Elde nedir, Elde ne demek

Elde; bir matematik terimidir.

İngilizce'de Elde ne demek? Elde ingilizcesi nedir?:

carry

Elde hakkında bilgiler

Elde (Almanca söyleyişi: ) Almanya'ın kuzeyinde bulunan bir nehir ve Löcknitz Nehri'in sağ kolu. Toplam uzunluğu 220 km'dir.

Elde ile ilgili Cümleler

  • Eldeki bir kuş çalılıktaki iki kuştan daha iyidir.
  • Bunu elden çıkarmak istediğinden emin misin?
  • Ali polise ne olduğuna dair ilk elden bilgiler verdi.
  • Ali çok iyi sonuçlar elde etti.
  • Biletler Lions Kulübü üyelerinden elde edilebilir.
  • Eldeki bir kuş yukardakinden daha emniyetlidir.
  • Eldeki arkeolojik buluntulara ilişkin veriler ekim ayında netleşecek.
  • Eğer denerseniz siz de başarı elde edebilirsiniz.
  • Tung yağı, Tung ağacının tohumlarından elde edilir.
  • Elde edebileceğinin en iyisi bu.
  • Eldeki serçe damdaki güvercinden iyidir.
  • Eldeki serçe çalılıktaki keklikten iyidir.
  • Eldeki işe konsantre olalım.
  • Bazı kreoller resmi bir statü elde ederler, örn.Malezya'daki gibi.

Elde anlamı, kısaca tanımı:

Elde avuçta : Sahip olunan mal, para vb. her şey.

Elde avuçta kalmamak : Mal ve parasını harcayıp bitirmiş olmak.

Elde bir : Kesinlikle gerçekleşecek şey.

Elde bulunan beyde bulunmaz : "beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur" anlamında kullanılan bir söz.

 

Elde etmek : Bir şeye sahip olmak. bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

Elde kalmak : Geride kalmak.

Elde olmamak : İradesi dışında gerçekleşmek.

Elde tutmak : Sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak.

Eldeci : Zilyet.

Eldeki yara yarasıza duvar deliği : "bir kimsenin acı ve sıkıntısı başkasına dert gibi görünmez" anlamında kullanılan bir söz.

Eldeli : Toplama veya çarpmalarda bir sonraki basamağa aktarılan (sayı).

Elden : Doğrudan. Başkasıyla.

Elden ağza yaşamak : Günlük kazancı ancak gereksinimlerini karşılayacak kadar olmak.

Elden almak : Herhangi bir şeyi biriyle yüz yüze görüşerek almak. bir malı pazara çıkarılmadan sahibinden doğrudan satın almak.

Elden ayaktan düşmek : Yaşlılık sebebiyle veya sağlığı büsbütün bozularak güçsüz, çalışamaz duruma gelmek.

Elden bırakmamak : Bir şeyle sürekli ilgilenmek, elden düşürmemek.

Elden çıkarmak : Yitirmek. bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak.

Elden çıkmak : Malı olmaktan çıkmak, malı satılmak. kaybedilmek.

Elden düşme : İkinci el.

Elden ele : Bir kişiden ötekine.

Elden ele dolaşmak : İyi nitelikleri dolayısıyla çok ilgi görmek, çok beğenilmek.

 

Elden ele geçmek : Çok sahip değiştirmek.

Elden geçirmek : Eksiklik veya bozukluklarını gidermek veya denetlemek için incelemek.

Elden gel : Ver!. kutlamak amacıyla söylenen bir söz.

Elden geldiği kadar : Yapılabildiği, olabildiği kadar.

Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz : "kişi yalnızca kendi kazancına güvenmeli, başkasının yardımını beklememelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Elden gelmemek : Yapamamak, dayanamamak.

Elden gitmek : Bir şeyi yitirmek, o şeyden yoksun kalmak.

Elden kaçırmak : Elde edilebilecek bir şeyden türlü sebeplerle yararlanamamak.

Elden kaçmak : Sahip olamamak. değerlendirememek.

Elden ne gelir : Çaresiz bir durumda yapılacak bir şey olmadığını anlatan bir söz.

Elden vefa zehirden şifa : "zehirden şifa beklenilmeyeceği gibi yabancılardan da yardım ve iyilik beklenmez" anlamında kullanılan bir söz.

Eldesiz : Toplamı ve çarpımı dokuzdan büyük olmayan.

Art elden : Birini oyalayıp ondan gizli olarak.

Bir elden : Aynı kimse tarafından. Bir merkezden.

Birinci elden kaynağa gitmek : Bilimsel çalışmalarda kaynakların aslına, özgününe dayanmak.

Dağda gez belde gez insafı elden bırakma : "eşkıya dahi olsan insafı elden bırakma" anlamında kullanılan bir söz.

Dilden gelen elden gelse her fukara padişah olur : "kişi her söylediğini yapamaz, her dilediğini elde edemez" anlamında kullanılan bir söz.

Ekmek elden su gölden : "kendisi çalışmayıp başkasının kazancıyla geçinme durumu" anlamında kullanılan bir söz.

El elde baş başta : Elde bulunan her şeyin tükendiğini anlatan bir söz.

El elden kalmaz dil dilden kalmaz : "bir kişi başkasına vurursa o da ona vurur, başkasına kötü söz söylerse diğeri de kendisine kötü söz söyler" anlamında kullanılan bir söz.

El elden üstündür : "bir kimse, kendisinden üstün bir başkasının da olabileceğini bilmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

İlk elden : Baştan başlayarak. Dolaysız, aracısız olarak.

İş anlatılıncaya kadar baş elden gider : "kızışmış bir kavgada veya herhangi bir olayda meram anlatmaya fırsat kalmadan olacak olur" anlamında kullanılan bir söz.

Post elden gitmek : Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak. öldürülmek.

Sıfıra sıfır elde var sıfır : "bütün çalışmalar boşa gitti, istenilen sonuç elde edilemedi" anlamında kullanılan bir söz.

Tek elden : Bir kimsenin, bir yerin veya bir merkezin yönetiminde olarak.

Testi kırılsa da kulpu elde kalır : "zarar da etse varlıklı bir kimse büsbütün yoksul kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Tilki tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider : "bir gerçeği anlatıncaya kadar çoğu kez başa gelmedik şey kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Çarpma : Dört işlemden biri, çarpmak işlemi, darp. Çarpmak işi. Kuyu çengeli biçiminde beş kollu büyük olta iğnesi. Alaturka müzikte temel notaların arasına sıkıştırılmış ve usulü bozmayan, tek perdelik küçük fazlalık.

Toplama : Değişik parçaların bir araya getirilmesiyle oluşmuş. Sayıları veya nicelikleri birbirine ekleyip toplamını bulma işlemi, cem. Toplamak işi. Kalın bazlamaya benzer bir çeşit tandır ekmeği. Toplanarak bir araya getirilmiş.

İşlem : Bir amaca ulaşmak için tutulan yol, prosedür. Sayıları karşı karşıya getirip belirli birtakım kurallara uygun olarak birbiri üzerine etkilendirme yöntemi. Nakit veya menkul değerleri kullanarak alım satım, takas, borçlanma vb. piyasa hareketi. Ham veya ara malları ve maddeleri fiziksel, kimyasal değişikliklerle daha uygun, kullanılır duruma getirme, muamele. Bir işi sonuçlandırmak için yapılmış olan iş veya uygulamaların hepsi, muamele, muamelat. Madde üzerinde her türlü değişim yapma işi, muamele.

Rakam : Bu işaretlerle yazılmış sayı. Nicelik, miktar. Sayıları göstermek için kullanılan işaretlerden her biri.

Söyleyiş : Söyleme işi. Bir kelimenin ses, hece, ton ve vurgu bakımından söylenme biçimi, söyleniş, sesletim, telaffuz.

Alman : Cermen soyundan olan halk. Bu halktan olan kimse.

Kuzey : Sağını doğuya, solunu batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, şimal, güney karşıtı. Bulunduğu noktaya göre kuzeyde kalan yer. Yıldız.

Elde aşım : Bir koyunun özellikli bir koçla çiftleştirilinceye kadar, koyun ve koçların ayrı bölmelerde tutulmasına dayanan uygulama.

Elde avuçta : sahip olunan mal, para vb., her şey. İlgili cümle: "“Ailesi de elde avuçta ne var ne yok satarak İstanbul'a göçmek zorunda kalmıştı.”" H. Topuz.

Elde eden : Çeşitli bitkiler üzerinde çalışarak, ortaya yeni bir tür çıkaran kişi.

Elde edilebilme : Bir paylı örnekleme tasarımında belirlenmiş payları dolduran seçicilerin, örnek birimleri seçerken etkisi altında kaldıkları, sonunda yanlılığa yol açan ele geçme kolaylığı.

Elde galmak : Mal satılmamak. Kopup kopup gelmek, neye el uatılsa boşa çıkmak.

Eldeberan : (alfa Tau) Öküz'ün a yıldızı.

Eldecilik : Zilyetlik.

Eldeç : Bulgur, mısır, buğday gibi tahılları dövmekte kullanılan taş ya da ağaçtan yapılmış dibek tokmağı.

Eldeğirmeni : Buğday, mısır gibi tahılların bulgur kıvamında öğütülmesine yarayan ve elle çevrilen değirmen.

Eldek : İhtiyat, tedbir. Bulgur taşının üzerindeki elle tutulan kısım. Aletsiz kalma: Kirmenimi kırıp, beni eldek koydular. Ele geçirilmesi kolay (kadın).

Diğer dillerde Elde anlamı nedir?

İngilizce'de Elde ne demek? : adj. on hand

adv. at hand

Fransızca'da Elde : disponible, en main