Fena nedir, Fena ne demek

Fena; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Fena" ile ilgili cümle

  • "Fena günler yaşadığına inanmak için bin şahit lazım." - R. H. Karay
  • "Bu savaş yılları o kadar fena ve ağır felaketler öğretmişti ki..." - H. E. Adıvar
  • "Rüşvet aslında fena şeydir fakat daha fenası rüşvet ayıplığını kaybetmişliktir." - B. Felek
  • "Tenis oynarken bileğim burkuldu, berbat, fena acıyor." - P. Safa
  • "Siz fena adamsınız, odanıza geldiğime bin kere pişman oldum." - P. Safa
  • "Fena bir öğrenci."

Yerel Türkçe anlamı:

Fena, kötü

Fena hakkında bilgiler

Fena, tasavvufta kişinin duygularından ve iradesinden sıyrılarak benliğini Tanrının varlığında yok etmesi. Çeşitli aşamalardan oluşur. Kişinin aşama aşama benliğinden sıyrılması değişik terimlerle ifade edilir ve fena makamları olarak adlandırılır.

Fena ile ilgili Cümleler

  • Bu pek fena görünmüyor.
  • Fena değil, ama biraz yorgunum.
  • Tom'un fena halde yardıma ihtiyacı var.
  • Şimdi bu fena bir fikir değil.
  • Fena değil.
  • Fena değildi.
  • Çalışma saatlerim çok fena.
  • Film çok fena değildi.
  • Bu fena halde adil değil.
  • Fena geceden kalmayım.
  • Fena değilim. Ama biraz yorgunum.
  • Fena fikir değil!
  • Hiç fena değil!
  • Fena değil!
 

Fena anlamı, tanımı:

Fena değil : Oldukça iyi.

Fena etmek : Kötü davranmak. kötü bir duruma düşürmek.

Fena gözle bakmak : Kötü niyetini anlatır biçimde bakmak.

Fena olmak : Biri kötüleşmek. çok üzülmek, bozulmak. hasta gibi olmak, fenalaşmak.

Fena yapmak : Kötü duruma düşürmek.

Fenasına gitmek : Üzülmek, gücenmek, kırılmak, sinirlenmek.

Fenaya çekmek : Söylenen bir sözü kötü tarafından anlamak.

Fenaya sarmak : İş veya durum kötüye gitmek.

Fena bulmak : Ölmek, yok olmak.

Fena halde : Aşırı ölçüde, son derece, pek çok, adamakıllı.

Fena kalpli : Kötü kalpli.

Fenafillah : Allah'ın varlığı içinde yok olma.

Fenalaşma : Fenalaşmak işi.

Fenalaşmak : Ansızın bayılacak gibi olmak. Hastanın durumu ağırlaşmak. Kötü bir duruma girmek.

Fenalaştırma : Fenalaştırmak işi.

Fenalaştırmak : Fenalaşmasına sebep olmak, fena duruma getirmek.

Fenalık : Kötülük, şer.

Fenalık etmek : Kötülük etmek, kötülükte bulunmak.

Fenalık geçirmek : Kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek.

Akla fenalık vermek : Çok şaşırtmak, çıldırtmak, zıvanadan çıkarmak.

 

Analık fenalık : "üvey ana fenalık simgesidir" anlamında kullanılan bir söz.

Hava fena esmek : Ortamla ilgili her türlü şart kötü durumda olmak.

İçine fenalık gelmek : Ruhu daralmak, sıkılıp bunalmak.

İşin fenası : İşin kötüsü.

Üstüne fenalık gelmek : Aşırı derecede sıkılmak, pek bunalmak.

Nitelik : Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite. Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet. Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet.

Üzücü : Üzüntü veren, acıklı.

Gerek : Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım. İcap.

Rahatsız : Rahat kullanılmayan, sıkıntı, tedirginlik veren. Hasta, keyifsiz. Rahatı olmayan, tedirgin, huzursuz.

Davranış : Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket. Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı.

Toplum : Topluluk. Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet.

Ahlak : Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre. Huylar.

Tasavvuf : Kur'an'da önerilen ve peygamberin hayatında uygulamaları görülen hayat tarzını yaşama gayreti, İslam gizemciliği. Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akım.

İyi : Yeterli, yetecek miktarda olan. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde. Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren. Esen, sağlıklı. Bol, çok, aşırı. Yerinde, uygun. Doğru olan. Öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan orta ile pekiyi arasındaki not. İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı.

Kötü : Kaba ve kırıcı. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Korku, endişe veren. Aşırı, çok. Zararlı, tehlikeli.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Ölümlülük : Olumlu olma durumu, müspetlik.

Fena değil : oldukça iyi.

Fena kalplilik : Kötü kalplilik.

Fena veya kusurlu kaynama : Kırık fragmentlerinin kas kontraksiyonları nedeniyle birbiri üzerine binerek veya longitudinal plandaki rotasyona bağlı olarak açılanma yaparak kaynaması.

Fenalık geçirmek : kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek. İlgili cümle: "“Ben biraz fenalık geçirdim de eczaneden rica ettik.”" B. Felek.

Diğer dillerde Fena anlamı nedir?

İngilizce'de Fena ne demek? : [Fena] adj. bad, ill, evil, sinful, wicked, poor, foul, unholy, malicious, sinister, vicious

adv. ill, badly, poorly, angrily

Fransızca'da Fena : mauvais, mal/e

Almanca'da Fena : adj. arg, fatal, mau, schlecht, tückisch, ungut

Rusça'da Fena : n. плохое (N), исчезновение (N), гибель (F), бренность (F), быстротечность (F)

adj. плохой, скверный, дрянной, дурной, негативный, непотребный, худой

adv. плохо, скверно, неудовлетворительно, неважно, слабо, дурно, худо, сильно