Görme nedir, Görme ne demek

"Görme" ile ilgili cümleler

  • "İnsanın sözünün başkalarına ulaştığını, onlarla buluştuğunu görmesi gönendirici, güzel bir duygu." - N. Meriç

Yerel Türkçe anlamı:

Nişandan sonra güvey annesinin, kendi akrabalarıyle kızı görmeye gelmesi.

İlk görülen bir şeye (ev ya da gelinin yüz açma günü) yapılmış olan tören veya karşılığında verilen armağan

Nişandan sonra hediye götürme.

Hizmetçi kız.

Yeni doğan çocuğa götürülen hediye.

Bilimsel terim anlamı:

Göze giren ışığın doğurduğu duyumsal izlerle dış çevredeki ayrıntıların algınlanması.

İngilizce'de Görme ne demek? Görme ingilizcesi nedir?:

vision

Osmanlıca Görme ne demek? Görme Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

asab-ı basarî, basar, rüyet

Görme hakkında bilgiler

Görme, göz veya benzeri bir organ aracılığıyla varlıkların renklerini ve şekillerini ayırt etmeyi sağlayan fizyolojik süreç. Canlıların ışık uyarılarına verdiği biyolojik tepkiye fotoresepsiyon denir. Fotoresepsiyon, görme organındaki ışığa duyarlı fotoreseptör denen alıcıların ışığı farketmesi ile başlayan mekanizmadır.

Dünyadaki milyonlarca canlı türünün görme kabiliyetleri birbirlerinden farklılıklar arzeder. Örneğin yassı solucan sadece ışık kaynağının yönünü yaklaşık olarak tespit etmeye yarayan birkaç fotoreseptöre sahiptir. İnsan gözü ise, sahip olduğu 100 milyon civarı fotoreseptör ile, 1 dakikalık açı (1 derecenin 1/60'ı) hassasiyetinde yön analizi yapabilir ve çözünürlüğü yassı solucandan 4.000 kat daha yüksektir.

 

Görme ile ilgili Cümleler

  • Burak Tuğba'yı görmedi bile.
  • Görme engelli mi yoksa işitme engelli mi olmayı tercih edersiniz?
  • Görme engelli adam el yordamıyla çıkışa doğru gitti.
  • Görme duyunuzun test edilmeye ihtiyacı var.
  • Görme bozukluklarının hayal gücünü geliştirme gibi bazı iyi tarafları da vardır.
  • Biz leylakları görmek için birkaç hafta beklemeliyiz.
  • Sadece yerli Amerikalıları görmek için Amazon ormanını ziyaret etmek istiyorum.
  • Tüm gezilerimde, Everest'ten daha güzel hiç bir dağ görmedim.
  • Görme beş duyudan biridir.
  • Görme engelli insanlar Braille denilen kabartılmış noktalardan oluşan bir sistem kullanarak, dokunarak okurlar.
  • Seni görmek isteyen bir adam sen dışarıdayken geldi.
  • Onu olduğunu görmedim.
  • Birisi seni görmek için burada.
  • Görme yateneğim kötüleşiyor.

Görme kısaca anlamı, tanımı:

Görme açısı : Bir cismin iki ucundan gelen ışınların gözün görme merkezinde meydana getirdiği açı.

 

Görme engelli : Görme duyusu olmayan (kimse), görmez, gözsüz, kör, âmâ.

Görme gözesi : Petek gözü oluşturan çok sayıda hücreden her biri.

Görme hücresi : Görme gözesi.

Anadan görme : Geleneksel.

Sonradan görme : Sonradan görmüş.

Görme engellilik : Görme engelli olma durumu, körlük, âmâlık.

Görmece : Görmek koşuluyla.

Görmediğe dönmek : Tam bir sağlığa kavuşmak. başından geçmemiş gibi olmak.

Görmek : Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak. Anlamak, kavramak, sezmek. Gezmek. Yanına gidip konuşmak. Çok değer vermek. Bir şeye erişmek. Karşılaşmak, rastlaşmak. Yapmak, etmek. Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek. Bir işleme uğramak. Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek. Sahne olmak, geçirmek. Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek. Vermek. Ziyaret etmek. Almak. Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak.

Görmemezlik : Görmemiş gibi davranma, görmezlik.

Görmemiş : Birdenbire ulaştığı iyi duruma uymayan, görgüsüzce davranan.

Görmemiş görmüş güle güle ölmüş : "görgüsüz kişi, günün birinde ummadığı bir şeyi elde ederse sevincinden ne yapacağını şaşırır" anlamında kullanılan bir söz.

Görmemişin oğlu olmuş : "görgüsüz kimse ummadığı bir şeyi elde ettiğinde ne yapacağını şaşırır" anlamında kullanılan bir söz.

Görmemişlik : Görmemiş olma durumu. Görmemişçe davranış.

Görmez : Görme engelli.

Görmezden gelmek : Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak.

Görmezlik : Görmemezlik.

Görmezlikten gelmek : Görmemiş gibi davranmak.

Acı görmek : Kötü günler yaşamak.

Acısını görmek : Bir yakınının ölümünü görmek.

Aşağı görmek : Küçük görmek, beğenmemek, hor görmek.

Atadan babadan görmek : Gelenek olarak eskiden beri bilmek, yapmak, uygulamak.

Ayı görmeden bayram etme : "bir iş gerçekleşmeden ona oldu gözüyle bakmamalı" anlamında kullanılan bir söz.

Az görmek : Azımsamak. umduğundan eksik bulmak.

Beis görmemek : Sakınca, zarar görmemek.

Bir elinin verdiğini öbür elin görmesin : "birine yaptığın iyiliği gizli tut" anlamında kullanılan bir söz.

Burnunun ucundan ötesini görmemek : Dar düşünceli olmak.

Burnunun ucunu görmemek : Dalgın, dikkatsiz olmak. çok sarhoş olmak.

Büyük görmek : Kendini veya başkasını olduğundan üstün saymak, yüceltmek.

Çatal görmek : Net görememek, bir şeyi iki görmek.

Çayı görmeden paçaları sıvamak : Dereyi görmeden paçaları sıvamak.

Cebi para görmek : Parası yokken para kazanmaya başlamak.

Cevizi çift görmeden taş atmamak : İşi sağlama almadan yapmamak.

Ceza görmek : Kendisine ceza verilmek, cezalandırılmak.

Çift görmek : Sarhoş olmak.

Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek : İçinde bulunduğu duruma uygun düşmeyen düşler kurmak.

Çok görmek : Yadırgamak.

Dava görmek : Açılan davaları incelemek ve sonuca bağlamak.

Dereyi görmeden paçaları sıvamak : Gerektiğinden çok önce veya henüz ortada hiçbir şey yokken hazırlanmaya kalkışmak.

Ders görmek : Bir konu üzerinde bir öğrenci yetkili bir kimseden bilgi edinmek.

Destek görmek : Yardım edilmek.

Dirlik yüzü görmemek : Rahata kavuşamamak.

Dokunca görmek : Zarara uğramak, harap olmak.

Dünya gözü ile görmek : Ölmeden önce görmek.

Dünya yüzü görmemek : Kapalı bir yerde sürekli kalmak.

Dünyayı görmemek : Bir konuya veya bir işe aşırı odaklanıp çevre ile ilgilenmemek.

Dünyayı tozpembe görmek : Üzücü durumlara bile iyimser gözle bakmak.

Eli para görmek : Eline para geçmek.

Elleri dert görmesin : "ellerine sağlık" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

Eyyam görmek : İyi günler geçirmek, mutlu zamanlar yaşamak.

Ezbere iş görmek : İncelemeden gelişigüzel yapmak.

Faydasını görmek : Kâr elde etmek. yarar sağlamak.

Gerek görmek : Yapılmasını istemek.

Gerekli görmek : Yapılması icap etmek.

Gereksiz görmek : Lüzum görmemek.

Gidip de gelmemek var gelip de görmemek var : "uzak bir yere giden kişi dönmeyebilir, dönebilse de ayrılırken bıraktığı yakınlarını bulmayabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Görgülü kuşlar gördüğünü işler görmedik kuşlar ne görsün ki ne işler : "iyi eğitim alanlar aldıkları eğitimin gereğini yaparlar, iyi eğitim görmeyenler bir şey yapamazlar" anlamında kullanılan bir söz.

Göz görmeyince gönül katlanır : "yakınımızda bulunmayanların özlemine, acısına daha kolay dayanabiliriz" anlamında kullanılan bir söz.

Göz gözü görmemek : Yoğun sis, duman, toz vb. sebeplerle hiçbir şey görülememek.

Göz ucuyla görmek : Fark etmek.

Gözü dünyayı görmemek : Hiç kimseye, hiçbir şeye önem, değer vermemek.

Gözü görmemek : Görmez olmak. belli bir şeyden başka bir şeyle ilgilenmemek. öfke sonucu en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek.

Gözü görmez olmak : Artık ona değer vermemek.

Gözü hiçbir şey görmemek : Heyecana kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek.

Gözüm görmesin : "bana görünmesin, yüzünü görmek istemem" anlamında kullanılan bir söz.

Gözünün önünü görmemek : Sisten, pustan dolayı etrafını görememek.

Gözüyle görmek : Bir olaya tanık olmak.

Gün görmemek : Sıkıntı içinde yaşamak.

Gün yüzü görmemek : Hiç kullanılmamak, yeni kalmak. güneş ışığından uzakta kalmak, ışık görmemek.

Gün yüzü görmemiş : Çok ağır hakaret içeren. ortalığa çıkmamış. hiç kullanılmamış.

Güneş görmek : Güneş ışığından yararlanır durumda olmak.

Gününü görmek : Aybaşı görmek. çocuklarının iyi, mutlu günlerini görmek. kötü bir sonla karşılaşmak, cezaya çarptırılmak.

Hacet görmek : Tuvalete gitmek. gerekli bulmak, gerekli saymak. alışveriş yapmak.

Hakaret görmek : Ağır veya küçültücü davranış görmek, aşağılanmak.

Hakir görmek : Önemsememek, değer vermemek, küçümsemek, küçük görmek, hor görmek.

Halüsinasyon görmek : Gerçekte olmayan birtakım olayları yaşadığını sanmak.

Hayır görmemek : Bir şey kendisine yararlı olmamak.

Hazırlık görmek : Hazır olmak için gereken şeyleri toplamak veya durumları sağlamak.

Hesabını görmek : Cezalandırmak. alacağını verip ilişiğini kesmek. ücretini ödemek.

Hesap görmek : Alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek.

Himaye görmek : Biri tarafından korunmak, kayırılmak, gözetilmek.

Hizmet görmek : Birisinden yardım almak.

Hor görmek : Bir kimseye değersiz gözle bakmak.

Hoş görmek : Gücenilecek veya karşılık gelinecek bir davranışı hoşgörü ile karşılamak, anlayışla karşılamak, kusur saymamak.

İkram görmek : Ağırlanmak.

İleriyi görmek : Uzağı görmek.

İlgi görmek : İlgi çekmek.

İmece günü bulutlu görmeyene ne mutlu : "zamanın elverişli olup olmadığına bakmadan yardıma gelenleri bulunan iş sahibine ne mutlu" anlamında kullanılan bir söz.

İş görmek : İş yapmak. iş yapmaya uygun olmak.

İşini görmek : Görevini yapmak. öldürmek. dövmek.

İşlem görmek : Herhangi bir mal, kıymetli kâğıt, döviz vb. piyasada alınmak, satılmak, değiştirilmek.

İtibar görmek : Sayılmak, kendisine değer verilmek. aranmak, istenmek.

İyilik görmek : Maddi, manevi yardım görmek.

Kabul görmek : Kabul edilmek, onaylanmak.

Karpuz kabuğunu görmeden denize girme : "bir işi en uygun zamanı gelmeden yapma" anlamında kullanılan bir söz.

Kendini aşağı görmek : Kendini başkalarından değersiz görmek.

Kendini dev aynasında görmek : Kendini olduğundan çok üstün görmek.

Kırmızı kart görmek : Oyundan çıkarılma cezasına çarptırılmak. ciddi bir biçimde uyarılmak. dışlanmak.

Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak evladır : "tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

Korunma görmek : Anlayış veya hoşgörü ile karşılanmak.

Küçük görmek : Değer, önem vermemek.

Layık görmek : Yakıştırmak, uygun görmek.

Leyleği havada görmek : Çok gezmek.

Lüzum görmemek : Gerekli bulmamak, gerekli görmemek.

Lüzumsuz görmek : Gereksiz bulmak.

Mahzur görmek : Sakıncalı bulmak.

Masraf görmek : Alışveriş veya ödeme işlerini yapmak.

Mazur görmek : Kusura bakmamak, hoş görmek, bağışlamak, affetmek.

Mektep görmemiş : Okula gitmemiş. kaba, saygısız.

Muamele görmek : İşlem uygulanmak, davranılmak.

Mübah görmek : Hoş görmek, sakıncasız bulmak.

Münasip görmek : Uygun ve yerinde bulmak.

Mürüvvetini görmek : Anne ve baba çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak.

Nakzen görmek : Yargıtay tarafından bozulan bir karar üzerine bozma sebeplerini de göz önünde tutarak davaya yeniden bakmak.

Nankörlük görmek : Nankörce davranışla karşılaşmak.

Onarım görmek : Onarılmak.

Rağbet görmek : İstenilmek, beğenilmek, istekle karşılanmak.

Rahat yüzü görmemek : Hiç rahat etmemek.

Resti görmek : İleri sürülen paranın miktarını kabul edip aynı miktarda parayı ortaya koymak.

Reva görmek : Bir davranışı, bir olayı bir kimse için uygun görmek.

Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin : "birine yaptığın iyiliği gizli tut" anlamında kullanılan bir söz.

Sarı kart görmek : Oyun kurallarına aykırı hareket eden oyuncu sarı renkte kart cezası almak.

Şenlik görmemiş : Terbiyesiz, görgüsüz (kimse).

Sonradan görme gavurdan dönme : "sonradan görme olan kimseler fazla iyi niteliklere sahip değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Sonradan görmelik : Sonradan görmüşlük.

Su görmemiş : Çok kirli (yüz, el).

Su sabun görmemek : Çok kirli olmak.

Su yüzü görmemiş : Su görmemiş.

Tahsil görmek : Eğitim almak.

Tamir görmek : Onarılmak, düzeltilmek, yenilenmek.

Tasvip görmek : Birinin bir düşünce veya davranışı başkalarınca uygun, yerinde bulunmak.

Tedavi görmek : İyileşmek amacıyla sağlık uygulamalarından geçmek.

Tozpembe görmek : Aşırı iyimser olmak.

Üstünü görmek : Gebeyken aybaşı olmak.

Uygun görmek : Yakışır, yaraşır görmek, elverişli bulmak.

Uzağı görmek : İleride ne olacağını kestirmek.

Vazife görmek : Bir görevi yerine getirmek, sürdürmek.

Vidoyu görmek : Vidoyu kabul etmek.

Yakınlık görmek : İlgi, sevgi görmek.

Yardım görmek : Destek elde etmek, bağış almak.

Yüzü görmemek : ...-den yoksun olmak, uzak bulunmak.

Yüzünü görmemek : Uzun süre görmemek. gereksinim duyulan bir şeyi özlemek, ona hasret kalmak.

Zam görmek : Fiyatı artmak. ücreti artmak.

Zarar görmek : Kötü sonuca uğramak.

Zulüm görmek : Kendisine eziyet edilmek.

Rüyet : Görme.

Benzeri : Aynı.

Organ : Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv. Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş.

Aracı : Ara bulucu. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği. İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador.

Varlık : Önemli, yararlı, değerli şey. Var olma durumu, mevcudiyet. Ömür, hayat. Kalıcı olan, gelip geçici olmayan şey. Para, mal, mülk, zenginlik, variyet. Var olan her şey. Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı, popülasyon.

Renk : Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum. Çeşitlilik. Nitelik.

Şekil : Biçim. Davranış biçimi, tutum, yol, tarz. Bir konuyu açıklamaya yarayan resim veya çizim. Biçim. Bir kavramın, düşüncenin, olayın veya işin değişik oluş biçimi. Toplumsal bir bütünün kuruluş biçimi. Bazı matematiksel varlıkların gösterilmesine yarayan resim. Anlatım biçimi.

Görme alanı : Göz ve baş kımıldamadan görülebilen noktaların toplamı, bk. bakma alanı.

Görme alanının eşdeğer ışıklılığı : Verilmiş gözkamaşması koşulları ile ışıklılık ayırma eşiği aynı olan, ama gözkamaştırıcı olmayan bir görme alanının ışıklılığı.

Görme aygıtı : (biyoloji)

Görme çaprazı : N. opticus'ların, tuber cinereum'un önünde yapmış oldukları çapraz, kiyazma optikum.

Görme deliği : İçinden görme sinirinin geçtiği canalis opticus'un göz çukuruna açılış deliği, foramen optikum.

Görme ekseni : Göz yuvarlarının ön ve art kutuplarının merkez noktalarından geçen hat. (biyoloji) Göz yuvarlarının ön ve ard kutuplarının merkez noktalarından geçen çizgi.

Görme genişliği : Gözün bir saptama alanı içinde kapsadığı ve kavradığı yazılı gereçler. (Genel olarak harflerin sayısı ya da kapsayacağı yer genişliği ile ölçülür.)

Görme güçlüğü : Gözlerin, özellikle okuma ve yazma sırasında görevini normal olarak yapamama durumu.

Görme kaynaşımı : İki ayrı imgenin tek bir imge olarak kaynaştırılması.

Görme keskinliği : Nitel olarak: Birbirine çok yakın gibi görünen iki nesneyi ayrı algılayabilme yeteneği. Nicel olarak: Birbirine çok yakın gibi görünen iki nesneyi (iki nokta ya da iki çizgi) gözün ayrı algılayabildiği en ufak açının dakika türünden değerinin tersi. Gözün seçme gücü.

Diğer dillerde Görme anlamı nedir?

İngilizce'de Görme ne demek? : adj. visual, optic, optical

n. sight, seeing, vision

Fransızca'da Görme : vision [la], vue [la]

Almanca'da Görme : n. Gesichtsfeld

Rusça'da Görme : n. зрение (N), в`идение (N), наблюдение (N), обозрение (N), обзор (M), посещение (N)

adj. визуальный