Gezmek nedir, Gezmek ne demek

"Gezmek" ile ilgili cümle

  • "Geçen yaz Batı Anadolu'yu gezdik."
  • "Oğlum iyileşti, yavaş yavaş geziyor."
  • "Şapkam burada ne geziyor?"
  • "Bu giysiyle gezemem."
  • "Tek başına buralarda gezdiği hâlde aradığını bulamıyordu." - O. C. Kaygılı
  • "Kunduralarını çıkarır, satar, yalın ayak gezerdi." - S. F. Abasıyanık

Yerel Türkçe anlamı:

Görmek, bulmak (?)

Gezmek

Gezmek anlamı, kısaca tanımı:

Gezen ayağa taş değer : "gereksiz yere gezen kişi, kendisine zararı dokunacak şeylerle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz.

Gezen kurt aç kalmaz : "geçimini sağlamak için gezip dolaşan, şuraya buraya başvuran kişi aç kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Gezip tozmak : Eğlenmek amacıyla çokça gezmek.

Yerdegezen : Yılan.

Uyurgezer : Uykusu sırasında konuşan, yürüyen (kimse), sairfilmenam.

Yüzergezer : Karada olduğu gibi suda da kullanılabilen (araba, tank, uçak vb. araç), amfibi.

Gezme : Gezmek işi, seyran.

Aç gezmektense tok ölmek yeğdir : "yoksulluk ölümden de beterdir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Adım adım gezmek : Her tarafı dolaşıp görmek.

Boş gezmek : İşsiz güçsüz dolaşmak.

Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir : "çalışmak insanı tembellikten kurtarır" anlamında kullanılan bir söz.

Boşta gezmek : İşsiz olmak.

Devriye gezmek : Karakol gezmek.

Doktor doktor gezmek : Tedavide çabuk ve kesin sonuç almak ümidiyle birçok doktora başvurmak.

Dünür gezmek : Evlenecek erkek için kız aramaya çıkmak.

Elini kolunu sallaya sallaya gezmek : Ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak. pervasızca, kimseden çekinmeden dolaşmak.

Ellerde gezmek : Elden ele dolaşmak. el üstünde tutulmak, saygı ve sevgi görmek.

Gemi gezmek : Dış etkiler yüzünden gemi rota çizgisinden ayrılıp sancak veya iskele yönüne ilerlemek.

Karakol gezmek : Huzur ve güvenliği sağlamak amacıyla dolaşmak, devriye gezmek.

Kelle koltukta gezmek : Gözünü budaktan esirgememek.

Kenar gezmek : Bir şeyden uzaklaşmış olmak.

Kol gezmek : Kötü durum ve davranışlar çokça olmak. güvenlik amacıyla dolaşmak. dolaşmak.

Salma gezmek : Başıboş hayvan gibi dolaşmak.

Saya gezmek : Köy çocukları ramazanda veya özel günlerde çeşitli tekerlemeler söyleyip kapı kapı dolaşarak ufak tefek yiyecek toplamak.

Tebdil gezmek : Tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek. değişik görüntüde olmak.

 

Hava : Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Tarz, üslup. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Esinti. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Gökyüzü. Müzik parçalarında tür. Keyif, âlem. Çevreyi kuşatan boşluk. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Çekicilik.

Vakit : Zaman anlatan kelimelere belirtilen durumunda geldiğinde "iken" anlamı veren bir söz. Belirlenmiş olan zaman. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler. Çağ. Geçim, para bakımından elverişli durum. Zaman.

Geçirme : Geçirmek işi.

Amaç : Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı görev, misyon. Gaye. Hedef. Ulaşmak istenilen sonuç, maksat.

Seyran : Gezme, gezinme.

Dolaşmak : Doğru gitmeyip yolu uzatmak. Denetlemek amacıyla bir yeri gezmek. Gezmek, gezinmek. Dönüp başka bir yönden gelmek. Çok kimse tarafından söylenmek. Saç, iplik vb. şeyler birbirine karışarak güç çözülür duruma gelmek. Nefes, el bir şey üzerinde hafifçe hareket etmek. Gezinmek. Akmak. Belirmek. Bir yeri belli bir amaçla gezmek.

Yürümek : Yol almak. Adım atarak ilerlemek, gitmek. Faiz, hesap edilmek, işlemek. Geçmek, ilerlemek, değişmek. Karada veya suda, herhangi bir yöne doğru sürekli olarak yer değiştirmek. Bir işte ileri gitmek. Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak. Ölmek. Yayan gezmek, yayan gitmek. Gereği gibi yapılmak veya ilerlemek. Üzerine doğru gitmek, akın etmek, saldırmak, hücum etmek. Çocuk ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sayıların ilki. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Tek. Bir kez. Aynı, benzer. Ancak, yalnız. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.

Gitmek : Yeter olmak, yetmek, yetişmek. Dayanmak. Götürülmek, gönderilmek. Tüketilmek, harcanmak. Sürmek, devam etmek. Yapmak. Geçmek. Yok olmak, elden çıkmak. Değerlendirmek, saymak, karşılamak. Yakışmak, yaraşmak. Yürümek, yol almak. Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Bir yere doğru yönelmek. Herhangi bir durumda olmak. Başvurmak, yapmak. Bir şey zarar görmüş olmak. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. Makine, işlemek, çalışmak. Satılmak. Ölmek. Çıkmak, ulaşmak. Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak.

Başvurmak : İsteği, dileği belirtmek için herhangi bir işlem başlatmak. Bir şeye yararlanmak amacıyla el atmak. Bir işin yapılması için bir kimsenin aracılığını istemek. Bir işe girmek, bir sınava katılmak vb. konularda müracaatta bulunmak. Bilgi sahibi olmak için bir kaynağı kullanmak, müracaat etmek.

Bulunmak : Bir yerde olmak. Bulma işine konu olmak. Herhangi bir durumda olmak.

İncelemek : Bir işi veya bir şeyi ele alıp özelliklerini, ayrıntılarını inceden inceye, özenli bir biçimde anlamaya, öğrenmeye çalışmak, tetkik etmek.

Hasta : Hastalık, kaza veya yaralanma dolayısıyla fizik veya ruh sağlığı bozulmuş ve tedavi edilmesi gereken kimse, rahatsız. Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan. Aşırı düşkün, tutkun. Parasız, züğürt.

Kalkmak : Derlenip götürülmek. Ayakta beklemek. Hasta iyileşerek gezecek duruma gelmek. Girişmek, başlamak, davranmak, yeltenmek. Kabarmak, ayrılmak. Güncelliğini yitirmek. Uygulanmaz olmak. Başka yere gitmek, taşınmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Uçmak, havalanmak. Yerinden ayrılıp yol almaya başlamak. Hayvan iki art ayağı üzerinde dik durum almak. Yok olmak, artık bulunmamak. Gitmek üzere yerinden ayrılmak. Varlığı, hayatı son bulmak. Geçerli olmamak, geçerliğini yitirmek, geçmez olmak. Yukarı doğru yükselmek. Uyanarak yataktan ayrılmak. Taşıtlar yola çıkmak. Oturma durumundan dik duruma gelmek, doğrulmak.

Herhangi : Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

Gezinmek : Belirli bir çevre içinde gezip durmak. Özellikle doğaçtan yapılmış olan müzikte, ezgiyi belli bir makam anlayışı içinde değişik perdeler üzerinde çalmak, dolaşmak. Eğlenmek, vakit geçirmek için gezmek, dolaşmak, seyran etmek.

Gezi : Gezinti yeri. Ülkeler veya şehirler arasında yapılmış olan uzun yolculuk, seyahat. Gezilip hava alınacak yer. Gezmek, görmek, eğlenmek amacıyla yapılmış olan yolculuk. Bu kumaştan yapılan. Pamuk ve ipekle karışık dokunmuş hareli kumaş.

Yapmak : Onarmak, tamir etmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Dışkı çıkarmak. Evlendirmek. Olmasına yol açmak. Edinmek, sahip olmak. Salgılamak, çıkarmak. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Gerçekleştirmek. Davranmak, hareket etmek. Olmak. Yol almak. Üretmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Bir durum yaratmak. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Düzenli bir duruma getirmek.

Gezmek ile ilgili Cümleler

  • Bir top model olmak ve dünyayı gezmek istiyorum.
  • Ben her zaman bütün Avrupayı gezmek istedim.
  • Fenomeni bilen cici kız, numeni de biliyor musun? Öyle yayla gezmekle olmaz o iş.
  • Ne isterdim dünyadan biliyor musun? İşimde başarılı olmak isterdim, güzel ve zeki bir eş isterdim, daha çok dil bilmek dünyayı gezmek isterdim.
  • Seninle birlikte gezmek istiyorum.
  • Şiddetli yağmur yağıyordu fakat o arabayla gezmekte ısrar etti.
  • Gezmek için favori tarzın nedir?
  • Çalışmak, para kazanmak ve gezmek dışında bir şey yapmayacağım.

Diğer dillerde Gezmek anlamı nedir?

İngilizce'de Gezmek ne demek? : v. walk, wander, go about, hike, itinerate, travel, tour, visit, wander in, browse around, get about, jaunt, knock about, knock around, perambulate, peregrinate, promenade, range, rove

Fransızca'da Gezmek : se promener, parcourir, rouler, se balader

Almanca'da Gezmek : v. belaufen, besichtigen, durchreisen, ergehen, herumgehen, umhergehen, walzen, ziehen

Rusça'da Gezmek : v. ходить, бродить, гулять, посещать, ездить, странствовать, осматривать, объезжать, кататься, слоняться, походить, сходить, побродить, забродить, пог