Getirmek nedir, Getirmek ne demek

"Getirmek" ile ilgili cümleler

  • "Baharı getirdik."
  • "Ateh getirmek. Nedamet getirmek."
  • "Haftada bir cuma günleri işleyen küçük bir kahve ayda ne kadar gelir getirirse..." - Ö. Seyfettin
  • "Bu rüzgâr kar getirir."
  • "Dün bir deri bir kemik hâlinde eve getirip bırakmışlar." - R. N. Güntekin
  • "Örnek getirmek."
  • "Bir zabit nefes nefese şu haberi getirdi." - O. S. Orhon

İngilizce'de Getirmek ne demek? Getirmek ingilizcesi nedir?:

fetch, swap-in

Getirmek tanımı, anlamı:

Geviş getirenler : Çift parmaklı hayvanların, sindirim organları geviş getirmeye uygun olan alt takımı.

Geviş getirmeyenler : Çift parmaklılar takımına giren, mide yapıları basit olan bir alt takım.

Getirme : Getirmek işi.

Aceleye getirmek : Bir işi üstünkörü, özenmeden yapmak.

Açıklık getirmek : Bir konu veya sorunu anlaşılır duruma getirmek.

Açmaza getirmek : Düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak.

Ağız kalabalığına getirmek : Birini gereksiz sözlerle şaşırtmak. ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

 

Ağzından burnundan getirmek : Pişman etmek için uğraşmak. huzurunu bozmak, sıkıntıya sokmak.

Aklına getirmek : Hatırlamak. olabileceğini düşünmek. hatırlatmak.

Alışkanlık haline getirmek : Bir şeyi sürekli yapar olmak.

Altını üstüne getirmek : Söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek. bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak.

Anasından emdiği sütü burnundan getirmek : Birine bir iş yaptırırken çok sıkıntı çektirmek.

Ateh getirmek : Bunamak.

Ayağına getirmek : Sıra, saygı gözetmeksizin birinin yanına gelmesini sağlamak.

Bela getirmek : Kötülüğe, felakete uğratmak.

Bezginlik getirmek : Usanmak, bıkmak.

Bin dereden su getirmek : Birini kandırmak için birçok sebep ileri sürmek, dil dökmek.

Bir araya getirmek : Toplamak.

Bir biçimine getirmek : Çözüm yolu bulmak. sırasını, fırsatını bulmak, punduna getirmek, en uygun durumunu yakalamak.

Boğuntuya getirmek : Birini bunaltıp şaşırtmak yolu ile kendisinden, bir iş veya mal karşılığı olarak çok miktarda para çekmek.

Burnundan getirmek : Yaptığına pişman etmek.

Canını burnundan getirmek : Çok yormak, fazla çalıştırmak.

Cinnet getirmek : Bir an için delilik belirtisi göstermek.

Çırpıya getirmek : Bir sıra veya çizgi üzerine getirmek.

 

Çocuk dünyaya getirmek : Çocuk doğurmak.

Çocuk oyuncağı haline getirmek : Yeteneksiz kimselerin karışmasıyla bir işi değerinden düşürmek.

Dalgaya getirmek : Dalgınlığından yararlanarak birini kandırmak.

Dalgınlığına getirmek : Birinin dalgınlığından yararlanıp kendi isteğini gerçekleştirmek.

Dara getirmek : Aceleye getirmek.

Dengine getirmek : Punduna getirmek.

Denk getirmek : Uygun zamanını ve durumunu bulmak, rastlatmak.

Dile getirmek : Belirtmek, anlatmak, açıklamak, ifade etmek. konuşturmak.

Dize getirmek : Kendisine karşı geleni yenerek buyruğuna uyacak duruma getirmek.

Dolduruşa getirmek : Birini çeşitli yollarla pohpohlayarak yönlendirmek, kışkırtmak, gaza getirmek.

Dünyaya getirmek : Doğurmak.

Emdiği sütü burnundan getirmek : Birisine çok sıkıntı çektirmek.

Eski köye yeni adet getirmek : Alışılmamış, yadırganan bir yeniliği yapmaya kalkışmak.

Etkisiz hale getirmek : Yakalamak. etkisizleştirmek. öldürmek.

Fütur getirmek : Bezginlik getirmek, bezmek.

Galeyana getirmek : Coşturmak.

Gargaraya getirmek : Kandırmak, aldatmak. gürültüye, karışıklığa boğarak bir sözün veya bir işin etkisini azaltmak, dağıtmak, dikkatten kaçırmak.

Gaza getirmek : Birini olmadık bir şey veya hayalî bilgilerle coşturmak, ileri sürmek.

Geviş getirmek : Yutmuş olduğu yiyeceği midesinden ağzına çıkarıp yeniden çiğnemek.

Gibisine getirmek : Sanısı uyandırmak, sanısı vermek.

Gına getirmek : Bıkmak, usanmak.

Göz önüne getirmek : Zihinde canlandırmak, tasarlamak.

Gündeme getirmek : Bir toplantıda bir konuyu tartışmak, görüşmek için önermek. bir konuya güncellik kazandırmak.

Halel getirmek : Zarar vermek.

Hatırına getirmek : Hatırlamak. hatırlamasına yol açmak.

Heyecana getirmek : Heyecanlandırmak, heyecanlanmasına sebep olmak.

Hizaya getirmek : Birinin davranışlarını düzeltmek, yola getirmek.

Hoşnutluk getirmek : Memnun olduğunu göstermek.

Hoşnutsuzluk getirmek : Memnuniyetsizlik göstermek.

İki lakırtıyı bir araya getirmek : Meramını kısaca, düzgün ve açık bir biçimde anlatmak.

İkrah getirmek : Tiksinmeye, iğrenmeye başlamak.

İman getirmek : Yürekten inanmak. gönül rızasıyla Müslümanlığı kabul etmek.

İmana getirmek : İstenilen biçimde davranmayı zorla kabul ettirmek. Müslümanlığı kabul ettirmek.

Kamet getirmek : Farz namazına durmak için iç ezan okumak.

Kanaat getirmek : Kanmak, aklı yatmak, inanmak.

Karambole getirmek : Karışıklıktan yararlanarak birini aldatmak. bir işi aşırı bir çabuklukla yaparak gereken özeni göstermemek.

Karmanyolaya getirmek : Soymak.

Katakulliye getirmek : Tuzağa düşürmek.

Kertesine getirmek : Tam sırasını, en uygun zamanını seçmek.

Ketenpereye getirmek : Dolandırmak.

Kırk dereden su getirmek : Bin dereden su getirmek.

Laf getirmek : Söz getirmek.

Leke getirmek : Yüz kızartacak, onur kıracak durumla karşılaşmaya yol açmak.

Merak getirmek : Kara sevdaya tutulmak.

Meydana getirmek : Olmasını sağlamak, oluşturmak.

Münasebetini getirmek : Sırasını getirmek.

Oldubittiye getirmek : Geri dönülmesi güç veya olanaksız bir durum yaratmak, emrivaki yapmak.

Olupbittiye getirmek : Oldubittiye getirmek.

Oyuna getirmek : Birini tuzağa düşürmek, aldatmak.

Para getirmek : Kazanç sağlamak.

Peresesine getirmek : Tam sırasını, uygun zamanını bulmak, biçimine getirmek.

Punduna getirmek : Bir şeyi yapmak için uygun zamanı ve yeri seçmek.

Rast getirmek : Aranmakta olan bir şeyi veya kimseyi umulmadık bir yer ve zamanda bulmak. kollamak, seçmek. Tanrı, uygun getirmek, başarılı kılmak. rast gelmesini sağlamak.

Şehadet getirmek : İslam'ın şartlarından "Tanrı'dan başka tapacak yoktur ve Hz. Muhammed onun kulu ve peygamberidir" anlamına gelen kelimeişehadet adını taşıyan Arapça sözü söylemek.

Ses getirmek : Yaptığı işle, söylediği sözle dikkatleri çekmek ve kitleleri harekete geçirmek.

Sırasına getirmek : Uygun zamanını, fırsatını bulmak.

Sırtını yere getirmek : Güreşte hasmı sırtüstü yere yatırarak yenmek. üstün gelmek.

Söz getirmek : Birinin eleştirilmesine sebep olmak. bir kimseye söz gelmesine yol açmak.

Suya götürüp susuz getirmek : Herhangi bir işte akıl, zekâ, deneyim ve kurnazlıkla bir diğerini alt etmek.

Tacizlik getirmek : Tedirgin olmak. usanç getirmek.

Takat getirmek : Dayanmak, katlanmak.

Tava getirmek : Olayları istenilen duruma getirmek. kandırmak. bir işin yapılabilmesi en uygun zamanı seçmek. gereği kadar ısıtmak.

Tavına getirmek : İşi en uygun duruma getirmek.

Tekbir getirmek : Müslümanlıkta Tanrı'nın büyüklüğünü, yüceliğini anmak için söylenen ve "Allahuekber" sözü ile başlayan duayı okumak.

Tuşa getirmek : Güreşte hasmı sırtüstü yere sermek. yenmek, mağlup etmek.

Uğur getirmek : İyilik, şans, talih, bereket getirmek.

Usanç getirmek : Usanacak duruma gelmek.

Usançlık getirmek : İyice bıkmak, tamamen usanmak.

Usuna getirmek : Aklına getirmek.

Vücuda getirmek : Meydana getirmek, var etmek.

Yazı getirmek : Yazlık giysiler giymek.

Yerine getirmek : İstenileni, gerekeni yapmak. eski duruma döndürmek. ifa etmek.

Yola getirmek : Birinin bir konudaki ters tutumunu düzeltmek.

Yüz yüze getirmek : Karşı karşıya getirmek.

Yüzünü yere getirmek : Utandırmak, mahcup duruma düşürmek.

Gelme : Yetişme. Gelmiş olan. Gelmek işi. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

Sağlamak : Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Elde etmek, sahip olmak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak.

Üstün : Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik.

Bulundurmak : Var olmasını, hazır bulunmasını sağlamak. Eksik etmemek.

Erişmek : Bitkiler veya bunların ürünleri olgunlaşmak. Varılması zamana, emeğe bağlı olan veya uzakta bulunan bir amaca varmak, ulaşmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Zaman gelip çatmak.

Sanmak : Bir şey veya kimsenin ... olduğunu düşünmek. Bir şeyin olma veya olmama ihtimalini kabul etmekle birlikte, olabileceğine daha çok inanmak, zannetmek, zanneylemek. Gibi gelmek, farz etmek.

Sürmek : Olmaya devam etmek. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Dokundurmak, değdirmek. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Uzatmak, ileri doğru itmek. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Önüne katıp götürmek. Zaman geçmek. Devam etmek. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Zaman almak. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

İleri sürmek : Öne doğru yürütmek. bir düşünceyi veya tasarıyı önermek, serdetmek.

İleri : "Amaca doğru durmadan yürü" anlamında kullanılan bir seslenme sözü. Bir şeyin ulaşılacak yönü. Herhangi bir şeye göre daha ötede olan yer, geri karşıtı. Temel duruşta ayak uçlarının gösterdiği yön. Henüz gelmemiş zaman, gelecek, sonra. Öne doğru, ileri doğru. Önde bulunan. Doğrusundan daha çok gösteren (saat). Benzerlerini geride bırakmış.

Sebep : Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey.

Olmak : Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Geçmek, tamamlanmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Yol açmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Sürdürmek, yürütmek. Uymak, tam gelmek. Bulunmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Sarhoş olmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak.

Çıkarmak : Resim yapmak. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Söylemek. Yayımlamak. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Sunmak. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Göstermek. Sağlamak, elde etmek. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Bulmak, ortaya koymak. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Gidermek. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Boşaltmak. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Fotoğraf çektirmek. Yapmak, üretmek. Hatırlamak. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Sonunu getirmek. Yollamak, göndermek.

İletmek : Götürmek, ulaştırmak, nakletmek, geçirmek. Elektrik akımı, ısı, gaz vb.ni bir yerden başka bir yere götürmek.

Bildirmek : Anlatmak, ifade etmek. Herhangi bir konuda bilgi vermek. Herhangi bir şeyi haber vermek.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Eş, aynı, bir boyda. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Aynı, benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sadece. Sayıların ilki. Tek. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Beraber. Bu sayı kadar olan.

Atamak : Birini bir göreve getirmek, tayin etmek.

Seçmek : Ne olduğunu anlamak, fark etmek. Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek. Titiz davranmak, kolay kolay beğenmemek. Tercihini bir yönde kullanmak. Farklı görmek, üstün görmek. Birine oy vererek bir göreve getirmek. Benzerleri arasında hoşa gideni seçip almak veya yararlanmak için ayırmak.

Bazı : Birtakım, kimi. Bazen.

Birleşik : Bir araya gelmiş, birleşmiş olan, müttehit.

Fiil : İş, davranış. Olumlu veya olumsuz olarak çekimli durumda zaman kavramı taşıyan veya zaman kavramı ile birlikte kişi kavramı veren kelime, eylem.

Getirmek ile ilgili Cümleler

  • Barış birlikleri sakinliği geri getirmek için taşındı.
  • Lütfen arkadaşlarından bazılarını partiye getirmek için emin ol.
  • Yanında bir şemsiye getirmek isteyebilirsin.
  • Yanında bir kamera getirmek isteyebilirsin.
  • Yapabileceğim tek şey bir bardak çay getirmek.
  • Teknoloji hızla değişir demek bilinen gerçeği dile getirmektir.
  • Tom'u seninle getirmek isteyebilirsin.

Diğer dillerde Getirmek anlamı nedir?

İngilizce'de Getirmek ne demek? : v. bring, get, bring along, bring in, carry, bear, convey, fetch, introduce, take into, usher, work up

Fransızca'da Getirmek : apporter, aller chercher, amener, porter, valoir

Almanca'da Getirmek : v. beibringen, bringen, einbringen, eintragen, ergeben, gereichen, herbeiführen, holen, überbringen, zubringen

Rusça'da Getirmek : v. доставлять, приносить, привозить, приводить, пригонять, притаскивать, подносить, подвозить, заводить, завозить, навоз`ить, заносить, ввозить, вести, возить, везти, носить, нести, тащить, дотягивать, таскать, нагонять, давать, выводить, вывозить, вносить, доносить, подав