elde avuçta kalmamak : Mal ve parasını harcayıp bitirmiş olmak.

Elde etmek : Bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek. bir şeye sahip olmak.

Elde kalmak : Geride kalmak.

Elde olmamak : İradesi dışında gerçekleşmek.

Elde tutmak : Sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak.

Elden ağza yaşamak : Günlük kazancı ancak gereksinimlerini karşılayacak kadar olmak.

Elden ayaktan düşmek : Yaşlılık sebebiyle veya sağlığı büsbütün bozularak güçsüz, çalışamaz duruma gelmek.

Elden bırakmamak : Bir şeyle sürekli ilgilenmek, elden düşürmemek.

Elden çıkarmak : Yitirmek. bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak.

Elden çıkmak : Malı olmaktan çıkmak, malı satılmak. kaybedilmek.

Elden geçirmek : Eksiklik veya bozukluklarını gidermek veya denetlemek için incelemek.

Elden gel : Ver!. kutlamak amacıyla söylenen bir söz.

Elden geldiği kadar : Yapılabildiği, olabildiği kadar.

Elden gelmemek : Yapamamak, dayanamamak.

Elden gitmek : Bir şeyi yitirmek, o şeyden yoksun kalmak.

Elden kaçırmak : Elde edilebilecek bir şeyden türlü sebeplerle yararlanamamak.

Elden kaçmak : Değerlendirememek. sahip olamamak.

Elden ne gelir : Çaresiz bir durumda yapılacak bir şey olmadığını anlatan bir söz.

Ele alınır : Oldukça iyi, işe yarar.

Ele alınmaz : Çok kötü, berbat.

Ele almak : Bir şey üzerinde çalışmaya başlamak. herhangi bir şeyi iş edinmek. bir konuyu görüşmek. bir konuyu incelemek, araştırmak.

Ele avuca sığmamak : Söz dinlememek, baskı altına alınmamak, zapt edilememek. şımarık davranmak.

Ele bakmak : Muhtaç olmak. avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak, el falına bakmak.

Ele geçirmek : Sahibi olmak. yakalamak. gizlenmek istenen bir şeyi elde etmek.

Ele geçmek : Yakalanmak. edinilmek.

Ele gelmek : Bebek kucağa alınacak kadar büyümüş olmak. tutulabilmek.

Ele vermek : Herhangi kötü bir şey yapanın yaptığını herkese bildirmek. suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak, ihbar etmek. ortaya çıkarmak.

Eli alışmak : Bir işte uzluk, ustalık kazanmak. herhangi bir davranışı âdet edinmek.

Eli altında olmak : Bir şey buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek.

Eli armut devşirmek : Birisini bir iş yaparken öbürü boş durmak.

Eli ayağı : Birinin yardımcısı (olmak), her işine yarar (olmak).

Eli ayağı buz kesilmek : Güçsüz, dermansız kalmak.

Eli ayağı dolaşmak : Şaşırmak, telaşlanmak.

Eli ayağı titremek : Korku, sinir vb. sebeplerle heyecanlanmak.

Eli ayağı tutmak : Beden gücü yerinde olmak.

Eli aza varmamak : Bir şeyi çok alma veya verme alışkanlığında olmak.

Eli boş çıkmak : Umduğunu alamamak, başarısızlığa uğramak.

Eli boş dönmek : Umduğunu alamadan dönmek.

Eli boş gelmek : Armağansız gelmek. umulan şeyi getirmeden gelmek.

Eli cebine gitmemek : Çok cimri olmak.

Eli değmek : Bir şey yapmaya vakit ve fırsat bulmak.

Eli dursa ayağı durmaz : Kıpırdak, hareketli (kimse).

Eli ekmek tutmak : Geçimini kendi emeğiyle sağlayacak duruma gelmek.

Eli eline değmemek : Herhangi bir yakınlaşma olmamak. birisiyle cinsel ilişkiye girmemiş olmak.

Eli ermek : Yapabilmek, ulaşabilmek. bir işi yapmak için zaman bulabilmek.

Eli ermez gücü yetmez : Çaresiz, zavallı.

Eli genişlemek : Bolca paraya kavuşmak.

Eli gitmek : Bir şeyi kavramak, tutmak istemek.

Eli harama uzanmak : Dinî bakımdan yasaklanmış bir işe yönelmek.

Eli işe yatmak : Becerikli, eli yatkın, uz olmak.

Eli kalem tutmak : Düşündüğünü güzel bir anlatımla yazmak. yazı yazmayı bilmek.

Eli kırılmak : Eli, işe yatkın bir duruma gelmek.

Eli kırılsın : "eli tutmaz olsun, eli bir iş göremez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Eli kolu bağlı durmak : Bir şey yapmadan beklemek.

Eli kolu bağlı kalmak : Bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz duruma gelmek.

Eli kurusun : "eli tutmaz olsun, eli bir iş göremez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Eli olmak : Karışmış olmak, gizli bir ilgisi bulunmak.

Eli para görmek : Eline para geçmek.

Eli silah tutmak : Silah kullanabilmek.

Eli varmamak : Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak.

Eli yatmak : Eli alışmak.

Elinde avucunda nesi varsa : "maddi olarak sahip olduğu her şey" anlamında kullanılan bir söz.

Elinde bulunmak : O şeye sahip bulunmak.

Elinde büyümek : Eğitilmek, bilgi, görgü ve terbiye sahibi olmak, yetiştirilmek. büyütülmek, bakılmak.

Elinde kalmak : Birinin bakımında, yönetiminde olmak. bir şey satılamayıp sahibinde kalmak.

Elinde olmak : Bakımı, gözetimi altında olmak. isteyince o işi yapabilmek. egemenliği altında, yetkisinde olmak.

Elinde patlamak : Haber vb.ni uygun zamanda kullanamayıp fırsatı kaçırmak. bir şey satılamayıp sahibinde kalmak.

Elinde tutmak : Bir malı satmayıp bekletmek. kendi tekelinde bulundurmak, başkalarına kaptırmamak.

Elinden : Yüzünden, -den dolayı.

Elinden almak : Bir şeyden mahrum etmek.

Elinden düşmemek : Bir şeyle sürekli ilgilenmek.

Elinden düşürmemek : Sürekli onunla ilgilenmek.

Elinden bir iş gelmemek : Çaresizlikten veya yeteneksizlikten bir iş yapamamak.

Elinden bir kaza çıkmak : İstemeyerek birini yaralamak veya öldürmek.

Elinden geleni ardına koymamak : Yapabileceği bütün kötülükleri yapmak.

Elinden geleni yapmak : Gücünün yettiği kadarını yapmak.

Elinden gelmek : Yapabilmek.

Elinden hiçbir şey kurtulmamak : Her şeyi becerebilmek.

Elinden iş çıkmamak : Çabuk iş görememek.

Elinden iyi iş gelmek : Becerikli, hünerli olmak.

Elinden kan çıkmak : Cinayet işlemek.

Elinden kurtulmak : Birinden kaçmayı başarmak.

Elinden tutmak : Yardım etmek. kayırmak.

Eline almak : Bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek. bir işi kendi yapmaya başlamak.

Eline ayağına kapanmak : Birine çok yalvarmak.

Eline ayağına üşenmemek : Her türlü ayak hizmetini yüksünmeden yapmak, hamarat olmak.

Eline bakmak : Bir kimsenin yardımıyla geçinmek. biri "ne getirdi" diye gözlemek.

Eline doğmak : Yaşlı bir kimse, birini, çocukluğundan beri çok yakından tanımak.

Eline düşmek : Egemenliği, buyruğu altına girmek. birine muhtaç olmak. yakalanmak. rastlamak, tesadüf etmek.

Eline erkek eli değmemiş olmak : Kız, namuslu olmak.

Eline eteğine doğru : Her türlü kötülükten uzak olan, dürüst.

Eline eteğine sarılmak : Çok yalvarmak.

Eline fırsat geçmek : İmkân bulmak.

Eline geçmek : Rastlamak, bulmak. yakalamak. kazanmak, edinmek, elde etmek.

Eline kalmak : Ondan başka yardım edeni olmamak, yalnız ona muhtaç olmak.

Eline sağlık : El emeği ile güzel bir şey yapana söylenen iyi dilek sözü.

Eline su dökemez : "değerce ondan çok geride" anlamında kullanılan bir söz.

Eline tutuşturmak : Karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin verivermek.

Eline yüzüne bulaştırmak : Bir işi gerektiği gibi yapamamak, başarısız olmak, becerememek.

Elini arı kovanına sokmak : Elini taşın altına koymak.

Elini ayağını kesmek : Uğraşmamak, ilgilenmemek. o şeyle ilgisini kesmek. uğramaz olmak.

Elini ayağını öpeyim : "çok yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz.

Elini belli etmek : Kâğıt, okey vb. oyunlarda elindeki kâğıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak.

Elini çabuk tutmak : Bir şeyi hemen yapmak. gerekli önlemi zamanında almak.

Elini kana bulamak : Öldürmek.

Elini kolunu bağlamak : Bir şey yapamayacak duruma getirmek.

Elini kolunu sallaya sallaya gelmek : Bitirmeye gittiği işten sonuç alamadan dönmek. gelirken hiçbir armağan getirmemek.

Elini kolunu sallaya sallaya gezmek : Pervasızca, kimseden çekinmeden dolaşmak. ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak.

Elini kulağına atmak : Ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak.

Elini oynatmak : Parayı esirgememek.

Elini sallasa ellisi : Birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak : Hiçbir iş yapmamak.

Elini sürmemek : Bir işi kendine yakıştırmayarak tenezzül etmemek. hiç karışmamak, bir şey yapmamak. ilgi göstermemek. eliyle dokunmamak.

Elini taşın altına koymak : Bir konuda sorumluluk üstlenmek.

Elini veren kolunu alamaz : "yüzsüz kişiler karşılarındakilerden daima bir şeyler isterler, onlardan kurtulmak kolay olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Elini vicdanına koymak : Doğru, yansız, hakça davranmak.

Elinin altında : Hazırda bulundurmak. her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta (olmak).

Elinin hamuruyla erkek işine karışmak : Kadınlar, beceremeyeceği işleri yapmaya kalkışmak.

Elinin tersiyle çarpmak : Ayanın arkasıyla şiddetle tokat atmak.

Elinin tersiyle itmek : Reddetmek, kabul etmemek.

Eliyle koymuş gibi : Aramadan, kolayca.

Elle tutulacak tarafı kalmamak : Sağlam bir yanı kalmamak. güvenilecek veya kayırılacak bir yönü olmamak.

Elle tutulur : Çok açık ve belli. somut.

Elle tutulur gözle görülür : Çok belirgin, çok açık.

Elle tutulur tarafı olmamak : Hiçbir değerli veya savunulabilir yanı olmamak.

Eller yukarı : "ellerini kaldırarak teslim ol" anlamında kullanılan bir söz.

Ellerde gezmek : Elden ele dolaşmak. el üstünde tutulmak, saygı ve sevgi görmek.

Ellerim yanıma gelsin : "Allah canımı alsın ki doğru söylüyorum" anlamında kullanılan bir söz.

Elleri dert görmesin : "ellerine sağlık" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

El arı düşman gayreti : "dosta düşmana karşı küçük düşmemek için çaba gösterme" anlamında kullanılan bir söz.

El beğenmezse yer beğensin : "beğenilmeyen bir kimse olmaktansa ölmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

El elin aynasıdır : "kişi kendi özelliklerini zaman zaman yabancıdan öğrenir" anlamında kullanılan bir söz.

El elin eşeğini türkü çağırarak arar : "insanın kendi sıkıntı ve sorunlarına başkaları gereken önemi vermez, gerektiği kadar ilgilenmez" anlamında kullanılan bir söz.

El eliyle yılan tutulur : "kişi kendi işini kendisi yapmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

El için ağlayan gözden olur : "başkası için yapılacak fedakârlığın bir sınırı vardır" anlamında kullanılan bir söz.

El ile gelen düğün bayram : "herkese birden gelen sıkıntı ve felakete katlanmak, yalnızca bir kişiye gelene katlanmaktan daha kolaydır" anlamında kullanılan bir söz.

El iyisi olmak : Yakın çevresine değil, yabancılara yardımcı olmayı sevmek.

El kazanıyla aş kaynamaz : "önemli bir iş, başkalarının yardımıyla başarılamaz, iş her an yarıda kalabilir" anlamında kullanılan bir söz.

El kazanıyla aş kaynatmak : Başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabına kullanarak iş çevirmek.

El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanır : "deneyimsiz kişi kendisinin herkesten üstün olduğunu, her işi yapabileceğini sanır" anlamında kullanılan bir söz.

Ele güne karşı : Yabancılara, herkese karşı.

Elin ağzı torba değil ki büzesin : "başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız" anlamında kullanılan bir söz.

El mi yaman bey mi yaman el yaman : "baştaki ne kadar güçlü görünürse görünsün, asıl güç halktadır" anlamında kullanılan bir söz.

Elde bulunan beyde bulunmaz : "beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur" anlamında kullanılan bir söz.

El alışkanlığı : Bir iş veya hareketin birçok kez yapılması ile kazanılan özellik, ustalık, maharet.

El altında : Kolayca alınabilecek yerde, hazırda.

El altından : Gizlice.

El arabası : Elle sürülen taş, toprak vb. taşımaya yarayan, tek tekerlekli ve iki kollu, küçük araba.

El ayası : Elin, bilekle parmaklar arasındaki iç bölümü.

Elbasan tavası : Önceden haşlanarak hazırlanmış yağsız etin üzerine yoğurt ve çırpılmış yumurta karışımının dökülüp fırında pişirilmesiyle yapılmış olan bir yemek.

El bezi : Kurulama ve temizleme işlerinde kullanılan bez.

El birliği : Bir iş yapmak için birleşme, beraberlik, dayanışma.

El bombası : Elde taşınabilen ve pimi çekilerek ateşlenen küçük tip bomba.

El çabukluğu : Hilesini kimseye sezdirmeden yapabilme. Hokkabazın başvurduğu yöntem. Bir işi çabuklukla yapabilme ustalığı.

El çantası : İçine özel eşya konulan, günlük işlerde veya kısa gezilerde kullanılan çanta.

El değirmeni : El gücüyle çalıştırılan ve kahve, baharat vb.ni öğütmeye yarayan bir tür küçük değirmen.

El duşu : Yıkanırken elde tutup su püskürtmeye yarayan araç.

El ele : Birbirinin elini tutarak.

El emeği : Bu çalışmanın karşılığı. Elde yapılmış olan iş.

Elense : Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmaya dayalı bir oyun.

El erimi : Çok uzakta olmayan, elin ulaşabileceği uzaklık.

El erki : Demokrasi.

Elezer : Sadist.

El falı : Avuç içindeki çizgilere göre bakılan fal.

El feneri : Elektrik feneri.

El freni : Duran bir taşıtı, bulunduğu yerde sabitleştirmek veya hareket imkânını engellemek için kullanılan ve elle yönetilen fren.

El havlusu : El ve yüzü yıkadıktan sonra kurulamak için kullanılan havlu, küçük havlu.

El ilanı : El ile dağıtılan yazılı duyuru.

El işçiliği : Eşyanın makine kullanmadan yapılmış olan bölümlerine harcanmış işçi emeği.

El işi : Makine kullanmadan yapılmış olan örgü, dikiş vb. el ürünü. İşleme. Okullarda kâğıt, mukavva, tahta vb. ile yaptırılan çalışmalar.

El kantarı : Kantar.

El keseri : Marangozluk işlerinde kullanılan küçük keser.

El kılavuzu : Herhangi bir konuda basit konuları ve bilgileri içeren kitapçık.

El kiri : Kolayca vazgeçilir, atılır şey.

El kitabı : Herkesin kolaylıkla yararlanması için herhangi bir konuda, pratik amaçlarla hazırlanan kitap, manuel.

El notu : Bilimsel toplantılarda dinleyicilere bildiriyle ilgili dağıtılan kısa notlar.

El oltası : İzmarit balığı için kullanılan olta.

Elöpen : Kertenkele.

El sabunu : El yıkamak için kullanılan sabun.

El sanatları : El tezgâhlarında bir yardımcı araç kullanarak yapılmış olan işlerin hepsi.

El sözlüğü : Elde ve cepte taşınabilen küçük sözlük.

El şakası : Elle yapılmış olan şaka.

El tası : El, yüz yıkanırken su dökünmek veya içinde sabunlu su hazırlanıp el temizlemekte kullanılan tas.

El telefonu : Cep telefonu.

El telsizi : Elde taşınabilen telsiz.

El topu : Yedi veya on birer kişilik iki takım arasında yalnızca elle oynanan, topu karşı takımın kalesine atmaya dayanan oyun, hentbol.

El ulağı : Yardımcı, yamak.

El uzluğu : Ustalık, el alışkanlığı, maharet.

El yatkınlığı : El işlerini yapmakta yetkinlik. İşe alışmış olma durumu.

El yazısı : Harflerin bitiştirilerek yazılmasıyla oluşan bir yazı türü. Kalemle yazılan yazı.

El yazması : Basım tekniğinin gelişmediği dönemlerde elle yazılmış kitap.

El yordamıyla : Görmeden, elle yoklayarak. Fazla bilgi olmadan, deneme yanılma yoluyla.

Elde bir : Kesinlikle gerçekleşecek şey.

Elden ele : Bir kişiden ötekine.

Eli açık : Cömert.

Eli ağır : Yavaş iş gören, ağırelli. Vurunca çok acıtan (kimse), ağırelli.

Eli ayağı düzgün : Bedence kusursuz olan, sakat olmayan (kimse). İffetli, namuslu (kimse).

Eli bayraklı : Şirret, edepsiz, kavgacı (kimse).

Elibelinde : Halı ve kilimlere yapılan, ellerini beline koymuş insan figürünü andıran bir motif türü, eliböğründe, koçboynuzu.

Eli belinde : Kavgaya hazır olduğunu belirten (kimse).

Eli bol : Cömert.

Eli boş : Yoksul. İşi olmayan, boş gezen (kimse).

Eliböğründe : Halı ve kilimlerde kullanılan eski bir motif türü, elibelinde. Ahşap yapılarda çıkmaların altına eğik ve aralıklı olarak konulan ahşap destek.

Eli böğründe : Başarısız, zavallı (kimse).

Eli çabuk : Çabuk iş gören, hamarat (kimse).

Eli dar : Maddi olarak sıkıntıda olan (kimse).

Eli geniş : Cömert (kimse). Geçimi iyi olan (kimse).

Eli hafif : Acıtmadan, tedirgin etmeden iş gören (cerrah, diş hekimi, berber vb.).

Eli koynunda : Boş, işsiz (kimse). Çaresiz (kimse).

Eli kulağında : Nerede ise olacak, çok yakında olması beklenilen.

Eli mahkum : Mecbur.

Eli maşalı : Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven (kimse).

Elimsende : Çocukların birbirine el değdirerek diğer arkadaşını ebe yapma amacıyla oynadıkları bir oyun.

Eli nimetli : Kazancı iyi olan. Uğurlu, bereketli.

Eli selek : Eli açık, cömert (kimse).

Eli sıkı : Cimri.

Eli sopalı : Şirret, edepsiz, kavgacı (kimse).

Eli şakağında : Düşünceli, kaygılı olan (kimse).

Eli yatkın : Elle yapılmış olan işlerde becerikli (kimse).

Eli uz : Usta, belli bir işte becerikli, mahir (kimse).

Eli uzun : Fırsat buldukça öteberi aşıran, hırsız (kimse).

Eli yordamlı : Eli işe yakışır, yatkın (kimse).

Eli yüreğinde : Heyecanlı bir biçimde.

Eli yüzü düzgün : Yüzüne bakılır, güzel (kimse).

Eli yüzü temiz : Düzgün.

Eline ağır : Elinden çabuk iş çıkmayan (kimse).

Eline ayağına çabuk : Hamarat, titiz, çalışkan (kimse).

Eline çabuk : Çabuk iş gören (kimse).

Elinin körü : Bıktırıcı, usandırıcı durum karşısında kullanılan bir azarlama sözü.

Azel : Sunumun birkaç satıcı tarafından yapıldığı ve bu az sayıdaki satıcının birbirlerinin üretim kararlarından etkilendiği piyasa türü, oligopol.

Art elden : Birini oyalayıp ondan gizli olarak.

Havvaanaeli : Küçük beyaz çiçekli bir yıllık bir bitki (Anastatica hierochuntia).

El adamı : Yabancı kimse.

El alem : Herkes, yabancılar.

El kapısı : Geçimi sağlamak için çalışılan yer. Bir kızın gelin olarak gittiği ev. Yabancı ülke.

Elkızı : Gelin. Kadın, eş.

Eloğlu : Koca. Damat. El, yabancı.

Yedi kat el : Çok yabancı.

Yad el : Yabancı yer, gurbet.

Gurbet eli : Bir kimsenin doğup büyüdüğü yerden başka yer.

Türk eli : Türklerin yaşadığı toprak.

Yad eller : Baba ocağından uzak yerler, gurbet. Yabancı kimseler, yabancılar.

Sahiplik : Sahip olma durumu. Kendisinin olan bir şeyi yasa çerçevesi içinde dilediği gibi kullanabilme hakkını taşıma durumu, iyelik, mülkiyet.

Mülkiyet : Sahiplik.

Kez : Bazı sayı sıfatlarıyla birlikte kullanılarak bir olayın ve olgunun her bir tekrarlanışını bildiren söz, defa, kere, sefer.

Defa : Kez, kere.

İskambil : Bu kartların 52 tanesinden oluşan deste. Bu kart destesiyle oynanan oyun. Bir yüzünde sayılar veya resimler bulunan, çeşitli oyunlar oynamaya yarayan kart, oyun kâğıdı.

Oynama : Oynamak işi.

Her : Önüne geldiği ismin benzerlerini "teker teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı" anlamıyla kapsayacak biçimde genelleştiren söz.

Bir : Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Aynı, benzer. Beraber. Tek. Ancak, yalnız. Sadece. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sayıların ilki. Bu sayı kadar olan. Bir kez. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.

Tur : Başladığı noktada biten, bir veya daha fazla yere önceden belirlenmiş bir programa göre yapılmış olan seyahat. Dolaşma. Bir sonuca ulaşıncaya kadar yapılmış olan iş.

Dışında : -den başka, sayılmazsa.

Kalan : Artan, mütebaki. Kalma işini yapan. Bir çıkarmanın sonucu. Bölme işleminde bölünenden artan sayı.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Yabancı : Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan. Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge. Tanınmayan, bilinmeyen, yad. Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan. Aynı türden, aynı çeşitten olmayan. Başka bir milletten olan, başka devlet uyruğunda olan (kimse), bigâne, ecnebi. Başka bir milletle ilgili olan.

Ülke : Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket. Bir özelliği ön plana çıkarılarak düşünülen bölge. Devlet.

Yurt : Bir şeyin ilk veya çok yetiştirildiği yer, vatan. Memleket. Göçebe Türklerin oturduğu çadır. Diyar. Sahip olunan arazi, emlak. Öğrencilerin kaldığı, barındığı yer. Bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası, vatan. Bakıma ve barınmaya muhtaç bir grup insanın oturduğu, yetiştirildiği veya bakıldığı kurum. Yörüklerin yazın veya kışın oturdukları yer.

İl : Ülke, yurt. Şehrin niteliklerini taşıyan büyük yerleşim yeri. Ülkenin vali yönetimindeki bölümü, vilayet. Eski Türklerde devlet.

Halk : Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri. Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu. Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu. Yaratma. Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali.

Ahali : Bir yerde toplanan kalabalık. Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk, halk.

Oba : Göçebelerin konak yeri. Bu yerde konaklayan göçebe halk veya aile. Genellikle bölmeli göçebe çadırı.

Aşiret : Dil ve kültür yönünden büyük bir türdeşlik gösteren, birçok boydan oluşan, yapısındaki aileler arasında toplum, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan göçebe veya yerleşik nitelikteki topluluk, oymak.

El ağacı : Baston, asa.

El ağzı : Başkalarının ağzı, başkalarının söylediği.

El ağzına bakan, karısını tez boşar : “kişi, özel hayatı ile ilgili ciddi konularda başkasının düşüncesiyle değil kendi düşünceleriyle karar vermelidir” anlamında kullanılan bir söz.

El ağzına bakmak : Başkasının sözüne kapılarak hareket etmek.

El alemin ağzı torba değil ki büzesin : “başkalarının söyleyeceklerine engel olamazsınız” anlamında kullanılan bir söz.

El alıcısı : Elde taşınabilir ve kullanılabilir boy ve ağırlıktaki alıcı. TV. Canlı yayında kullanılan ya da bir mıknatıslı görüntü aygıtına bağlı olarak çalışan, bir alıcı yönetmeninin taşıyıp kullanabileceği boy ve ağırlıktaki televizyon alıcısı.

El alışmak : El tutuşmak, birbirinin elini tutmak.

El altı : Yazı yazılırken kâğıdın altına konan altlık, sümen.

El altındağı : El altındaki, tebaa, maiyyet.

El arabası yürüyüşü : Cephe duruşunda bulunan birinin eşi tarafından ayak bileklerinden kaldırılarak eller üzerinde ileri geri (öne-arkaya) yürütülmesi, sıçratılmasıyla yapılan bir çeşit alıştırma.

Diğer dillerde El anlamı nedir?

İngilizce'de El ne demek? : [el (elevated railroad) ] n. train that runs on elevated tracks

pron. the

pron. he; it; one

Fransızca'da El : main [la]; (oyunda) jeu [le]; autrui

Almanca'da El : n. Fadensilber, Hand, Patsche, Pfötchen, Pfote

Rusça'da El : n. рука (F), ручка (F), кисть (F), партия (F), кон (M), ход (M), племя (N), народ (M), чужак (M), эль (M)

adj. ручной