Gönül nedir, Gönül ne demek

"Gönül" ile ilgili cümleler

  • "Gönüllerin birbirine kaynaştığı o günler millî bayramlarımızdan biriydi." - O. S. Orhon
  • "Okumaya gönlün var mı?"

Felsefi anlamı:

(Gizemcilikte) Kişiyi Tanrı'yla, insanla ve dünyayla içten bir ilişki içine koyan, ruhun derinliklerindeki güç.

Duygu bağlılığı yetisi: duygunun bağlılık, birliktelik duyuran kavrayıcılığı.

(Geniş anlamda) Duyguların, ruhsal kıpırdanmaların, iç çabaların taşıyıcısı.

Diğer sözlük anlamları:

Yürek.

Gönül isminin anlamı, Gönül ne demek:

Kız ismi olarak; Yürekte varsayılan sevgi, istek gibi duyguların kaynağı.

Almanca'da Gönül ne demek?:

gemüt

Gönül anlamı, kısaca tanımı:

Gönül açmak : İnsanın iç sıkıntısını gidermek, iç açmak.

Gönül akıtmak : âşık olmak, sevmek.

Gönül almak : Sevindirmek. kırılan bir kimseyi güzel bir davranışla hoşnut etmek.

Gönül avlamak : Huyunu suyunu yakından bilerek olumlu davranışta bulunmak, tavlamak.

Gönül avutmak : Hoşça vakit geçirmek.

Gönül bağlamak : Severek bağlanmak, içten sevmek, âşık olmak.

Gönül bulandırmak : Mide bulandırmak. kuşkulandırmak. rahatsız etmek.

Gönül çekmek : Sevdalı olmak.

 

Gönül eğlendirmek : Geçici bir ilgi ve sevgi göstererek hoşça vakit geçirmek.

Gönül ferman dinlemez : "gönül sevdiğinden asla vazgeçmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gönül gezdirmek : Seçmek için aklından birçok şey geçirmek.

Gönül indirmek : Kendisine yakıştıramadığı bir şeye razı olmak.

Gönül kırmak : Birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek.

Gönül kimi severse güzel odur : "güzellik anlayışı kişiden kişiye değişir" anlamında kullanılan bir söz.

Gönül kocamaz : "insanlar yaşlansalar da gönüllerindeki sevgi ve istekler tazeliğini yitirmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gönül koymak : Gücenmek, alınmak, darılmak.

Gönül okşamak : Birini hoş bir söz veya davranışla sevindirmek, iltifat etmek.

Gönül vermek : Sevmek, âşık olmak. düşkün olmak. bir şeyi sevmeye, istemeye veya yapmaya içten yönelmek, eğinmek, meyletmek.

Gönül yakmak : İnsanı aşırı derecede etkilemek, sarsmak, kendinden geçmesine yol açmak. aşk dolayısıyla iç yangınına tutulmak.

Gönül yıkmak : Birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek, gönül kırmak.

Gönülden çıkarmamak : Sevilen kimseyi unutmamak.

Gönülden gönüle yol vardır : Kalp kalbe karşıdır.

Gönülden ırak olmak : Sevilmekten yoksun kalmak, sevilmemek.

 

Gönüller bir olunca samanlık seyran olur : "karşılıklı sevgi oluşursa maddi sorunlara aldırılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Gönlü akmak : Birine karşı güçlü sevgi duymak.

Gönlü bulanmak : Kuşkulanmak. kusacak gibi olmak.

Gönlü çekmek : İmrenip istemek.

Gönlü çelinmek : Güzel sözlere aldanmak, kapılmak.

Gönlü çökmek : Yaşama gücü azalmak, ruhsal dengesi bozulmak.

Gönlü düşmek : âşık olmak.

Gönlü ile oynamak : Sever görünüp eğlenmek.

Gönlü istemek : Dilemek, kuvvetle içten arzulamak.

Gönlü kalmak : İsteyip de edinemediği bir şeyi istemekten vazgeçmemek. gücenmek.

Gönlü kanmak : Bir işle ilgili kaygısı kalmamak, mutmain olmak, müsterih olmak.

Gönlü kaymak : Sevmeye eğimli olmak.

Gönlü kırılmak : Üzülmek, incinmek, yerinmek.

Gönlü olmak : Sevip istemek.

Gönlü razı olmamak : İstememek.

Gönlü takılmak : Bir şeye karşı ilgi duymak. aşk ile sevmeye başlamak.

Gönlü varmamak : İstek duymamak, istememek, çekinmek.

Gönlünde kalmak : Çok istediği hâlde ulaşamamak, elde edememek.

Gönlünde taht kurmak : Birisi (veya herkes) tarafından çok sevilir, sayılır olmak.

Gönlünden geçirmek : Düşünmek. bir şeyin olmasını veya bir şey yapmayı istemek.

Gönlünden kopmak : Kendiliğinden vermek.

Gönlüne doğmak : İçine doğmak, sezmek, hissetmek.

Gönlüne dokunmak : Üzülmek, rahatsızlık duymak.

Gönlüne girmek : Kalbine girmek.

Gönlüne göre : Dileğine göre, isteğine uygun olarak.

Gönlünü çalmak : Kalbini çalmak.

Gönlünü çelmek : Kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak. kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak.

Gönlünü düşürmek : âşık olmak, sevdalanmak.

Gönlünü eğlemek : Mutlu, neşeli vakit geçirmek.

Gönlünü etmek : Birini razı ve hoşnut etmek.

Gönlünü hoş etmek : Birinin dileğini yerine getirerek onu sevindirmek.

Gönlünü kaptırmak : âşık olmak.

Gönlünü karartmak : Yaşamaya karşı sevgi ve isteğini azaltmak.

Gönlünü pazara çıkarmak : Sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

Gönlünü serin tutmak : Sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak.

Gönlünü söndürmek : Küstürmek, kırmak, incitmek.

Gönlünü yaralamak : İncitmek, kırmak, üzmek.

Gönlünün dümeni bozuk : İsteklerinde, özellikle gönül işlerinde tutarlılık göstermeyen, sık sık istek değiştiren.

Gönül avcısı : Geçici aşklar arkasında koşan kimse, çapkın.

Gönül bağı : Sevgi bağı, duygusal ilişki.

Gönül belası : Aşkın verdiği sıkıntı, dert.

Gönül birliği : Duygusal anlaşma.

Gönül borcu : Yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu sayma, minnet, minnettarlık, şükran.

Gönül borçlusu : Minnettar.

Gönül bulantısı : Sıkıntı veya üzüntü.

Gönül çöküşü : Yaşama gücünün yitmesi, ruhsal dengenin bozulması.

Gönül darlığı : İç sıkıntısı.

Gönül dilencisi : Sevdiğinden ayrılmamak için onun her davranışına katlanan kimse.

Gönül eğlencesi : İnsanı oyalayıp hoşça vakit geçirten şey veya kimse.

Gönül eri : Hoşgörüsü geniş, açık yürekli, güvenilir kimse, rint, ehlidil.

Gönül ferahlığı : İç rahatlığı, dertsizlik.

Gönül hoşluğu : Rahat ve huzurlu olma.

Gönül maskarası : Sevda yüzünden gülünç durumlara düşmüş kimse.

Gönül meselesi : Aşk yüzünden ortaya çıkan sorun, aşk derdi.

Gönül okşayıcı : Hoşa giden.

Gönül rahatlığı : İç rahatlığı, iç huzuru, baş dinçliği, huzur.

Gönül rızası : İç rahatlığıyla olur verme.

Gönül tokluğu : Doygunluk, istiğna.

Gönül uğrusu : Gönül almayı bilen kimse.

Gönül yarası : Bir kimseyi derin üzüntü içinde bırakan acı, dil yarası.

Gönlü bol : Yeterli imkânlardan yoksun olmasına karşın cömert, eli açık davranmak isteyen (kimse).

Gönlü dar : İçi sıkıntılı olan (kimse).

Gönlü gani : Cömert ve gözü tok, gani gönüllü (kimse).

Gönlü kara : Başkalarının kötülüğünü isteyen (kimse).

Gönlü tok : Zorunlu ihtiyaçları karşılandığında bununla yetinen, fazla mal ve para istemeyen (kimse), müstağni.

Gönlü zengin : Para ve malını imkânları ölçüsünde esirgemeden veren (kimse).

Gönlü yaralı : Aşkta karşılık görmeyen (kimse).

Canıgönülden : İçtenlikle, çok isteyerek, canıyürekten.

Gönül bir sırça saraydır kırılırsa yapılmaz : "kolay kolay onarılamayacağı için bir kimsenin özellikle de dostlarımızın gönlünü kırmamaya özen göstermeliyiz" anlamında kullanılan bir söz.

Gönül birliği etmek : Duygusal anlamda tam bir uyum içinde olmak.

Gönül rızası ile : İsteyerek.

Gönül var otluğa gönül var bokluğa : "iyi ve güzel şeyleri seven yüksek ruhlu insanlar olduğu gibi kötü ve pis şeylerden hoşlanan aşağılık insanlar da vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Gönül verme evliye eve gider unutur : "bir kadın, evli bir erkeğe gönlünü kaptırmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Gönüldaş : Duyguları aynı olanlardan her biri, candan dost.

Gönüldaşlık : Gönüldaş olma durumu.

Gönüllenmek : Gücenmek, darılmak, alınmak.

Gönüllü : Çok istekli. Bir işi yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken isteyerek üstlenen. Seven kimse veya sevgili.

Gönüllü gönülsüz : Yarı istekli yarı isteksiz olarak.

Gönüllüce : Biraz gönüllü. (gönüllü'ce) Biraz gönüllü olarak.

Gönüllülük : Gönüllü olma durumu.

Gönülsüz : Gönlü olmaksızın, istemeyerek. Gönlü olmadan, isteksiz yapılan.

Gönülsüz namaz göğe ağmaz : "isteksiz yapılmış olan bir işten hayır gelmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır ya baş : "istenmeyerek yapılmış olan işlerden kötü sonuçlar ortaya çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Gönülsüzlük : Bir işi istemeyerek yapma, isteksizlik.

Alçak gönüllü : Kendi değerini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen (kimse), engin gönüllü, mütevazı, tevazulu.

Alçak gönüllülük : Alçak gönüllü olma durumu, tevazu, mahviyet, mütevazılık.

Aslan postunda gönül dostunda : "canlı, cansız her şeyin bir yakışığı vardır, insan onları bu durumda görmek ister" anlamında kullanılan bir söz.

Ayran gönüllü : Çabuk âşık olan.

Ayran gönüllülük : Ayran gönüllü olma durumu.

Deniz dalgasız olmaz gönül sevdasız olmaz : "her denizde az çok dalga bulunduğu gibi her gönülde de bir sevda vardır" anlamında kullanılan bir söz.

El vergisi gönül sevgisi : "bize bir şey verene, armağan edene karşı gönlümüzde sevgi uyanır" anlamında kullanılan bir söz.

Engin gönüllü : Alçak gönüllü. Alçak gönüllü olarak.

Er kocar gönül kocamaz : "kişi ihtiyarlar ama gönlü taze kalır, sevgisi eksilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gani gönüllü : Cömert, eli açık (kimse).

Gani gönüllülük : Gani gönüllü olma durumu.

Geniş gönüllü : Her olayı hoş karşılayan (kimse).

Göz görmeyince gönül katlanır : "yakınımızda bulunmayanların özlemine, acısına daha kolay dayanabiliriz" anlamında kullanılan bir söz.

Göz görür gönül katlanır : "kişi, sevdiği bir kimsenin uzak yere gitmesi durumunda onunla görüşmekten umudunu keser, ayrılığa katlanır" anlamında kullanılan bir söz.

Gözden gönülden çıkarmak : Önem vermemek, ilgisini kesmek.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur : "ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır" anlamında kullanılan bir söz.

Hatır gönül bilmek : Kişilere karşı gösterilmesi gereken saygı kurallarına uymak.

Hatır gönül yapmak : Birini tutum ve davranışlarıyla mutlu etmek.

Hatır gönül yıkmak : Kişilere karşı gösterilmesi gereken saygı kurallarına uymamak.

İki gönül bir olunca samanlık seyran olur : "birbirini sevenler için zenginlik önemli değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Yarım elma gönül alma : "armağan küçük de olsa gönül almaya yeter" anlamında kullanılan bir söz.

Yüce gönüllü : Soylu, asil.

Yüce gönüllülük : Yüce gönüllü olma durumu.

Sevgi : İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.

İstek : Belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem, arzu. Bir şeye duyulan eğilim, arzu, şevk. Yerine getirilmesi başkasından istenilen şey, talep. İstek ve niyet kavramı veren isteme kipi.

Düşünüş : İnsanın, özellikle davranışlarına yön veren ahlak tutumu ve düşünme biçimi. Düşünme işi, tefekkür.

Anma : Ölmüş bir insanı hatırlamak için yapılmış olan tören, ihtifal. Anmak işi, yâd.

Hatır : Birine karşı duyulan saygı, sevgi. Gönül, kalp. Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd. Durum, keyif, hâl.

Kalp : Kalp hastalığı. Bir ülkenin, bir kuruluşun işleyiş, yönetim ve varlığını sürdürme bakımından en önde gelen yeri. Yalancı, kendine güvenilmeyen. İşe yaramaz, tembel. Göğüs orta boşluğunda, iki akciğer arasında, vücudun her yanından gelen kirli kanı akciğerlere ve oradan gelen temiz kanı da vücuda dağıtan organ, yürek. Sevgi, gönül. Düzme, sahte, geçmez (para). Bir durumdan başka bir duruma çevirme, dönüştürme. Duygu, his.

Duygu : Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik. Duyularla algılama, his. Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Önsezi.

Arzu : Heves. İstek, dilek.

Gönül ağrıtmak : Gönül incitmek.

Gönül akmak : Temayül etmek, heves göstermek.

Gönül alçak : Lütfen: Bu gece gönül alçak bizim eve gelir misiniz ?

Gönül aldırmak : Gönül kaptırmak, gönül vermek.

Gönül arılığı : Kalp temizliği, safvet-i kalp.

Gönül atmak : Küsmek, darılmak, kırılmak.

Gönül azmak : Çok yimekten mide rahatsız olmak.

Gönül berkitmek : Rabt-ı kalp etmek, kendini bir işe bağlamak.

Gönül bırakmak : Küsmek, darılmak, kırılmak.

Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz : “kolay kolay onarılamayacağı için bir kimsenin özellikle de dostlarımızın gönlünü kırmamaya özen göstermeliyiz” anlamında kullanılan bir söz.

Gönül ile ilgili Cümleler

  • Gönüllü olarak mı buradasın?
  • Gönüllü grup savaş mağdurlarının yiyecek ve ilaç eksikliğini gideriyor.
  • Ali belirlenmiş sürücü olmaya gönüllü oldu.
  • Burada çalışan insanların çoğu, ücretsiz gönüllülerdir.
  • Gönüllü olduk.
  • Yardımcı olmak için gönüllü olmana sevindim.
  • Gönüllerin birincisinin bir koltuğa ihtiyacı var mıdır?
  • Sence biri gönüllü olur mu?
  • Gönüllü olarak çalışıp çalışmadığım merak ediliyor mu?
  • Yaptığım her şeyi telafi etmek için bir gönüllü olarak çalışmak istiyorum.
  • Gönüllü olduğumuzda risklerin ne olduğunu hepimiz biliyorduk.
  • Gönüllü müsün?
  • Bu olay gönüllülük esasına dayanır.
  • Ali ve Mary ücretsiz gönüllülerdir.

Diğer dillerde Gönül anlamı nedir?

İngilizce'de Gönül ne demek? : n. heart, soul, feelings

Fransızca'da Gönül : cìur [le], sentiment [le], affection [la], désir [le], âme [la], sein [le], fierté [la]

Almanca'da Gönül : n. Eingeweide, Seele

Rusça'da Gönül : n. сердце (N), душа (F)

adj. сердечный, любовный