Etmek nedir, Etmek ne demek

"Etmek" ile ilgili cümleler

  • "İki iki daha dört eder."
  • "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu." - Ö. Seyfettin
  • "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu." - H. Taner
  • "İyi ettiniz de geldiniz."
  • "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi." - R. H. Karay
  • "Emrah eder düştüm dile / Bülbül figan eder güle" - Erzurumlu Emrah
  • "Çocuk altına etti."
  • "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?" - S. F. Abasıyanık

Yerel Türkçe anlamı:

...yerine kullanmak, ...olarak kullanmak // ahd etmek:

Demek, söylemek, ayıtmak

yemin etmek;

sözleşmek, anlaşmak;

nikâhlamak // alt etmek: mağlup etmek, yenmek // azad etmek: serbest bırakmak, salıvermek // Davam etmek: devam etmek // davet etmek: davet etmek // defn etmek: defnetmek // emanet etmek: emanet etmek // Emr etmek: emretmek // fayda etmek: çare olmak // harp etmek: savaşmak // hekiya etmek: anlatmak, hikâye etmek // içar etmek: içeri koymak, doldurmak // idare etmek: geçinmek // iftira etmek: iftira etmek // ilan etmek

 

Ekmek.

İşlem yapmak, muamele etmek,

Ekmek. bk. ekmek

Diğer sözlük anlamları:

Ekmek.

[Bakınız: ayıtmak]

Etmek tanımı, anlamı:

Edememek : Yapamamak, yapmadan duramamak. yeterli olmamak.

Etme : Etmek işi.

Etme eyleme : Bir davranış karşısında "yapma" anlamında kullanılan bir söz.

Etmediğini bırakmamak : Elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak.

Ettiği yanına kalmak : Yaptığı kötülük karşılıksız kalmak, cezasını görememek.

Ettiğini bulmak : Yaptığı kötü davranışın karşılığını görmek.

Ettiğini yanına bırakmamak : Yapılan kötü davranışa karşılık vermek.

Ettiğiyle kalmak : Yapmak istenilen kötülük amacına ulaşamamak. yapmak istediği kötülüğü başarıya ulaştıramayan kimse, başarısızlığın üzüntüsü ve utancı içinde kalmak.

Abandone etmek : Bunaltmak, sıkıntı içine sokmak. dövüşemeyecek duruma getirmek, sersemletmek.

Abat etmek : Rahata kavuşturmak, gönendirmek. zenginleştirmek. bayındır duruma getirmek.

Abesle iştigal etmek : Yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek.

Ablalık etmek : Abla gibi yakın ve koruyucu davranışlarda bulunmak.

Abluka etmek : Kuşatmak.

Abone etmek : Bir şeyi belli bir süre için almasını sağlamak, sürdürümlemek.

Aborda etmek : Gemi yanlamasına yanaşmak. bir kimseye veya bir şeye sokulmak, yanaşmak, yaslanmak.

 

Absorbe etmek : Soğurmak.

Abullabutluk etmek : Kaba saba davranışlar içinde olmak.

Acele etmek : Telaş etmek, sabırsızlanmak. çabuk davranmak, ivmek.

Acemilik etmek : Deneyimli olmasına karşın acemice davranmak.

Açgözlülük etmek : Bir şeye karşı aşırı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlık etmek.

Açık etmek : Sırrını açığa vurmak, ele vermek.

Açıkgözlülük etmek : Kurnazlık ederek amacına ulaşmaya çalışmak.

Adalete teslim etmek : Sanığı, adalet işleriyle uğraşan kuruluşa götürmek.

Adam etmek : Bir yeri düzene sokmak. eğitmek, yetiştirmek, topluma yararlı duruma getirmek. işe yarar duruma getirmek.

Adapte etmek : Uyarlamak.

Aforoz etmek : Darılıp biriyle konuşmamak, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırmak, toplum dışılamak. Hristiyanlıkta kilise tarafından cemaatten kovmak.

Ağabeylik etmek : Birini ağabey gibi korumak, gözetmek.

Ağırlığınca altın etmek : Çok değerli olmak.

Ağız birliği etmek : Bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşmak.

Ağız etmek : Yaranmak için kibar konuşmaya çalışmak.

Ağzına etmek : Haddini bildirmek.

Ah etmek : Acı ile içini çekmek. ilenmek.

Ah vah etmek : Pişman olmak.

Ahbaplık etmek : Arkadaşlık etmek, arkadaşça konuşmak.

Ahde vefa etmek : Sözünde durmak.

Ahlaksızlık etmek : Ahlaksızca davranmak.

Akıl etmek : Herhangi bir önlem veya çareyi zamanında düşünmek.

Akıllılık etmek : Uyanık davranmak. yerinde ve uygun davranmak.

Akılsızlık etmek : Düşüncesiz ve yersiz davranmak.

Akın etmek : Toplu olarak gitmek, üşüşmek. düşman ülkesine saldırmak, baskın yapmak.

Akıncılık etmek : Düşman ülkesindeki karşı güçleri yıldırmak, tedirgin etmek.

Aklına yelken etmek : Düşüncesizce davranmak veya aklına geleni hemen yapmak.

Akort etmek : Çalgıların seslerini ayarlamak.

Akşamcılık etmek : Akşamcılar içki içmek amacıyla bir araya gelmek.

Aksilik etmek : Güçlük çıkarmak, uyuşmaya yanaşmamak. ters davranmak. inatçılık etmek. huysuzluk etmek.

Alabanda etmek : Dümeni sağa veya sola, sonuna kadar çevirmek.

Alakadar etmek : İlgilendirmek.

Alan talan etmek : Darmadağınık bir duruma getirmek, altüst etmek. yağma etmek, yağmalamak.

Alarga etmek : Açık denize çıkmak, engine açılmak. geri çekilmek, uzaklaşmak.

Alaşağı etmek : Yetkilerini elinden alıp birini yerinden uzaklaştırmak, atmak, kovmak. kötülemek, değersiz göstermek. kapıp yere vurmak.

Alay etmek : Bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğlence konusu yapmak.

Alet etmek : Bir kimseyi hoş olmayan bir işte aracı olarak kullanmak.

Allak bullak etmek : Bir yeri veya bir şeyi dağıtmak. karmakarışık bir duruma getirmek. düzeni bozmak.

Alt etmek : Üstünlük sağlamak, yenmek.

Altı okka etmek : Birini kollarından ve bacaklarından tutup yukarı kaldırarak sallamak veya götürmek.

Altın adını bakır etmek : Kötü işler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak.

Altına etmek : Yatağına veya donuna işemek, salıvermek. çok korkmak.

Altüst etmek : Alt yüzünü üst yüzüne getirmek. yıkmak, harap etmek. çok karışık duruma getirmek, düzenini bozmak. huzursuz etmek, rahatsızlık vermek.

Amcalık etmek : Birine amca gibi yakınlık göstermek.

Ameliyat etmek : Operatör, hastaya kesme ve dikme yoluyla müdahale etmek.

Amorti etmek : Bir girişime yatırılan parayı zamanla kazanç olarak geri getirmek.

Analık etmek : Analık görevini yapmak. ana gibi yakınlık göstermek.

Analiz etmek : Çözümlemek.

Anasından doğduğuna pişman etmek : Çok eziyet etmek, çok üzmek, bezdirmek.

Annelik etmek : Anne gibi ilgi ve yakınlık göstermek. annelik görevini yapmak.

Anons etmek : Bir durumu, bir haberi sözle veya yazıyla halka bildirmek.

Aptallık etmek : Aptalca davranmak veya aptalca iş görmek.

Ar etmek : Utanmak.

Ara buluculuk etmek : Ara bulmada yardımcı olmak.

Aracılık etmek : Bir işin çözümünde araya girerek yardım etmek, tavassut etmek.

Arkadaşlık etmek : Bir süre beraber bulunmak, birlikte gitmek, eşlik etmek, refakat etmek. huyları ve düşünceleri birbirine uymak. bir işte birlikte bulunmak.

Armağan etmek : Bir şeyi birini sevindirmek, mutlu etmek, onurlandırmak, kutlamak için vermek, hediye etmek.

Arsızlık etmek : Açgözlü davranmak. utanmadan, sıkılmadan, yüzsüzce davranmak.

Arz etmek : Sunmak. göstermek. saygı ile bildirmek.

Arzu etmek : Yürekten istemek.

Aşçılık etmek : Yemek pişirmek.

Asilik etmek : Karşı gelmek, başkaldırmak.

Asker etmek : Askere yollamak.

Ateş etmek : Ateşli silahlarla mermi atmak.

Avanaklık etmek : Aptallık etmek, avanak gibi davranmak.

Avara etmek : Gemi yanaştığı kıyıdan veya başka bir gemiden uzaklaşmak.

Avare etmek : Bir kimseyi işinden alıkoymak.

Avcılık etmek : Avlanma ile uğraşmak.

Avdet etmek : Dönmek, geri gelmek.

Ayar etmek : Bir aygıtın çalışmasını düzeltmek, düzenli işler duruma getirmek.

Ayılık etmek : Kaba davranmak.

Ayıp etmek : Yakışıksız bir biçimde davranmak.

Ayırt etmek : Birkaç şeyi birbirinden ayıran niteliği anlamak, tefrik etmek, temyiz etmek.

Aylaklık etmek : Boş durmak, boş oturmak, işsiz güçsüz dolaşmak, çalışmamak.

Azat etmek : Köle ve cariyelerin özgürlüğünü geri vermek. serbest bırakmak, salıvermek.

Azimet etmek : Gitmek, yola çıkmak.

Azizlik etmek : Muziplik etmek.

Babalık etmek : İyilik etmek, büyüklük etmek. baba gibi davranmak.

Badana etmek : Badanalamak, badana yapmak.

Bahane etmek : Herhangi bir şeyi sebep olarak ileri sürmek.

Baş aşağı etmek : Tersine çevirmek.

Baş tacı etmek : Çok sevmek ve saymak, el üstünde tutmak.

Başkanlık etmek : Bir toplantı veya topluluğu, başkan olarak yönetmek.

Battal etmek : Kullanılamaz duruma getirmek, bozmak.

Bayraktarlık etmek : Öncülük etmek, yol göstermek.

Bayram etmek : Çok sevinmek.

Bebeklik etmek : Bebeğe yakışır bir biçimde davranmak.

Becayiş etmek : Değişik yerdeki görevliler, karşılıklı yer değiştirmek.

Bedbaht etmek : Üzmek.

Bedbin etmek : Üzmek, karamsarlığa sokmak, ümitsizliğe düşürmek.

Beddua etmek : İlenmek, intizar etmek.

Bel etmek : İşaret koymak, işaret vermek.

Belli etmek : Açıklamak, iyice görünür ve anlaşılır bir duruma getirmek. sezdirmek, hissettirmek.

Bencillik etmek : Bencil davranmak.

Bent etmek : Kendisine bağlamak.

Beraat etmek : Aklanmak.

Berbat etmek : Bozmak. kötü duruma getirmek.

Berhava etmek : Bitirmek, yok etmek. havaya uçurmak.

Bertaraf etmek : Ortadan kaldırmak, gidermek.

Beş paralık etmek : Zor durumda bırakmak, dile düşürmek, rezil etmek.

Beşiklik etmek : Beşiklik görevini yapmak.

Beter etmek : Daha kötü duruma getirmek.

Beyan etmek : Bildirmek, söylemek, ileri sürmek, anlatmak.

Biat etmek : Birinin egemenliğini tanımak, kabul etmek.

Bina etmek : Yapmak, kurmak, inşa etmek. bir düşünce sistemine göre, kurmak, dayamak, yapmak.

Bir çift lakırtı etmek : Kısa konuşmak.

Bir çuval inciri berbat etmek : Düzelmekte olan bir durumu yersiz, yanlış davranışlarla bozmak.

Bir paralık etmek : Çok utanacak, işe yaramaz bir duruma düşürmek.

Bizar etmek : Tedirgin etmek, usandırmak.

Bloke etmek : Futbolda kaleci topu yakalamak. kullanılmasını önlemek amacıyla el koymak. kapatmak, durdurmak. ödeme yapabilmek için banka tarafından müşteri hesabında belirli bir tutarı güvence altına almak. ödenmeyen borç yüzünden veya şifreyi yanlış girmeden dolayı banka kredi kartının kullanılmasını engellemek. savaş durumundaki bir ülkenin dış ülkelerle ilişkisini engellemek.

Boca etmek : Geminin başını rüzgâr almayan tarafa çevirmek. birden çevirip boşaltmak, dökmek.

Boğazına dikkat etmek : Yiyeceğine, içeceğine özen göstermek.

Bok etmek : Bir işi, bir şeyi bozmak, berbat etmek.

Bokuyla kavga etmek : Çok sinirli ve geçimsiz olmak, her şeye öfkelenir olmak.

Bombardıman etmek : Bir kimseyi ağır sözlerle paylamak. etkili bir biçimde ve sık olarak gündeme getirmek, duyurmak. top ateşi veya bomba ile bir yere saldırmak.

Borç etmek : Borçlanmak.

Borç harç etmek : Sürekli borç almak.

Borda etmek : Yandan yanaşmak.

Boşboğazlık etmek : Gereksiz, yersiz, düşüncesiz konuşmak.

Boykot etmek : Bir işi, bir davranışı yapmama kararı almak.

Boyna etmek : Sandalı kıçtan tek kürekle yürütmek.

Bozum etmek : Utandırmak, mahcup etmek.

Budalalık etmek : Akılsızca davranmak.

Bühtan etmek : Kara çalmak, iftira etmek.

Büyük laf etmek : Büyük söylemek.

Büyük yemin etmek : Bir şeyi yapmamak konusunda en kutsal şeyler üzerine ant içmek.

Buyur etmek : Sofraya çağırmak. buyurun diyerek konuğu saygı ile içeri almak.

Cadılık etmek : Huysuzluk etmek, cadı gibi davranmak.

Cahillik etmek : Bilgisizliğini göstermek. gençlik, toyluk, deneyimsizlik yüzünden kusur işlemek.

Çalyaka etmek : Yakasına yapışıp sıkıca tutmak.

Camadanı fora etmek : Bağları koyuverip kısılmış yelkeni açmak.

Çan çan etmek : Yüksek sesle sürekli gevezelik etmek.

Car etmek : Nara atmak, haykırmak. ilan etmek.

Cariyelik etmek : Cariye gibi hizmet etmek.

Çark etmek : Bir doğrultuda giden kimse, şey sağa veya sola doğru yön değiştirmek. geri dönmek. savunduğu düşünceden vazgeçmek.

Çarkına etmek : Birine büyük kötülük yapmak veya işini bozarak zarar vermek.

Cart curt etmek : Göz korkutmak veya övünmek amacıyla abartılı konuşmak.

Casusluk etmek : Casus olarak çalışmak.

Çat etmek : "çat" diye ses çıkarmak.

Çatır çatır etmek : Çatır çatır ses çıkarmak.

Cebellezi etmek : Çalmak.

Cefa etmek : Zulmetmek.

Çekişe çekişe pazarlık etmek : Bir malı ucuz almak için titizce pazarlık etmek.

Celseyi tatil etmek : Oturuma ara vermek.

Cenk etmek : Savaşmak, mücadele etmek.

Cereyan etmek : Geçmek, olmak, yapılmak.

Cerh etmek : Yaralamak. çürütmek.

Cesaret etmek : Korkulması gereken bir işe korkmadan girişmek, göze almak.

Çıfıtlık etmek : Hile yapmak, düzenbazlık etmek.

Çiftçilik etmek : Tarımla uğraşmak, rençperlik yapmak.

Ciğerleri bayram etmek : Her zamankinden daha iyi cins sigara içmek. temiz havaya çıkmak.

Çiğlik etmek : Ters veya yersiz bir davranışta bulunmak.

Çıkın etmek : Çıkınlamak.

Cılk etmek : Bozmak, çürütmek.

Cimrilik etmek : Esirgemek. cimrice davranmak, pintileşmek.

Çıraklık etmek : Çırak olarak çalışmak.

Çirkeflik etmek : Çirkefe yaraşır biçimde davranmak.

Ciro etmek : Bir ticaret senedinin veya çekin arkasına gereken yazıyı yazmak.

Çıt etmek : "çıt" sesi çıkarmak.

Çıtır çıtır etmek : Çıtırdamak.

Cıyak cıyak etmek : İnce, acı ve yüksek sesle durmadan bağırmak.

Çıyanlık etmek : Hainlik etmek.

Cız etmek : "cız" diye ses çıkarmak.

Çobanlık etmek : Çoban olarak çalışmak, hayvan gütmek.

Çocukluk etmek : Çocukça davranışlarda bulunmak. gereği gibi düşünmeden deneyimsizce, sorumsuzca davranmak.

Çorba etmek : Karıştırmak.

Cüda etmek : Ayırmak.

Cüret etmek : Ataklık etmek, yüreklilikle davranmak. saygı sınırlarını aşarak davranmak.

Dadılık etmek : Üzerine sorumluluk almak, göz kulak olmak, sahip çıkmak, sahiplenmek. çocuk bakıcılığı ile uğraşmak.

Daim etmek : Sürekli kılmak.

Daktilo etmek : Yazı makinesiyle yazmak.

Dalkavukluk etmek : Gereksiz biçimde övmek.

Dans etmek : Tutarlı davranmamak. müzik temposuna uyarak estetik değer taşıyan vücut hareketleri yapmak.

Darmadağın etmek : Dağıtmak, karıştırmak. dayak atıp iyice dövmek.

Darmaduman etmek : Karmakarışık bir duruma getirmek.

Dava etmek : Hukuksal korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurmak.

Davet etmek : Birinin bir şeye uymasını istemek. yol açmak. çağırmak.

Davete icabet etmek : Çağrılı olduğu yere gitmek.

Dedikodu etmek : Birini çekiştirmek.

Defigam etmek : Üzüntüyü, sıkıntıyı atmak.

Defihacet etmek : Küçük veya büyük abdest bozmak.

Değiş etmek : Bir şey verip yerine başka bir şey almak.

Dejenere etmek : Yozlaştırmak. soysuzlaştırmak.

Delalet etmek : Yol göstermek. göstermek, anlatmak.

Deli etmek : Sağlıklı düşünemeyecek duruma getirmek. çılgına çevirmek. sinirlendirmek.

Delik deşik etmek : Bir canlının vücudunda bir araçla birçok yara, kesik açmak. bir şeyin her yanında delikler açmak.

Delişmenlik etmek : Delişmence davranmak.

Densizlik etmek : Yakışıksız ve saygısızca davranmak.

Depo etmek : Yığmak, biriktirmek.

Derdest etmek : Yakalamak.

Derhatır etmek : Hatırlamak.

Derk etmek : Anlamak, kavramak.

Derkenar etmek : Bir kitabın sayfalarının veya yazının kenarına not düşmek.

Dermeyan etmek : Bir düşünce ileri sürmek, ortaya koymak.

Derpiş etmek : Öngörmek, göz önünde tutmak, aklından geçirmek.

Dersbaşı etmek : Tatil sonrası öğrenciler yeni öğretime başlamak.

Dert etmek : Bir sorunu veya durumu üzüntü konusu yapmak.

Deruhte etmek : Üstlenmek.

Deşifre etmek : Kimliğini anlamak, kimliğini açığa çıkarmak. bir şifreyi veya güç bir yazıyı çözmek, okuyup anlamak.

Despotluk etmek : Despotça davranmak.

Devam etmek : Sürekli, düzenli gitmek. sürdürmek. başlanmış bir iş sürmek.

Deve kuşuluk etmek : Deve kuşu gibi başını kuma sokup gerçeklerden uzak duracağını sanmak.

Dezenfekte etmek : Mikroplardan temizlemek, mikropsuzlaştırmak.

Didik didik etmek : Didiklemek.

Dikiz etmek : Gözetlemek.

Dikkat etmek : Özen göstermek. gözüne çarpmak veya ilgisini çekmek. duygularla düşünceyi bir şey üzerinde toplamak, uyanık davranmak.

Dikkatsizlik etmek : Dalgınlık etmek.

Diktatörlük etmek : Diktatörce davranmak, zorbalık etmek.

Dikte etmek : Yazdırmak için söylemek. birine isteklerini zorla kabul ettirmek.

Dil dalaşı etmek : Tartışmak.

Dilencilik etmek : Dilenmek.

Dilim dilim etmek : Dilimlemek.

Diline pelesenk etmek : Diline dolamak.

Diline virt etmek : Diline dolamak.

Diriğ etmek : Esirgemek.

Diskalifiye etmek : Yarış dışı bırakmak.

Doğduğuna pişman etmek : Anasından doğduğuna pişman etmek.

Domuzluk etmek : Hainlik etmek, haince davranmak.

Donuna etmek : Çok korkmak. küçük veya büyük abdestini donuna etmek.

Dostluk etmek : Yakınlık kurmak, dost gibi candan davranmak.

Dramatize etmek : Bir olayı olduğundan daha acıklı, abartılı bir biçimde ortaya koymak. bir edebî eseri radyo, televizyon veya sahne oyunu biçimine getirmek.

Dua etmek : Tanrı'ya yalvarmak.

Duble etmek : Astar geçirmek.

Düğün bayram etmek : Çok sevinmek, neşelenmek.

Duman altı etmek : Bulunulan yerin havasını esrar, sigara vb. dumanıyla doldurmak.

Duman etmek : Yenmek, başarı sağlamak. dağıtmak, bozmak, yok etmek.

Dünya kelamı etmek : Konuşulmaması gereken yerde konuşmak. konuşmak.

Dünyayı haram etmek : Bir yeri yaşanılmaz duruma getirmek.

Dünyayı zindan etmek : Bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak.

Düşüncesizlik etmek : Düşüncesizce davranmak.

Ebediyete intikal etmek : Ölmek.

Eda etmek : Dinî buyrukları yerine getirmek. borcunu ödemek.

Edep etmek : Utanmak, sıkılmak.

Efelik etmek : Kabadayılık etmek.

Efil efil etmek : Rüzgârda dalgalanmak.

Ekmeğinden etmek : İşinden çıkarmak, işinden atmak.

El birliği etmek : Birlikte davranmak, dayanışmak.

El etmek : Bir kimseyi el işaretiyle çağırmak. uzaktan el sallamak.

Elçilik etmek : İki taraf arasında uzlaştırma görevini yapmak. elçilik görevinde bulunmak.

Elde etmek : Bir şeye sahip olmak. bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

Elini belli etmek : Kâğıt, okey vb. oyunlarda elindeki kâğıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak.

Emekliye sevk etmek : Emekliye ayırmak.

Emeline alet etmek : Birini veya bir şeyi kendi istekleri doğrultusunda kullanmak.

Emniyet etmek : Güvenmek.

Enayilik etmek : Enayi gibi davranmak.

Endişe etmek : Tasalanmak, kaygılanmak.

Enjekte etmek : İç itmek.

Erketecilik etmek : Gözetlemek.

Esef etmek : Üzülmek.

Eşeklik etmek : Anlayışsızlık etmek, kaba davranmak.

Esir etmek : Tutsak durumuna getirmek. alıkoymak, meşgul etmek.

Eski hayratı da berbat etmek : Bir işi daha iyi bir duruma sokmaya çalışırken büsbütün bozmak.

Eşkıyalık etmek : Eşkıyaya yaraşır biçimde davranmak.

Eşlik etmek : Bir solist, bir çalgı veya orkestra ile birlikte müzik icra etmek, refakat etmek. beraberinde bulunmak. beraberinde gitmek, arkadaşlık etmek, refakat etmek.

Estek köstek etmek : Oyalamak, yersiz bahaneler bulmak, işten kaçınmak.

Etki etmek : Etkilemek.

Etüt etmek : İncelemek, araştırmak.

Ezber etmek : Ezberleyerek akılda tutmak.

Eziyet etmek : Zahmet ve sıkıntı vermek, canını yakmak.

Faça etmek : Serenleri başa veya geriye doğru çevirerek yelkenleri sarmak.

Façuna etmek : Sürtünme veya hava olaylarından korumak amacıyla halatı ince iple sarmak.

Fark etmek : Anlamak, sezmek. görmek, seçmek. ayırt etmek. değişmek, başkalaşmak.

Fart furt etmek : Anlamsız, boş sözlerle böbürlenmek, farta furta etmek.

Farta furta etmek : Fart furt etmek.

Farz etmek : Varsaymak.

Fatura etmek : Faturalamak.

Fayrap etmek : Ocağın ateşini harlandırmak. açmak, çıkarmak. herhangi bir işi veya şeyi hızlandırmak.

Fazlalık etmek : Birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak.

Feda etmek : Kıymak, gözden çıkarmak.

Felç etmek : İşlemez duruma getirmek, aksatmak.

Fena etmek : Kötü bir duruma düşürmek. kötü davranmak.

Fenalık etmek : Kötülük etmek, kötülükte bulunmak.

Feryat etmek : Yüksek sesle haykırmak. büyük bir yokluk, zarar ve sıkıntı içinde bulunmak.

Feveran etmek : Birdenbire öfkelenmek, köpürmek, parlamak.

Fevt etmek : Yitirmek, elden kaçırmak.

Figan etmek : Bağırarak ağlamak, inlemek.

Firar etmek : Kaçmak.

Fırsattan istifade etmek : Ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak.

Fiskos etmek : Başkalarının bulunduğu yerde birkaç kişi gizlice, alçak sesle konuşmak.

Fıtık etmek : Sıkıntı vermek, üzmek.

Flört etmek : Karşı cinsten biriyle duygusal ilişki kurmak, çıkmak.

Fonda etmek : Demir atmak.

Fora etmek : Açmak, çıplak duruma getirmek. açmak, çözmek. çıkarmak. bıçak, tabanca vb.ni çekip çıkarmak.

Foyasını belli etmek : Göz boyacılığı, suçu, kötü niteliği veya gizli niyeti ortaya çıkmak.

Gacır gucur etmek : Gacır gucur ses çıkarmak.

Gaddarlık etmek : Gaddarca, insafsızca davranmak, kıyıcılık etmek.

Gafillik etmek : Çevresindeki gerçekleri görmemek, sezmemek.

Gaflet etmek : Gaflette bulunmak.

Galeyan etmek : Coşmak. kaynamak.

Garanti etmek : Bir işin gerçekleşmesi için gerekli önlemleri almak. bir şeyle ilgili olarak güvence vermek.

Garç gurç etmek : "garç gurç" diye ses çıkarmak.

Gark etmek : Birine bir şeyi bol bol vermek. batırmak, boğmak.

Gaseyan etmek : Kusmak.

Gaybubet etmek : Göz önünde bulunmamak.

Gayret etmek : Emekle çalışmak, çabalamak, uğraşmak.

Gelberi etmek : Aşırmak, çalmak, kendine mal etmek.

Gelin etmek : Kızı evlendirmek.

Gelinlik etmek : Aile büyüklerinin yanında susmak. gelin, kendisinden beklenilen hizmeti yapmak.

Gevezelik etmek : Saçma sapan konuşmak, zevzeklik etmek. yârenlik etmek.

Gıcık etmek : Sinirlendirmek, öfkelendirmek, kızdırmak.

Gıcır gıcır etmek : "gıcırtı" sesi çıkarmak. tertemiz duruma getirmek.

Gıpta etmek : İmrenmek.

Gıybet etmek : Dedikodu etmek.

Göç etmek : Ölmek. oturduğu yerden başka bir yere gidip yerleşmek, göçmek.

Gölge etmek : Gereksiz yere rahatsız etmek. ışığa engel olmak. engel olmak.

Gönlünü etmek : Birini razı ve hoşnut etmek.

Gönlünü hoş etmek : Birinin dileğini yerine getirerek onu sevindirmek.

Gönül birliği etmek : Duygusal anlamda tam bir uyum içinde olmak.

Göz ardı etmek : Gereken önemi vermemek.

Göz etmek : Gözle işaret etmek.

Gözaydın etmek : Güzel bir olay için kutlamak, iyi dileklerde bulunmak.

Gözcülük etmek : Kollamak, sağı solu kolaçan etmek.

Gözleri fıldır fıldır etmek : Şeytanca ve çapkınca bakmak.

Güm güm etmek : Derinden yankılı ses olmak, ses çıkmak.

Gününü gün etmek : Hiçbir şeyi dert edinmeyip gününü hoş geçirmek.

Güreş etmek : Güreşmek.

Gurk etmek : Tavuk kuluçkaya yatmak isterken veya yavrularını çağırırken "gurk gurk" diye ses çıkarmak.

Gurup etmek : Güneş, batmak.

Haberdar etmek : Haber vermek, bildirmek.

Hacamat etmek : Hacamat yoluyla kan almak. hafifçe yaralamak.

Hacıağalık etmek : Gereksiz yere, gösteriş için bol para harcamak.

Hadım etmek : Köreltmek, önemini azaltmak. kısırlaştırmak.

Hafiflik etmek : Yakışıksız bir davranışta bulunmak veya söz söylemek.

Hainlik etmek : Birine haince davranmak, kötülük etmek.

Hak etmek : Bir başarı dolayısıyla ödüllendirilmek. bir emek karşılığı hakkı olan şeyi elde etmek, hak kazanmak. layık olduğu kötü karşılığı almak.

Hakaret etmek : Bir şeyi veya bir kimseyi aşağılık ve değersiz gösterecek biçimde davranmak.

Hakkını helal etmek : Hakkını, emeğini bağışlamak.

Haksızlık etmek : Adalete aykırı davranmak, gadretmek.

Haleldar etmek : Bozmak, sarsmak.

Halk etmek : Yaratmak.

Halt etmek : Uygunsuz bir söz söylemek, uygunsuz davranmak, uygunsuz bir iş yapmak.

Hamallığını etmek : Bir işin önemsiz fakat ağır ve yorucu yükünü taşımak.

Hamle etmek : Önemli bir işe girişmek, bir işte başarı sağlamak için çaba harcamak. atılmak, saldırmak.

Hap etmek : Yemek, yutmak.

Haram etmek : Bir kimseye bir şeyden umduğu yarar ve rahatı tattırmamak.

Harap etmek : Harap duruma getirmek.

Hareket etmek : Davranmak. yola gitmek, yola çıkmak. devinmek. vücudu oynatmak, kıpırdatmak veya kımıldamak, devinmek.

Harman etmek : Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir birleşim oluşturmak.

Hart hurt etmek : Korkutmak amacıyla sert ve yüksek sesle konuşmak.

Haşat etmek : Birini dövmek, perişan etmek, aşırı ölçüde hırpalamak. bozmak, kullanılmaz duruma getirmek.

Haset etmek : Kıskanmak.

Hasıl etmek : Ortaya çıkarmak.

Hasislik etmek : Cimrice davranmak.

Hasta etmek : Hasta olmasına yol açmak. bezdirmek, bıktırmak, usandırmak.

Hata etmek : Yanlışlık yapmak, yanılgıya düşmek.

Hatırını hoş etmek : Sevindirmek, memnun etmek.

Havale etmek : Yollamak, göndermek. bir şeyin alınmasını, yapılmasını bir kimseye bırakmak, ısmarlamak, devretmek.

Havasını teneffüs etmek : Ortamı yaşamak. içinde hissetmek.

Hayal etmek : Bir şeyi zihinde tasarlayıp canlandırmak, hayallemek.

Hayatı cehennem etmek : Büyük üzüntü ve sıkıntı vermek.

Haydutluk etmek : Haydut gibi davranmak.

Hayır dua etmek : İyi dileklerde bulunmak.

Haylazlık etmek : Haylazca davranışlarda bulunmak.

Hayran etmek : Hayranlık duygusu uyandırmak, çok beğenilmek.

Hayret etmek : Şaşmak, şaşırmak, şaşakalmak.

Haytalık etmek : Serserice davranışlarda bulunmak.

Hayvanlık etmek : Hayvanca davranmak.

Hazır etmek : Hemen kullanabilecek duruma getirmek.

Heba etmek : Boşuna harcamak, ziyan etmek.

Heder etmek : Boşuna harcamak, ziyan etmek.

Hediye etmek : Armağan etmek.

Helak etmek : Öldürmek, ortadan kaldırmak. aşırı derecede yormak, bitkin duruma getirmek.

Helal etmek : Üzerinde hiçbir hak iddia etmeksizin bağışlamak.

Hercümerç etmek : Altüst etmek, karıştırmak.

Herk etmek : Tarlayı sürüp dinlenmeye bırakmak.

Hesap etmek : Bir işin kazancıyla giderini karşılaştırarak bir sonuca varmak. düşünmek, tasarlamak.

Hesap etmek kitap etmek : Bütün ayrıntılarıyla düşünmek.

Hesaplı hareket etmek : Ölçülü davranmak.

Heves etmek : Bir şeye karşı istek duymak, eğilimli olmak.

Hezeyan etmek : Saçmalamak.

Hibe etmek : Bağışlamak.

Hicret etmek : Göç etmek.

Hiddet etmek : Öfkelenmek, kızmak.

Hık mık etmek : Bir işten kaçınmak için bahaneler ileri sürmeye çalışmak. sorulan bir soruya açık bir anlamı olmayan, belirsiz cevaplar vermek.

Himaye etmek : Korumak, kayırmak, gözetmek.

Himmet etmek : Yardım etmek, emek vermek.

Hınzırlık etmek : Zarar verici, sinirlendirici, ters davranışta bulunmak.

Hırçınlık etmek : Huysuzluk, terslik etmek.

Hırsızlık etmek : Başkalarının parasını veya malını çalmak.

Hitap etmek : Seslenmek, ... -e karşı söylemek, söz yöneltmek.

Hıyarlık etmek : Hıyarlaşmak.

Hizmet etmek : Birinin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak. iş görmek, çalışmak.

Hocalık etmek : Akıl öğretmek, öğüt vermek. öğretmenlik yapmak.

Hödüklük etmek : Görgüsüzce ve kaba davranmak.

Hoppalık etmek : Hoppaca davranışlarda bulunmak.

Hoşbeş etmek : Sohbet etmek.

Hoşnut etmek : Memnun etmek.

Hovardalık etmek : Çapkınca davranmak, çapkınlık etmek. zevki için bol para harcamak.

Hoyratlık etmek : Hoyratça davranmak.

Hücum etmek : Saldırmak.

Hudut dışı etmek : Sınır dışı etmek, ülkeden dışarı çıkarmak.

Hükmünü icra etmek : Gerekeni yerine getirmek.

Hülasa etmek : Özetlemek.

Hulul etmek : Girmek, dâhil olmak.

Hurdahaş etmek : Kırıp dökmek, parçalamak.

Hürmet etmek : Saymak, saygı göstermek.

Hürya etmek : Bir yerden çıkmak veya bir yere girmek için hep birden atılmak.

Hüsnüzan etmek : İyi niyet beslemek.

Huysuzluk etmek : Huysuzca davranışlarda bulunma.

İade etmek : Yansıtmak. geri vermek, geri çevirmek. karşılık olarak yapmak.

İaşe etmek : Yedirip içirmek, beslemek.

İbadet etmek : Bir dinin buyruklarını yerine getirmek.

İbate etmek : Barındırmak.

İblağ etmek : Bir şeyin miktarını tamamlamak. ulaştırmak, eriştirmek.

İbnelik etmek : Kazık atmak, aldatmak.

İbra etmek : Aklamak.

İbraz etmek : Ortaya koymak, göstermek, meydana çıkarmak.

İbzal etmek : Esirgemeden bol bol vermek, yapmak veya söylemek.

İç etmek : Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeyerek kendine mal etmek.

İcabet etmek : Çağrı üzerine gitmek, katılmak. bir buyruğa, bir isteğe uygun olarak davranmak.

İcap etmek : Gerekmek.

İcat etmek : Bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek. ilk kez yeni bir şey yaratmak.

İcbar etmek : Birine istemediği bir işi zorla yaptırmak, zorlamak, zorunda bırakmak.

İçi cız etmek : Ansızın içi sızlamak.

İçi hop etmek : Birdenbire heyecanlanmak.

İçi rahat etmek : Kaygı duyulacak bir konu bulunmadığını öğrenerek ferahlamak.

İçi vık vık etmek : Sabırsızca, tedirgin davranmak.

İçine etmek : Bozup berbat etmek.

İcmal etmek : Özetlemek.

İcra etmek : Yorumlamak. yapmak.

İçtima etmek : Toplanmak.

İçtinap etmek : Sakınmak, çekinmek, kaçınmak.

İdam etmek : Verilen ölüm cezası hükmünü yerine getirmek.

İdare etmek : Tutumlu kullanmak. yönetmek, çekip çevirmek. göz yummak, hoş görmek. yetmek, yetişmek. örtbas etmek. alışverişte yeterli olmak, kurtarmak.

İdareimaslahat etmek : İşi oluruna bırakmak. bir işi günün şartlarına göre yapmak.

İddia etmek : Sözünde direnmek, bir iddia ileri sürmek.

İdrak etmek : Akıl erdirmek, anlamak, kavramak. erişmek, ulaşmak. algılamak.

İfa etmek : Yapmak, yerine getirmek. ödemek.

İfade etmek : Anlatmak.

İfham etmek : Bildirmek, anlatmak.

İflas etmek : Bir kimse veya kuruluş için mahkeme kararıyla anaparasını yitirdiği açıklanmak, batmak. düşünce, iddia, tez, kimse vb. değeri düşmek.

İfna etmek : Yok etmek. tüketmek.

İfraz etmek : Salgılamak. bir araziyi bölmek, parsellere ayırmak.

İfrit etmek : Çok kızmasına yol açmak, öfkelendirmek.

İfşa etmek : Gizli bir şeyi ortaya dökmek, açığa vurmak, yaymak, ilan etmek, afişe etmek, reklam etmek.

İftar etmek : Oruç bozmak.

İftihar etmek : Kıvanç duymak, övünmek.

İftira etmek : Bir suçu birinin üzerine atmak, kara çalmak, kara sürmek.

İğdiş etmek : Hayvanlarda erkeklik bezlerini çıkarmak veya körletmek, burmak, enemek.

İğfal etmek : Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak. ırzına geçmek, tecavüz etmek.

İhale etmek : Bir işi en uygun görülene bırakmak.

İhanet etmek : Hainlik, kötülük etmek. karı, koca birbirini aldatmak.

İhata etmek : Çevirmek, çevrelemek, kuşatmak, sarmak. kavramak, anlamak.

İhbar etmek : Bir suçu veya suçluyu yetkili makama gizlice bildirmek. bildirmek, haber vermek.

İhdas etmek : Bir şeyin olmasına, ortaya çıkmasına sebep olmak. kurmak. ortaya çıkarmak, meydana getirmek.

İhlal etmek : Kurala aykırı davranmak. bozmak, zarara uğratmak.

İhmal etmek : Savsamak, savsaklamak, boşlamak. birine gereken ilgiyi göstermemek.

İhraç etmek : Yurt dışına mal veya hizmet satmak. çıkarmak, dışarı atmak.

İhraz etmek : Kazanmak, elde etmek, erişmek.

İhsan etmek : Bağışta bulunmak, bağışlamak.

İhsas etmek : Sezdirmek, ima etmek.

İhtar etmek : Hatırlatmak, uyarmak, dikkatini çekmek.

İhtilaç etmek : Çırpınmak.

İhtilat etmek : Hastalık başka bir hastalığa dönmek.

İhtimam etmek : Özen göstermek, dikkatle davranmak.

İhtiva etmek : İçine almak, içinde bulundurmak, içermek, kapsamak.

İhtiyar etmek : Yaşlandırmak, kocaltmak. seçmek, ortaya koymak.

İhtiyatsızlık etmek : Önlem almadan davranmak.

İhtizaz etmek : Titreşmek.

İhya etmek : Canlandırmak. mutluluğa kavuşturmak. bayındır bir duruma getirmek.

İkame etmek : Ayakta durdurmak. yerine koymak. ortaya koymak.

İkamet etmek : Bir yerde oturmak, eğleşmek.

İkaz etmek : Uyarmak, dikkat çekmek.

İki çift laf etmek : Birkaç söz söylemek. bir araya gelerek sohbet etmek.

İki lakırtı etmek : İki çift laf etmek.

İki paralık etmek : Değerini düşürmek.

İki satır laf etmek : Dostça biraz söyleşmek.

İkmal etmek : Bitirmek, tamamlamak.

İkna etmek : İnandırmak, kandırmak.

İkrah etmek : Tiksinmek, iğrenmek.

İkram etmek : Konuğu bir şeyle ağırlamak, konuğa bir şey sunmak. fiyatta indirim yapmak.

İkrar etmek : Açıkça söylemek, kabul etmek.

İkraz etmek : Ödünç vermek.

İktibas etmek : Alıntılamak. ödünç almak.

İktifa etmek : Yetinmek.

İktiran etmek : Ulaşmak, erişmek.

İktisap etmek : Kazanmak, edinmek.

İktisat etmek : Para artırmak, tutumlu davranmak, tasarruf etmek.

İktiza etmek : Gerekmek.

İlam etmek : Bildirmek.

İlan etmek : Bir durumu yaymak. bir durumu yayım yoluyla duyurmak. açıkça bildirmek.

İlanıaşk etmek : Bir erkek bir kadına veya bir kadın bir erkeğe kendisini sevdiğini söylemek.

İlave etmek : Eklemek, ulamak.

İlca etmek : Zorlamak, zorunda bırakmak.

İlga etmek : Bir şeyin varlığını ortadan kaldırmak.

Ilgar etmek : Ilgarlamak.

İlhak etmek : Egemenliği altına almak. katmak, bağlamak.

İlham etmek : İçe doğmasına sebep olmak, esindirmek.

İlkah etmek : Döllemek. aşılamak.

İllet etmek : Sakatlamak. sinirlendirmek, kızdırmak.

İltica etmek : Sığınmak.

İltifat etmek : Beğenmek, rağbet etmek. ilgilenmek, saygı göstermek.

İltihak etmek : Katılmak.

İltimas etmek : Kayırmak, korumak.

İltizam etmek : Keseneğe almak.

İlzam etmek : Susturmak.

İma etmek : Dolaylı anlatmak, anıştırmak, ihsas etmek.

İmal etmek : Ham maddeyi işleyerek bir mal üretmek.

İmale etmek : Eğmek, çevirmek.

İman etmek : Güçlü bir inanç duymak. Tanrı'ya inanmak.

İmar etmek : Bayındır durumuna getirmek, bayındırlaştırmak, geliştirmek.

İmdat etmek : Tehlikede olan birine yardım etmek.

İmha etmek : Ortadan kaldırmak, yok etmek.

İmla etmek : Birine söyleyip yazdırmak. doldurmak.

İmsak etmek : Bir şeyden el çekerek nefsine hâkim olmak.

İmtihan etmek : Denemek, sınamak. bilgi derecesini ölçmek.

İmtina etmek : Bir şeyi yapmaktan kaçınmak, çekinmek.

İmtisal etmek : Uymak, benzemeye çalışmak.

İmtizaç etmek : Bağdaşmak, uyuşmak.

İmza etmek : İmzalamak.

İnat etmek : Direnmek, diretmek, ayak diremek.

İnayet etmek : İyilik ve yardım etmek, kayırmak, lütfetmek.

İndifa etmek : Yanardağ, püskürmek.

İnfaz etmek : Yargı kararını yerine getirmek, uygulamak.

İnfilak etmek : Patlamak. şiddetle ortaya çıkmak.

İnfisah etmek : Dağılmak. kokuşmak. bozulmak. yürürlükten çıkmak.

İnha etmek : Atamak için öneride bulunmak.

İnhilal etmek : Açılmak. dağılmak. ayrışmak.

İnhiraf etmek : Sapmak.

İnhisar etmek : Verilmek, tanınmak. yalnız ... üzerine olmak, yalnız ... için olmak, -den dışarı çıkmamak, bir şeyle sınırlanmak.

İnhitat etmek : Çökmek, gerilemek.

İnkılap etmek : Bir durumdan başka bir duruma dönüşmek.

İnkişaf etmek : Gelişmek.

İnkisar etmek : İlenmek.

İnkıyat etmek : Boyun eğmek.

İnşa etmek : Kurmak, yapmak.

İnsaf etmek : Acımak, hakkını tanımak.

İnsanlık etmek : İnsana yaraşır biçimde davranmak.

İnşat etmek : Bir şiiri, bir edebiyat eserini yüksek sesle okumak.

İntaç etmek : Sonuçlandırmak, bitirmek.

İntibak etmek : Uymak, alışmak.

İntihap etmek : Seçmek.

İntihar etmek : Kendini öldürmek.

İntikal etmek : Yer değiştirmek. anlamak, kavramak. miras olarak babadan çocuğa kalmak.

İntisap etmek : Bağlanmak. kapılanmak. girmek.

İntişar etmek : Yayımlanmak. yayılmak, dağılmak.

İntizar etmek : Beklemek, gözlemek. ilenmek, beddua etmek.

İnzimam etmek : Katılmak, eklenmek, ulanmak.

İpka etmek : Yerinde bırakmak, kaldırmamak, değiştirmemek.

İpotek etmek : Tutuya koymak.

İptal etmek : Hükümsüz bırakmak, çürütmek. kullanıştan kaldırmak. bozmak.

İrat etmek : Söylemek.

İrca etmek : Eski biçime sokmak, çevirmek, döndürmek. indirgemek.

İrşat etmek : Doğru yolu göstermek, uyarmak.

İrtihal etmek : Ölmek.

İş etmek : Aldatmak, birine beklemediği bir davranışta bulunarak onu zarara sokmak.

İsabet etmek : Çıkmak. nişan alınan yere değmek, rastlamak. yerinde iş görmüş olmak. belli bir yerde bulunmak, yer almak.

İşaret etmek : Bir şeyi, bir durumu el, yüz hareketleriyle anlatmak, göstermek. dikkat çekmek.

İşgal etmek : Uğraştırmak. bir yeri ele geçirmek. işten alıkoymak, oyalamak.

İşgüzarlık etmek : İşgüzarca davranmak.

İskandil etmek : Bir işin içyüzünü araştırmak, bilgi toplamak. gözetlemek. soruşturmak, araştırmak. deniz derinliğini ölçmek.

İşkence etmek : Maddi veya manevi eziyet çektirmek.

İskonto etmek : İndirim yapmak. sözün bir bölümünü söylenmemiş saymak.

Islah etmek : Yola getirmek. iyi bir duruma getirmek, iyileştirmek, düzeltmek.

İşmar etmek : El, göz veya baş ile işaret etmek.

İsnat etmek : Dayandırmak. iftira etmek.

İspat etmek : Kanıtlamak. tanıtlamak.

İsraf etmek : Gereksiz yere harcamak, savurganlık etmek, tutumsuzluk etmek.

Israr etmek : Çok istemek. bir konuda, bir düşüncede sürekli direnmek, ayak diremek.

İştial etmek : Tutuşmak, parlamak, alevlenmek.

İstiane etmek : Yardım istemek.

İstiap etmek : İçine almak, sığdırmak.

İstibat etmek : Uzaksamak, ıraksamak.

İstical etmek : İvmek, acele etmek.

İsticar etmek : Kiralamak.

İstidlal etmek : Kanıtlara dayanarak bir sonuca varmak.

İstif etmek : Yıkılmayacak bir biçimde, düzgünce yerleştirmek.

İstifade etmek : Yararlanmak.

İstifra etmek : Kusmak.

İştigal etmek : Uğraşmak, ilgilenmek, meşgul olmak.

İstiğfar etmek : Tövbe etmek.

İstihale etmek : Biçim değiştirmek. başkalaşmak.

İstihbar etmek : Haber almak, duymak, öğrenmek.

İstihdaf etmek : Amaçlamak, hedef almak.

İstihdam etmek : Bir görevde, bir işte kullanmak.

İstihfaf etmek : Küçümsemek, hor görmek, hafifsemek.

İstihkar etmek : Hor görmek, aşağılamak.

İstihlak etmek : Tüketmek.

İstihraç etmek : Sonuç çıkarmak.

İstihsal etmek : Elde etmek. üretmek.

İstihza etmek : Gizli veya kinayeli bir biçimde alay etmek, alaya almak.

İstikbal etmek : Karşılamak.

İstikrah etmek : Tiksinmek, iğrenmek.

İstikraz etmek : Borçlanmak.

İstila etmek : Yayılmak, kaplamak, sarmak, bürümek. bir ülkeyi silah gücüyle ele geçirmek.

İstilzam etmek : Gerektirmek.

İstimal etmek : Kullanmak.

İstimdat etmek : Yardım istemek, yardıma çağırmak.

İstimlak etmek : Kamulaştırmak.

İstimzaç etmek : Sormak, yoklamak.

İstinat etmek : Dayanmak, yaslanmak.

İstinga etmek : Yelkenleri toplamak.

İstinsah etmek : Yazma bir eseri el yazısıyla kopyalamak.

İstintaç etmek : Sonuç çıkarmak.

İstintak etmek : Sorguya çekmek.

İştira etmek : Satın almak.

İstirahat etmek : Dinlenmek.

İştirak etmek : Ortak olmak. katılmak.

İstirham etmek : Yalvarmak, dilemek, rica etmek.

İstişare etmek : Danışmak.

İstiskal etmek : Hoşnutsuzluğunu belli ederek soğuk davranmak.

İstismar etmek : Birinin iyi niyetini kötüye kullanmak. işletmek, yararlanmak. sömürmek.

İstisna etmek : Ayrı tutmak, dışarıda bırakmak.

İstizah etmek : Sorulan soruya açıklayıcı bilgi istemek, bir sorunun açıklanmasını istemek.

İstizan etmek : Yetki istemek, izin istemek.

İstop etmek : Durmak, çalışmamak.

İsyan etmek : Ayaklanmak. kabullenmemek, razı olmamak.

İtaat etmek : Söz dinlemek, boyun eğmek, verilen buyruğa uymak.

İtaatsizlik etmek : Söz dinlememek, boyun eğmemek, buyruğa uymamak.

İtap etmek : Paylamak, azarlamak.

İtfa etmek : Sönümlemek. ödemek, sönümlemek. söndürmek.

İthaf etmek : Birinin adına sunmak, armağan etmek.

İthal etmek : Bir ülkeye başka ülkelerden mal getirmek. içine almak.

İtham etmek : Suçlamak, suçlu görmek.

İtibar etmek : Göz önünde bulundurmak, dikkate almak. saygı göstermek, saymak, değer vermek.

İtidalini muhafaza etmek : Kendini aşırılığa kaptırmamak, kendini tutmak.

İtila etmek : Yükselmek. yücelmek.

İtilaf etmek : Anlaşmak, uyuşmak, uzlaşmak.

İtimat telkin etmek : Güven vermek.

İtina etmek : Özenmek, özen göstermek.

İtiraf etmek : Başkaları tarafından bilinmesi kendi için sakıncalı görülen bir gerçeği saklamaktan vazgeçip açıklamak, söylemek, bildirmek. kabul etmek.

İtiraz etmek : Bir düşünce veya kararı benimsemeyerek karşı çıkmak, karşı çıkmak.

İtiyat etmek : Alışkanlık etmek.

İtizar etmek : Özür dilemek.

İtlaf etmek : Öldürmek, yok etmek, telef etmek.

İtmam etmek : Bitirmek, tamamlamak.

Itrah etmek : İrin vb.ni vücuttan dışarı atmak.

İttifak etmek : Anlaşmak, uyuşmak, bağlaşmak.

İttihat etmek : Birleşmek.

İttihaz etmek : Saymak, tutmak, ... olarak görmek. almak, gerekeni yapmak.

İyi etmek : İyileştirmek, hastalıktan kurtarmak. uygun, yerinde bir davranışta bulunmak. soymak, parasını, malını almak.

İyilik etmek : Yararlı işler yapmak, yardımcı olmak.

İzafe etmek : Bağlamak, yüklemek, mal etmek. katmak, eklemek, ilave etmek.

İzah etmek : Açıklamak, ayrıntılı bilgi vermek.

İzale etmek : Yok etmek, gidermek.

İzam etmek : Büyütmek, abartmak.

İzaz etmek : Ağırlamak.

İzdivaç etmek : Evlenmek.

İzhar etmek : Açığa vurmak, belirtmek, göstermek.

İzole etmek : Yalıtmak. yalnız bırakmak.

Jurnal etmek : Biriyle ilgili olarak yetkililere kötülemek, ihbar yazısı vermek veya böyle bir bilgiyi iletmek.

Kabadayılık etmek : Kabadayı gibi davranmak.

Kabalık etmek : Kaba, nezaketsiz davranışlarda bulunmak.

Kabul etmek : Onaylamak. yanına, katına almak. bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olmak. bir armağanı almak.

Kader birliği etmek : Her zaman ve her yerde, her durumu birlikte yaşamak, her şeyi paylaşmak.

Kafasına dank etmek : Bir olay sebebiyle birden ayılmak, doğruyu anlamak.

Kahpelik etmek : Sözünden dönerek birine kötülük etmek.

Kahvaltı etmek : Hafif yiyeceklerle karın doyurmak.

Kakavanlık etmek : Kakavanca davranmak.

Kalabalık etmek : Gereksiz olarak yer doldurmak.

Kalebent etmek : Suçluluğu yüzünden mahkûm etmek.

Kalkan etmek : Öne çıkarmak, belirgin duruma getirmek.

Kalleşlik etmek : Sözünde durmayarak döneklik etmek. birine gizlice kötülük etmek.

Kaloma etmek : Gemi demir zinciri denize bırakmak üzere boşa salmak.

Kalp etmek : Bir durumdan başka bir duruma çevirmek, dönüştürmek.

Kamanço etmek : Yüklemek, aktarmak, elden ele geçirmek.

Kamufle etmek : Gizlemek.

Kanaat etmek : Yetinmek.

Kancıklık etmek : Döneklik, kalleşlik etmek.

Kapı dışarı etmek : Kovmak, dışarı atmak.

Kaput etmek : Kâğıt oyununda karşısındakini tek sayı alma imkânından yoksun bırakmak.

Karagözlük etmek : Güldürüp eğlendirecek davranışlarda bulunmak.

Karakterize etmek : Ayırıcı niteliğini ortaya koymak, ayırt etmek.

Karanlık etmek : Bir şeyin önünde durarak görünmesine engel olmak.

Kardeşlik etmek : Kardeş gibi hareket etmek, kardeşçe davranmak.

Karga etmek : Tulumbanın kurumuş kösele supaplarını ıslatarak şişirmek için üzerinden su döküp kolu işletmek. bir geminin serenlerini daha az yer tutsun diye veya yas belirtisi olarak eğik bir duruma getirmek.

Karga tulumba etmek : Birkaç kişi, birini kollarından bacaklarından tutup kaldırmak.

Kargış etmek : Kargımak, kargışlamak, lanet etmek.

Karikatürize etmek : Karikatürleştirmek.

Karılık etmek : Evli bir kadın kocasına olan görevini yerine getirmek. erkek için döneklik etmek, hile yapmak.

Karina etmek : Gemiyi karinası ortaya çıkacak biçimde bir yanı üzerine yatırmak.

Karmakarış etmek : Çok karışık duruma getirmek.

Karmakarışık etmek : Çok karışık duruma getirmek.

Kasavet etmek : Üzülmek, kaygılanmak.

Kaşmerlik etmek : Soytarılık etmek.

Katık etmek : Ekmeğin çok, yemeğin az olduğu durumlarda yemeği ölçülü yemek.

Kavalyelik etmek : Kadına dansta veya bir toplantıda eşlik etmek.

Kavga etmek : Birbiriyle atışmak, dövüşmek.

Kavlükarar etmek : Karar vermek. birlikte söz vermek.

Kaynanalık etmek : Birinin yaşayışına veya davranışına gereğinden çok karışmak. kaynana, gelinine veya damadına kötü davranmak.

Kaza etmek : Vaktinde kılınmayan namazı, tutulmayan orucu dinî kurallara uygun olarak sonradan yerine getirmek.

Keçe külah etmek : Aldatmak, kandırmak.

Keçilik etmek : İnat etmek.

Keleklik etmek : Görgüsüzlük, bilgisizlik nedeniyle karşısındakinin gerçek amacını anlayamamak.

Kem küm etmek : Verecek cevap bulamayıp açık bir anlamı olmayan sözler söylemek.

Kemlik etmek : Kötü davranışlarda bulunmak.

Kendine dert etmek : Bir şeyi üzüntü konusu yapmak.

Kendine mal etmek : Benimsemek veya saymak. başkasının yaptığı işi kendisi yapmış gibi göstermek.

Kendini harap etmek : Sıkıntı veya üzüntüden perişan olmak.

Kenet etmek : Kenetle birbirine bağlamak.

Kepaze etmek : Utanılacak bir duruma düşürmek.

Kerem etmek : Bağışta, iyilikte bulunmak.

Keşide etmek : Çek, bono, poliçe gibi değerli kâğıt hükmündeki belgeleri doldurmak, düzenlemek, imzalamak.

Kibarlık etmek : Kibarca davranmak.

Kifayet etmek : Yetmek, yeterli olmak.

Kılavuzluk etmek : Yol göstermek, rehberlik etmek.

Kılıbıklık etmek : Kılıbığa yakışan davranışlarda bulunmak.

Kımkım etmek : Bir işi ağır ağır yapmak, oyalanmak.

Kıraat etmek : Kur'an'ı belli kural ve işaretlere göre okumak. okumak.

Kırmızı dipli mumla davet etmek : Birine bir yere gelmesi için çok yalvarmak, ısrar etmek.

Kirvelik etmek : Kirve görevini yüklenmek.

Kısas etmek : Bir suçluya başkasına yaptığı kötülüğü aynı biçimde uygulamak.

Kıskançlık etmek : Kıskanmak.

Kıyas etmek : Karşılaştırmak, mukayese etmek.

Kıyıcılık etmek : Gaddarlık etmek, gaddarca davranmak.

Kolaçan etmek : Bir şeye öğrenmek amacıyla kısaca bakmak, göz atmak. çevrede olup biteni anlamak amacıyla dolaşmak.

Komalık etmek : Çok sinirlendirmek. döverek kıpırdamayacak duruma getirmek.

Komşuluk etmek : Komşular birbirlerine gidip gelmek, görüşmek.

Komuta etmek : Askerlikte yönetmek, kumanda etmek.

Konsantre etmek : Yoğunlaştırmak.

Kontrol etmek : Egemenliği altında bulundurmak. yoklamak, gözden geçirmek. denetlemek.

Konuk etmek : Birini evinde bir süre ağırlamak.

Koordine etmek : Eş güdümlemek.

Kopya etmek : Bir yazı, eser vb.nin aslına bakarak aynını veya benzerini oluşturmak.

Korkaklık etmek : Korkak davranmak.

Korkusundan altına etmek : Çok korktuğunda idrarını veya dışkısını kaçırmak.

Korte etmek : Oynaşmak.

Kösemenlik etmek : Yol göstermek, kılavuzluk etmek.

Kötülük etmek : Kötü davranmak, zarar vermek.

Kov etmek : Dedikodu yapmak.

Kovculuk etmek : Dedikodu etmek.

Kritik etmek : Eleştirmek. incelemek, araştırmak.

Küfranlık etmek : Nankörlük etmek.

Kül etmek : Kendine aşırı derecede bağlamak, boyun eğdirmek.

Kulağını sağır etmek : Sağırlaşmasına sebep olmak, işitemez duruma getirmek.

Kulak arkası etmek : Dikkate almamak, göz önünde tutmamak.

Kulluk etmek : Kul olmak.

Kumanda etmek : Yönetmek. komut vermek.

Kupkuru etmek : Çok kurutmak.

Kurban etmek : Kendi çıkarı için birini veya bir şeyi feda etmek. kurban kesmek.

Kurnazlık etmek : Kurnazlaşmak.

Kuruntu etmek : Kötü ihtimalleri düşünüp üzülmek.

Küstahlık etmek : Küstahça davranışlarda bulunmak.

Kusur etmek : Yanlışlık yapmak.

Laçka etmek : Bir halatı koyuverip boşaltmak. gevşetmek, bitkin bir duruma getirmek.

Laf etmek : Söz etmek.

Lafını etmek : Sözünü etmek.

Lakırtı etmek : Konuşmak. dedikodu konusu etmek.

Lakırtısını etmek : Hakkında konuşmak.

Laklak etmek : Karşılıklı, gelişigüzel, havadan sudan konuşmak.

Lal etmek : Birini konuşamaz duruma sokmak, susturmak.

Lanet etmek : İlenmek, kötülüğünü istemek.

Lanse etmek : Öncelemek.

Latife etmek : Şaka etmek.

Lava etmek : Birini çekiştirmek. bir filikayı ilerletmek.

Leke etmek : Lekelemek.

Likide etmek : Alacak ve verecekleri hesaplayarak sonucu belirtmek.

Lime lime etmek : Parçalamak.

Linç etmek : Yargılamadan cezalandırmak. yargılamadan öldürmek.

Lokma etmek : Yemek yemek.

Madara etmek : Kötü duruma düşürmek. yalanını, yanlışını çıkarmak.

Mağdur etmek : Zarara uğratmak.

Mağfiret etmek : Tanrı bağışlamak.

Mağlup etmek : Yenmek.

Mahcup etmek : Utandırmak.

Mahrum etmek : Yoksun bırakmak.

Mahsup etmek : Hesaba geçirmek. borcunu alacağından düşmek.

Mahzun etmek : Üzüntü vermek.

Mal etmek : Bir değer karşılığında sahip olmak. kendi malı, eseri, buluşu gibi benimsemek veya saymak. yüklemek, ait olduğunu göstermek.

Malumattar etmek : Bilgi vermek.

Malumu ilam etmek : Bilinen ve açık olan bir şeyi söylemeye, açıklamaya kalkmak.

Manyetize etmek : Manyetizma ile etkilemek.

Marazlık etmek : Güç, sıkıntı veren, huzursuzluk doğuran bir durum yaratmak.

Mars etmek : Karşısındakini söz söyleyemeyecek duruma getirmek. tavla oyununda karşısındakine hiçbir pul toplamaya fırsat vermeden kendi pullarını toplayıp iki sayı kazanmak.

Maşalık etmek : Başkalarının çıkarı, isteği ve amaçları doğrultusunda çalışmak.

Maskara etmek : Bir kimseyi veya şeyi gülünç ve şerefsiz duruma düşürmek. bir şeyi bozmak, berbat etmek.

Masraf etmek : Para harcamak.

Mat etmek : Bir tartışma sonunda karşısındakini cevap veremez duruma düşürmek. kötü duruma düşürmek, bozmak. satranç oyununda yenmek.

Mayna etmek : Fırtına yatışmak. herhangi bir şeyi halat ve palanga aracılığıyla denize veya yere indirmek.

Mecbur etmek : Zorlamak.

Meftun etmek : Birini kendine bağlamak.

Memnun etmek : Yüklüce para veya bol bahşiş vermek. bir kimseyi sevindirmek, ona kıvanç vermek.

Memul etmek : Beklemek, ummak.

Memur etmek : Görevlendirmek.

Merak etmek : Kaygılanmak. anlamak veya öğrenmek istemek.

Meram etmek : Üstüne düşmek, yapmak istemek.

Merhaba etmek : Hâl hatır sormak, görüşüp konuşmak.

Merhamet etmek : Acımak.

Mesele etmek : Dert etmek.

Meşgul etmek : Oyalamak. uğraştırmak. vaktini almak.

Mesh etmek : Abdest alırken ıslak eli başa ve meste sürmek.

Meşk etmek : Alışmak veya öğrenmek için çalışmak.

Mest etmek : Kendinden geçirmek.

Mesut etmek : Mutlu kılmak.

Meşveret etmek : Danışmak. iki veya daha fazla kişi birbiriyle fikir alışverişinde bulunmak.

Metreslik etmek : Bir erkekle metres olarak yaşamak.

Meyancılık etmek : Aracılık etmek.

Meydanı dar etmek : Birini çok sıkıntıya sokmak, her yönden sıkıştırmak.

Meyus etmek : Üzmek.

Minnettar etmek : Birini iyilik yaparak borçlu bırakmak.

Mır mır etmek : "mırıldanma" sesi çıkarmak. kendi kendine söylenip durmak.

Mırın kırın etmek : Bir isteği yerine getirmemek için çeşitli sebepler ileri sürmek, nazlanmak.

Misafir etmek : Konuk olarak karşılayıp yedirip içirmek, yatırmak.

Mızıkçılık etmek : Mızıklanmak, oyunbozanlık etmek.

Mızmızlık etmek : Mızmızlanmak.

Mobilize etmek : Harekete geçirmek.

Modernize etmek : Yenileştirmek, çağcıl duruma getirmek.

Monte etmek : Bir makine, cihaz veya mobilyanın bütün parçalarını yerli yerine takmak, kurmak.

Muaheze etmek : Paylamak. kınamak.

Muamele etmek : Davranmak.

Muavenet etmek : Yardım etmek.

Muayene etmek : Araştırmak, incelemek. bir kimsenin hasta olup olmadığını veya hastalığının nerede olduğunu araştırmak.

Muazzep etmek : Acı, azap çektirmek.

Mübadele etmek : Değiş tokuş etmek.

Mübalağa etmek : Abartmak.

Mübayaa etmek : Satın almak.

Mücadele etmek : Uğraşmak, savaşmak, çatışmak.

Müdafaa etmek : Savunmak, korumak.

Müdahale etmek : Karışmak, araya girmek, el atmak.

Müdara etmek : Dost gibi görünmek, yüze gülmek.

Müdürlük etmek : Yönetici olarak çalışmak.

Muhabbet etmek : Karşılıklı, dostça konuşmak.

Muhabere etmek : Haberleşmek, yazışmak.

Muhaceret etmek : Yaşadığı ülkeden ayrılmak.

Muhafaza etmek : Korumak, saklamak. olduğu gibi bırakmak, kapatmak.

Muhakeme etmek : Yargılamak. akıl süzgecinden geçirmek, düşünmek.

Muhalefet etmek : Karşı davranışta bulunmak, karşı çıkmak.

Muhasara etmek : Kuşatmak.

Muhavere etmek : Birbiriyle konuşmak.

Muhtaç etmek : Birini, gereksinim duyduğu bir şeyi başkasından sağlamak zorunda bırakmak.

Mukabele etmek : Karşı gelmek. karşılık vermek, karşılıkta bulunmak.

Mukavemet etmek : Direnmek, dayanmak, karşı koymak.

Mukayese etmek : Karşılaştırmak, kıyaslamak.

Mum etmek : Muma çevirmek.

Mümanaat etmek : Engel olmak, karşı koymak.

Müracaat etmek : Başvurmak. danışmak.

Murakabe etmek : Denetlemek.

Murat etmek : Dilemek, istemek.

Murdar etmek : Ziyan etmek, boş yere harcamak. kirletmek, kullanılamaz hâle getirmek.

Müsaade etmek : Geçiş için yol vermek, yol açmak. elverişli, uygun olmak. izin vermek.

Müsadere etmek : Zor alıma çarpmak.

Müşahede etmek : Gözlemlemek.

Musallat etmek : Birini, bir başkasının başına bela etmek.

Müsamaha etmek : Hoşgörü ile davranmak.

Müşareket etmek : Ortaklaşa çalışmak.

Müstefit etmek : Yararlandırmak.

Mütalaa etmek : Üzerinde düşünmek, iyice incelemek. okumak.

Mutlu etmek : Mutluluk vermek, bahtiyar etmek.

Muvafakat etmek : Uygun görmek, onaylamak, kabul etmek.

Muvasalat etmek : Varmak, ulaşmak.

Muvazene etmek : Dengelemek.

Müzaheret etmek : Yardım etmek, arkalamak, arka çıkmak.

Müzakere etmek : Bir konu üzerinde fikir alışverişinde bulunmak, oylaşmak. sözlü sınav yapmak.

Müzevirlik etmek : Söz getirip götürmek, ara bozmak.

Muziplik etmek : Karşısındakini üzecek veya uğraştıracak davranışlarda bulunmak.

Nadas etmek : Nadasa bırakmak.

Nakavt etmek : Boks maçında nakavtla yenmek. mat etmek.

Nakzen iade etmek : Bir yargı kararını, yargılama yöntemine ilişkin hükümler bakımından yerinde görmeyip bozarak hükmü veren mahkemeye geri göndermek.

Nankörlük etmek : Nankörce davranmak.

Nasihat etmek : Öğüt vermek.

Nasip etmek : Fırsat vermek. eriştirmek.

Naz etmek : Nazlanmak.

Nefes etmek : Boş bir inanışa göre, rahatsızlığı, illeti geçirmek için okuyup üflemek.

Nefret etmek : Birine veya bir şeye karşı nefret duygusuyla dolu olmak. tiksinti duymak.

Neşet etmek : Kaynağını bir yerden almak, doğmak.

Nezaret etmek : Denetlemek, bakmak.

Nispet etmek : Eşit tutmak, oranlamak.

Niyaz etmek : Yalvarmak.

Niyet etmek : Bir şeyi yapmayı zihinde tasarlamak, düşünmek, niyetlenmek.

Not etmek : Not olarak yazmak, kaydetmek.

Nüfuz etmek : Etkili olmak. inceliğine varmak, anlamak. bir şeyin içine işlemek, geçmek.

Nüks etmek : Hastalık veya başka bir durum yeniden ortaya çıkmak, depreşmek, üstelemek.

On paralık etmek : Birini kötü duruma düşürmek. birine hakarette bulunmak.

Öncülük etmek : Bir işi başlatmak, bir işin başlamasına önayak olmak.

Organize etmek : Örgütlemek. düzenlemek.

Örneklik etmek : Örnek alınmak, örnek olarak kabul edilmek.

Ortak etmek : Bir şeyi paylaşmaya razı olmak, katılmaya onay vermek.

Ortakçılık etmek : Ortakçı olmak.

Ortaklık etmek : Ortak olma durumuna gelmek.

Otlakçılık etmek : Başkalarının sırtından geçinmek.

Oynaşlık etmek : Toplumda hoş karşılanmayan ilişkilerde bulunmak.

Oyun etmek : Kurnazlıkla birini aldatmak.

Oyunbozanlık etmek : Birlikte yapılması planlanan bir işten çekilmek.

Paket etmek : Paketlemek.

Papazlık etmek : Ders vermek, ikna edici sözlerle kandırmak.

Para etmek : Değeri olmak.

Paramparça etmek : Pek çok parçaya ayırmak.

Parça parça etmek : Parçalara ayırmak.

Park etmek : Taşıtları trafik kuralları bakımından uygun bir yerde belli süre bırakmak.

Pastörize etmek : Süt, bira, meyve suyu vb.ni mikroplardan arınmış duruma getirmek.

Patavatsızlık etmek : Patavatsız bir biçimde davranmak.

Pay etmek : Bölüşmek, üleşmek.

Payandalık etmek : Destek görevinde bulunmak.

Paydos etmek : İşi durdurmak, çalışmayı bırakmak.

Pazarlık etmek : Bir şeyin fiyatı üzerinde karşılıklı çekişmek. görüşmek için belli şartlar ileri sürmek.

Perestiş etmek : Sevmek.

Perişan etmek : Dağıtmak, düzenini bozmak. acınacak duruma getirmek.

Pervaz etmek : Uçmak.

Pes etmek : Yenilgiyi kabul etmek, pes demek. birinin aşırı kurnazlığı karşısında ancak bu kadar olur inancına varmak. yenileceğini anlayıp sırtının yere gelmesini istemeyen pehlivan, yenildiğini kabul anlamına ya "pes ediyorum" demek veya hasmının kispetine eliyle vurarak işaret vermek.

Peyda etmek : Çıkarmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak, edinmek.

Piç etmek : Yapayım derken bozmak, çıkmaza sokmak. boş geçirmek, boşa harcamak. tadını kaçırmak, tatsız bir durum yaratmak.

Pimpiriklik etmek : Pimpirikçe davranmak.

Pır pır etmek : Heyecanlanmak. ışık yanıp sönmek.

Pişman etmek : Pişman olmasını sağlamak.

Pıtırtı etmek : Çok hafif gürültü çıkmasına yol açmak.

Piyasa etmek : Dolaşmak.

Plase etmek : Topa kavisli gidecek biçimde vurmak.

Posta etmek : Birini, gönlü olmasa da bir kimseye teslim edip bir yere göndermek. görevliler, birini resmî bir daireye götürmek.

Print etmek : Çıktı almak.

Problem etmek : Dert etmek.

Protesto etmek : İtiraz etmek, reddetmek. protesto yollamak.

Prova etmek : Oyunu sahnelemek için önceden tekrarlamak. bir giysiye son biçimini vermeden önce giysiyi giyecek kişinin üzerinde düzeltmek.

Rağbet etmek : İstemek, beğenmek, istekle karşılamak.

Rahat etmek : Sıkıntısız durumda olmak, ferahlanmak, dinlenmek.

Rahatsız etmek : Rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak. kısa süreli meşgul etmek.

Raks etmek : Oynamak, dans etmek.

Ram etmek : Boyun eğdirmek, itaat ettirmek.

Rampa etmek : Taşıt bir yere, bir şeye veya bir başka taşıta yanaşmak. birinin içki masasına çağrılmadığı hâlde oturmak.

Rapor etmek : Rapor vermek.

Raspa etmek : Raspalamak.

Razı etmek : Kabul ettirmek.

Refakat etmek : Beraberinde gitmek, arkadaşlık etmek, eşlik etmek. eşlik etmek.

Rehberlik etmek : Yol göstermek, kılavuzluk etmek.

Rehin etmek : Rehin olarak vermek.

Rejisörlük etmek : Tiyatro ve sinema sanatında yönetmenlik yapmak.

Rekabet etmek : Yarışmak.

Reklam etmek : Herhangi bir kimseyi veya olayı, durumu açığa vurmak, ilan etmek, afişe etmek, ifşa etmek.

Rencide etmek : İncitmek, kalbini kırmak.

Rengini belli etmek : Yandaşlığını açıklamak, düşüncesini, eğilimini açığa vurmak.

Rezil etmek : İsteyerek veya istemeyerek birini çok utanacak güç bir duruma sokmak.

Riayet etmek : Uymak.

Rica etmek : Dilemek.

Ricat etmek : Gerilemek, geri çekilmek.

Rötuş etmek : Kusurları gidermek amacıyla düzeltmek, değiştirmek.

Rücu etmek : Geri dönmek.

Ruhunu şad etmek : Ölmüş bir kimseyi anmak.

Ruhunu teslim etmek : Ölmek.

Rüşdünü ispat etmek : Herhangi bir konuda yeterli seviyeye geldiğini göstermek. kanunlara göre ergin sayılacak yaşa gelmiş olmak.

Sabahı sabah etmek : Sabahın olmasını uyumadan sabırsızlıkla beklemek.

Sabahı zor etmek : Bir türlü sabah olmamak.

Sabote etmek : Baltalamak.

Şad etmek : Neşelenmesini, sevinmesini sağlamak.

Saf dışı etmek : Dizinin dışına çıkarmak. ilgisini kesmek, işin gereğinden alıkoymak, işlemez duruma getirmek.

Sahabet etmek : Korumak, kayırmak.

Şahitlik etmek : Tanıklık etmek.

Sallasırt etmek : Sırtına almak, yüklenmek.

Şamata etmek : Gürültü patırtı yapmak.

Sansür etmek : Sansürlemek.

Saraka etmek : Biriyle alay etmek, eğlenmek.

Sarf etmek : Kullanmak. tüketmek, harcamak.

Sarfınazar etmek : Vazgeçmek. hesaba katmamak, saymamak.

Sarhoş etmek : Alkol veya keyif verici maddeyle sarhoş olmasına yol açmak.

Şarj etmek : Bir şeyi anlamaya, kavramaya başlamak. yüklemek.

Şart etmek : "şart olsun" diyerek yemin etmek.

Savlet etmek : Saldırmak.

Saygısızlık etmek : Saygısızca davranışta bulunmak veya söz sarf etmek.

Sebat etmek : Sözünden veya kararından dönmemek, bir işi sonuna kadar götürmek, direşmek.

Sebil etmek : Bol bol vermek, dağıtmak.

Secde etmek : Alnı, eli, ayakları, dizleri, ayak parmaklarını yere getirmek. saygı göstermek.

Şefaat etmek : Peygamber, birinin suçunun bağışlanması veya dileğinin yerine getirilmesi için aracılık etmek.

Sefer etmek : Gezmek, gezinti yapmak, yolculuk etmek.

Seferber etmek : Bir iş, bir amaç için bütün olanakları kullanmak.

Seferberlik ilan etmek : Bir ülkenin silahlı kuvvetlerini savaşa hazır duruma getirmek için gerekli duyuruyu yapmak.

Şehadet etmek : Herhangi bir konuda bildiği, gördüğü şeyleri söylemek.

Selam etmek : Uzakta olan birine esenlik dilemek.

Semen peyda etmek : Şişmanlamak.

Şerh etmek : Açımlamak.

Serkeşlik etmek : Kafa tutmak, başkaldırmak.

Sersem etmek : Sersemletmek.

Servis etmek : Özel bir bilgi veya belgeyi haber kaynağı tarafından istenilen kurum veya kuruluşa göndermek.

Serzeniş etmek : Yakınmak.

Ses etmek : Seslenmek.

Sevk etmek : Göndermek, götürmek. sürüklemek, itmek.

Seyahat etmek : Uzak yerleri gezerek görmek, yolculuk etmek.

Seyran etmek : Gezmek, gezinmek, dolaşmak.

Şeytanlık etmek : Şeytanca bir davranışta bulunmak, kurnazlık etmek.

Siftah etmek : Esnaf sabahleyin ilk alışverişi yapmak. bir işi ilk kez yapmak.

Sigorta etmek : Bir şeyi, bir kimseyi ileride olabileceği düşünülen kazanın zararını gidermek için sigortaya bağlamak.

Sıhriyet peyda etmek : Hısımlık oluşturmak.

Sıla etmek : Sılaya gitmek.

Silah başı etmek : Askerlikte, verilen komut üzerine herkes görevi başına geçmek.

Sınır dışı etmek : Bir kimseyi bulunduğu ülkede yaptığı yasa dışı eyleminden dolayı ülkenin sınırları ötesine çıkarmak.

Sipariş etmek : Bir şeyin yapılmasını veya bir şeyin gönderilmesini istemek, ısmarlamak.

Siper etmek : Bir şey veya bir kimse için kendini tehlikeye atmak. kendini veya bir şeyi korumak amacıyla bir başka şeyi siper olarak kullanmak.

Sirayet etmek : Yayılmak, dağılmak. hastalık geçmek, bulaşmak.

Şırınga etmek : Gaz veya sıvı bir maddeyi gözenekli başka bir maddenin içine şırınga ile doldurmak.

Şirretlik etmek : Edepsizce davranmak.

Sitem etmek : Bir kimseye üzüldüğünü, kırıldığını öfkelenmeden belirtmek.

Sıyanet etmek : Korumak.

Sohbet etmek : Dostça, arkadaşça konuşarak hoş bir vakit geçirmek, söyleşide bulunmak, yârenlik etmek, hasbihâl etmek.

Soluğan etmek : Soluk soluğa bırakmak.

Sorun etmek : Dert etmek.

Söz birliği etmek : Ağız birliği etmek.

Söz etmek : Bir şeyin dedikodusunu yapmak. bir şey üzerine konuşmak.

Sözünü etmek : Birinden veya bir konudan söz etmek, onunla ilgili olarak konuşmak.

Stabilize etmek : Kararlı bir duruma getirmek, sağlamlaştırmak.

Sterilize etmek : Mikropsuzlaştırmak.

Stok etmek : Bir şeyi bir yere çok miktarda yığmak, biriktirmek, istif etmek.

Stop etmek : Araba, durmak.

Su etmek : Bir geminin içine herhangi bir yerinden su girmek veya su sızmak.

Su iktiza etmek : Gusül gerekmek.

Sual etmek : Sormak.

Sufle etmek : Oyunculara, izleyicilere duyurmadan söyleyecekleri sözü veya cümleyi fısıldamak. birine unuttuğu bir sözü veya cümleyi kimseye duyurmadan hatırlatmak.

Suistimal etmek : Kötüye kullanmak.

Sukut etmek : Düşmek.

Sululuk etmek : Sululaşmak.

Sümen altı etmek : Bir işin yapılmasını geciktirmek. bir evrakın işleme konulmasını engellemek.

Sünnet etmek : Erkek çocukta erkeklik organının ucundaki deriyi çepeçevre kesmek.

Şüphe etmek : Kuşkulanmak.

Surat etmek : Birine karşı küskün durmak, asık yüzlü olmak.

Suspus etmek : Susturmak.

Taaccüp etmek : Hayrete düşmek, hayrette kalmak, şaşmak.

Taaffün etmek : Kokuşmak, pis kokmak.

Taahhüt etmek : Üstlenmek.

Taalluk etmek : İlgili bulunmak, ilgili olmak, ilgilendirmek.

Taam etmek : Yemek yemek.

Taammüm etmek : Yayılmak, genelleşmek.

Taannüt etmek : Direnmek, inat etmek, ayak diremek.

Taarruz etmek : Saldırmak.

Taayyün etmek : Belirmek.

Tabasbus etmek : Yaltaklanmak.

Tabir etmek : Adlandırmak, ad verilmek, ifade etmek. yorumlamak.

Taburcu etmek : Doktor hastayı yatarak tedavi gerekmediğinde hastaneden çıkarmak.

Tacil etmek : Hızlandırmak, çabuklaştırmak, tezleştirmek.

Taciz etmek : Sıkıntı vermek, rahatsız etmek.

Tacizlik etmek : Tedirgin etmek, can sıkmak.

Tadat etmek : Saymak.

Tadil etmek : Değiştirmek.

Tagayyür etmek : Değişmek.

Tağşiş etmek : Karıştırmak.

Tağyir etmek : Değiştirmek, başkalaştırmak. bozmak.

Tahaccür etmek : Taşlaşmak.

Tahakkuk etmek : Gerçekleşmek.

Tahakküm etmek : Baskı yapmak, zorbalık etmek, hükmetmek.

Tahammül etmek : Dayanmak, katlanmak, kaldırmak.

Tahammür etmek : Mayalanmak.

Taharri etmek : Araştırmak.

Taharrüş etmek : Tırmalanmak, kurcalanmak, azdırılmak. irkilmek.

Tahattur etmek : Hatırlamak.

Tahavvül etmek : Değişmek, dönüşmek.

Tahayyül etmek : Hayal etmek.

Tahdit etmek : Sınırlamak.

Tahfif etmek : Hafifletmek.

Tahkik etmek : Soruşturmak.

Tahkim etmek : Kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak.

Tahkir etmek : Aşağılamak, onur kırmak.

Tahkiye etmek : Hikâye etmek.

Tahlil etmek : Çözümlemek.

Tahliye etmek : Tutukluyu serbest bırakmak. boşaltmak.

Tahmin etmek : Yaklaşık olarak değerlendirmek, oranlamak. kestirmek.

Tahrif etmek : Bozmak, değiştirmek.

Tahrik etmek : Cinsel isteği, duyguları uyandırmak, artırmak. yola çıkartmak, hareket ettirmek, kımıldatmak. harekete geçirmek, kışkırtmak.

Tahrip etmek : Yıkmak, kırıp dökmek, bozmak.

Tahriş etmek : Tırmalamak, yakmak.

Tahsil etmek : Öğrenim yapmak. parayı toplamak.

Tahsis etmek : Ayırmak, özgülemek.

Tahvil etmek : Dönüştürmek.

Tak etmek : Tak diye ses çıkarmak.

Takaddüm etmek : Öncesine gelmek, öncesinde yer almak.

Takallüs etmek : Kasılmak.

Takarrüp etmek : Yakınlaşmak, yaklaşmak, yanaşmak.

Takarrür etmek : Bir yerde karar kılmak, yerleşmek. karar verilmek.

Takas etmek : Sayışmak, değiştirmek.

Takas tukas etmek : Takas etmek.

Takaza etmek : Azarlamak, başa kakmak.

Takbih etmek : Kınamak.

Takdim etmek : Sunmak. önceye almak, öne almak, öncelemek. tanıtmak, tanıştırmak.

Takdir etmek : Önemini, gerekliliğini, değerini anlamak. beğenmek. değer biçmek, değerlendirmek.

Takdis etmek : Kutsamak.

Takip etmek : Dikkatle dinlemek, anlamak. yetişmek, yakalamak veya bulmak amacıyla birinin arkasından gitmek, izlemek. hemen arkasından gelmek. bir şeyi izlemek. belli bir yöne gitmek. kovuşturmak. geri çekilmekte olan düşmanı yok etmek için arkasından gitmek. izinden gitmek, uymak. uymak.

Taklip etmek : Bir şeyin biçim ve kalıbını değiştirmek, evirmek.

Taklit etmek : Bir kimseye veya bir şeye benzemeye çalışmak. bir şeyin sahtesini, yalancısını yapmak, benzetmek. birinin davranışlarını, konuşmasını tekrarlayarak eğlenmek.

Takrir etmek : Ders anlatmak.

Taksim etmek : Kısa bir süre çalgı çalmak. bölmek, bölüştürmek, pay etmek.

Takti etmek : Aruz ölçüsünde bir dizeyi ölçünün parçalarına göre ayırmak. parçalara ayırmak.

Taktir etmek : Damıtmak.

Takviye etmek : Sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, desteklemek.

Takyit etmek : Bağlı kılmak, bir davranışı kısıtlamak, birtakım şartlara bağlamak, kayıtlamak.

Talan etmek : Yağmalamak.

Talep etmek : İstemek, istekte bulunmak.

Talik etmek : Asmak. bir işin yapılmasını sonraya bırakmak, ertelemek.

Talim etmek : Öğretmek, bilgi kazandırmak. hep aynı şeyi yemek zorunda olmak.

Taltif etmek : Gönül okşamak. birini nişan, madalya, aylık artırma vb. şeylerle ödüllendirmek.

Tamah etmek : Çok istemek. açgözlü davranmak.

Tamim etmek : Genellemek.

Tamir etmek : Onarmak. yapılmış olan bir yanlışı düzeltmeye çalışmak.

Tanıklık etmek : Sosyal bir olayı, dönemi yaşamış olmak. mahkemede, tanık olunan bir durumu söylemek, şahitlik etmek.

Tanzim etmek : Düzenlemek, düzen vermek. sıralamak.

Tanzir etmek : Divan edebiyatında bir şiirin benzerini yazmak. benzetmek.

Taraftarlık etmek : Bir tarafı tutmak, bir yanı desteklemek. sporcunun veya sporcuların temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı olmak.

Tarassut etmek : Gözlemek, gözetlemek.

Tarh etmek : Vergilendirmek, vergi koymak. bir sayıyı bir sayıdan çıkarmak.

Tarif etmek : Bir şeyin bulunduğu yeri, çevre ile ilgisini belirterek açıklamak. bir işin yapılış yöntemini açıklama ve belirtmek. tanımlamak.

Tariz etmek : Sataşmak, dokundurmak.

Tarsin etmek : Sağlamlaştırmak.

Tarumar etmek : Dağıtmak, karıştırmak, perişan etmek.

Tasa etmek : Üzülmek, kaygıya kapılmak.

Tasallut etmek : Sarkıntılık etmek.

Tasarruf etmek : Kısmak. bir şeyi dikkatli ve idareli kullanmak. para biriktirmek. bir malın sahibi olmak, onu istediği gibi kullanmak.

Tasavvur etmek : Zihinde canlandırmak, göz önüne getirmek.

Tasdik etmek : Onaylamak. doğrulamak.

Tasfiye etmek : Arıtmak, temizlemek. bir ticaret kuruluşunu kapatmak. yok etmek, ortadan kaldırmak. işine son vermek.

Tashih etmek : Düzeltmek, doğrultmak.

Tasmim etmek : Tasımlamak.

Tasnif etmek : Bölümlemek.

Tasrif etmek : Çekmek, çekimlemek.

Tasrih etmek : Açıkça belirtmek.

Tastir etmek : Satır biçiminde dizmek. yazmak.

Tasvip etmek : Bir düşünce veya davranışın doğru olduğunu belirtmek, onamak, uygun bulmak.

Tasvir etmek : Betimlemek. resmini yapmak.

Tatbik etmek : Uygulamak.

Tatil etmek : Başka bir güne, zamana erteleyerek çalışmaya ara vermek. okul, iş yeri vb.ni kapatmak, çalışmasına ara vermek.

Tatlı canından etmek : Öldürmek.

Tatmin etmek : Karşısındakine güven vererek onu istenilen bir biçimde hoşnut etmek. doyurmak. karşısındakinin cinsel isteklerini gidermek.

Tavaf etmek : Bir şeyin çevresini dolaşmak. İslam dininde hac ve umre sırasında Kâbe'nin çevresini yedi kez dolaşmak.

Tavassut etmek : Aracılık etmek.

Tavattun etmek : Yurt edinmek.

Tavazzuh etmek : Aydınlanmak, açıklık kazanmak, belirli duruma gelmek.

Tavsif etmek : Nitelendirmek, niteliklerini söylemek.

Tavsiye etmek : Bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını öğütlemek, salık vermek. önermek.

Tavzif etmek : Vazifelendirmek, görevlendirmek.

Tavzih etmek : Açıklamak, aydınlatmak.

Tazallüm etmek : Sızlanmak, yakınmak.

Tazammun etmek : İçermek.

Tazim etmek : Saygı göstermek, ululamak.

Tazip etmek : Sıkıntıya sokmak.

Tazmin etmek : Zararı ödemek.

Tazyik etmek : Sıkıştırmak. zorlamak, baskı yapmak.

Teakup etmek : Birbiri ardınca gelmek.

Teati etmek : Karşılıklı alıp vermek.

Tebahhur etmek : Buharlaşmak, uçmak.

Tebarüz etmek : Belirmek, görünmek.

Tebcil etmek : Yüceltmek, ululamak.

Tebdil etmek : Değiştirmek.

Tebelleş etmek : Birini veya bir şeyi birinin başına bela etmek.

Tebellüğ etmek : Bir bildirimi almak.

Tebellür etmek : Billurlaşmak. belirmek.

Teberru etmek : Bağışlamak.

Tebessüm etmek : Gülümsemek.

Tebeyyün etmek : Belli olmak, ortaya çıkmak.

Tebliğ etmek : Bildirmek.

Tebrik etmek : Kutlamak.

Tebriye etmek : Aklamak.

Tebşir etmek : Sevinilecek bir haber vermek, müjdelemek, muştulamak.

Tebyiz etmek : Temize çekmek.

Tecahül etmek : Bilmez gibi görünmek, bilmezlenmek.

Tecavüz etmek : Aşmak, geçmek. saldırmak, hücum etmek. namusa sataşmak. başkasının hakkına el uzatmak.

Tecelli etmek : Belirmek, görünmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, meydana çıkmak.

Tecennün etmek : Çıldırmak, delirmek.

Tecerrüt etmek : Sıyrılmak, soyutlanmak.

Tecessüm etmek : Canlanmak. boyut kazanmak, cisimlenmek. görünmeye başlamak, belirmek.

Tecezzi etmek : Bölünmek, parçalara ayrılmak.

Teçhil etmek : Birinin bilgisizliğini göstermek, bilmezlemek.

Teçhiz etmek : Donatmak.

Tecil etmek : Ertelemek.

Tecrit etmek : Yalıtmak. soyutlamak. herkesten veya her şeyden ayırmak, bir kenara koymak.

Tecrübe etmek : Deneyim kazanmak. denemek, sınamak.

Tecviz etmek : Uygun bulmak, izin vermek.

Tecziye etmek : Cezalandırmak.

Tedarik etmek : Bulmak, sağlamak.

Tedavi etmek : İlaçla iyileştirmek, sağaltmak. düzeltmek.

Tedenni etmek : Gerilemek, düşmek.

Tedip etmek : Yola getirmek, uslandırmak, terbiye etmek.

Tedirgin etmek : Rahatını, huzurunu kaçırmak.

Tediye etmek : Ödemek.

Tedvin etmek : Derlemek.

Tedvir etmek : Çevirmek, döndürmek. yönetmek., çekip çevirmek.

Teeddüp etmek : Utanmak, sıkılmak.

Teehhül etmek : Evlenmek.

Teessüf etmek : Kınamak. acımak, üzülmek, yazıklanmak.

Teessür etmek : Üzülmek, acımak.

Teessüs etmek : Kurulmak, ortaya çıkmak.

Teeyyüt etmek : Doğru çıkmak, gerçeklenmek.

Tefavüt etmek : Farklı duruma getirmek.

Tefekkür etmek : Düşünmek.

Tefessüh etmek : Çürümek, kokuşmak. kişi, toplum vb. özelliğini, niteliğini yitirerek bozulmak, kokuşmak.

Tefeül etmek : Fala bakmak, fal açmak.

Tefevvuk etmek : Üstün gelmek, bastırmak.

Tefeyyüz etmek : Yükselmek, ilerlemek.

Tefhim etmek : Anlatmak, bildirmek.

Tefrik etmek : Ayırmak, ayırt etmek.

Tefrika etmek : Yazı dizisi, roman vb.ni gazete ve dergilerde bölümler hâlinde yayımlamak.

Tefriş etmek : Döşemek.

Tefsir etmek : Yorumlamak.

Teftiş etmek : Denetlemek.

Tegafül etmek : Anlamazlıktan gelmek.

Teganni etmek : Şarkı söylemek.

Tehalüf etmek : Birbirine aykırı olmak.

Tehalük etmek : Can atmak, çok istemek.

Tehcir etmek : Bir yerden göç ettirmek, sürmek.

Tehdit etmek : Gözdağı vermek. tehlikeli bir durum yaratmak.

Tehevvür etmek : Çok kızmak, öfkelenmek, köpürmek.

Tehir etmek : Ertelemek.

Tehyiç etmek : Coşturmak, heyecanlandırmak.

Tekabül etmek : Karşılık olmak, karşılamak, bir şeyin yerini tutmak.

Tekdir etmek : Azarlamak, paylamak.

Tekeffül etmek : Kefil olmak. yükümlenmek.

Tekemmül etmek : Olgunlaşmak, yetkinleşmek, erginleşmek.

Tekerrür etmek : Tekrarlanmak.

Tekessür etmek : Çoğalmak, artmak.

Tekfin etmek : Kefenlemek.

Tekfir etmek : Birini kâfir saymak.

Tekit etmek : Üstelemek. kuvvetleştirmek, sağlamlaştırmak, pekiştirmek.

Teklif etmek : Önermek, öneride bulunmak. evlenme, arkadaşlık isteğinde bulunmak. öne sürmek.

Tekrar etmek : Yeni baştan söylemek veya yapmak. bir iş, olay vb. yeniden ortaya çıkmak, tekrarlanmak.

Tekrir etmek : Tekrarlamak.

Teksif etmek : Yoğunlaştırmak.

Teksir etmek : Yazıyı çoğaltmak.

Tekvin etmek : Yaratmak.

Tekzip etmek : Yalanlamak, doğru olmadığını açıklamak.

Telaffuz etmek : Söylemek.

Telafi etmek : Ziyan olan veya elden çıkan bir şeyin yerini doldurmak, karşılamak.

Telakki etmek : Saymak, öyle kabul etmek, öyle anlamak.

Telaş etmek : Sıkıntı duyarak acele etmek, endişelenmek, telaşlanmak.

Telef etmek : Mahvetmek, yok etmek. hayvanı öldürmek.

Telefon etmek : Birini telefonla aramak ve bir şey söylemek.

Telhis etmek : Özetlemek.

Telif etmek : Kitap yazmak. uzlaştırmak.

Telin etmek : Lanetlemek, kargımak.

Telkin etmek : Aşılamak.

Telmih etmek : Üstü kapalı, imalı bir biçimde anlatmak.

Telvis etmek : Kirletmek, pisletmek.

Temadi etmek : Sürmek, uzamak, sürüp gitmek.

Temaruz etmek : Sayrımsamak.

Temas etmek : Dokunmak, değmek. cinsel ilişkide bulunmak. görüşüp konuşmak. değinmek, sözünü etmek, bahsetmek.

Temaşa etmek : Seyretmek, bakmak.

Temayüz etmek : Sivrilmek, seçkinleşmek.

Tembellik etmek : Tembelce davranmak.

Tembih etmek : Bir şeyin belli biçimde ve yolla yapılmasını istemek, söylemek, uyarmak.

Temdit etmek : Uzatmak, sürdürmek.

Temeddüh etmek : Övünmek.

Temenna etmek : Öne doğru eğildikten sonra doğrulurken eli başa götürerek selam vermek.

Temenni etmek : Dilemek.

Temerküz etmek : Bir yerde, noktada toplanmak, derişmek.

Temerrüt etmek : Kafa tutmak.

Temeyyüz etmek : Kendini göstermek, sivrilmek.

Temin etmek : Korkusunu gidermek, güven vermek. sağlamak, elde etmek, tedarik etmek.

Temize havale etmek : Yiyeceği yiyip bitirmek. ortadan kaldırmak, öldürmek. kısa yoldan çözümlemek, çabucak bitirmek. uzayıp giden bir işi bitirivermek. kumar oyunlarında öbür oyuncuların bütün paralarını almak.

Temlik etmek : Bir malı bir kimseye mülk olarak vermek.

Temsil etmek : Bir eseri sahnede oynamak. belirgin özellikleriyle yansıtmak, sembolü olmak. hak ve görev bakımından bir kimse veya topluluğun adına davranmak.

Temyiz etmek : Mahkemelerce verilen kararın kanun ve usul yönünden Yargıtay, Askerî Yargıtay veya Danıştayda incelenmesini istemek. ayırt etmek.

Teneffüs etmek : Soluk almak.

Tenevvür etmek : Aydınlanmak.

Tenezzül etmek : Kendi durumuna, düzeyine aykırı düşen bir şeyi veya işi kabul etmek. alçak gönüllülük göstermek. herhangi bir şeyi yapmaya istekli olmamak.

Tenkil etmek : Düşman veya zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırmak.

Tenkis etmek : Azaltmak, eksiltmek.

Tenkit etmek : Eleştirmek.

Tensik etmek : Düzeltmek.

Tensip etmek : Uygun bulmak, uygun görmek, münasip görmek.

Tenvir etmek : Işıklandırmak, aydınlatmak. bilgi vermek, aydınlatmak.

Tenzih etmek : Kusurlu ve kabahatli olmadığını, kötü vasıflardan soyutlandırıldığını, dışında tutulduğunu bildirmek.

Tenzil etmek : İndirmek. aşağılatmak.

Tepetakla etmek : Birinin toplumsal veya ekonomik durumunu bozmak.

Terakki etmek : İlerlemek.

Teraküm etmek : Birikmek, yığılmak.

Terbiye etmek : Tabaklamak. eğitmek. çorba vb. yemeklere yoğunlaşması ve daha çok lezzetli duruma gelmesi için süt, yumurta vb. katmak. et vb. maddeleri yumuşaması için belirli şeylerin içinde bir süre bekletmek.

Tercih etmek : Yeğlemek.

Tercüme etmek : Çeviri yapmak.

Tereddi etmek : Soysuzlaşmak, yozlaşmak.

Tereddüt etmek : Kararsız davranmak, duraksamak.

Terekküp etmek : Birkaç şeyden oluşmak, bileşmek.

Terennüm etmek : Anlatmak, ifade etmek. güzel ve alçak sesle şarkı söylemek.

Teressüp etmek : Dibe çökmek.

Terettüp etmek : Gerekmek. ödev olarak üzerine düşmek.

Terfi etmek : Bir görevde derecesi yükselmek.

Terfih etmek : İyileştirmek, ferahlatmak, gönendirmek.

Terfik etmek : Yanına katmak, yanına almak.

Terhin etmek : Rehin olarak bırakmak, rehine koymak, tutuya koymak.

Terhis etmek : Askerlik görevini bitirenleri bırakmak. bırakmak, terk etmek.

Terk etmek : Salıvermek, vazgeçmek. bakmamak, ihmal etmek. bırakmak, ayrılmak.

Terkin etmek : Yazılmış bir şeyi çizerek silmek.

Terkip etmek : Birleştirmek, bir araya getirmek.

Ters yüz etmek : Bir süre kullanılmış olan giysilerin içini dışına çevirmek. değiştirmek. şüpheli duruma sokmak. işleri bozmak.

Tersim etmek : Resmetmek.

Terslik etmek : Zıt davranmak.

Tertip etmek : Düzenlemek, hazırlamak.

Terviç etmek : Bir düşünceyi tutmak, desteklemek.

Terzil etmek : Küçük düşürmek, rezil etmek.

Tesadüf etmek : Rastlamak, rast gelmek.

Tesahup etmek : Arkadaşlık etmek. benimsemek, sahip çıkmak.

Teşbih etmek : Benzetmek.

Teşci etmek : Cesaret vermek, cesaretlendirmek, yüreklendirmek.

Tescil etmek : Bir şeyi bir yere kaydederek resmîleştirmek, kütüğe geçirmek.

Teşebbüs etmek : Girişmek, el atmak.

Teşekkül etmek : Kuruluş olarak oluşmak. belirmek, belli bir biçim almak, oluşmak.

Teşekkür etmek : Hoşnutluğunu anlatmak.

Teselli etmek : Avutmak, avundurmak.

Tesellüm etmek : Verilen bir şeyi almak.

Teselsül etmek : Kesintisiz, zincirleme sürüp gitmek.

Teşerrüf etmek : Onurlanmak, şereflenmek, şeref duymak.

Teshil etmek : Kolaylaştırmak, kolaylık sağlamak.

Teshin etmek : Isıtmak.

Teshir etmek : Kendine bağlamak, kendine hayran bırakmak. ele geçirmek, fethetmek. büyülemek.

Teşhis etmek : Bulgularına bakarak hastalığın ne olduğunu tespit etmek. kim ve ne olduğunu anlamak, tanımak, seçmek. elde bulunan verilere, belgelere göre bir durumun sebeplerini, niteliklerini tespit etmek.

Tesir etmek : Etki etmek.

Tesis etmek : Kurmak, ortaya çıkarmak, oluşturmak.

Tesit etmek : Kutlamak.

Teşkil etmek : Oluşturmak, ortaya çıkarmak.

Teskin etmek : Acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırmak, dindirmek.

Teslim etmek : Bir şeyi sahibine vermek. gerçek olduğunu söylemek. bir kadın, bir erkeğe kendini vermek. bir şeyin kullanımını, korunmasını veya mülkiyetini vermek, bırakmak, devretmek, terk etmek.

Teşmil etmek : Kapsamını genişletmek, kapsamına almak.

Tesmiye etmek : Adlandırmak.

Tespit etmek : Sabitlemek. bir durumu kuşkuya düşürmeyecek biçimde göstermek. bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirmek, oynamaz duruma getirmek, saptamak. belirlemek.

Tesri etmek : Çabuklaştırmak, hızlandırmak.

Teşrif etmek : Bir yere gelmek. şereflendirmek, onurlandırmak.

Teşrih etmek : Açımlamak.

Test etmek : Denemek, ölçmek. yemeği tatmak. sınamak, yoklamak.

Teşvik etmek : Bir kimseyi kötü bir iş yapması için kandırmak, kışkırtmak. isteklendirmek, özendirmek.

Tesviye etmek : Düzlemek. ödemek, vermek.

Teşyi etmek : Uğurlamak, geçirmek.

Tetabuk etmek : Uymak, uygun gelmek.

Tetebbu etmek : İnceleme yapmak, araştırmak.

Tetkik etmek : İncelemek. araştırmak.

Tevafuk etmek : Birbirine uymak, uygun gelmek.

Tevahhuş etmek : Ürkmek.

Tevakki etmek : Sakınmak, korunmak, çekinmek.

Tevakkuf etmek : Durmak, eğleşmek, eğlenmek.

Tevali etmek : Arkası gelmek, sürüp gitmek.

Tevarüs etmek : Mal vb. miras olarak birinden diğerine kalmak. kalıtım yoluyla birinden diğerine geçmek.

Tevcih etmek : Aşama, makam, mevki vermek, terfi ettirmek. yöneltmek, çevirmek.

Tevdi etmek : Vermek, bırakmak.

Teveccüh etmek : Bir yere yönelmek.

Tevekkül etmek : Herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah'a bırakmak.

Teverrüm etmek : Vereme yakalanmak, verem olmak.

Tevessü etmek : Genişlemek, yayılmak.

Tevessül etmek : Başlamak, girişmek.

Tevhit etmek : Allah'ın bir olduğunu söylemek. birleştirmek, bir araya getirmek.

Tevil etmek : Söz veya davranışa başka bir anlam vermek.

Tevkif etmek : Tutuklamak.

Tevkil etmek : Birini vekil etmek.

Tevlit etmek : Doğurmak, doğurtmak. sebep olmak, oluşturmak.

Tevsi etmek : Genişletmek, yaymak.

Tevsik etmek : Belgelemek.

Tevzi etmek : Dağıtmak, üleştirmek.

Teyit etmek : Gerçeklemek.

Tezahür etmek : Belirmek.

Tezayüt etmek : Çoğalmak, artmak.

Tezevvüç etmek : Evlenmek.

Tezyif etmek : Aşağılamak. alay etmek, eğlenmek.

Tezyin etmek : Süslemek.

Tezyit etmek : Çoğaltmak, artırmak.

Tımar etmek : Yaralara bakmak, iyileştirmek, tımarlamak. binek hayvanlarının kıllarını, derisini temizlemek, tımarlamak.

Tıraş etmek : Bıkkınlık verecek kadar uzun konuşmak. tıraş işini yapmak.

Toka etmek : Vermek. kadeh tokuşturmak. el sıkışmak. karşılıklı iki parçayı getirip birbirine dayamak.

Tokat aşk etmek : Hızla vurmak.

Top etmek : Bir şeyi yığın durumuna getirmek.

Tornistan etmek : Bir giyeceği ters yüz etmek. gemi geri dönmek.

Tövbe etmek : Bir günah veya suçu bir daha yapmamaya söz vermek.

Toyluk etmek : Toyca davranışta bulunmak.

Toz etmek : Ezip harap etmek, ortadan kaldırmak.

Trampa etmek : Değiştirmek.

Tu kaka etmek : Hafife alıp bir kenara itmek, önem vermemek, kötülemek.

Tuhaflık etmek : Güldürecek şeyler yapmak.

Tumba etmek : Sandalı, omurgası yukarı gelecek biçimde çevirmek. araba veya vagonu ters çevirerek boşaltmak.

Tüylerini diken diken etmek : Korkutmak, tiksindirmek.

Tuz buz etmek : Cam türünden şeyleri onarılmayacak biçimde kırmak, paramparça etmek.

Ülfet etmek : Tanışmak, görüşüp konuşmak, sohbet etmek.

Ümit etmek : Umut etmek.

Umut etmek : Ummak, beklemek.

Un ufak etmek : Çok ufak kırıntılar durumuna getirmek, parçalamak.

Ünsiyet peyda etmek : Dostluk, arkadaşlık kurmak, samimi olmak.

Uşaklık etmek : Bir kimseye hizmet veya kulluk etmek. kendi çıkarı için yasal veya ahlaki olmasa bile başkasının her dediğini yapmak zorunda olmak.

Üstüne başına etmek : Ağır bir biçimde sövmek.

Üşüntü etmek : Üşüşmek.

Uyuz etmek : Sinirlendirmek.

Uzaktan kumanda etmek : Kişiyi veya grubu dışarıdan yönlendirmek.

Uzun etmek : Tartışmayı sürdürmek. aşırı gitmek.

Vaaz etmek : Cami, mescit vb. yerlerde dinî konuşma yapmak.

Var etmek : Meydana getirmek.

Vasiyet etmek : Öldükten sonra herhangi bir şeyin yapılmasını istemek.

Vazife etmek : Görev bilmek.

Vaziyet etmek : El koymak.

Veda etmek : Sevilen bir şeyle olan ilgisini kesmek. vedalaşmak, esenleşmek.

Vefat etmek : Ölmek.

Vekillik etmek : Birinin yerine bakmak, görevini üstlenmek.

Verem etmek : Çok üzmek, dert sahibi yapmak.

Veto etmek : Reddetmek, kabul etmemek.

Vıdı vıdı etmek : Çevresini rahatsız edecek biçimde yerli yersiz çok konuşmak.

Vikaye etmek : Korumak.

Vır vır etmek : Usandırıcı, sinirlendirici bir biçimde durmadan konuşmak.

Vira etmek : Toplamak, almak.

Virdizeban etmek : Dile dolamak, dilden düşürmemek.

Virt etmek : Diline dolamak, sürekli olarak söylemek.

Vurgunculuk etmek : Haksız kazanç sağlamak için uğraşmak.

Yağcılık etmek : Gereksiz biçimde övmek, dalkavukluk etmek.

Yağma etmek : Birçok kimse, zor kullanarak bir malı alıp kaçmak. savaş sonunda zafer kazanmış asker insanları tutsak olarak almak ve malı ele geçirmek. kurnazlıkla çarpmak, vurgunculuk etmek.

Yaka paça etmek : Hiçbir itiraz dinlemeden ve zorla, apar topar götürmek.

Yalan yere yemin etmek : Gerçeğe uygun olmayarak, doğru olmadığını bile bile yemin etmek.

Yallah etmek : Atma, yollama vb. işleri hızla yapmak.

Yaltaklık etmek : Yaltaklanmak.

Yamaklık etmek : Bir işte yardımcı olarak çalışmak.

Yandaşlık etmek : Yandaş durumunda olmak.

Yapıp etmek : Yapmak.

Yaramazlık etmek : Yaramazca davranmak.

Yardakçılık etmek : Birine kötü işlerde yardım etmek.

Yardım etmek : Kendi gücünü, imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanmak.

Yardım ve yataklık etmek : Yasa dışı eylemlerde bulunan kişileri barındırmak ve işledikleri suça destek olmak.

Yarım sağ etmek : Sağ yana biraz yönelmek.

Yarım sol etmek : Sol yana biraz yönelmek.

Yarış etmek : Geçmek için uğraşmak.

Yasak etmek : Yapılmamasını istemek, yasaklamak.

Yazarlık etmek : Yazar olarak çalışmak, hayatını yazarlıkla sürdürmek.

Yazık etmek : Boş yere zarar vermek.

Yemin etmek : Ant içmek.

Yer etmek : İz bırakmak. iyice yerleşmek.

Yerle bir etmek : Temeline kadar yok etmek, tahrip etmek.

Yerle yeksan etmek : Yerle bir etmek.

Yiğitlik etmek : Yüreklilik, cesaret göstermek.

Yısa etmek : Çekmek.

Yiyim yeri etmek : Bir yeri kendi çıkarına kullanmak.

Yok etmek : Ortadan kaldırmak, ifna etmek, izale etmek. varlığına son vermek.

Yoktan var etmek : Yaratmak, ortaya çıkarmak.

Yol etmek : O yere sık sık gitmek.

Yolcu etmek : Yola çıkanı uğurlamak.

Yolculuk etmek : Bir yerden başka bir yere gitmek.

Yoldaşlık etmek : Bir yolcuya katılmak, birlikte gitmek.

Yuları teslim etmek : Yuları ele vermek.

Yüreği cız etmek : Çok acımak, içi sızlamak.

Yüreği hop etmek : Birdenbire korkup heyecanlanmak.

Yüz etmek : Ismarlamak, havale etmek.

Yüz geri etmek : Geri döndürmek.

Zahmet etmek : Çaba harcamak, gayret göstermek. biri için yorulmak veya masrafa girmek.

Zamkinos etmek : Kaçmak, savuşmak.

Zamparalık etmek : Çapkınlık etmek, kadın peşinde koşmak.

Zapt etmek : Hatırında tutmak. bir şeyi güç kullanarak önlemek. anlamak, kavramak, bütünüyle öğrenmek. zorla almak. tutmak. yazıya geçirmek.

Zarar etmek : Maddi ve manevi bakımdan kayba uğramak.

Zayi etmek : Yitirmek, kaybetmek.

Zebun etmek : Güçsüz bırakmak, zavallı duruma düşürmek veya getirmek.

Zelil etmek : Aşağılamak, hor görmek, önem ve değer vermemek.

Zengin etmek : Çok mal ve para sahibi yapmak.

Zerk etmek : İç itmek.

Zeveban etmek : Ergimek.

Zevk etmek : Eğlenmek.

Zevzeklik etmek : Gevezelik etmek.

Zihinde yer etmek : Çıkmamak üzere belleğe yerleşmek.

Zihnini altüst etmek : Düşüncelerini karmakarışık duruma getirmek.

Zindan etmek : Bir yeri yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz bir duruma getirmek.

Zirzopluk etmek : Uygunsuz, yakışıksız davranışlarda bulunmak.

Ziyan etmek : Yersiz, boş yere harcamak. zarara uğratmak.

Ziyaret etmek : Bir yeri görmeye gitmek. birini görmeye gitmek.

Zorbalık etmek : Zorba gibi davranmak.

Zuhur etmek : Ortaya çıkmak, görünmek, belirmek.

Züppelik etmek : Züppece davranmak.

Yapmak : Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Salgılamak, çıkarmak. Düzenli bir duruma getirmek. Yol almak. Onarmak, tamir etmek. Evlendirmek. Gerçekleştirmek. Olmasına yol açmak. Edinmek, sahip olmak. Davranmak, hareket etmek. Olmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Bir durum yaratmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Üretmek. Dışkı çıkarmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek.

Zarf : Kap, kılıf, sarma. Bir fiilin, bir sıfatın veya bir zarfın anlamını zaman, yer, ölçü, nitelik, soru kavramları bakımından etkileyen kelime, belirteç. İçine mektup veya başka kâğıtlar konulan kâğıttan kese. İçine fincan veya bardak oturtulan metal kap.

Birlik : Bağlılık, benzerlik, bağlantı, vahdet. Belli bir topluluğun yararlarını korumak için kurulmuş dernek. Bölük, tabur, alay vb. bir bütün sayılan topluluk. En büyük değerdeki nota, dört dörtlük. Bir taneden oluşmuş, bir tane alabilen. Bir arada olma durumu, vahdet. Bölünmezliği içeren yalın bütün. Konunun bir ana düşünce çevresinde toplanması. Tek, bir olma durumu, vahdaniyet.

Davranmak : Bir şeye el atmak, girişmek. Bir işi yapmaya hazır olmak, hazırlanmak. Bir kimseye veya bir şeye karşı belli tavır takınmak.

Bulmak : Bir şeyi elde etmek. Sağlamak, temin etmek. Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Seçmek. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak. Cezaya uğramak. Hatırlamak.

Erişmek : Zaman gelip çatmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Varılması zamana, emeğe bağlı olan veya uzakta bulunan bir amaca varmak, ulaşmak. Bitkiler veya bunların ürünleri olgunlaşmak.

Yoksun : Belli bir şeyden kendisinde olmayan, belli bir şeyin yokluğunu çeken, mahrum.

Bir : Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bir kez. Sadece. Ancak, yalnız. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Tek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bu sayı kadar olan. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Aynı, benzer. Sayıların ilki. Beraber. Eş, aynı, bir boyda.

Birlikte : Beraber. Bir arada, beraberce, hep beraber. Yanında, beraberinde.

Bırakmak : Unutmak. Bıyık veya sakal uzatmak. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Ayrılmak, terk etmek. Kötü bir durumda terk etmek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Koymak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Yanına almamak, yanında götürmemek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Engel olmamak. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Saklamak, artırmak. Sarkıtmak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Bakılmak, korunmak için vermek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Sahiplik hakkını başkasına vermek. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Boşamak. Sınıf geçirmemek, döndürmek.

Eşit : Yapı, değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne eksik olmayan (iki veya daha çok şey), müsavi. Aynı haklardan yararlanan, aynı düzeyde olan (kimse).

Değer : Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey. Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör. Üstün nitelik, meziyet, kıymet. Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı.

Kazanmak : Tutulmak, yakalanmak. Edinmek, sahip olmak. Olumlu, iyi bir sonuç elde etmek. Kazanç sağlamak. Çıkmak, isabet etmek. Ele geçirmek, fethetmek, kazanç sağlamak. Yenmek, galip gelmek. Kendinden yana çekmek.

Herhangi : Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

Olmak : Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Uymak, tam gelmek. Geçmek, tamamlanmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Yol açmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Sarhoş olmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Sürdürmek, yürütmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bulunmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz.

Bulunmak : Bulma işine konu olmak. Bir yerde olmak. Herhangi bir durumda olmak.

Küçük : Geri aşamada. Niceliği az olan. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Niteliği aşağı olan, bayağı. Yaşı daha az olan. Değersiz, önemsiz. Küçük abdest. Kısık, parlak olmayan (ses).

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Büyük : Üstün niteliği olan. Büyük abdest. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Önemli. Niceliği çok olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş.

Demek : Söylemek, söz söylemek. Ummak. Düşünmek. Ad vermek. öyle mi. yani, anlaşılan. Bir dilde karşılığı olmak. inanılmayan, beklenmeyen durumlarda kullanılan pekiştirme veya şaşma sözü. Erişmek. Herhangi bir ses çıkarmak. Saymak, kabul etmek. bir şey anlamına gelmek. Bir işe kalkışmak, yeltenmek. Herhangi bir kanıya, yargıya varmak. Oranlamak.

Söylemek : Önceden bildirmek, tahmin etmek. Yapılmasını istemek. Türkü, şarkı vb. okumak. Haber vermek. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Yazmak, düzmek. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak. Sipariş etmek.

Etmek çıkarmak : Ekmek parası kazanmak.

Etmek eylemek : Ekmek yapmak.

Etmekçi : Ekmekçi.

Etmek ile ilgili Cümleler

  • Her zaman Türkiye'yi ziyaret etmek istemişimdir.
  • Geri mücadele etmek zorundayız.
  • İşin varken fazla rahatsız etmek istemiyorum.
  • Ali yardım etmek istiyor ama nasıl yapacağından tam olarak emin değil.
  • Onu tamir etmek birkaç saatimi aldı.
  • O, yeni arabasını sokağa park etmek istemedi.
  • Her zaman Türkiye'yi ziyaret etmek istedim.

Diğer dillerde Etmek anlamı nedir?

İngilizce'de Etmek ne demek? : v. do, make, get, add up to, cost, have, pay, practice, practise, render, send, subject, take, tender

Fransızca'da Etmek : faire, valoir, pratiquer

Almanca'da Etmek : v. abstatten, antun, machen, tun

Rusça'da Etmek : v. делать, производить, поступать, стоить, существовать, творить, лишать, сделать, произвести, поступить, лишить