Götürmek nedir, Götürmek ne demek

  • Taşımak, ulaştırmak ya da koymak.
  • Öldürmek.
  • Herhangi bir yiyeceği tek başına ve hızlı bir biçimde yemek.
  • Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek.
  • Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak.
  • Tümüyle sahip olmak.
  • Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek.
  • Haksız kazanç sağlamak, mal veya para sahibi olmak.
  • Bir sonuca vardırmak.
  • Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek
  • Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek.

"Götürmek" ile ilgili cümle

  • "Bitirmeden şunu da söyleyeyim, ahlaka, gerçek ahlaka götüren başlıca yollardan biri de aşktır." - N. Ataç
  • "Eksiler artıları götürdü."
  • "Beni evime kadar götürdü."
  • "Yemeği götürmek için o an en uygun kişiydim." - A. Kutlu
  • "Bir mermi bacağını götürdü. Duvarı su götürdü."
  • "Hastalık çok insan götürdü."

Yerel Türkçe anlamı:

Dayanmak, tahammül etmek.

Diğer sözlük anlamları:

Ortadan kaldırmak, bertaraf etmek.

Ayırmak, uzaklaştırmak, kaldırmak.

Toplamak.

Yukarı kaldırmak.

Tahammül etmek, yüklenmek, taşımak.

İngilizce'de Götürmek ne demek? Götürmek ingilizcesi nedir?:

swap-out

Götürmek kısaca anlamı, tanımı:

Sözgötürmez : Sugötürmez.

Sugötürmez : Başka bir yoruma elverişli olmayan, kesin, sözgötürmez.

Götürme : Götürmek işi.

Alıp götürmek : Yakalayıp götürmek, derdest etmek.

 

Güme götürmek : Anlaşılmasını engellemek.

İleri götürmek : Bir durum veya davranışta ölçüyü aşmak.

İşi ileri götürmek : Beklenenden daha aşırı davranışlar içine girmek.

Kan gövdeyi götürmek : Çok kan dökülmek.

Kelle götürmek : Gereksiz bir aceleyle gitmek, koşturmak, acele davranmak.

Laf götürmek : Söz götürmek.

Latife götürmek : Şaka kaldırmak.

Malı götürmek : Herkesin göz diktiği bir çıkarı elde etmek.

Ortalığı götürmek : Kaplamak.

Pislik götürmek : Bir yer çok pis olmak.

Sel götürmek : Çok yağmurdan dolayı bir bölgede, yollar zor geçilir duruma gelmek. çok yağmur yağmak.

Sel seli götürmek : Çok fazla sel olmak.

Söz götürmek : Doğruluğu ve gerçekliği tartışılabilir olmak. dedikodu yapmak. tahammül etmek, katlanmak.

Tartışma götürmek : Bir konu tartışılabilir olmak.

Tevil götürmek : Söz veya davranışa başka bir anlam verebilmek.

Taşımak : Boru, kanal vb. ile sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak. Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak. Üstünde bulundurmak. Duymak, hissetmek. Giymek. Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek. Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek. Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek.

Ulaştırmak : Ulaşmasını sağlamak.

Koymak : Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. İmza, tarih, adres yazmak. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Bırakmak, terk etmek. Bırakmak. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Etkilemek, dokunmak. Katmak, eklemek. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

 

Yürütmek : Kabul edilmesi veya tartışılması için bildirmek, açıklamak, öne sürmek. İşinden veya bulunduğu yerden çıkarmak. Gerektiği gibi yapmak, uygulamak. Yürüme işini yaptırmak, yürümesini sağlamak. Habersiz olarak almak, çalmak. Bir yargıyı yerine getirmek, uygulamak.

Atmak : Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Yırtılmak. Örtmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. İçki içmek. Geri bırakmak, ertelemek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Koymak. Söylemek. Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Çıkarmak, dışarıya vermek. Yalan veya abartmalı söz söylemek. Sille, tokat vurmak. Götürmek. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Rastgele bir kenara koymak. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Değerini eksiltmek. Çatlamak. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Göndermek, yollamak.

Öldürmek : Aşırı yormak. Boşuna geçmek. Sağlığını bozmak, rahatsızlık vermek. Bitkinin solarak kurumasına sebep olmak. Ölmesine yol açmak. Çok üzmek. Yok olmasına, ortadan kalkmasına, azalmasına yol açmak. Bazı şeylerin diriliğini, tazeliğini veya sertliğini gidermek. Bir canlının hayatına son vermek. Etkisini ve gücünü azaltmak.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Dayanmak : Birinden, bir şeyden güç almak, güvenmek, istinat etmek. Varmak, ulaşmak. Bir yere yaslanmak, kendini dayamak. Güç bir duruma katlanmak, çekmek, sabretmek, tahammül etmek. Bir şeyin üzerinde kurulmuş olmak. Bütün gücünü kullanarak bir işi yapmak. Tutunmak, karşı durmak, karşı koymak, mukavemet etmek. Bir iş sonunda birinin veya bir şeyin üzerinde kalmak. Yetişmek, yeter olmak. Zarar görmemek, varlığını korumak, hasar görmemek. Uzun süre kullanılmaya uygun olmak.

Katlanmak : Katlama işi yapılmak. Hoş olmayan bir duruma, güç şartlara dayanmak, tahammül etmek.

Tahammül : İnsanın kötü, güç durumlara karşı koyabilme gücü, kaldırma, katlanma. Nesnenin, güçlü, zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilmesi, dayanması.

Etmek : Demek, söylemek. Eşit değer kazanmak. Bir işi yapmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Kötülükte bulunmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Bulmak, erişmek. Herhangi bir değerde olmak.

Bir : Sadece. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Sayıların ilki. Ancak, yalnız. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Tek. Beraber. Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer.

Vardırmak : Varmasına yol açmak, götürmek.

Yok : Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı. Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir. Yasak. "Hayır" anlamında kullanılan bir söz. Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz. Birinin söylediği sözlerden genel olarak kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz. Olmayan, bulunmayan şey.

Yol : Kumaşta bulunan çizgi. Hile, tuzak. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Yolculuk. Kez, defa. Gidiş çabukluğu, hız. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Gaye, uğur, maksat. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan.

Açmak : Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Alışverişi başlatmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Engeli kaldırmak. Yakışmak, güzel göstermek. Birbirinden uzaklaştırmak. Rengin koyuluğunu azaltmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Ayırmak, tahsis etmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek. Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yapmak, düzenlemek. Beğenmek. Görünür duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Yarmak. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Ferahlık vermek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Savaşla almak, fethetmek. Geçit sağlamak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak.

Sahip : Herhangi bir niteliği olan kimse, ehil. Koruyan, arka çıkan, gözeten kimse. Herhangi bir şey üstünde mülkiyeti olan, onu yasaya uygun bir biçimde dilediği gibi kullanabilen kimse, iye, malik. Bir iş yapmış, üstlenmiş veya bir eser ortaya koymuş kimse.

Olmak : Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Yol açmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Sarhoş olmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Uymak, tam gelmek. Sürdürmek, yürütmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak.

Götürmek ile ilgili Cümleler

  • Seni Boston'a götürmek istiyorum.
  • Götürmek için bir kahve alabilir miyim?
  • Oğlumu doktora götürmek zorundayım.
  • Ali seni eve götürmek istiyor.
  • Seni benimle götürmek istiyorum.
  • Çocuklarımı plaja götürmek hoşuma gidiyor.
  • Biz sadece Tom'u eve götürmek istiyoruz.
  • Hastanedeki Tom'a götürmek için birkaç kitap ödünç almak istiyorum.
  • Götürmek için bir fincan kahve alabilir miyim?

Diğer dillerde Götürmek anlamı nedir?

İngilizce'de Götürmek ne demek? : v. take, carry, take away, carry away, lead, guide, bear, bear away, conduce, get, lead on, put across, remove, take off, usher, whip off

Fransızca'da Götürmek : porter, emporter, emmener, entraîner, transporter, comporter, conduire, mener, pousser, rendre

Almanca'da Götürmek : v. begleiten, bringen, einfliegen, führen, schaffen, tragen, transportieren, überbringen, wegführen

Rusça'da Götürmek : v. уносить, относить, нести, увозить, отводить, уводить, вести, везти, доставлять, доносить, вынос`ить, подносить, доводить, заводить, завозить, провожать, приводить, смывать, утаскивать, тащить, выводить, вывозить, сводить, свозить, унести, отнести, сносить, понести