Emek nedir, Emek ne demek

"Emek" ile ilgili cümleler

  • "Bir darbe benim bütün o uzun emeklerimi sıfıra indirir." - H. C. Yalçın
  • "Ücret emeğin karşılığıdır." - Anayasa

Yerel Türkçe anlamı:

Ekmek.

Etmek

Çift sabanının ağacı

Ekmek.

Saban kolu.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Belli bir bedel karşılığı üretim sürecinde üretim faktörlerinden biri olarak yer alan beden ve/veya beyin gücü.

Sosyoloji'deki anlamı:

İnsanın bilinçli olarak belli bir amaca ulaşmak üzere giriştiği, hem doğal ve toplumsal çevresini, hem de kendi kendisini değiştiren çalışma süreci.

Emek isminin anlamı, Emek ne demek:

Kız ismi olarak; Uzun, yorucu ve özenli çalışma. Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü. Erkek ismi olarak; Uzun, yorucu ve özenli çalışma. Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.

Bilimsel terim anlamı:

Üretimi geliştiren en önemli etken; yapılana katılan insan gücü.

Yapılan işte para ile ölçümlenen insan emeği

İngilizce'de Emek ne demek? Emek ingilizcesi nedir?:

 

labour, labor, main power, work

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Bursa ili, Osmangazi ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Van kenti, Özalp belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Emek hakkında bilgiler

Emek; mal veya hizmet üretimi sırasında ortaya konan insan kaynağıdır. Üretimi gerçekleştirenlerin fiziksel ve düşünsel katkılarıdır.

Kavram, kol emekçilerinin verdiği hizmetlerin yanı sıra, başka birçok hizmet türünü de kapsar. Zahmet ve çabayla eşanlamlı olmayan emek kavramının fiziksel ve fizyolojik anlamda "yapılmış iş" terimiyle de uzak bir ilişkisi vardır. İnsanların fiziksel enerjilerini üretimde kullanmaları emeği oluşturan başlıca öğedir. Bunun yanı sıra, az veya çok oranda beceri ve kendini yönlendirme de emeğin öğeleri arasında sayılır. Emeğin ayırt edici özelliklerinden biri zamanı kullanmasıdır.

Somuta indirgendiğinde bu özellik, insan yaşamının bir bölümünün emek sürecine ayrıldığı anlamına gelir. Emeğin başka bir özelliği de, oyunun tersine, kendi başına bir amaç değil, insan gereksinimlerini karşılamaya yönelik oluşudur. Emek, yaratılan üründen; çağdaş ekonomik yaşam söz konusu olduğunda da ülke ekonomisinin toplam ürününden belirli bir pay almak için harcanır.

 

Emek ile ilgili Cümleler

  • Ali 20 Ekim 2013'te emekli oldu.
  • Emek olmadan yemek olmaz.
  • Ali şu anda emekli.
  • Bu olayı çözene kadar emekli olmayacağım.
  • Jale emekli bir diplomalı hemşiredir.
  • Ali geçen yıl emekli oldu.
  • Emeklerin boşa gittiği için üzgünüm.
  • Emekli olamayacak kadar çok gençsin.
  • Ali 2013 yılında emekli oldu.
  • Ali sonunda emekli oldu.
  • Emek yoksa yemek de yok.
  • Emeklemeden önce yürümeye çalışma.
  • Emek vermeden yemek olmaz.
  • Emekli maaşımı kaybedebilirim.

Emek anlamı, kısaca tanımı:

Zahmet : Güçlük.

İnsan : Âdemoğlu, âdem evladı. Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse).

Emek çekmek : Bir işte çok çalışarak yorulmak.

Emek harcamak : Çaba göstermek.

Emek olmadan yemek olmaz : "yaşayabilmek, harcayabilmek için çalışıp kazanmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Emek vermek : Bir şeyin meydana gelmesi için özenli bir biçimde ve çok çalışmak.

Emeği geçmek : Bir şeyin ortaya çıkması için çalışmış olmak.

Artık emek : İşçinin, ek süre içinde harcadığı ve sonucunda artık değer yarattığı, karşılığı ödenmeyen emek.

El emeği : Elde yapılmış olan iş. Bu çalışmanın karşılığı.

Göz emeği : Gözü çok yoran ince iş.

Sağdıç emeği : Karşılığı alınmayan, boşa giden emek, çaba.

Emekçi : Geçimini, emeğini sermayeciye satarak sağlayan kimse, proleter. Geçimini yaptığı işlerle sağlayan kimse.

Emekçi sınıfı : Emeğini sermayeciye satarak geçimini sağlayanların oluşturduğu toplum kesimi, proletarya.

Emekçilik : Emekçi olma durumu.

Emekleme : Emeklemek işi.

Emekleme çağı : Bir şeyde henüz olgunluk, deneyim kazanılmamış dönem.

Emekleme dönemi : Emekleme çağı.

Emeklemek : Bir işe yeni başlarken deneyimsizlikten ötürü acemilik geçirmek. Dizler ve eller üzerinde yürümek.

Emekli : Belirli bir süre çalıştıktan sonra kanunlar gereği işi ile ilgisi kesilerek kendisine aylık bağlanmış olan kimse, tekaüt. Emek harcanarak elde edilen, zor, zahmetli.

Emekli aylığı : Emekli olduktan sonra ödenen aylık, emekli maaşı, tekaüt maaşı.

Emekli ikramiyesi : Emekli olma sırasında verilen toplu para, tekaüt ikramiyesi.

Emekli maaşı : Emekli aylığı.

Emekli olmak : Belirli bir süre çalıştıktan sonra kanun ile sağlanan haklardan yararlanarak görevinden ayrılmak, tekaüt olmak.

Emeklilik : Emekli olma durumu, tekaütlük.

Emeklilik çağı : Emekli olma zamanı.

Emekliye ayırmak : Kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak.

Emekliye ayrılmak : Emekli olmak, tekaüde sevk olunmak.

Emekliye sevk etmek : Emekliye ayırmak.

Emeksiz : Emek harcanmadan elde edilen, kolay, zahmetsiz.

Emeksiz evlat : Üvey evlat.

Emektar : Bir görevde uzun süre kalıp o işe emeği geçmiş olan (kimse). Çok kullanılmış, eski.

Emektarlık : Emektar olma durumu.

Bireysel emeklilik : Bireylerin geleceklerini garanti altına almak için bankalar veya çeşitli finans kurumları aracılığıyla yaptıkları tasarruf.

Kol emekçiliği : Kol emekçisi olma durumu.

Kol emekçisi : Sadece beden gücünü kullanarak çalışan kimse.

Malulen emekli : Hastalığı veya sakatlığı dolayısıyla erken emekli edilmiş kimse.

Zorunlu emeklilik : Yasalarda şartları belirlenmiş mecburi emeklilik.

Yapılma : Yapılmış. Yapılmak işi.

Beden : Giysilerde ölçü. Vücudun, baş, kol ve bacak dışında kalan bölümü, gövde. Canlı varlıkların maddi bölümü, vücut. Kale duvarı.

Özen : Bir işin elden geldiğince iyi olmasına çabalama, özenme, itina, ihtimam.

Çalışma : Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün. Çalışmak işi, emek, say. Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması. Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi.

Bilinçli : Kendi etkinliğinin farkında olan, şuurlu. Bilinci olan, şuurlu.

Ulaşmak : Varmak, gelmek. Birbirine katılmak, dökülmek. Elde etmek, erişmek. Yetişmek.

Giriş : Bir bilime hazırlık amacıyla yazılan eser. Bir eserin konusunu tanıtarak kolay kavranmasını sağlayan, ön sözden sonra yer alan bölüm, methal. Bir yapıda içeri geçilen yer, methal, antre. Bir müzik parçasında baştaki bölüm, methal. Girme işi. Bir anlatımda gelişme bölümüne hazırlık yapmayı sağlayan bölüm.

Hizmet : Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma. Görev, iş. Bakım, özen, ihtimam.

Uzun : Ayrıntılı olarak, derinlemesine. İki ucu arasında fazla uzaklık olan, kısa karşıtı. Ayrıntılı. Başlangıcı ile bitimi arasında fazla zaman aralığı olan, çok süren.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Özenli : Özenle çalışan (kimse). Özen gösterilerek yapılmış olan (iş), itinalı.

Emek akışkanlığı : İşçilerin; meslek içi, iş kolları, bölgeler veya ülkeler arasında herhangi bir engelle karşılaşmaksızın hareket edebilmeleri. krş. dikey işgücü akışkanlığı, yatay işgücü akışkanlığı

Emek araçları : Marksist yaklaşıma göre işçinin kendisi ile emeğin konusu arasında iletici olarak yararlandığı bir şey ya da şeyler bileşimi. krş. sermaye malları

Emek artıran teknolojik ilerleme : Emek gücünde fiziksel bir artış olmadığı halde tıpkı emek gücünde bir artış olmuş gibi çıktıda artışa neden olan teknolojik gelişme. Bu durum üretimde emek gücünün sayısını arttırmaksızın çıktı içinde emek payını artırır.

Emek dartınmak : Emek çekmek, zahmet çekmek, yorulmak.

Emek dartmak : Emek çekmek, zahmet çekmek.

Emek değer kuramları : Malların değişim oranlarının, üretim sürecinde o mallara harcanan emek miktarı ile orantılı olduğunu ileri süren kuramlar.

Emek devir oranı : Firmadan veya bir sanayiden, belli bir dönemde, herhangi bir sebeple ayrılmış işçi sayısının, o firmada veya sanayide çalışan ortalama işçi sayısına oranı. İşgücü piyasasında, farklı işgücü grupları (işsiz, işlendirilen, işgücüne dâhil olmayan gibi) arasında yer değiştirenlerin toplam işgücüne oranı.

Emek dışı gelir : Ücret gelirleri dışında ekonomide belli bir dönemde elde edilen faiz, rant, kâr ve transfer gelirleri.

Emek dışı gelir grupları : Ücret gelirleri dışında ekonomide belli bir dönemde elde edilen faiz, rant, kâr ve transfer gelirleri elde eden kişilerden oluşan gruplar.

Emek göçü : Emeğin sermaye ve doğal kaynaklara göre bol ve dolayısıyla ücretlerin daha düşük olduğu ülke veya bölgelerden, kıt olduğu dolayısıyla ücretlerin daha yüksek olduğu ülke veya bölgelere doğru hareketi.

Diğer dillerde Emek anlamı nedir?

İngilizce'de Emek ne demek? : n. labor, labour [Brit.], work, exertion, pain, toil, pains

Fransızca'da Emek : travail [le], façon [la], labeur [le]

Almanca'da Emek : Arbeit, Fleiß

Rusça'da Emek : n. труд (M), работа (F)