Geçmek nedir, Geçmek ne demek

"Geçmek" ile ilgili cümleler

  • "Şehzadebaşı'na geldikleri zaman saat onu geçiyordu." - P. Safa
  • "Dayaktan geçmek. Muayeneden geçmek."
  • "lska geçmek. Diskur geçmek."
  • "Görmedim, dedi, geçti."
  • "Ocak sönmüş, koru bile geçmişti." - N. Nâzım
  • "Bu titizlik ona babasından geçmiş."
  • "İstanbul'a geçecek değil, parmağımı kımıldatacak takatim yok." - S. M. Alus
  • "Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat'a geçti." - N. F. Kısakürek
  • "Bu odanın içinde geçen aşk anları artık çok uzaklardaydı." - A. İlhan
  • "Hastalık bana ondan geçti."
  • "Hakkın var. Ne çare ki bizden geçti diye söyleniyor." - R. N. Güntekin
  • "Bizim yelkenli vapuru geçecek. Ordu sınırı geçti. Çocuğun boyu babasını geçti."
  • "Bana yârden geç derler / Seven yârden geçilir mi?" - Halk türküsü
  • "İktidara geçmek."
  • "Ankara haberlerini gazetesine geçiyormuş."
  • "İplik iğne deliğinden zor geçti."
  • "Bu şarkıyı kimden geçtiniz."
  • "Şimdiki tuluat artistlerinin çoğu oradan geçtiler." - S. F. Abasıyanık
  • "Eve giderken sizin sokaktan geçeriz."
  • "Senin paran burada geçmez."
  • "Bu karpuz geçmiş."
  • "Elindeki kitabı bırakıp bulundukları odaya geçtim." - T. Buğra
  • "O meseleyi geçelim. O bahsi geç!"
  • "Beni sana geçmişler / Vallahi ben demedim" - Halk türküsü
  • "Tarihe geçmek. Kitaba geçmek."
  • "Çocuk bu yıl geçti."
  • "Yavaş yavaş bu hırs geçer." - F. R. Atay
  • "Kısa süren bir hastalıktan sonra göçüp gideceğini hissetmiş hatta ölümünün gazetelere bile geçmemesini istemişti." - H. E. Adıvar
  • "Bütün günüm seni takip etmekle geçti." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Soğuk, ciğerime geçti. Başına güneş geçmiş."
  • "Bu para artık geçmiyor."
 

Yerel Türkçe anlamı:

Sönmek: Lamba ürüzgârdan geçti.

Ölmek

 

(bir süre) arkada kalmak.

Yürümek, seyr etmek.

Bilincini yitirmek.

Şikayet etmek

Karşı tarafa intikal etmek.

Çekiştirmek, yermek.

Uykuya dalmak.

Solmak: Senin ipeğin geçiyor mu?

Vaziyet almak

Geçmek (giç-,geşmek)

Ateş sönmek.

Diğer sözlük anlamları:

Girmek, dahil olmak.

İleri geçmek, sebkat etmek.

Gamzetmek, koğulamak.

Kendini... saymak.

Geçinmek, yaşamak, ömür sürmek.

Gitmek, geçip gitmek.

Vaz geçmek.

İngilizce'de Geçmek ne demek? Geçmek ingilizcesi nedir?:

pass

Geçmek kısaca anlamı, tanımı:

Geç : Kararlaştırılan, beklenen veya alışılan zamandan sonra, erken karşıtı. Belirli zamandan sonra olan.

Geçiniz : Bilgi yarışmalarında kendisinden sonraki yarışmacıya geçilmesini istemek için veya bir sonraki soruya geçmek için söylenen bir söz. "bu söylediklerinizi kabul etmiyorum, daha mantıklı sözler söyleyin" anlamında kullanılan bir söz.

Geçtiği yoldan geçmek : Daha önce aynı olayları yaşamış olmak, deneyimli olmak.

Geçgeç : Seyredilecek uygun bir program aramak amacıyla televizyon kanallarını tarama.

Gelgeç : Hercai. Geçici.

Yeregeçen : Havuç.

Yolgeçen hanı : "Girip çıkanı, geleni gideni çok ve belirsiz olan yer" anlamında kullanılan yolgeçen hanı gibi deyiminde geçer.

Genelgeçer : Toplum tarafından kabul edilen, hemen herkesçe benimsenen.

Çok geçmeden : Kısa bir süre sonra.

Ödegeç : Belli bir miktara kadar yapılacak ödemelerde imza ve şifre gerektirmeden kartla ödeme yapma işlemi.

Serdengeçti : Fedai.

Vazgeçmek : Niyetten veya karardan dönmek, caymak. Kendi hakkı saydığı bir şeyi artık istemez olmak. Eskiden beri yapmakta olduğu bir şeyi artık yapmaz olmak.

Geçme : Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça. Geçmek işi, mürur. Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan.

Açıktan geçmek : Gemi kıyıdan veya diğer taşıtlardan uzak olarak seyretmek.

Adam sırasına geçmek : Daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir değeri yokken artık kendisine önem ve değer verilmek.

Adı geçmek : Anılmak, söz konusu olmak, ismi geçmek.

Aklından geçmek : Düşünmek.

Alarma geçmek : Beliren tehlikeye karşı direnebilecek, dayanabilecek duruma gelmek.

Alay geçmek : Alay etmek.

Aralarından kara kedi geçmek : Birbirinden soğumak, aralarına soğukluk girmek.

Avurdu avurduna geçmek : Çok zayıflamak.

Aylığa geçmek : Çalışması karşılığı olarak her ay belirli bir para alınacak bir işe başlamak, maaşa geçmek. gündelikten veya ücretten kadroya geçmek.

Bahsi geçmek : Bir konu üzerinde konuşulmuş olmak. söz konusu edilmek.

Banko geçmek : Yarışlarda, toto, loto vb. oyunlarda, bir atın veya sayının kesin olarak tutturulacağını tahmin edip işaretlemek.

Basıp geçmek : Önde gideni geçmek. önem vermeyerek uğramamak.

Benzi geçmek : Benzi solmak.

Bir kalem geçmek : Boş vermek, bir an için göz ardı etmek.

Boynuz kulağı geçmek : Bir konuda daha sonra yetişenler yetenek bakımından eskileri geçmek.

Candan geçmek : Ölmek.

Canına geçmek : Çok etkilemek.

Canından geçmek : Ölmek için hazır olmak.

Cepheden hücuma geçmek : Dolaşık yollara sapmadan doğrudan doğruya konuyu ele alarak birine karşı çıkmak veya mücadeleyi açıktan açığa yapmak.

Dalga geçmek : Üzerinde durulması gereken işle ilgilenmeyerek başka şeyler düşünmek veya yapmak. geçici sevgi ilişkisi kurmak, gönül eğlendirmek. eğlenmek, alay etmek.

Depara geçmek : Koşuya veya yarışa hızla başlamak.

Dilden dile geçmek : Kişiler arasında çok konuşulur olmak.

Direksiyona geçmek : Bir işin yönetimini üzerine almak. aracı kullanmak üzere sürücü yerine oturmak.

Diskur geçmek : Nutuk verir gibi konuşmak.

Dünyadan geçmek : Bir kenara çekilip toplum yaşamına karışmamak.

Dünyasından geçmek : Her şeye karşı ilgisiz duruma gelmek.

Elden ele geçmek : Çok sahip değiştirmek.

Ele geçmek : Edinilmek. yakalanmak.

Eline fırsat geçmek : İmkân bulmak.

Eline geçmek : Yakalamak. kazanmak, edinmek, elde etmek. rastlamak, bulmak.

Emeği geçmek : Bir şeyin ortaya çıkması için çalışmış olmak.

Es geçmek : Üzerinde durmamak, boş vermek, önemsememek.

Esas vaziyete geçmek : Hazır ol durumunu almak.

Eyleme geçmek : Tasarlanan bir işi uygulamaya başlamak.

Faaliyete geçmek : İşler duruma gelmek, etkin duruma gelmek. çalışmaya başlamak, çalışır duruma geçmek, işlemeye başlamak.

Feleğin çemberinden geçmek : Hayatta acı tatlı günler görmüş geçirmiş olmak, olgunlaşmış, deneyim kazanmış olmak.

Gelip geçmek : Kısa bir süre etkin olmak. bir makam, bir yer vb.nde kısa bir süre bulunmak. bir yerden geçmek.

Gır geçmek : Bol bol konuşmak, çene çalmak. dikkat etmemek, aklı başka yerde olmak.

Gır gır geçmek : Alay etmek.

Gözünün önünden geçmek : Hatırlamak.

Gülüp geçmek : Umursamamak, aldırış etmemek, üzerinde durmamak.

Gün geçmek : Güneş çarpmak.

Haber geçmek : Teleks, telefon vb. ile bilgi iletmek.

Hakkı geçmek : Birinin payından başkası almış olmak. birinde veya bir şeyde emeği olmak.

Harekete geçmek : Bir yerden bir yere gitmeye başlamak. bir işi yapmaya başlamak, bitirmek amacı ile bir işe girişmek.

Harı geçmek : Ateşin etkisi azalmak. isteği, hevesi azalmak. kızgınlığı veya öfkesi azalmak.

Hasbi geçmek : Bir şeye önem vermemek, ilgi göstermemek.

Hora geçmek : Beğenilmek, hoşa gitmek, makbule geçmek, kendisine verilen kimsenin işine çok yaramak.

Hükmü geçmek : Gücü yetmek, sözü geçmek. geçerli, etkili durumunu yitirmek.

Hükmü parasına geçmek : Para ile dilediğini yapabilme gücünü kazanmak.

İçi geçmek : Bir işe yaramaz duruma gelmek. yaşlılıktan, güçsüzlükten isteksiz olmak, hiçbir şeye ilgi duymamak. kavun, karpuz vb. yenmeyecek biçimde içi bozulmuş olmak. istemeden kısa bir süre uyuyuvermek.

İçi içine geçmek : Tedirgin olmak.

İçinden geçmek : Düşünmek, aklından geçmek.

İcraata geçmek : Uygulamaya veya çalışmaya başlamak.

İftihara geçmek : Okuldaki başarısı ve iyi davranışları sebebiyle üstün öğrenci seçilmek, övünç çizelgesinde yer almak.

İğne deliğinden geçmek : Aşırı derecede zayıflamak. herhangi bir işte, durumda zorlu bir süreçten geçmek.

İleri geçmek : Üstün bir makama geçmek. öne geçmek.

İpi eline geçmek : Yönetimi başkasının eline geçmek, kontrolü başkasının elinde bulunmak.

Irzına geçmek : Bekâretini bozmak. zor kullanarak bir kimseyi cinsel zevkine alet etmek, tecavüz etmek.

İş işten geçmek : Bir işi gerçekleştirme imkânı kalmamış olmak.

Iska geçmek : Üzerinde durmamak, önem vermemek, atlamak. hedefe rast getirememek.

İsmi geçmek : Adı geçmek.

Kadastroya geçmek : Kadastrosu yapılmak.

Kalkışa geçmek : Uçak havalanmak için pistten ayrılmak.

Kapalı geçmek : Bir konuda önemli noktaya değinmemek.

Karşısına geçmek : Karşı düşünceye katılmak. karşı partiye, gruba gitmek.

Kendinden geçmek : Bir şey karşısında coşkuya kapılmak, duygulanmak. uykuya dalmak, uyuyakalmak. bilinci işlemez olmak, kendini kaybetmek, bayılmak.

Kıyak geçmek : Birine maddi ve manevi destek olmak, yardım etmek.

Lafı geçmek : Sözü geçmek.

Maaşa geçmek : Aylığa geçmek.

Makbule geçmek : Çok beğenilmek, hoşa gitmek, işe yaramak.

Matrak geçmek : Alay etmek, eğlenmek.

Maytap geçmek : Biriyle alay etmek.

Modası geçmek : Önemini yitirmek, geçersiz duruma gelmek, artık aranmamak. moda olmaktan çıkmak.

Nazı geçmek : Dilediğini kabul ettirecek kadar hatırı sayılmak.

Otomatiğe geçmek : Otomatik olarak çalışmaya başlamak.

Oylamaya geçmek : Oy verme işlemine başlamak.

Pahaya geçmek : Değerli bir şeymiş gibi esirgenmek.

Pas geçmek : Vazgeçmek, caymak, aldırış etmemek. bazı iskambil oyunlarında o ele katılmamak. "geçiniz" demek.

Sınavdan geçmek : Girilen sınavda başarılı olmak. sınava girmek.

Sırat köprüsünden geçmek : Bir iş yaparken sıkıntılı, eziyetli durumlar içinde kalmak.

Sözü geçmek : Kendisini kabul ettirmiş olmak, hatırı sayılmak. adı anılmak, bahsedilmek.

Suçundan geçmek : Suçunu bağışlamak.

Talandan geçmek : Yağmalanmak.

Tarihe geçmek : Önemi bakımından unutulmayacak bir durum kazanmak.

Teğet geçmek : Bir konuya üstünkörü dokunmak. yakınından geçmek.

Tek geçmek : Sadece onunla ilgilenmek, sadece ona önem vermek.

Temasa geçmek : Arada bir bağlantı kurmak, görüşme yapmak.

Teşebbüse geçmek : Bir işi yapmak için davranmak, girişmek.

Teyakkuza geçmek : Dikkatli ve tetikte olmak.

Transa geçmek : Kendinden geçmek, içinde bulunduğu ortamdan başka bir dünyaya veya havaya geçmek.

Transit geçmek : Bir yerden, dinlenmeden, beklemeden, durmadan geçmek. mal gümrüksüz geçmek. sürücü, trafik kurallarına uymamak.

Tünel geçmek : Aklını yaptığı işe vermemek.

Turu geçmek : Elemeli karşılaşmalarda bir üst tura yükselmek.

Üstünden geçmek : Aradan herhangi bir zaman geçmek.

Üstünden silindir gibi geçmek : Perişan etmek, çok yormak.

Utancından yere geçmek : Çok utanmak.

Voltaya geçmek : Volta atmaya başlamak.

Yalayıp geçmek : Rüzgâr, dalga vb. sıyırarak, dokunarak hızla geçmek.

Yedi kat yerin dibine geçmek : Fazlasıyla utanmak, mahcup olmak. çok güçlü olarak yere çakılmak.

Yerin dibine geçmek : Çok utanıp sıkılmak. görünmez olmak, kaybolmak.

Yerine geçmek : Görevden ayrılan birinin yerini almak. bulunmayan bir nesnenin veya kavramın yerine kullanılabilmek.

Yerlere geçmek : Çok utanıp sıkılmak veya kahrolmak.

Yüreğinden geçmek : Düşünmek.

Yürüyüşe geçmek : Bir yerden başka bir yere gitmek için yürümeye başlamak. bir yeri almak için o yöne doğru ilerlemek.

Yüzünün derisi yere geçmek : Yüzü yere gelmek.

Zamanı geçmek : O şey artık gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak. mevsimi geçmek.

Zevkli geçmek : Eğlenceli bir biçimde sürmek.

Zikri geçmek : Anılmak, adı geçmek.

Diğer : Başka, özge, öteki, öbür.

Çıkmak : Verilmek. Yayılmak. Yerinden oynamak. Vermeye katlanmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Bulaşmak. Unutmak. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Ay veya mevsim geçmek. Yayılmak, duyulmak. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Harcamak zorunda kalmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Yapılmak, yürümek. Yetişecek ölçüde olmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Meydana gelmek. Bitmek, büyümek, sürmek. Yayımlanmak. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Oluşmak, olmak. Yeni yetişip satışa sunulmak. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Ay, Güneş görünmek. Flört etmek. Erişmek, görmek. Sıyrılmak, ayrılmak. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Mal olmak. Sesini yükseltmek. Belirmek, tanınmak. Büyük abdest bozmak. Yükselmek, artmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Gelmek. Karaya ayak basmak. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Gerçekleşmek. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Süresi dolduğunda ayrılmak. Binaya kat eklemek. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Eksilmek. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Giderilmek, yok olmak. Piyasaya sürülmek.

Araç : Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Taşıt. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri.

Akarsu : Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. Tek sıra elmastan gerdanlık.

Yakın : Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı. Benzeyen, andıran, yaklaşan. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan. Uzak olmayan yer. Uzak olmadan. Aralarında sıkı ilgi bulunan. Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Uğramak : Fırlayarak çıkmak, hızla çıkmak. Cin, peri çarpmak. Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak. Bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek. Yaklaşmak. Kötü duruma konu olmak.

Bir : Bir kez. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Aynı, benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Ancak, yalnız. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sadece. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sayıların ilki. Tek. Beraber.

Konu : Üzerinde konuşulan şey, bahis. Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu, süje.

Olmak : Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Sarhoş olmak. Yol açmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Sürdürmek, yürütmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Gerçekleşmek veya yapılmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bulunmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Uymak, tam gelmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek.

Bırakmak : Engel olmamak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Kötü bir durumda terk etmek. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Bıyık veya sakal uzatmak. Koymak. Ayrılmak, terk etmek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Sahiplik hakkını başkasına vermek. Boşamak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Sarkıtmak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Saklamak, artırmak. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Unutmak.

Yaşamak : Yasa koymak. Düzen vermek.

Vuku : Olma, meydana gelme.

Bulmak : Seçmek. Bir şeyi elde etmek. Sağlamak, temin etmek. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. Hatırlamak. İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Cezaya uğramak. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak. Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak.

Cereyan : Akım. Bir şeyin gelişme, olma durumu. Aynı eğilimde olan, aynı görüşü paylaşan kimselerin oluşturduğu hareket. Bir yöne doğru akma, akış, akıntı.

Etmek : Küçük veya büyük abdestini yapmak. Herhangi bir değerde olmak. Kötülükte bulunmak. Bir işi yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Eşit değer kazanmak. Demek, söylemek. Bulmak, erişmek.

Hastalık : Bitkilerin yapılarında görülen bozukluk. Ruh sağlığının bozulması durumu. Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı. Aşırı düşkünlük, tutku.

Bulaşmak : Hastalık geçmek, sirayet etmek. İstenilmeyen bir madde bir şeye sürülmek. İstemeden veya rastlantı sonucu bir işe karışmak. Bir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek. Çatmak, sataşmak, tedirgin etmek.

Sirayet : Yayılma, dağılma. Hastalık başkalarına geçme, bulaşma.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Değiştirmek : Başka bir duruma, başka bir görünüme getirmek. Bir şey verip yerine başka bir şey almak. Anlatıma yeni bir içerik vermek. Bir şeyi veya bir kimseyi bulunduğu yerden başka bir yere götürmek. Birini bırakıp başkasını kullanmak. Başka bir biçime sokmak, değişikliğe uğratmak.

Başka : Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan. "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir söz. Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge.

Yer : Önem. Ülke. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Durum, konum, vaziyet. Görev, makam. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. İz. Yerküre. Gezinilen, ayakla basılan taban. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Durum, konum.

Almak : Çalmak. İçecek veya sigara içmek. Soldurmak. Yer değiştirmek. Sürükleyip götürmek. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Ele geçirmek, fethetmek. Yutmak, kullanmak. Temizlemek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. İçeri girmesini sağlamak. İçeri sızmak, içine çekmek. Başlamak. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Göreve, işe başlatmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Erkek, kadınla evlenmek. İçine sığmak. Örtmek, koymak. Kısaltmak, eksiltmek. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. Birlikte götürmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Kabul etmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Satın almak. Yolmak, koparmak. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Tat veya koku duymak.

Etki : Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir. Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim.

Yapmak : Onarmak, tamir etmek. Yol almak. Davranmak, hareket etmek. Düzenli bir duruma getirmek. Bir durum yaratmak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Olmasına yol açmak. Salgılamak, çıkarmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Dışkı çıkarmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Edinmek, sahip olmak. Üretmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Evlendirmek. Olmak. Gerçekleştirmek.

İşlemek : İse tutup karartmak.

Görev almak : Bir görevde bulunmak, bir görevi üstlenmek.

Görev : Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş. Resmî iş, vazife. Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi. İşlev. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı iş, misyon. Bir organ veya hücrenin yaptığı iş.

Kalmak : Sınırlanmak. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Herhangi bir durumu sürdürmek. Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Sınıf geçmemek. Hayatını sürdürmek, yaşamak. İleriye atılmak, ertelenmek. Oyalanmak, vakit geçirmek. Eğleşmek. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. Yetinmek. Oturmak, yaşamak. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Varlığını korumak, sürdürmek. Yapamamak. Miras olarak geçmek. Konaklamak, konmak.

Aşmak : Görevi olan bir işi özürsüz yapmamak. Bir şeyi aşağıya sarkacak bir biçimde bir yere iliştirip sarkıtmak. Bir kimseyi boğazından ip vb. geçirip sallandırarak öldürmek, idam etmek. Üzerine takınmak, kuşanmak. Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek.

Tükenmek : Bitmek, sona ermek, kalmamak. Verimliliğini yitirmek, söyleyecek sözü kalmamak. Güçsüzleşmek, bitkinleşmek, yılgınlaşmak.

Bitmek : Beklenmedik zamanda ortaya çıkmak. Tükenmek. Bitki, tüy, saç vb. şeyler çıkıp yetişmek. Çok yorulmak. Güçsüz kalmak, çok zayıflamak. Sona ermek. Çok sevmek, bayılmak, beğenmek.

Ermek : Ürün olgunlaşmak. İnsan veya bitki büyüyüp gelişmek, yetişmek. Yetişip dokunmak. Kendini Tanrı yoluna vermiş kimse insanüstü kutsal bir aşamaya erişmek. Kavuşmak. Erişmek.

Üstünlük : Üstün olma durumu, faikiyet, rüçhan, avantaj.

Sağlamak : Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Elde etmek, sahip olmak.

Atlamak : Basında haberi zamanında verememek veya diğer gazetelerden öğrenmek. Okuma, yazı yazma, sayı sayma vb. işlerde bazı bölümleri üstünkörü geçmek. Bir engeli sıçrayarak veya fırlayarak aşmak. Yüksek bir yerden alçak bir yere, ayaküstü gelecek bir biçimde kendini bırakmak. Binmek. İnmek. Sınıfı okumadan geçmek. Yanılmak, aldanmak. Bir işe sonucunu düşünmeden hemen girişmek.

Harcamak : Bir şey yapmak için kullanmak, tüketmek. Yok olmasına, ölmesine sebep olmak. Bir iş görmek veya bir şey satın almak için parayı elden çıkarmak, sarf etmek. Birinin değer ve onurunu kırıcı bir durum yaratmak. Manevi yönden kötü duruma düşürmek, feda etmek.

Meşk : Yazı veya müzikte alışmak ve öğrenmek için yapılmış olan çalışma, el alıştırması. Bir öğretmenin, aynısını yazmaları için öğrencilerine verdiği yazı örneği. Yazı veya müzik dersi.

Sönmek : Duygular dinmek, yatışmak, etkisini yitirmek. Tükenmek, yok olmak, yitmek. Hava veya başka bir gaz ile şişirilmiş bir şeyin havası kaçıp şişkinliği inmek. Yanardağ etkinliğini yitirmek. Ses duyulmaz olmak. Gerilemek, parlaklık ve önemini yitirmek. Parlaklığını, ışığını yitirmek. Yanmaz, aydınlatmaz, parlamaz olmak.

Yazılmak : Birine tutulmak, sevmek. Kendini bir yere yazdırmak, kaydolmak. Yazma işi yapılmak.

Girmek : Yazılmak, başlamak. Erişmek, ulaşmak. Yemek yemek. Zaman anlamlı kavramlar için gelmek. Bulaşmak. Kavgaya tutuşmak. Girişmek, başlamak. Tecavüz etmek, geçmek. Yüklenmek. Katılmak. Sulu bir şeyin veya su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak. İyice anlamak, iyice bilmek. İncelemek, ayrıntılara inmek. Almak, fethetmek. Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. Dışarıdan içeriye geçmek. Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek. Ağrı, sancı başlamak, saplanmak. Sığmak.

Satılmak : Para veya çıkar karşılığı, gizlice karşı tarafa hizmet etmek. Satma işi yapılmak.

Kabul : Bir öneriyi uygun bulma, onaylama. Sunulan bir şeyi, armağanı alma. Akseptans. Konukları veya işi olanları yanına, katına alma. Bir yere alınma. Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma.

Başarı : Görme ile ilgili.

Göstermek : Belirtmek, anlatmak. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Öğretmek, açıklamak. Etmek. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Kanıtla inandırmak. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Sert bir biçimde karşılık vermek. Görünmek, benzemek.

Oturmak : Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek. Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak. Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak. Belli bir yörüngede dönmeye başlamak. Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak. Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek. Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak. Yer almak, geçmek. Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek. Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak. Biriyle beraber yaşamak. Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek. Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Yüz : Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret. Kesici araçlarda ağız. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılmış olan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş. Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü. Yan, taraf. Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı. Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat. Nedeniyle, sebebiyle. Yüzey. Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri. On kere on, doksan dokuzdan bir artık. Utanma.

Tutmak : Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Yaklaştırmak. Benimsemek, beğenmek. Sarmak, bürümek. Başlamak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Kullanmak. Denetimi ve yetkisi altına almak. İş görebilmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Sürmek, zaman almak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Sunmak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Beklenen sonucu vermek. Varsaymak, farz etmek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Ulaşmak, varmak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. İşgal etmek. Uğramak. Bırakmamak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Bir şey düşünmek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Elde bulundurmak, ele almak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Hizmetine almak veya kiralamak. Kapatmak, sarmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Hedef olarak almak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Bağlamak. Alacağa veya vereceğe saymak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Avlamak. İzlemek. Ele geçirmek, yakalamak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Kaplamak. Bir kimsenin yerini almak.

Sıyrılmak : Sıyırma işine konu olmak. Bir yerden veya bir durumdan çıkmak, kurtulmak.

Bazı : Birtakım, kimi. Bazen.

Birleşik : Bir araya gelmiş, birleşmiş olan, müttehit.

Fiil : Olumlu veya olumsuz olarak çekimli durumda zaman kavramı taşıyan veya zaman kavramı ile birlikte kişi kavramı veren kelime, eylem. İş, davranış.

Çekiştirmek : Tekrar tekrar çekerek koparmak. Uçlarından tutarak ayrı yönlere doğru çekmek. Bir kimsenin kötü taraflarını uzun uzadıya sayıp dökmek.

Yermek : Birinin veya bir şeyin kusurlarını ortaya koymak, hicvetmek, övmek karşıtı. Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek. Kötülüklerini söylemek, zemmetmek.

Geçmek etmek : Geçmek işini yapmak.

Geçmek ile ilgili Cümleler

  • Alışık olunmayan araziyi geçmek zor olabiliyor.
  • Sınavı geçmek istiyorsanız, ciddi bir şekilde çalışmalısınız.
  • Ne yardan ne de serden geçmek.
  • Köprüyü geçmek tehlikelidir.
  • O, sınavı geçmek için her türlü çabayı sarfediyor.
  • Köprüden geçmek tehlikeli.
  • Nehri geçmek için bir tekne ya da köprüyü kullanabilirsiniz.

Diğer dillerde Geçmek anlamı nedir?

İngilizce'de Geçmek ne demek? : v. pass, pass by, pass away, go by, expire, go, exceed, elapse, cross, surpass, leave behind, outrun, outdistance, beat, better, best, outgrow, fit in, clear, be over, be valid, be current, be transmitted, abate, cap, catch, change to, come down

Fransızca'da Geçmek : passer, distancer; percer; dépasser, surpasser; être reçu à un examen; être valable; (zaman) couler, (zaman) courir, (zaman) marcher, (zaman) s'écouler

Almanca'da Geçmek : v. abfließen, abgehen, ablaufen, durchlaufen, einziehen, herumgehen, passieren, schreiten, übergehen, überqueren, überschreiten, vergehen, verlaufen

Rusça'da Geçmek : v. проходить, ходить, идти, проезжать, проплывать, пробегать, пересекать, течь, протекать, пролетать, переправляться, переваливать, переваливаться, перебрасываться, переходить, переезжать, перебираться, пересаживаться, садиться, заражаться, переключаться, миновать, улетучиваться, утекать, обгоня