Faiz nedir, Faiz ne demek

Faiz; bir ekonomi terimidir. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • İşletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr, getiri, ürem, nema.
  • Kapitalist ekonomide, artık değerin değişikliğe uğramış biçimi olarak paranın fiyatı, kiralanan paranın kira bedeli

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Üretim faktörlerinden sermayenin getirisi.

Fon istem ve sunumunun karşılaşması sonucu oluşmuş fon fiyatı.

Faiz isminin anlamı, Faiz ne demek:

Erkek ismi olarak; Başarı kazanan. Taşan, coşan.

İngilizce'de Faiz ne demek? Faiz ingilizcesi nedir?:

interest

Fransızca'da Faiz ne demek?:

intérêt

Faiz hakkında bilgiler

Faiz, ekonomi biliminde iki anlamda kullanılmaktadır. Birinci anlamda faiz, bir borç anlaşmasının satışı sonucu elde edilen gelir oranıdır. İkinci anlamda ise üretim amaçlı girdi olarak kullanılan sermayenin gelir oranıdır. Bu iki anlam iktisadi açıdan birbirlerinden farklı değillerdir ve iktisatçılar tarafından faiz olarak nitelendirilirler.

Faiz oranı, nominal ve reel olmak üzere ikiye ayrılabilir. Nominal oran, bankalar gibi organizasyon ve kurumlar tarafından açıklanan faiz oranıdır. Reel faiz oranı ise enflasyona göre düzeltilmiş faiz oranıdır ve nominal orandan enflasyon oranının çıkarılması ile bulunur.

 

Faiz ile ilgili teorik çalışmalar, son birkaç yüzyılda ortaya çıkmış olsa da, faizin pratikte kullanımı çok eski çağlara dayanmaktadır. MÖ 3000 yıllarında Sümerlerin faiz ile kredili satış yaptıkları bilinmektedir. Tarih boyunca pek çok farklı devlet ve din faize yönelik yasal kısıtlamalar getirmiştir. Bazıları faizi tamamen yasaklarken, bazıları ise faiz oranlarına azami bir sınır getirmeye çalışmışlardır.

Faiz ile ilgili Cümleler

  • Faiz oranları %5'te sabitlendi.
  • Faiz oranlarının ödünç alanların iş riskine uygun olarak tespit edildiğini biliyorum.
  • Biz yüksek faizle para ödünç aldık.
  • Faiz oranları bütün yıl aşağı yukarı oynatıldı.
  • Faiz oranları ve enflasyon yüksekti.
  • Ona faizsiz 500 dolar borç verdim.
  • %5 faizle borç aldık.
  • Enflasyonun başka dönemini önlemek için bir önlem olarak, bizim hükümet faiz oranlarını yükseltti.
  • Tom, üç kredi kartının limitini aştı ve onları ödemek için yüksek faizli bir kredi çekmek zorunda kaldı.
  • Bu mevduat yüzde üç faiz taşımaktadır.
  • Faizi yeniden ayarlama yönünü belirlemek zordur.
  • Faizi nasıl ödeyeceğiz?
  • Faiz nedeniyle sermaye çoğaldı.
  • En önemlisi, faizler tırmanıyor.

Faiz anlamı, kısaca tanımı:

Ekonomi : Bu ilişkileri inceleyen bilim dalı, iktisat. Tutum. İnsanların yaşayabilmek için üretme, ürettiklerini bölüşme biçimlerinin ve bu faaliyetlerden doğan ilişkilerin bütünü, iktisat.

Faize yatırmak : Parasını faizle çoğaltmak için bankaya para yatırmak.

Faiz fiyatı : Faize verilen para karşılığında alınan bir yıllık faiz.

Faiz haddi : Faiz oranı. Elde tutulmak istenen para miktarı ile memleketteki para stokunu eşitleyen fiyat.

 

Faiz oranı : Kredi işlemlerinin kısa, orta ve uzun vadeli olmasına, kredi tiplerine ve sermaye piyasası, para piyasası vb. piyasa biçimlerine bağlı farklılıklardan oluşan ve para sahibinin üretimden aldığı pay oranı, faiz haddi.

Basit faiz : Faizleri üzerine eklenmemiş anaparaya belli bir dönem sonunda verilen faiz.

Bileşik faiz : Belirlenmiş süreye dek birikmiş faizlerin anaparaya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz.

Temerrüt faizi : Borcun zamanında ödenememesi sonucu daha sonra ödenen ek faiz.

Faizci : Tefeci.

Faizcilik : Tefecilik.

Faizlendirme : Faizlendirmek işi.

Faizlendirmek : Parayı faize verip işletmek, çoğaltmak, nemalandırmak.

Faizli : Faizi olan, faizle işlem gören (para).

Faizsiz : Faizi olmayan (para).

İşletmek : Şaka ve birtakım yalanlarla sezdirmeden birini kandırmak veya onunla eğlenmek. Bir şeyi, bir kimseyi, bir yeri kullanarak veya çalıştırarak yarar sağlamak. İşlemesini sağlamak, çalıştırmak. Üzerine işleme yaptırmak.

Ödünç : İleride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen (şey).

Para : Kuruşun kırkta biri. Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kazanç.

Karşılık : Cevap, yanıt. Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat. Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz. Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele. Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel.

Getiri : Yarar. Faiz. Kazanç.

Ürem : Faiz, getiri.

Nema : Büyüme, gelişme, çoğalma. Faiz, ürem.

Bilim : Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim. Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci. Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.

Faiz arakazancı : Sermayenin yüksek faiz oranlarının geçerli olduğu ülkeye gitmesi sonucu İki ülke arasındaki faiz-kur farklılıklarından sağlanan kazancın eşitlenme süreci sırasında elde edilen kazanç. krş. faiz değerdeşliği kuramı, faiz kur makası

Faiz değerdeşliği kuramı : İki ülke arasında ya da iki farklı para birimi arasında faiz oranı farklılıklarının vadeli döviz kurunun prim ve iskontosuna eşit olacağını ileri süren kuram.

Faiz dışı bütçe dengesi : Konsolide bütçe, konsolide merkezi bütçe ve konsolide kamu kesimi bütçesi olmak üzere üç türlü hesaplanan ve bütçe gelirlerinden faiz ödemeleri dışındaki bütçe giderlerinin çıkarılmasıyla bulunan fark.

Faiz dışı bütçe fazlası : Konsolide bütçe, konsolide merkezi bütçe ve konsolide kamu kesimi bütçesi olmak üzere üç türlü hesaplanabilen ve bütçe gelirlerinin faiz ödemeleri dışındaki bütçe giderlerinden fazla olması, diğer bir deyişle faiz dışı dengenin pozitif olması durumu.

Faiz dışı bütçe giderleri : Bütçe giderlerinden faiz ödemelerinin çıkartılmasıyla elde edilen tutar.

Faiz dışı gelir : Faiz dışında alınan ücret, komisyon gibi tüm gelirler.

Faiz dışı gider : Faiz dışında ödenen ücret, komisyon, vergi ve harçlar ile işlem maliyeti gibi tüm giderler.

Faiz dışı konsolide bütçe dengesi : Konsolide bütçe gelirlerinden faiz dışı bütçe harcamalarının düşürülmesiyle hesaplanan yani faiz ödemeleri dışarıda tutularak ulaşılan konsolide bütçe dengesi. krş. faiz dışı fazla

Faiz dışı konsolide bütçe fazlası : Konsolide bütçe gelirlerinin faiz dışı bütçe harcamalarından büyük olması durumu, diğer bir deyişle faiz dışı konsolide bütçe dengesinin pozitif olması durumu.

Faiz dışı konsolide bütçe harcamaları : Konsolide bütçe harcamalarından faiz harcamalarının düşürülmesiyle elde edilen bütçe büyüklüğü.

Diğer dillerde Faiz anlamı nedir?

İngilizce'de Faiz ne demek? : [Faiz Ahmed Faiz] n. interest

Fransızca'da Faiz : intérêt [le], loyer de l'argent

Almanca'da Faiz : n. Verzinsung, Zins

Rusça'da Faiz : n. процент (M)

adj. обильный, успешный, удачный