Görüntü nedir, Görüntü ne demek

  • Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet.
  • Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü
  • Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal.
  • Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme.
  • Manzara.
  • Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta.

"Görüntü" ile ilgili cümleler

  • "Ayrıca kimi Karagözcüler kendi görüntülerini kendileri hazırlarlar." - M. And

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: resim]

[Bakınız: imge]

Eğitim alanındaki sözlük anlamı:

Film ya da şerit filmde tek bir devinimi belirten resim.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Bir nesnenin çeşitli noktalarından çıkan ışık ışınlarının, bir ışıksal dizgeden geçtikten sonra oluşturdukları biçim.

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

Irakgörürlerin göz merceğine ya da fotoğraf plağı üzerine düşen yıldız resmi.

Kimya'daki anlamı:

1.Bir nesnenin sureti veya tekrar meydana gelmesi. 2.Işınların etkisi veya mercek vasıtasıyla meydana gelen görüntü.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla görüntülüğe art arda düşürülmesi sonunda devinimin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş; görüntülük üzerindeki devinimli resimler bütünü.

 

Almaç görüntülüğünde, elektron demetinin oluşturduğu devinimli resimler bütünü.

Herhangi bir nesnenin mercek, ayna gibi araçlarla oluşturulan resmi; herhangi bir nesnenin bazı ışık olayları sonucu elde edilen resmi.

Bilimsel terim anlamı:

Herhangi bir nesnenin mercek, ayna ve benzeri araçlarla oluşturulan resmi; herhangi bir nesnenin kimi ışık oyunları sonucu elde edilen resmi.

sinema, televizyon:

Filmin alıcıda kullanımı sırasında, duyarkatın ışıktan etkilenmesiyle ortaya çıkan resim; bunun beyazperdeye yansıtılan biçimi.

Çıkarımcı yolda uzancalı yordamlarda bir kavram yaratmak üzere kullanılan görsel anlatım ya da tasarımsal görünü.

İngilizce'de Görüntü ne demek? Görüntü ingilizcesi nedir?:

video, image, frame, picture

Fransızca'da Görüntü ne demek?:

configuration

Osmanlıca Görüntü ne demek? Görüntü Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

hayâl

Görüntü hakkında bilgiler

Görüntü; gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünendir. Başka bir deyişle görüntü, insan gözünün görebilmesi için bir araç sayesinde oluşturulan görünümdür. Bir mercekle baktığımızda, cismin "mercek görüntüsü" ayrıntıları görmemizi sağlar. Birçok araç sayesinde görüntü elde ederiz.

 

Günlük hayatımızın içinde farkına bile varmadığımız görüntü çokluğu içinde yaşamaktayız. Fotoğraf baskıları, tv ekranları, reklam panoları, sinema perdeleri, gps ekranları sürekli olarak yeni görüntüleri bize sunmaktadır. şimdiki

Fotoğraf makinaları, video kameralar ve diğerleri.

Fotoğraf kartları (fotoğraf), tv programlarının ekrandaki akışları, bilgisayar monitöründeki grafikler, sinema filminin pededeki akışı, gazete, dergi, afiş gibi iletişim araçlarındaki günlük hayattan görünümlerin baskıları ve benzerleri oluşturulan görüntülerdir.

Görüntü ile ilgili Cümleler

  • Bu görüntüyü çok beğendim.
  • Görüntüyü asla unutmayacağım.
  • Manyetik rezonans görüntülemesi negatifti.
  • Şu görüntüye bak.
  • Görüntüyü büyütebilir miyiz?
  • Görüntü odak dışında.
  • Bu görüntüye bak.
  • Şehre girerken kulenin görüntüsünü kaybettik.
  • Köpek aynadaki görüntüsüne havlamaya devam etti.
  • Buradaki şeylerin görüntüsünü sevmiyorum.
  • Görüntüden korkmuştu.
  • Görüntü kalitesi gerçekten kötü - çözünürlük çok düşük.

Görüntü tanımı, anlamı:

Gerçek : Temel, başlıca, asıl. Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel. Yapay olmayan. Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan. Yalan olmayan. Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici. Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat. Doğruluk. Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan. Gerçeklik.

Perde : Katarakt. Bu ses derecelerini sağlamak için çalgılarda bulunup parmaklarla basılan yer. Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü. Seste pes perde. Doğruyu görmeye engel olan şey. Kaz, ördek, martı gibi hayvanların parmaklarını birbirine bitiştiren zar. Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri. Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey. Bir müzik parçasını oluşturan seslerden her birinin kalınlık veya incelik derecesi. İki yeri birbirinden ayıran bölme.

Mercek : İçinden geçen paralel ışınları düzenli bir biçimde birbirine yaklaştıran veya birbirinden uzaklaştıran, camdan veya ışık kırıcı herhangi bir maddeden yapılmış, genellikle küresel yüzeylerle sınırlanmış saydam cisim, adese, lens.

Araç : Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Taşıt.

Film : Bir oyunun bütününü taşıyan şerit veya şeritlerin bütünü. Sinemalarda gösterilen eser. Camlara yapıştırılarak içerinin görünmesini engelleyen bir tür ince yaprak. Fotoğrafçılıkta, radyografide ve sinemacılıkta resim çekmek için kullanılan, selülozdan, saydam, bükülebilir şerit.

Ekran : Üzerine bir cismin ışık yoluyla görüntüsü düşürülen, saydam olmayan düz yüzey, görüntülük. Beyaz perde, görüntülük. Televizyon camı, görüntülük.

Ardıl görüntü : Ardışık görüntü.

Ardışık görüntü : Bir duyunun kaybolmasından sonra da devam eden görüntü, ardıl görüntü.

Pozitif görüntü : Renkli ve siyah beyaz filmlerde doğadaki renklerin asıllarına uygun olarak belirlendiği görüntü.

Görüntüleme : Görüntülemek işi.

Görüntülemek : Belirli bir konuyu buna en yakın görüntüler içinde tasarlamak, yaratmak, gerçekleştirmek.

Görüntüleyici : Görüntülemeyi sağlayan alet.

Görüntülük : Ekran.

Damar görüntüleme : Damar içine X ışınlarını geçirmeyen bir madde verildikten sonra damarların filminin alınması, anjiyo, anjiyografi.

Manyetik rezonans görüntüleme : Dışardan bir manyetik alan uygulayarak vücuttaki yumuşak dokuların görüntülenmesini sağlayan yöntem.

Hayalet : Belli belirsiz görülen şey, gölge. Çok zayıf kimse. Gerçekte var olmadığı hâlde bazen görüldüğü sanılan peri, hortlak vb. görüntüler.

Manzara : Bakışı, dikkati çeken her şey. Görünüş. Durum. Konusu bir doğa veya şehir parçası olan resim, gravür veya desen, tablo.

Gölge : Resimde bir şekli cisimlendirmek için, onun ışık almaması gereken yerlerine vurulan az çok koyu renk. Yetkisi olmadığı hâlde etkili olan. Güneş ışınlarından korunacak yer. Koruma, kayırma himaye. Röfle. Birinin yanından hiç ayrılmayan kimse. Ne olduğu anlaşılamayan karaltı, silüet. Saydam olmayan bir cisim tarafından ışığın engellenmesiyle ışıklı yerde oluşan karanlık.

Oyun : Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Hile, düzen, desise, entrika. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Kumar.

Karagözcü : Karagöz oyununda kullanılan boyanmış insan biçimlerini yapıp satan kimse. Karagöz oyunu oynatan kimse, hayalci, hayalî, hayalbaz.

Yansı : Bilgisayar veya tepegözle hazırlanan saydamın yansıtılmasıyla perdede ortaya çıkan görüntü. Akis. Işığın parlak bir yere çarpıp geriye doğru yön değiştirerek kaynağını göstermesi, inikâs. Tepke.

Görsel : Görme duyusuyla ilgili olan, görmeye dayanan.

Deyiş : Söyleme biçimi, anlatım biçimi, üslup. Deme, söyleme işi. Halk şiiri, halk türküsü. Bir kimsenin bir konuyla ilgili anlattıkları, ifade. Semahla birlikte yalnızca bağlama eşliğinde ağır tempoda söylenen bir beste türü.

Görüntü alanı : Alıcının durumu, alıcı ile konu arasındaki uzaklık, odak uzunluğu, alıcı açısıyla belirlenen alan; dolayısıyla, çerçeveyle belirlenmiş alan.

Görüntü alıcı : sinema, televizyon: Bir izlencenin ses ve görüntüsünün gerektiğinde yeniden gösterilmesini sağlamak amacıyla hazırlanmış alıcı türü.

Görüntü arayüz uyarlayıcısı : (GAU)

Görüntü bağdaştırıcısı : (GB)

Görüntü belleği :

Görüntü bellek : Kullanıcının, yardımcı belleği (mıknatıslı teker) ana belleğin bir uzantısı olarak kullanmasına olanak veren, böylece olduğundan daha büyük bir ana bellek varmış görüntüsü sağlayan ek donanım olanağı.

Görüntü birimi :

Görüntü denetliği : Denetliğin görüntü için olanı. Ses denetliği karşıtı.

Görüntü dondurma : Dondurulmuş görüntü sağlama işi.

Görüntü düzlemi : Betimsel uzambilgisinde, görüş doğrultusuna dik olan düzlem.

Diğer dillerde Görüntü anlamı nedir?

İngilizce'de Görüntü ne demek? : adj. displaying

n. image, picture, sight, view, display, outlook, semblance, spectacle

Fransızca'da Görüntü : apparition [la], fantôme [le], image [la], photogramme [le], simulacre [le]

Almanca'da Görüntü : n. Gespenst

Rusça'da Görüntü : n. вид`ение (N), фантом (M), привидение (N), кадр (M)