Gelme nedir, Gelme ne demek

  • Gelmek işi.
  • Gelmiş olan.
  • Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi
  • Yetişme.

"Gelme" ile ilgili cümleler

  • "İyi aileden gelme çocuk."
  • "Avrupa'dan gelme bir televizyon."
  • "Ne söylense duyulur bir ürperme sesinde / Neden hayır olmasın üç beyin gelmesinde" - F. N. Çamlıbel

Yerel Türkçe anlamı:

Göçmen

Göç etme

Osmanlıca Gelme ne demek? Gelme Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

vürût

Gelme anlamı, tanımı:

Bilmezlikten gelme : Bir anlam inceliği yaratmak için bildiği şeyi bilmez görünme sanatı, tecahülüarif.

Gelmek : Akmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Getirmek. Kadar olmak. Biriyle birlikte gitmek. Herhangi bir sırada bulunmak. Ulaşmak, varmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Belli bir süre dolmak. Ortaya çıkmak, doğmak. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. İsabet etmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Belli bir zamana ulaşmak. Dayanmak, tahammül etmek. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Sonuç çıkmak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Düşmek, rast gelmek. Katılmak, eklenmek. Çıkmak, yönelmek. Olmak, -e uğramak. Kazanılmak, sağlanılmak. Başlamak, ortaya çıkmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Uygun düşmek. Mal olmak. İzlemek, takip etmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Uymak. Türemek. Görünmek, sanılmak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek.

 

Abdesti gelmek : Abdest bozmaya gereksinim duymak.

Aceleye gelmek : Bir iş yapılırken zaman yetersizliğinden dolayı gereken önem verilememek.

Acı gelmek : Dokunmak, kırmak, üzmek.

Açın uykusu gelmez : "aç olan kimse, kendisine ne kadar rahatlık sağlanırsa sağlansın, dinlendirilemez" anlamında kullanılan bir söz.

Afura tafura gelmemek : Çalım satmaktan hoşlanmamak. böyle bir davranışa karşı tepki göstermek.

Ağır gelmek : Gücüne gitmek, onuruna dokunmak. yapılması güç gelmek.

Ahmağa yüz abdala söz vermeye gelmez : "ahmağa gereğinden çok ilgi gösterir, abdala gereğinden çok söz hakkı verirseniz sizi çok uğraştırır" anlamında kullanılan bir söz.

 

Ak sakaldan yok sakala gelmek : Çok yaşlanıp iyice kuvvetten düşmek.

Akla gelmek : Hatırlamak.

Akla gelmemek : Hatırlanamamak. olabileceğini düşünmemek.

Akla gelmeyen başa gelir : "insan ummadığı, düşünmediği şeylerle karşılaşabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Akla hayale gelmemek : İnanılmamak.

Aklı başına gelmek : Ayılmak, kendine gelmek. davranışlarının yanlışlığını sezerek doğru yolu bulmak.

Aklı sonradan gelmek : Bir şeyi sonradan hatırlayarak yapmak. verdiği kararın yanlış olduğunu anlayıp vazgeçmek.

Aklına bir şey gelmek : Hatırlamak.

Aklına bir şey gelmesin : "şüphelenme, aklına kötü bir şey getirme" anlamında kullanılan bir söz.

Aklına gelmek : Bir şeyi yapmayı düşünmek, tasarlamak. hatırlamak, anımsamak.

Alay gibi gelmek : İnanılacak gibi olmamak.

Amana gelmek : Önce direnirken zor karşısında boyun eğmek.

Anasından emdiği süt burnundan gelmek : Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek.

Anlamazlıktan gelmek : Bir şeyi anladığı hâlde anlamamış gibi davranmak.

Anlamına gelmek : Bir anlam bildirmek.

Arkası gelmek : Devamlı olmak, süreklilik göstermek.

Arkası yere gelmemek : Sırtı yere gelmemek.

Arpası çok gelmek : Coşmak, azmak, kudurmak.

Aşka gelmek : Bir şeyi yapmak için büyük bir istek duymak, coşmak, coşkunluk göstermek.

Astar bol olmayınca yüze gelmez : "bir iş yapmak için gerekli olan şeyler, ölçü biraz geniş tutularak hazırlanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Ava gelmez kuş olmaz başa gelmez iş olmaz : "kuşlar avlanmaktan kurtulamazlar, insanlar da hatıra, hayale gelmeyen çeşit çeşit felaketle karşılaşırlar" anlamında kullanılan bir söz.

Ayağı ile gelmek : Kendi isteğiyle gelmek. emek çekilmeden elde edilmek.

Ayağına gelmek : Emek çekilmeden elde edilmek. alçak gönüllülük göstererek birinin yanına gelmek.

Ayak almadık taş olmaz başa gelmedik iş olmaz : "insan, yaşamı boyunca çeşitli engellerle ve güçlüklerle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz.

Ayak oyununa gelmek : Kandırılmak.

Az gelmek : Yetmemek.

Barut kokusu gelmek : Savaş tehlikesi sezilmek.

Baş aşağı gelmek : Tepesi üstü düşmek.

Başa baş gelmek : Eşit olmak, denk olmak. berabere kalmak.

Başta gelmek : Önde olmak, üstün durumda olmak.

Beli gelmek : Cinsel birleşme sırasında salgı boşalmak.

Belinden gelmek : Birinin dölü olmak.

Benzine kan gelmek : Sağlıklı duruma gelmek, canlanmak.

Bıçak bıçağa gelmek : Bıçakla birbirine saldıracak kadar zorlu kavga etmek.

Bıkkınlık gelmek : Bıkmak, usanmak, bunalmak.

Bilmezlikten gelmek : Bilmiyor görünmek.

Bir araya gelmek : Bir yerde toplanmak, buluşmak.

Bir hizaya gelmek : Düzgün sıra olmak.

Birbiri üstüne gelmek : Arka arkaya meydana gelmek, ara vermeden olmak.

Birebir gelmek : Etkisini hemen ve kesin olarak göstermek.

Birinci gelmek : Birçokları arasında en iyi olarak seçilmek.

Boğaya gelmek : Çiftleşme zamanı gelmek.

Boğaz boğaza gelmek : Zorlu kavga etmek.

Burnundan gelmek : Elde ettiği güzel şey, sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak.

Burun buruna gelmek : Beklenmedik bir anda karşılaşmak, birbirlerine çok yaklaşmak. karşısında hissetmek.

Büyük abdesti gelmek : Dışkı yapma ihtiyacı duymak.

Büyük gelmek : Kıyafet, bol ve geniş olmak.

Çalımına gelmek : Uygun zaman veya durumu ele geçirmek.

Can gelmek : Canlanmak, güçlenmek.

Canı ağzına gelmek : Büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak. aşırı duygulanmak, çok heyecanlanmak.

Canı burnuna gelmek : Bir şey yaparken çok zorluk çekmek.

Canı gelmek : Yeniden canlanmak, canı yerine gelmek.

Canı yerine gelmek : Yorgunluğu geçmek. sağlığını, gücünü kazanmak.

Canının içine sokacağı gelmek : Çok hoşlanmak, çok sevmek.

Çekiye gelmek : Düzene uymak.

Çekiye gelmez : Ölçüsüz derecede çok veya büyük.

Çerez gibi gelmek : Bir iş çok kolay olmak.

Cesaret gelmek : Yılgınlığı gitmek, yüreklenmek.

Cesarete gelmek : Yılgınlığı gitmek, yüreklenmek.

Cihana gelmek : Doğmak. meydana gelmek, ortaya çıkmak.

Çok gelmek : Çekilmez ve katlanılmaz olmak. gereğinden fazla olmak.

Dalgınlığına gelmek : Dalgınlık dolayısıyla fark edememek.

Dar gelmek : Sıkıntı ve huzursuzluk vermek.

Dara gelmek : Aceleye gelmek. mecbur olmak.

Dediğine gelmek : Birinin düşüncesini önce kabul etmezken sonradan doğru bulup kabul etmek.

Denk gelmek : Rast gelmek, rastlamak. uygun düşmek, uygun gelmek.

Devlet adama ayağıyla gelmez : "zenginlik ve talih kişiyi kendiliğinden gelip bulmaz, çalışıp çabalamakla elde edilir" anlamında kullanılan bir söz.

Dile gelmek : Dile düşmek. konuşma kudreti, yeteneği, olmayan varlık konuşmak, dillenmek, lisana gelmek.

Dilinin ucuna gelmek : Söyleyecek duruma gelmek.

Dize gelmek : Baş eğmek, boyun eğmek.

Dizgine gelmek : Düzelmek, belli bir disipline ve sisteme girmek.

Dokuz ayın çarşambası bir araya gelmek : Birçok iş birden ortaya çıkıp sıkışık bir durum yaratmak.

Dolduruşa gelmek : Olumsuz yönde yönlendirilmek, kışkırtılmak. biri çeşitli yollarla pohpohlanarak yönlendirilmek, kışkırtılmak, gaza getirilmek.

Dolmuşa gelmek : Dolduruşa gelmek.

Doyurucu gelmek : Yeterli olmak.

Dudağının ucuna gelmek : Hemen söyleyecek durumda olmak.

Dudak dudağa gelmek : Öpüşmek.

Dünyaya gelmek : İnsan, doğmak.

Duymazlıktan gelmek : İlgilenmek istemediği için duymamış gibi davranmak.

Eceli gelmek : Ölümü veya yok olması kaçınılmaz duruma gelmek.

Eğrisi doğrusuna gelmek : Olmayacak gibi görünen bir iş, bir girişim, rastlantı sonucu olumlu bitmek.

Eksik gelmek : Yetişmemek, yetmemek.

Elden gelmemek : Yapamamak, dayanamamak.

Ele gelmek : Bebek kucağa alınacak kadar büyümüş olmak. tutulabilmek.

Eli boş gelmek : Umulan şeyi getirmeden gelmek. armağansız gelmek.

Elinden bir iş gelmemek : Çaresizlikten veya yeteneksizlikten bir iş yapamamak.

Elinden gelmek : Yapabilmek.

Elinden iyi iş gelmek : Becerikli, hünerli olmak.

Elini kolunu sallaya sallaya gelmek : Gelirken hiçbir armağan getirmemek. bitirmeye gittiği işten sonuç alamadan dönmek.

Eski dost düşman olmaz yenisinden vefa gelmez : "aralarında ufak tefek dargınlıklar olsa bile eski dostlar birbirlerine düşman olmazlar, yeni kazanılan dostlarla arada henüz sıkı bir bağ oluşmadığı için bu durum söz konusu değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Fazla gelmek : Çekilmeyecek, bıktıracak, tedirgin edecek bir durum almak.

Felç gelmek : İnme inmek.

Galeyana gelmek : Coşmak, hiddetlenmek.

Galip gelmek : Yenmek, üstün gelmek.

Gayrete gelmek : Bir işi yapmaya veya bitirmeye özenmek; canlanmak.

Gaza gelmek : Dolduruşa gelmek.

Gazaba gelmek : Öfkelenmek, kızmak.

Gel denilen yere gitmeye ar eyleme gelme denilen yere gidip yerini dar eyleme : "çağrıldığın yere gitmekten çekinme, gelme denilen yere de gitme, orada sana ilgi göstermezler" anlamında kullanılan bir söz.

Gibi gelmek : ... sanısı vermek, ... sanısı yaratmak.

Gibisine gelmek : İmiş gibi gelmek, sanmak.

Gidip de gelmemek var gelip de görmemek var : "uzak bir yere giden kişi dönmeyebilir, dönebilse de ayrılırken bıraktığı yakınlarını bulmayabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Gına gelmek : Usanmak, bıkmak.

Gırtlak gırtlağa gelmek : Kıyasıya dövüşmek.

Gitmeli gelmeli : Giden gelen.

Göresi gelmek : Görmek isteğini duymak, özlemle görmek istemek, özlemek.

Görmezden gelmek : Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak.

Görmezlikten gelmek : Görmemiş gibi davranmak.

Göz göze gelmek : Her iki tarafın bakışları karşılaşmak.

Gözaydına gelmek : Birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gelmek.

Göze gelmek : Birisine nazar değmiş olmak.

Gözle görülür elle tutulur hale gelmek : Çok açık bir biçimde görülmek, herkes tarafından bilinmek.

Gözünün önüne gelmek : Hatırlamak. bir şeyi zihinde canlandırmak, tasarlamak, hatırlamak.

Güç gelmek : Bir şeyin yapılmasında zorluk ve sıkıntı ile karşılaşmak.

Gurur gelmek : Kurumlanmak.

Gururuna ağır gelmek : Kişiliğine zor gelmek, büyüklüğünün zedelendiğini düşünmek.

Hafif gelmek : Ağırlığı fazla olmamak. önemsiz görmek, değer verilmemek.

Hakkından gelmek : Yenmek, öç almak veya cezasını vermek. zor bir işi başarı ile sona erdirmek.

Halel gelmek : Bozulmak, zarara uğramak.

Hatiften gelmek : Gaipten ses gelmek.

Hatıra gelmemek : Bir şeyin gerçekleşeceği, olacağı hiç düşünülmemek.

Hatırına bir şey gelmesin : Bir düşüncede, sözde veya davranışta kötü bir amaç güdülmediğini anlatan bir söz.

Hatırına gelmek : Hatırlamak, aklına gelmek.

Havale gelmek : Genellikle çocuklara çoğu zaman bayılma, yüksek ateşle beraber çırpınma krizleri gelmek. postane veya banka yoluyla para gelmek.

Hayır gelmemek : Yararlı olmamak.

Hesaba gelmez : Sayılamayacak kadar çok. umulmadık, beklenmedik.

Hesaba kitaba gelmemek : Sınırsız olmak.

Hesabına gelmek : Yararına uygun, elverişli olmak.

Heyecana gelmek : Heyecanlanmak, heyecan duymak.

Hizaya gelmek : Davranışlarını düzeltmek, yola gelmek.

Husule gelmek : Olmak, oluşmak, doğmak, çıkmak, meydana gelmek.

İçinden gelmek : Bir şeyi yapmak için içten bir istek duymak.

İçine daralma gelmek : Sıkıntı basmak, sıkılmak.

İçine fenalık gelmek : Ruhu daralmak, sıkılıp bunalmak.

İçine sokacağı gelmek : Birini çok sevmek.

İki eli yanına gelmek : Ölmek.

İki yakası bir araya gelmemek : Geçim sıkıntısından bir türlü kurtulamamak, borçtan kurtulamamak.

İkinci gelmek : Bir yarışmada birinciden sonraki dereceyi almak.

İlaç gibi gelmek : Rahatlatmak, huzura kavuşturmak. iyileşmeyi veya çözümü kolaylaştırmak.

İleri gelmek : Neden olmak. bağlı bulunmak. oluşmak, meydana gelmek.

İmana gelmek : Müslümanlığı kabul etmek. en sonunda doğruyu söylemek. sonradan bir şeyi kabul edip uymak.

İmlaya gelmemek : Bir şey veya düşünce düzenlenemeyecek kadar karışık olmak, yönteme uyamayacak bir durumda olmak.

İnkıraz gelmek : Çökmek, dağılmak.

İnsafa gelmek : Acımasız ve haksız tutumdan vazgeçmek.

İpe sapa gelmemek : Akla yakın olmamak veya birbirini tutmamak.

İşin üstesinden gelmek : Güç bir işi başarmak, sonuçlandırmak.

İşine gelmek : Çıkarına, amacına, düşüncesine uygun olmak.

İştaha gelmek : Arzulamak.

İyi gelmek : Uğurlu gelmek. yaramak. giyecek, üstüne olmak, uygun olmak.

Kafası yerine gelmek : Kendini toparlamak, kendine gelmek.

Kalbi ağzına gelmek : Yüreği ağzına gelmek.

Kalburüstüne gelmek : Benzerleri arasında sivrilmiş olmak, seçkin duruma gelmek.

Kaleme gelmek : Yazılabilmek veya anlatılabilmek.

Kan gelmek : Kanamak.

Karşı gelmek : Birini karşılamak. başkaldırmak.

Karşı karşıya gelmek : Birden karşılaşmak. zıtlaşmak.

Katakulliye gelmek : Tuzağa düşmek.

Kendi ayağı ile gelmek : Kendi isteğiyle gelmek.

Kendine gelmek : Durumu düzelmek. ayılmak. aklı başına gelmek.

Kertesine gelmek : Tam yerini ve zamanını bulmak.

Kesel gelmek : Gevşemek, tembelleşmek.

Ketenpereye gelmek : Dolandırılmak.

Keyfi gelmek : Neşelenmek.

Kılına halel gelmemek : Hiçbir zarara uğramamak.

Kip gelmek : Tıpatıp, uygun gelmek.

Kısmeti ayağına gelmek : Beklenmeyen bir nedenle kazançlı bir durumla karşılaşmak.

Kıvamına gelmek : Kıvamını bulmak.

Kızana gelmek : Dişi kedi ve köpek erkek istemek.

Kolayına gelmek : Bir işin herhangi bir biçimde yapılmasını daha kolay bulmak.

Kollarını sallaya sallaya gelmek : Hiçbir şey getirmeden gelmek.

Konuk gelmek : Bir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelmek.

Kopup gelmek : Uzak bir yerden ayrılarak gelmek.

Korktuğu başına gelmek : Düşünülen kötü durum gerçekleşmek.

Küçük abdesti gelmek : İdrar yapma ihtiyacı duymak.

Kulağına gelmek : Duymak. kulağına çalınmak.

Kumpasa gelmek : Hile ile kandırılmak.

Kündeye gelmek : Aldanmak, tuzağa düşmek.

Künyesi gelmek : Savaşta bir askerin ölüm haberi kendi evine bildirilmek.

Laf gelmek : Söz gelmek.

Lafına gelmek : Sözüne gelmek.

Lazım gelmek : Gerekmek.

Manasına gelmek : Anlamına gelmek.

Manaya gelmek : Anlam bildirmek.

Merhamete gelmek : Sonradan acıma duygusuna kapılmak.

Meyanesi gelmek : Helva vb. kıvamına gelmek.

Meydana gelmek : Ortaya çıkmak. olmak, oluşmak.

Miadı gelmek : Zamanı gelmek.

Nazara gelmek : Göz değmek.

Öğüreceği gelmek : Çok iğrenmek.

Oltaya gelmek : Aldatılmak.

Ölümle burun buruna gelmek : Ölümle sonuçlanabilecek çok büyük bir tehlike ile karşılaşmak.

Öyle gelmek : Sanmak, zannetmek.

Oyuna gelmek : Aldatılmak.

Pahalıya gelmek : Yüksek fiyattan almak.

Pata gelmek : Ödeşmek, başa baş gelmek. kâğıt oyunlarında berabere kalmak.

Pençe pençeye gelmek : Kıyasıya, öldürürcesine dövüşmek.

Pişmiş tavuğun başına gelmemek : Her türlü zarara, kötülüğe, felakete uğramak, çok sıkıntı çekmek.

Pot gelmek : Sonu iyi olmamak, ters gelmek.

Rast gelmek : Düşünmediği veya düşülmediği hâlde payına düşmek. atılan şey hedefi bulmak. tesadüf etmek, denk gelmek. düşünmediği, ummadığı hâlde karşılaşmak, rastlamak, tesadüf etmek.

Renk gelmek : Renklenmek, canlanmak.

Sadede gelmek : Konuyla ilgisiz sözleri bırakarak asıl konuya dönmek.

Sakata gelmek : Tuzağa düşmek. iş ters gitmek.

Satışa gelmek : Uydurma bir sebeple ortada bırakılmak.

Sıkıya gelmek : Güç bir durumla karşılaşmak.

Sırası gelmek : Sırası düşmek. bir başkasından sonra sıra birinin veya bir şeyin olmak.

Sırtı yere gelmek : Yenilmek, alt olmak.

Sırtı yere gelmemek : Bir işte herhangi bir zorluk karşısında sarsılmamak, konumunu kaybetmemek, güçlü olmak.

Sonu gelmek : Yok olmak, ölmek.

Sonu gelmemek : Bitmemek, tükenmemek.

Söz gelmek : Bir davranışından dolayı eleştiriye konu olmak, yerilmek.

Sözüne gelmek : Birinin söylediğini sonunda kabul etmek.

Su gelmek : Doğumdan önce amniyon sıvısı döl yolundan akmak.

Sulbünden gelmek : Bir kimsenin öz evladı olmak.

Sürüp gelmek : Eskiden beri devam etmek.

Tadı gelmek : Tat kazanmak.

Tam gelmek : Uygun gelmek, uymak.

Tamam gelmek : Bir şeye uygun düşmek.

Tanımazlıktan gelmek : Bir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak.

Tarife gelmemek : Açıklanması güç olmak.

Tava gelmek : Yola gelmek. hazır hâle gelmek. toprak sürülecek duruma gelmek. kanmak.

Tay gelmek : Denk, eşit olmak.

Tecahülüarifaneden gelmek : Bilmez gibi davranmak.

Telaşa gelmek : Bir iş telaş sırasında yapılmak.

Temasa gelmek : Buluşup görüşmek.

Tıraşı gelmek : Saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek.

Titreme gelmek : Titremeye başlamak, titremeye tutulmak.

Toprağına ağır gelmesin : Bir ölünün aleyhinde konuşulduğunda kullanılan bir söz.

Uç uca gelmek : Ancak yetişmek.

Uhdesinden gelmek : Becermek, başarmak.

Üst üste gelmek : Çakışmak.

Üstüne fenalık gelmek : Aşırı derecede sıkılmak, pek bunalmak.

Üstüne gelmek : Bir şey yapılırken veya konuşulurken çıkagelmek.

Üstüne kuma gelmek : Kocası, başka bir kadın almak.

Uygun gelmek : Elverişli olmak. yakışmak, yaraşmak. uymak.

Uykusu gelmek : Uyuma isteği duymak.

Vadesi gelmek : Ömrü sona ermek, eceli gelmek. süresi dolmak, zamanı gelmek.

Vakti gelmek : Ölmek üzere olmak, ölümü yaklaşmak. zamanı gelmek, süresi dolmak.

Vız gelmek : Pek önemsiz görünmek.

Vücuda gelmek : Ortaya çıkmak, oluşmak, meydana gelmek, olmak.

Vurduğu yerden ses gelmek : Çok kuvvetli vurmak, eli ağır olmak.

Vurdumduymazlıktan gelmek : Aldırış etmemek, umursamamak, önem vermemek.

Yabancı gelmek : Tanımamak.

Yan gelmek : Bir işe karışmayarak rahatına bakmak, keyfince yaşamak.

Yanağına kan gelmek : Yüzü daha canlı ve renkli olmak, iyi beslenmekten dolayı gürbüz görünmek.

Yazıya gelmemek : Yazı ile anlatılamamak.

Yeri gelmek : Sırası gelmek, zamanı uygun olmak.

Yerine gelmek : Kişi iş yerinde çalıştığı, oturduğu yere gelmek. eski duruma dönmek. yapılmak, olmak.

Yol ayrımına gelmek : Farklı düşünce, görüş ve ülkü yüzünden birbirinden ayrılmak. hayata bakış ve yaşayışta farklılaşmak. yolların birbirinden ayrıldığı yerde bulunmak.

Yola gelmek : İstenilen biçimde davranışı kabullenmek, düzelmek, uslanmak.

Yumruk yumruğa gelmek : Yumruklaşmak.

Yüreği ağzına gelmek : Birdenbire çok korkmak, aşırı korku veya sevinçten fazlasıyla heyecanlanmak, endişelenmek.

Yüreğinden gelmek : Bir şeyi isteyerek, severek yapmak.

Yüz yüze gelmek : Bir araya gelmek. birden karşılaşmak.

Yüze gelmek : Çekinmemek.

Yüzü yere gelmek : Çok utanmak.

Yüzüne kan gelmek : Sağlığı yerine gelmek, benzinin solgunluğu geçmek.

Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek : Uzun sürmüş bir işi bitirmek üzere olmak.

Zam gelmek : Fiyatı artmak.

Zar gelmek : Şansı iyi olmak.

Zarar gelmek : Kötülük gelmek.

Zevkli gelmek : Eğlenceli olduğunu düşünmek.

Zor gelmek : Bir işin yapılması birine güç gelmek.

Yetişme : Yetişmek işi.

Ayna : Atların diz kapağı. Gemilerde işaretçi erlerin kullandığı dürbün. Akıntı ve anaforun birleştiği yerde oluşan su burgacı. İyi bir durumda, yolunda. Bir olayı, bir durumu yansıtan, göz önünde canlandıran olay, durum, şey. Işığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam, gözgü, mirat. Doğramacılık ve yapıcılıkta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. Küreğin yassı uç bölümü. Karagöz oyununda perde.

Saydam : İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf, transparan. Sayısal ortamda hazırlanmış, yansıtım aygıtında kullanılmaya özgü pozitif görüntü, slayt, diyapozitif. Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak amacıyla tepegöze konan şeffaf, ışığı geçiren kâğıt veya madde, slayt. Açık seçik, belirgin. Asetat.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Erişme : Erişmek işi.

Gelmeç : Bağ sarmaşığı.

Gelmeşik : Yaramaz çocuk.

Gelmezine gitmek : Ölmek (ilenç olarak kullanılır): Gelmezine gitsin

Gelme ile ilgili Cümleler

  • Muhakkak partiye gelmelisin.
  • Gelme nedenin bu mu?
  • Gelme amacım sensin.
  • Buraya onun için gelmedim.
  • Gelme.
  • Bu köprünün kullanıma hazır hale gelmesi yıllar sürebilir.
  • Ben buraya sorunlarım hakkında konuşmak için gelmedim.
  • Gelmeden önce Tom'un yemek yiyeceğini umuyorum.
  • Gelmeden önce seninle kontak kurmamız gerektiğini Tom'a söylemeye çalıştım.
  • O yarın geri gelmeyecek.
  • Ali otobüsten indi ve Mary'nin gelmesini ve onu almasını bekledi.
  • Buraya onlar için gelmedim.
  • Gelmeden önce niçin telefon etmedin?
  • Gelmeden önce seninle temas etmemiz gerektiğini Tom'a söyledim.

Diğer dillerde Gelme anlamı nedir?

İngilizce'de Gelme ne demek? : n. coming, arrival

Fransızca'da Gelme : arrivage [le], arrivée [la]

Almanca'da Gelme : Kommen

Rusça'da Gelme : n. прибытие (N), приход (M), приезд (M), прилет (M), езда (F), выходец (M), происхождение (N), подход (M), явка (F), явление (N), появление (N), поступление (N), наступление (N)