Göstermek nedir, Göstermek ne demek

"Göstermek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu." - Ö. Seyfettin
  • "İtaat göstermek. Dayanışma göstermek."
  • "Bu söz onun iyi niyetini gösteriyor."
  • "Size ne iş gösterdiler?"
  • "Bu, seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol!" - R. N. Güntekin
  • "Gerçekleri çarpıtarak gösteriyor."
  • "Yol göstermek."
  • "Güneşe göstermek. Aleve göstermek."
  • "Size kitaplarımı göstereyim."
  • "Vitrindeki oyuncağı parmağıyla gösterdi."
  • "Bunun böyle olduğunu size göstereceğim."

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Bir filmi gösterici yardımıyla görüntülük üzerine yansıtarak izlenmesini sağlamak; gösterimi gerçekleştirmek.

İngilizce'de Göstermek ne demek? Göstermek ingilizcesi nedir?:

indicate, point, show, exhibit, screen, project, present

Göstermek tanımı, anlamı:

 

Gösterme : Göstermek işi. Teşhir, sergileme.

Aba altından sopa göstermek : Birini imalı bir biçimde tehdit etmek.

Aday göstermek : Bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek, namzet göstermek.

Adres göstermek : Birini hedef göstermek.

Anlayış göstermek : İstenilen veya söylenilen bir şeyi hoşgörüyle karşılamak.

Aşinalık göstermek : İlgilenmek, tanıdığını belli etmek.

Boy göstermek : Görünmek. gösteriş yapmak.

Büyüklük göstermek : Gönül ululuğu göstermek.

Çaba göstermek : Bir işi başarmak için çalışmak, uğraşmak, gayret göstermek.

Cesaret göstermek : Yürekli davranmak.

Dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek : Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek (veya anlamak), insanın başına neler gelebileceğini öğretmek veya öğrenmek.

Etkisini göstermek : Etkisini ortaya koymak, belli etmek.

Faaliyet göstermek : İşler durumda olmak, etkinlik göstermek. çalışmak.

Gayret göstermek : Çaba harcamak, başarmak için çalışmak.

Gerçek yüzünü göstermek : Sakladığı düşüncelerini sonradan ortaya koymak.

Gerekçe göstermek : Gerektirici sebep ve doküman ileri sürmek.

Gününü göstermek : Tehdit yollu cezalandırmak.

Hedef göstermek : Bir kimseyi olumsuz, kötü bir amaç için bir yere veya şeye yönlendirmek. birini kötü bir durumda kalması için hedef hâline getirmek.

 

Hırsıza yol göstermek : Birine bilmeyerek kötü bir işte yardımcı olmak.

Hüner göstermek : Herkesin yapamayacağı bir işi yapmak. beceriklilik ortaya koymak.

Hüsnü kabul göstermek : İyi karşılamak, güler yüz göstermek.

İlgi göstermek : İlgisini esirgememek, belli etmek.

İş göstermek : Yapması için birine iş vermek, iş buyurmak.

Kapıyı göstermek : Kovmak, uzaklaştırmak.

Kazaya rıza göstermek : Yargıya, verilen hükümlere boyun eğmek. kadere, alın yazısına boyun eğmek.

Kefil göstermek : Bir iş için gerekli olan kefili bulmak.

Kendini göstermek : Beğenilecek niteliklerini ortaya koymak. pas alabilmek için boş alana kaçmak. ortaya çıkmak, belirmek.

Kırmızı kart göstermek : Oyundan çıkarma cezasına çarptırmak. ciddi bir biçimde uyarmak. dışlamak.

Kolaylık göstermek : Yapabilme yolu, imkânı sağlamak.

Kulağı ters taraftan göstermek : Kolay yolu varken bir işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak.

Liyakat göstermek : Başarmak.

Marifet göstermek : Ustalığını ortaya koyabilmek.

Metanet göstermek : Kötü bir duruma katlanmak, dayanmak.

Misal göstermek : Örnek vermek.

Mucize göstermek : Olağanüstü bir olay yaratmak. sadece peygambere özgü, insan aklının ve kabiliyetinin erişemeyeceği olağanüstülükler göstermek.

Namzet göstermek : Bir iş için aday belirleyip sunmak, aday göstermek.

Nezaket göstermek : Davranışlarda nazik olmak.

Öfke yüzü göstermek : Çok sinirlendiğini belli etmek.

Özen göstermek : Bir şeyi özenerek elden geldiğince iyi olmasına gayret ederek yapmak, itina etmek.

Reaksiyon göstermek : Tepkimek.

Rıza göstermek : Razı olmak, onamak, uygun bulmak.

Sadakat göstermek : Bağlı kalmak.

Sadakatsizlik göstermek : Sadakatsiz olduğunu ortaya koymak, açıklamak.

Sağ eliyle sol kulağını göstermek : Kısa yoldan yapılacak bir işi dolambaçlı yollardan geçerek yapmaya çalışmak.

Sancak göstermek : Gemi, ulusunu belirten sancağını göndere çekmek.

Sarı kart göstermek : Hakem oyun kurallarına aykırı hareket eden oyuncuya sarı renkte kart cezası göstermek.

Saygı göstermek : Saymak, değer vermek.

Sıcak yüz göstermek : Yakınlık göstermek.

Şiddet göstermek : Kaba, sert davranmak.

Suya göstermek : Hafifçe yıkamak.

Teessür göstermek : Üzüntüsünü açığa vurmak.

Telaş göstermek : Telaşını belli etmek.

Tepki göstermek : Bir olay veya durum karşısındaki düşüncesini söz veya davranışla belirtmek, tepki koymak.

Terakki göstermek : Geliştiğini, ilerlediğini ortaya koymak.

Tesirini göstermek : Etkisini göstermek.

Teslimiyet göstermek : Birinin isteğini olduğu gibi kabul etmek.

Teveccüh göstermek : Güler yüz göstermek.

Tırnak göstermek : Korkutmak, gözdağı vermek.

Titizlik göstermek : Titizlenmek.

Varlık göstermek : Kendinden beklenilen görevi yerine getirmek, beğenilir bir iş yapmak.

Yakınlık göstermek : Biriyle ilgilenmek, sevgiyle davranmak.

Yıkkınlık göstermek : Yıkılmaya yüz tutmak.

Yol göstermek : Kılavuzluk etmek, yolu bilmeyene anlatmak, tarif etmek. ne yapılacağını, nasıl davranılacağını öğretmek.

Yumruk göstermek : Korkutmak, gözdağı vermek.

Yüreklilik göstermek : Korkmamak, cesur davranmak.

Yüreksizlik göstermek : Korkmak, ürküp kaçmak.

Yüz aklığı göstermek : Bir işte başarıya ulaşmak.

Yüz göstermek : Ortaya çıkmak.

Zaaf göstermek : Zayıflığı, yeteneksizliği ortaya çıkmak.

İşaret : Belirti, gösterge, alamet. Anlam yükletilen şey, anlamlı iz, im. El, yüz hareketleriyle gösterme.

Belirtmek : Açıklamak, tebarüz ettirmek.

Görülme : Görülmek işi.

Sağlamak : Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Elde etmek, sahip olmak.

Görme : Görmek işi, rüyet.

Açmak : Alanını genişletmek. Beğenmek. Birbirinden uzaklaştırmak. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Savaşla almak, fethetmek. Ferahlık vermek. Geçit sağlamak. Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Bir konu ile ilgili konuşmak. Rengin koyuluğunu azaltmak. Yakışmak, güzel göstermek. Yapmak, düzenlemek. Yarmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Görünür duruma getirmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Ayırmak, tahsis etmek. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Engeli kaldırmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Alışverişi başlatmak.

Anlatmak : Bir konu üzerinde açıklama yapmak, açıklamada bulunmak. Bilgi vermek, izah etmek. Nakletmek.

Yol : Yolculuk. Kumaşta bulunan çizgi. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Hile, tuzak. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Kez, defa. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Gidiş çabukluğu, hız. Gaye, uğur, maksat. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer.

Bir : Sayıların ilki. Aynı, benzer. Sadece. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Eş, aynı, bir boyda. Ancak, yalnız. Bir kez. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Beraber. Bu sayı kadar olan. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Tutulmak : Yakalanmak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncu yakından izlenmek, tutulmak, markaja alınmak. Kapatılmak, sarılmak. Ay ve Güneş, tutulma olayına uğramak. Birine tutkun olmak, sevmek. Ünlü olmak, meşhur olmak. Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak. Tutuk duruma gelmek. Bir organ veya bir şey hareket edemez olmak.

İnandırmak : İnanmasını sağlamak.

Öğretmek : Yetenek kazandırmak. Bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak. Bir kimseye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak.

Açıklamak : Bir konuyla ilgili gerekli bilgileri vermek, izah etmek. Açıkça söylemek, ifşa etmek. Belirtmek, göstermek, açığa vurmak, izhar etmek. Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediğini belirtmek, yorumlamak. Bir sorunla ilgili aydınlatıcı bilgi vermek, tavzih etmek.

Söylemek : Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Yazmak, düzmek. Sipariş etmek. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Yapılmasını istemek. Haber vermek. Türkü, şarkı vb. okumak. Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak. Önceden bildirmek, tahmin etmek.

Görevlendirmek : Birine bir görev vermek, vazifelendirmek, tavzif etmek.

Çıkarmak : Göstermek. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Fotoğraf çektirmek. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Hatırlamak. Gidermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Bulmak, ortaya koymak. Söylemek. Resim yapmak. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sonunu getirmek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Yollamak, göndermek. Yapmak, üretmek. Sağlamak, elde etmek. Boşaltmak. Yayımlamak. Sunmak. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak.

Temsil : Birinin veya bir topluluğun adına davranma. Özümleme. Oyun. Söz gelişi.

Etmek : Demek, söylemek. Bulmak, erişmek. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Bir işi yapmak. Eşit değer kazanmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Herhangi bir değerde olmak. Kötülükte bulunmak.

Görünmek : İzlenim uyandırmak. Benzemek, görünüşünde olmak. Azarlamak. Gözdağı vermek. Görülür duruma gelmek, görülür olmak, gözükmek.

Benzemek : Sanısını uyandırmak, gibi görünmek. İki kişi veya nesne arasında birbirini andıracak kadar ortak nitelikler bulunmak, andırmak.

Sert : Güçlü kuvvetli. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Gönül kırıcı, katı, ters. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Titizlikle uygulanan, sıkı. Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde.

Karşılık : Cevap, yanıt. Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz. Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel. Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat. Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele.

Vermek : Yaymak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Tespit etmek. Kazandırmak, katmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Ödemek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Doğurmak. Dayamak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Sahip olmasını sağlamak. Ayırmak, harcamak. Ondan bilmek, atfetmek. Satmak. Bırakmak veya bağışlamak.

Göstermek ile ilgili Cümleler

  • Size göstermek istemiyorum.
  • Yasalar ABD'de eyaletten eyalete değişiklik göstermektedir.
  • İspanyolcada, değişiklikleri ve dönüşümleri göstermek için birçok farklı ifadeler vardır.
  • Sana kötü kabusunu göstermek için buradayım.
  • O sadece öfkesini göstermek için tabağı kırdı.
  • Gerçek duygularını göstermek Japonya'da bir erdem olarak düşünülmemektedir.
  • Muhtemelen insanların gösterilere protesto etmek için değil, sadece kendilerini göstermek için gittiklerini demek istiyor.

Diğer dillerde Göstermek anlamı nedir?

İngilizce'de Göstermek ne demek? : v. show, point, point out, display, exhibit, demonstrate, prove, put forth, teach, betoken, denote, depict, designate, disclose, evidence, exercise, expose, hold up, indicate, initiate, introduce, look, manifest, point to, produce, represent, set out

Fransızca'da Göstermek : montrer, faire voir, présenter, exhiber, indiquer, exposer, démontrer, faire montre de, faire parade de, représenter, désigner, mettre en lumière, témoigner, manifester, déterminer, exhaler, laisser voir, marquer, rendre, (film) projeter

Almanca'da Göstermek : v. zeigen, aufzeigen, indizieren, sehen lassen, darstellen, darbieten, exhibieren, vormachen, vorweisen, vorzeigen, vorführen, bedeuten, beweisen, verweisen, hindeuten, hinweisen, weisen, erweisen, erbringen, ergeben, erzeigen, bezeigen, bezeichnen, geben, herausarbeiten, lehren

Rusça'da Göstermek : v. показывать, предъявлять, демонстрировать, указывать, представлять, доказывать, свидетельствовать, знаменовать, проявлять, выявлять, являть, обнаруживать, выказывать, выражать, наносить, намечать, оказывать, споласкивать, изъявлять, кивать, показать, предъявить, указать, представить, доказа