Getirme nedir, Getirme ne demek

  • Getirmek işi

"Getirme" ile ilgili cümleler

  • "Bir çocuğa tencere getirmesini tembihliyordu." - A. Kutlu

Getirme anlamı, tanımı:

Getirmek : Bir makama atamak veya seçmek. Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak. İleri sürmek. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. İletmek, bildirmek. Sebep olmak, ortaya çıkarmak. Gelmesini sağlamak. Sağlamak. Erişmek veya eriştiğini sanmak.

Aceleye getirmek : Bir işi üstünkörü, özenmeden yapmak.

Açıklık getirmek : Bir konu veya sorunu anlaşılır duruma getirmek.

Açmaza getirmek : Düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak.

Ağız kalabalığına getirmek : Birini gereksiz sözlerle şaşırtmak. ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

Ağzından burnundan getirmek : Huzurunu bozmak, sıkıntıya sokmak. pişman etmek için uğraşmak.

Aklına getirmek : Hatırlamak. olabileceğini düşünmek. hatırlatmak.

Alışkanlık haline getirmek : Bir şeyi sürekli yapar olmak.

Altını üstüne getirmek : Söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek. bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak.

Anasından emdiği sütü burnundan getirmek : Birine bir iş yaptırırken çok sıkıntı çektirmek.

Ateh getirmek : Bunamak.

Ayağına getirmek : Sıra, saygı gözetmeksizin birinin yanına gelmesini sağlamak.

 

Bela getirmek : Kötülüğe, felakete uğratmak.

Bezginlik getirmek : Usanmak, bıkmak.

Bin dereden su getirmek : Birini kandırmak için birçok sebep ileri sürmek, dil dökmek.

Bir araya getirmek : Toplamak.

Bir biçimine getirmek : Sırasını, fırsatını bulmak, punduna getirmek, en uygun durumunu yakalamak. çözüm yolu bulmak.

Boğuntuya getirmek : Birini bunaltıp şaşırtmak yolu ile kendisinden, bir iş veya mal karşılığı olarak çok miktarda para çekmek.

Burnundan getirmek : Yaptığına pişman etmek.

Canını burnundan getirmek : Çok yormak, fazla çalıştırmak.

Cinnet getirmek : Bir an için delilik belirtisi göstermek.

Çırpıya getirmek : Bir sıra veya çizgi üzerine getirmek.

Çocuk dünyaya getirmek : Çocuk doğurmak.

Çocuk oyuncağı haline getirmek : Yeteneksiz kimselerin karışmasıyla bir işi değerinden düşürmek.

Dalgaya getirmek : Dalgınlığından yararlanarak birini kandırmak.

Dalgınlığına getirmek : Birinin dalgınlığından yararlanıp kendi isteğini gerçekleştirmek.

Dara getirmek : Aceleye getirmek.

Dengine getirmek : Punduna getirmek.

Denk getirmek : Uygun zamanını ve durumunu bulmak, rastlatmak.

Dile getirmek : Belirtmek, anlatmak, açıklamak, ifade etmek. konuşturmak.

Dize getirmek : Kendisine karşı geleni yenerek buyruğuna uyacak duruma getirmek.

Dolduruşa getirmek : Birini çeşitli yollarla pohpohlayarak yönlendirmek, kışkırtmak, gaza getirmek.

Dünyaya getirmek : Doğurmak.

Emdiği sütü burnundan getirmek : Birisine çok sıkıntı çektirmek.

Eski köye yeni adet getirmek : Alışılmamış, yadırganan bir yeniliği yapmaya kalkışmak.

Etkisiz hale getirmek : Öldürmek. yakalamak. etkisizleştirmek.

 

Fütur getirmek : Bezginlik getirmek, bezmek.

Galeyana getirmek : Coşturmak.

Gargaraya getirmek : Kandırmak, aldatmak. gürültüye, karışıklığa boğarak bir sözün veya bir işin etkisini azaltmak, dağıtmak, dikkatten kaçırmak.

Gaza getirmek : Birini olmadık bir şey veya hayalî bilgilerle coşturmak, ileri sürmek.

Geviş getirmek : Yutmuş olduğu yiyeceği midesinden ağzına çıkarıp yeniden çiğnemek.

Geviş getirmeyenler : Çift parmaklılar takımına giren, mide yapıları basit olan bir alt takım.

Gibisine getirmek : Sanısı uyandırmak, sanısı vermek.

Gına getirmek : Bıkmak, usanmak.

Göz önüne getirmek : Zihinde canlandırmak, tasarlamak.

Gündeme getirmek : Bir konuya güncellik kazandırmak. bir toplantıda bir konuyu tartışmak, görüşmek için önermek.

Halel getirmek : Zarar vermek.

Hatırına getirmek : Hatırlamak. hatırlamasına yol açmak.

Heyecana getirmek : Heyecanlandırmak, heyecanlanmasına sebep olmak.

Hizaya getirmek : Birinin davranışlarını düzeltmek, yola getirmek.

Hoşnutluk getirmek : Memnun olduğunu göstermek.

Hoşnutsuzluk getirmek : Memnuniyetsizlik göstermek.

İki lakırtıyı bir araya getirmek : Meramını kısaca, düzgün ve açık bir biçimde anlatmak.

İkrah getirmek : Tiksinmeye, iğrenmeye başlamak.

İman getirmek : Gönül rızasıyla Müslümanlığı kabul etmek. yürekten inanmak.

İmana getirmek : İstenilen biçimde davranmayı zorla kabul ettirmek. Müslümanlığı kabul ettirmek.

Kamet getirmek : Farz namazına durmak için iç ezan okumak.

Kanaat getirmek : Kanmak, aklı yatmak, inanmak.

Karambole getirmek : Bir işi aşırı bir çabuklukla yaparak gereken özeni göstermemek. karışıklıktan yararlanarak birini aldatmak.

Karmanyolaya getirmek : Soymak.

Katakulliye getirmek : Tuzağa düşürmek.

Kertesine getirmek : Tam sırasını, en uygun zamanını seçmek.

Ketenpereye getirmek : Dolandırmak.

Kırk dereden su getirmek : Bin dereden su getirmek.

Laf getirmek : Söz getirmek.

Leke getirmek : Yüz kızartacak, onur kıracak durumla karşılaşmaya yol açmak.

Merak getirmek : Kara sevdaya tutulmak.

Meydana getirmek : Olmasını sağlamak, oluşturmak.

Münasebetini getirmek : Sırasını getirmek.

Oldubittiye getirmek : Geri dönülmesi güç veya olanaksız bir durum yaratmak, emrivaki yapmak.

Olupbittiye getirmek : Oldubittiye getirmek.

Oyuna getirmek : Birini tuzağa düşürmek, aldatmak.

Para getirmek : Kazanç sağlamak.

Peresesine getirmek : Tam sırasını, uygun zamanını bulmak, biçimine getirmek.

Punduna getirmek : Bir şeyi yapmak için uygun zamanı ve yeri seçmek.

Rast getirmek : Aranmakta olan bir şeyi veya kimseyi umulmadık bir yer ve zamanda bulmak. kollamak, seçmek. rast gelmesini sağlamak. Tanrı, uygun getirmek, başarılı kılmak.

Şehadet getirmek : İslam'ın şartlarından "Tanrı'dan başka tapacak yoktur ve Hz. Muhammed onun kulu ve peygamberidir" anlamına gelen kelimeişehadet adını taşıyan Arapça sözü söylemek.

Ses getirmek : Yaptığı işle, söylediği sözle dikkatleri çekmek ve kitleleri harekete geçirmek.

Sırasına getirmek : Uygun zamanını, fırsatını bulmak.

Sırtını yere getirmek : Üstün gelmek. güreşte hasmı sırtüstü yere yatırarak yenmek.

Söz getirmek : Bir kimseye söz gelmesine yol açmak. birinin eleştirilmesine sebep olmak.

Suya götürüp susuz getirmek : Herhangi bir işte akıl, zekâ, deneyim ve kurnazlıkla bir diğerini alt etmek.

Tacizlik getirmek : Tedirgin olmak. usanç getirmek.

Takat getirmek : Dayanmak, katlanmak.

Tava getirmek : Kandırmak. bir işin yapılabilmesi en uygun zamanı seçmek. olayları istenilen duruma getirmek. gereği kadar ısıtmak.

Tavına getirmek : İşi en uygun duruma getirmek.

Tekbir getirmek : Müslümanlıkta Tanrı'nın büyüklüğünü, yüceliğini anmak için söylenen ve "Allahuekber" sözü ile başlayan duayı okumak.

Tuşa getirmek : Güreşte hasmı sırtüstü yere sermek. yenmek, mağlup etmek.

Uğur getirmek : İyilik, şans, talih, bereket getirmek.

Usanç getirmek : Usanacak duruma gelmek.

Usançlık getirmek : İyice bıkmak, tamamen usanmak.

Usuna getirmek : Aklına getirmek.

Vücuda getirmek : Meydana getirmek, var etmek.

Yazı getirmek : Yazlık giysiler giymek.

Yerine getirmek : Eski duruma döndürmek. ifa etmek. istenileni, gerekeni yapmak.

Yola getirmek : Birinin bir konudaki ters tutumunu düzeltmek.

Yüz yüze getirmek : Karşı karşıya getirmek.

Yüzünü yere getirmek : Utandırmak, mahcup duruma düşürmek.

Getirme ile ilgili Cümleler

  • Tom'a bir mektup getirmeni istiyorum.
  • Ali ona ödünç verdiğim kitapları geri getirmeye söz verdi.
  • Biraz yardım getirmeye git.
  • Ailemizi birlikte geri getirmemiz gerekiyor.
  • Dönüşte kalemimi getirmeyi unutma.
  • Getirmeni istediğimiz her şeyi getirdin mi?
  • Getirmemi istediğin bir şey var mı?
  • "Neden şemsiyeni getirmedin?" "Bu sabah böyle iyi hava vardı!"
  • Getirmediğim bir şey var.
  • Lütfen stadyuma alkollü içecek getirmeyin.

Diğer dillerde Getirme anlamı nedir?

Rusça'da Getirme : n. доставка (F), привоз (M), подвоз (M), подводка (F), поднесение (N), приведение (N)