Gelen nedir, Gelen ne demek

Gelen; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

Yerel Türkçe anlamı:

Gelecek. || gelen ay: gelecek ay

Sıfatlara eklenerek az çok anlamını verir: Bugün hava iyigelen.

İngilizce'de Gelen ne demek? Gelen ingilizcesi nedir?:

incoming, inbound

Osmanlıca Gelen ne demek? Gelen Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

vârid

Gelen tanımı, anlamı:

Gelen ağam giden paşam : "yönetim kimde olursa olsun benim için fark etmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gelen gideni aratır : "beğenmediğimiz bir kişinin yerine öyle birisi gelir ki eskisini aratır" anlamında kullanılan bir söz.

Gelene git denilmez : "kendiliğinden gelen bir konuk geri çevrilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gelen geçen : Gelen giden.

Gelen giden : Gelenler, uğrayanlar, ziyaret edenler, gelip geçenler, gelen geçen.

İleri gelen : Bir topluluğun önemli, sözü dinlenir, saygın kişisi.

Gelendost : Isparta iline bağlı ilçelerden biri.

Gelenek : Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon.

 

Gelenekçi : Geleneklere bağlı kimse, ananeci.

Gelenekçilik : Toplumsal kurumları ve inançları daha çok geçmişten süregeldikleri için benimseyen, saygın tutan, destekleyen, yeni kültür ögelerine daha az değer veren tutum veya öğreti, ananecilik.

Gelenekleşme : Gelenekleşmek işi.

Gelenekleşmek : Gelenek durumuna gelmek, gelenek değeri kazanmak.

Gelenekleştirme : Gelenekleştirmek işi.

Gelenekleştirmek : Bir şeyi gelenek durumuna getirmek.

Gelenekli : Geleneği olan, geleneklere dayanan.

Geleneksel : Geleneğe dayanan, gelenekle ilgili olan, ananevi, tradisyonel.

Gelenekselleşme : Gelenekselleşmek durumu.

Gelenekselleşmek : Gelenek durumunu almak.

Geleni : Tarla faresi, büyük fare.

Aç ile eceli gelen söyleşir : "açın gözü hiçbir şeyi görmez, karnını doyurabilmek için kendisine güçlük çıkaran bir kimseyi öldürebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Ağzına geleni söylemek : Gelişigüzel, saçma sapan konuşmak. nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek.

Aklıma gelen başıma geldi : "olmasından korktuğum şey oldu" anlamında kullanılan bir söz.

Aklına geleni işleme her ağacı taşlama : "sonunu düşünmeksizin aklına eseni yapan, herkese sataşan kimse bu davranışının büyük zararlarını görür" anlamında kullanılan bir söz.

 

Aklına geleni söylemek : Rastgele konuşmak.

Aklına geleni yapmak : Her istediğini önünü sonunu düşünmeden yapmak.

Babamın adı hıdır elimden gelen budur : "gücüm ancak bu kadarını yapmaya yeter" anlamında kullanılan bir söz.

Davetsiz gelen döşeksiz oturur : "çağrılmadan bir yere giden kimse iyi bir ağırlanma beklememelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Değirmenden gelenden poğaça umarlar : "başka bir yerden gelen kimseden, geldiği yerle ilgili, küçük de olsa bir armağan beklenir" anlamında kullanılan bir söz.

Değirmene gelen nöbet bekler : "bir şeyden birçok kimse yararlanacaksa herkes geliş sırasıyla işini görmek üzere beklemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Dilden gelen elden gelse her fukara padişah olur : "kişi her söylediğini yapamaz, her dilediğini elde edemez" anlamında kullanılan bir söz.

Dile gelen ele gelir : "insanlar yapacakları işler hakkında önce konuşurlar, sonra da o işi gerçekleştirirler" anlamında kullanılan bir söz.

Dilim seni dilim dilim dileyim başıma geleni senden bileyim : "kişinin başına ne gelirse dilini tutmamasından gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Eceli gelen köpek cami duvarına siyer : "birinin başına kötü bir şey gelmesi kaçınılmaz olduğunda olmadık davranışlarda bulunabilir" anlamında kullanılan bir söz.

El ile gelen düğün bayram : "herkese birden gelen sıkıntı ve felakete katlanmak, yalnızca bir kişiye gelene katlanmaktan daha kolaydır" anlamında kullanılan bir söz.

Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz : "kişi yalnızca kendi kazancına güvenmeli, başkasının yardımını beklememelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Elinden geleni ardına koymamak : Yapabileceği bütün kötülükleri yapmak.

Elinden geleni yapmak : Gücünün yettiği kadarını yapmak.

Haydan gelen huya gider : "kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez : "büyük çıkarlar beklenen durumlarda küçük fedakârlıklar yapılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Kırk yıl kıran olmuş eceli gelen ölmüş : "salgın ve öldürücü hastalık da olsa eceli gelmeyen ölmez" anlamında kullanılan bir söz.

Sonradan gelen devlet devlet değildir : "kişi yaşlandıktan sonra gelen zenginlik işe yaramaz" anlamında kullanılan bir söz.

Ustamın adı hıdır elimden gelen budur : Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur.

Yel gibi gelen sel gibi gider : "emek vermeden ele geçen para çarçur olur gider" anlamında kullanılan bir söz.

Gelme : Yetişme. Gelmek işi. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Gelmiş olan.

Nesne : Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç. Öznenin dışında kalan her konu, obje.

Işık : Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb. Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk.

Ayna : Akıntı ve anaforun birleştiği yerde oluşan su burgacı. Bir olayı, bir durumu yansıtan, göz önünde canlandıran olay, durum, şey. Küreğin yassı uç bölümü. Işığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam, gözgü, mirat. Karagöz oyununda perde. Atların diz kapağı. Gemilerde işaretçi erlerin kullandığı dürbün. İyi bir durumda, yolunda. Doğramacılık ve yapıcılıkta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha.

Saydam : Açık seçik, belirgin. İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf, transparan. Sayısal ortamda hazırlanmış, yansıtım aygıtında kullanılmaya özgü pozitif görüntü, slayt, diyapozitif. Asetat. Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak amacıyla tepegöze konan şeffaf, ışığı geçiren kâğıt veya madde, slayt.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Gelen gideni aratır : “beğenmediğimiz bir kişinin yerine öyle birisi gelir ki eskisini aratır” anlamında kullanılan bir söz.

Gelen ışık : Bir konunun üzerine düşen ışık. Bu ışığın niceliği.

Gelen ışıkölçer : Konunun üzerine düşen ışığı ölçen ışıkölçer çeşidi.

Gelen ışın : (fizik)

Gelenay : 5. Bir kız ismi olarak anlamı; Ortaya çıkan ay gibi güzel.

Gelenbe : Aydın ili, Buharkent belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Gelencesi : Gelenin hepsi.

Gelençen : Gelinceye kadar.

Gelene : < gelemgi: Buğday yiyen böcek. Tarla faresi

Geleneçe : Gelinceye kadar

Gelen ile ilgili Cümleler

  • Yabancı ülkelerden gelen fikirlere ön yargılı gibi görünüyorsun.
  • Gelen kutum dolu.
  • Ne kulağa hoş gelen bir kelime!
  • Gelen bir fırtına var.
  • Bu eski bir Kanada geleneğidir.
  • O eski bir Kanada geleneğidir.
  • O eski bir Rus geleneği.
  • Gelen gideni aratır.
  • Gelen bir araba var.
  • Gelen gitmez mi sandın?
  • Kolombiya'da Katolik gelenekleri hakimdir.
  • Gelen bir koruma var.
  • Gelen bir şey var.
  • Ali süreci hızlandırmak için elinden geleni yaptı.

Diğer dillerde Gelen anlamı nedir?

İngilizce'de Gelen ne demek? : [Gel (das) ] n. gel, gelatin slide, colored translucent material placed over theater lights; jelly-like substance used in styling hair

n. yellow, color yellow

v. yellow, make yellow, paint or dye yellow; turn yellow (e.g. old paper)

Fransızca'da Gelen : venant/e

Rusça'da Gelen : adj. приходящий, прибывающий, будущий, исходящий