Göğüs nedir, Göğüs ne demek

"Göğüs" ile ilgili cümleler

  • "Genç ve meçhul kadın çocuğunu göğsüne basarak girdi." - A. Gündüz
  • "Vücudumun etliliğinden, göğsümün dolgunluğundan, elbiselerim dar gelirdi." - S. M. Alus

Yerel Türkçe anlamı:

Yokuş, bayır: Burası göğüs olduğu için sulanmıyor.

Mavimtırak

Dörde bölünmüş ve her bölümüne başka bir şey ekilmiş tarla.

Biyoloji'deki anlamı:

Başla, karın arasında kalan vücut bölgesi. Toraks.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Başla karın arasında kalan vücut bölgesi, toraks.

Zooloji alanındaki anlamı:

(karşılık: toraks): Başla karın arasında bulunan vücut bölgesi.

Bilimsel terim anlamı:

Gövdenin boyun ile karın arasındaki ön kısmı.

İngilizce'de Göğüs ne demek? Göğüs ingilizcesi nedir?:

breast, breast chest

Fransızca'da Göğüs ne demek?:

poitrine, thorax

Osmanlıca Göğüs ne demek? Göğüs Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

sadr

Göğüs hakkında bilgiler

Göğüs insan ve çeşitli diğer hayvanların anatomik bir parçasıdır.

Göğüs ile ilgili Cümleler

  • Akciğerler göğüs kafesinde bulunur.
  • O senin göğüslerine dokundu mu?
  • Tom, sen benim göğüslerime mi bakıyorsun?
  • Göğüs içinde, kalp ve akciğerler vardır.
  • Jinekoloji yumurtalıklar, rahim, vajina ve göğüslerin sağlığı ile ilgilenen tıbbi uygulamadır.
  • 1342 sel kronolojisi Köln'de, biri şehir duvarlarının üzerinde bir tekneye binebiliyorken, Mainz katedralinde suyun bir insanın göğüs hizasına geldiğini söylüyor.
  • 300,000'den daha fazla kişi Kanada Günü törenine katılmak için yağmur ve soğuğa göğüs gerdiler.
  • Göğüslerini niye saklıyorsun?
  • Onun göğüsleri gerçek mi yoksa sahte mi?
  • Göğüs kanseri için bir test yaptırmak istiyorum.
 

Göğüs anlamı, tanımı:

Göğüs bağır açık : Özensiz bir kılıkta.

Göğüs geçirmek : Üzülerek derinden soluk almak.

Göğüs germek : Bir güçlüğe karşı koymak, dayanmak.

Göğüs vermek : Eziyete, sıkıntıya katlanmak, tahammül etmek.

Göğsü daralmak : İçi sıkılmak. güçlükle nefes almak.

Göğsü kabarmak : Övünç duymak, kıvanmak, iftihar etmek.

Göğsünü gere gere : Övünerek. kendine güvenerek.

Göğsünü kabartmak : Bir olay dolayısıyla kıvanç duygusunu ortaya koymak, övünmek.

Göğsünü yırtmak : Coşkunluğunu ortaya koymak, coşmak, cıvıldamak.

Göğüs boşluğu : Akciğerlerle kalbi içine alan akciğer zarının çevrelediği boşluk, göğüs kovuğu, göğüs çukuru.

Göğüs cerrahisi : Cerrahinin göğüs içi organlarıyla ilgili dalı.

Göğüs çaprazı : Güreşte karşısındakini koltuk altlarından çapraz yakalama.

Göğüs çukuru : Göğüs boşluğu.

Göğüs darlığı : Solunumu güçleştiren hastalık.

Göğüs eti : Göğüs kısmında bulunan et.

Göğüs göğüse : Karşı karşıya, yüz yüze.

 

Göğüs hastalığı : Göğüs bölgesi ile ilgili hastalık.

Göğüs ingini : Solunum yollarının iltihaplanması.

Göğüs kafesi : Vücutta omurganın, kaburgaların ve göğüs kemiğiyle bunları saran kasların oluşturduğu kalp ve akciğerleri koruyan boşluk.

Göğüs kemiği : Göğsün ön tarafında, üzerine kaburga kıkırdakları ile köprücük kemiklerinin eklendiği yassı kemik, iman tahtası.

Göğüs kovuğu : Göğüs boşluğu.

Göğüs sesi : Kafa veya genizden gelmeyen gür ve açık bir biçimde çıkarılan ses.

Göğüs tahtası : Göğüs kemiği. Mandolin, gitar, keman, ut vb. telli çalgılarda tellerin gerili bulunduğu gövde bölümü, çalgının göğsü.

Ön göğüs : Böceklerde göğüs gölgesinde bulunan üç halkadan en öndeki.

Tahta göğüs : Tahta göğüslü.

Güvercingöğsü : Bu renkte olan. Yeşil ile mavi arasında böcekkabuğuna benzer dalgalı ve değişken renk.

Kumrugöğsü : Açık gri renk. Bu renkte olan.

Tavukgöğsü : Lifleri yumuşayıncaya kadar haşlanmış, didiklenmiş tavuk göğüs etinin pirinç ve süt ile koyulaşıncaya kadar pişirilmesiyle yapılmış olan muhallebiye şeker ve tavuk suyu katılarak hazırlanan bir tatlı türü.

Göğüsleme : Göğüslemek işi.

Göğüslemek : Karşı durmak, engel olmak, direnmek. Göğsünü dayayarak zorlamak.

Göğüslü : Göğsü geniş olan. İri memeli (kadın). Göğsü olan.

Göğüslüce : Biraz iri göğüslü.

Göğüslük : Genellikle ilköğretim öğrencilerinin giydiği tek biçimde üstlük, önlük. Elbisenin kirlenmemesi için göğse takılan önlük veya giyilen bir gömlek türü.

Tahta göğüslü : Göğsü küçük olan, tahta göğüs.

Boyun : Gövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi. Testi, şişe, güğüm gibi kaplarda dar olan üst kısım. Dağ sırtlarında geçmeye elverişli alçak yer.

Karın : Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar. Döl yatağı. Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme. Mide. Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm. İç, gönül, akıl, kafa. İnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi.

Kalp : Kalp hastalığı. Bir ülkenin, bir kuruluşun işleyiş, yönetim ve varlığını sürdürme bakımından en önde gelen yeri. Yalancı, kendine güvenilmeyen. Duygu, his. Sevgi, gönül. Düzme, sahte, geçmez (para). Bir durumdan başka bir duruma çevirme, dönüştürme. Göğüs orta boşluğunda, iki akciğer arasında, vücudun her yanından gelen kirli kanı akciğerlere ve oradan gelen temiz kanı da vücuda dağıtan organ, yürek. İşe yaramaz, tembel.

Akciğer : Bronşçukların son bölümü. Göğüs kafesinin büyük bir bölümünü içten kaplayan, kanı temizleyen, sağlı sollu iki parçadan oluşan solunum organı.

Organ : Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv. Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş.

Bölüm : Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Çağ, devir. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman.

Vücut : İnsan veya hayvan gövdesi, beden. Var olma, varlık.

İnsan : Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı.

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Meme : Yavrularını emzirmek için, memelilerin göğsünde türlü biçim ve sayıda bulunan, meme başı denilen çıkıntıları olan organ, bicik, emcek, emcik. Vücudun herhangi bir yerinde oluşmuş küçük çıkıntı. Ateşli silahların veya bazı patlayıcıların ateşlendiği çıkıntı. Gemi çıpasında kolların birleştiği şişkin yer. Bazı araçların meme başına benzeyen bölümü.

Göğüs ayağı : Alıcıya destek sağlamak amacıyla ucu göğse dayanarak kullanılan bir tekayak çeşidi.

Göğüs boşluğu empiyemi : Göğüs boşluğu içerisine bol miktarda bulunan irinli sıvı birikimi, torasik empiyem.

Göğüs boşluğu punksiyonu : Transudat veya eksudat gibi sıvıları almak amacıyla uygun bir kanül veya trokarla göğüs boşluğuna girme, plörosentez, plörosentezis, torakosentez, torakosentezis.

Göğüs bölgesi muayene sahası : Hayvan türlerine göre farklı olan sağ ve sol taraftan akciğerlerin öskülte ve perküte edildiği üçgen biçimindeki alan, akciğer perküsyon sahası, akciğer öskültasyon sahası. Torakal ve preskapular muayene sahası olarak ikiye ayrılır. Preskapular akciğer muayene sahası geviş getiren hayvanlarda bulunur.

Göğüs çaprazında savunma : Çapraza giren karşı güreşçiyi çene altından avuçla itip gövde ağırlığını geriye ve aşağıya yükletme.

Göğüs çekimi, göç : Bir insanı göğsünden başının üstüne kadar çerçeveleyen çekim çeşidi.

Göğüs çevresi : Kürek kemiklerinin hemen arkasından, beden eksenine dikey olarak ölçü şeridi kullanılarak alınan çevre ölçüsü.

Göğüs çıkışı : Son sırt omuru, arcus costalis ve proc. xiphoideus tarafından sınırlandırılan kısım, apertura torasis kaudalis.

Göğüs dağlamı :

Göğüs dış atardamarı : A. subclavia'nın son kolu olarak yüzlek ve derin kollarıyla göğüs kaslarını vaskularize eden atardamar, arterya torasika eksterna.

Diğer dillerde Göğüs anlamı nedir?

İngilizce'de Göğüs ne demek? : adj. pectoral, mammillary

n. breast, brisket, booby, bosom, chest, bust, thorax

pref. mammo

Fransızca'da Göğüs : poitrine [la], sein [le], coffre [le]

Almanca'da Göğüs : n. Brust, Busen

Rusça'da Göğüs : n. грудь (F), бюст (M)

adj. грудной