Gibi nedir, Gibi ne demek

  • -e benzer.
  • İmişçesine, benzer biçimde.
  • O anda, tam o sırada, hemen arkasından
  • -e yakışır biçimde.

"Gibi" ile ilgili cümleler

  • "Haberi aldığı gibi yola çıktı."
  • "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir." - O. S. Orhon
  • "İnsan gibi davrandı."
  • "Bu göz alabildiğine düzlük, sinsi bir bataklık gibidir." - A. Erhat

Yerel Türkçe anlamı:

Gibi

Gibi, bk. kimi, kimin

Gibi kısaca anlamı, tanımı:

Gibi gelmek : ... sanısı vermek, ... sanısı yaratmak.

Gibi olmak : Bir duruma, bir duyguya yaklaşmak.

Gibilerden : Benzerinden.

Gibisi : Benzeri.

Gibisine gelmek : İmiş gibi gelmek, sanmak.

Gibisine getirmek : Sanısı uyandırmak, sanısı vermek.

Aba gibi : Kaba ve kalın (kumaş).

Abanoz gibi : Çok sert. kapkara.

Aç kurt gibi : Büyük bir istekle.

Acem kılıcı gibi : Her iki tarafı da idare edebilen, güvenilmez (kimse).

Ada gibi : Pek büyük (gemi).

Adam gibi : Terbiyeli, akıllı uslu. adamlığa, insanlığa yaraşır yolda. iyice.

Adı gibi bilmek : Çok iyi bilmek.

Ağı gibi : Acı veren, çok etkileyen. çok sert, keskin.

Ağızda sakız gibi çiğnemek : Bir söz veya düşünceyi sık sık tekrarlayıp durmak.

Ağzına geldiği gibi : Önünü sonunu düşünmeden.

Ahtapot gibi : Sömürmek amacıyla birçok işe, konuya el atan (kimse). sırnaşık, yapışkan (kimse).

 

Ahu gibi : Çok güzel, çekici.

Akarsu gibi : Aralıksız, kesintisiz.

Akıl alır gibi değil : "akla uygun değil, doğru değil" anlamında kullanılan bir söz.

Akla sığar gibi : Aklın kabul edebileceği bir biçimde, makul.

Akrep gibi : Her fırsatta sözleriyle başkalarını inciten veya onlara kötülük eden.

Aksi gibi : İstenmediği hâlde, aksilik olarak.

Alay gibi gelmek : İnanılacak gibi olmamak.

Alev gibi parlamak : Canlı, ışıl ışıl olmak.

Altın gibi : Saf. değerli, kıymetli. altına benzeyen.

Altın top gibi : Güzel ve tombul (çocuk).

Ana gibi yar olmaz bağdat gibi diyar olmaz : "insanlar içinde bize ana kadar candan bağlı dost yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

Anamın ak sütü gibi : "anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal olsun" anlamında kullanılan bir söz.

Arap gibi olmak : Simsiyah olmak, kararmak.

Arapsaçı gibi : Karmakarışık.

Arı gibi : Hızlı ve sürekli bir biçimde. çok çalışkan.

Arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur : "çalışkan kişileri olan aile ve toplumlar, her yerde bol kazanç elde ederler" anlamında kullanılan bir söz.

Arı gibi sokmak : İğnelemek, acı söz söylemek.

Arı kovanı gibi işlemek : Bir yerin gireni çıkanı çok olmak.

Armut gibi : Çok anlayışsız, bön.

 

Arpacı kumrusu gibi düşünmek : İçinde bulunduğu sorunu nasıl çözeceğini uzun uzun düşünmek.

Artist gibi : Boylu boslu, güzel ve alımlı, yakışıklı (kimse).

Arzuhal gibi : Çok uzun (mektup).

Asker gibi : Disiplinli, düzgün. askere yakışır biçimde.

Aslan gibi : Boylu boslu, güçlü ve yakışıklı. sağlığı yerinde.

At gibi : Vücudu iri yarı olan (kadın).

Ata dost gibi bakmalı düşman gibi binmeli : "çalışanınızı iyi beslerseniz onun gücü artar ve daha verimli işler yapar" anlamında kullanılan bir söz.

Ateş gibi : Çok sıcak. kıpkırmızı. zeki, çalışkan ve becerikli.

Ateş gibi kesilmek : Beklenmedik bir olay karşısında öfke sonucu kanı beynine sıçramak.

Ateş gibi yanmak : Ateşi yükselmek.

Avucunun içi gibi bilmek : Bir yeri, bir şeyi çok iyi ve ayrıntılı olarak bilmek.

Ay gibi : Ay parçası.

Aygır gibi : İri yarı, cüsseli, güçlü (kimse).

Ayı gibi : Kaba, anlayışsız (kimse). iri yarı.

Ayın on dördü gibi : Yüzü çok güzel (kadın veya kız).

Ayna gibi : Dümdüz ve parlak. kımıltısız, durgun (deniz).

Aznavur gibi : Zalimce davranan.

Badem gibi : Taze ve gevrek (salatalık).

Bal gibi : Şüpheye yer bırakmadan, çok iyi, adamakıllı. pek tatlı.

Bal mumu gibi erimek : Çok zayıflamak.

Balyoz gibi : Çok ağır, ezici (kol veya yumruk).

Banka gibi : Çok zengin (kimse).

Barut fıçısı gibi : Kavgaya yol açacak (durum). çok kızgın, sinirli (kimse).

Barut gibi : Acı. öfkeli, huysuz, sert, aksi (kimse). pek ekşi.

Baston gibi : Dimdik duran veya yürüyen (kimse).

Baykuş gibi : Uğursuzluk getirdiğine inanılan (kimse).

Bayrak gibi : Kendini belli edecek bir biçimde.

Bayram koçu gibi : Gösterişli görünmek amacıyla aşırı bir biçimde süslenmiş olan.

Bebek gibi : Bebeğe yakışır bir biçimde. çok güzel (kadın).

Benzetmek gibi olmasın : Kötü bir sona uğramış birinden veya bir şeyden söz ederken, ona benzetilen kimse veya şey için kötü bir duygu beslenilmediğini anlatan bir söz.

Benzi kül gibi olmak : Yüzünden kan çekilmek, yüzü sararmak.

Besleme gibi : Giydiğini kendine yakıştıramayan (kız).

Beşlik simit gibi kurulmak : Kendini bir şey sanarak bir yere yayılıp oturmak.

Beton gibi : Çok sağlam, dayanıklı, sert. güçlü.

Bey gibi yaşamak : Bolluk içinde yaşamak.

Biber gibi : Çok acı.

Biber gibi yakmak : Çok üzmek, dertlendirmek. deri, göz vb.ni çok acıtmak.

Biber gibi yanmak : Deri, göz vb. çok acımak. çok üzülmek, dertlenmek.

Biblo gibi : Ufak tefek, zarif (kız).

Bıçak gibi : İnce, keskin.

Bıçak gibi kesilmek : Söz, konuşma, sohbet birden bitmek, duruvermek.

Bıçak gibi kesmek : Birdenbire ve tamamen ortadan kaldırmak. çok keskin olmak.

Bıçak gibi saplanmak : Sancı, ağrı birden ve güçlü olarak gelmek.

Bıldırcın gibi : Kısa boylu, dolgunca, alımlı (kadın).

Bilek gibi : Gür, kalın (saç veya akarsu).

Billur gibi : Çok duru, çok temiz (su). pürüzsüz (ses). çok beyaz ve pürüzsüz (kol, gerdan, göğüs).

Bilmece gibi konuşmak : Açık, anlaşılır bir biçimde konuşmamak.

Böcek gibi : Ufak tefek ve esmer (çocuk).

Boğa gibi : Çok güçlü görünen, vücudu iyi gelişmiş (delikanlı).

Bomba gibi : İyi hazırlanmış, çok çalışmış (öğrenci). iyi, sağlam, göz alıcı, gösterişli.

Bomba gibi patlamak : Öfkelenerek birdenbire ve yüksek sesle bağırıp çağırmak. bir olay birdenbire ortaya çıkarak herkesi şaşırtmak.

Boncuk gibi : Çok küçük.

Bora gibi : Çok sert, öfkeli, şiddetli.

Boza gibi : Koyu ve bulanık (sıvılar).

Bozuk para gibi harcamak : Değerini düşürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkışmak.

Bozuk plak gibi : Sürekli tekrarlanarak.

Bronz gibi : Tunca benzeyen, tunç renginde olan.

Bukalemun gibi renkten renge girmek : Sürekli düşünce değiştirmek.

Bulaşık suyu gibi : Kötü hazırlanmış, tadı tuzu olmayan (sulu yiyecek ve içecek).

Bülbül gibi konuşmak : Kolaylıkla konuşmak, okumak. itiraf etmek.

Bülbül gibi konuşturmak : İtiraf ettirmek.

Bülbül gibi şakımak : Güzel sesle, neşeyle konuşmak. itiraf etmek.

Bülbül gibi söylemek : Bildiklerini hiçbir şey saklamadan söylemek, itiraf etmek.

Bulut gibi : Çok sarhoş.

Buz gibi : Çok soğuk. çok soğuk bir etki uyandıran (şey veya kimse). kesinlikle.

Buz gibi soğumak : Birinden tiksinmek.

Buzdolabı gibi : Çok soğuk bir etki uyandıran (kimse).

Cadı gibi : Saçı başı dağınık, tırnakları uzun ve pis (kadın). çok becerikli.

Cadı kazanı gibi kaynamak : Dedikodu, kargaşa çok olmak.

Çağanoz gibi : Eğri büğrü (kimse).

Çakı gibi : Canlı ve atik. sağlıklı.

Cam gibi : Arkası görünen, saydam, şeffaf. donuk, cansız (göz).

Çam sakızı gibi : Tedirgin edecek kadar bir insanın peşinden ayrılmayan.

Çamur gibi : Herkese sataşıp tedirginlik veren (kimse). iyi pişmemiş ve siyah unla yapılmış (ekmek).

Canavar gibi : İri yarı, saldırgan. çok fazla.

Canfes gibi : İnce, taze ve sinirsiz (asma ve dut yaprağı).

Canı gibi sevmek : Çok güçlü bir sevgiyle bağlanmak.

Çapanoğlunun abdest suyu gibi : Çok sulu, tatsız ve kötü görünüşlü olan (içilecek şeyler).

Çarşaf gibi : Dalgasız, dümdüz ve durgun (deniz, göl).

Cehennem gibi : Çok sıcak.

Çeki taşı gibi : Ağır ve kımıldamaz.

Cellat gibi : Acımasız.

Cenaze gibi : Benzi sararmış.

Cennet gibi : Güzel, bakımlı (yer).

Çerez gibi : Çok kolay.

Çerez gibi gelmek : Bir iş çok kolay olmak.

Çerez gibi yemek : Gereğinden çok ve hızlı yemek.

Ceylan gibi : Vücudu ince ve narin olan (kadın).

Çiçek gibi : Temiz, bakımlı, güzel.

Çığ gibi büyümek : Bir olay birdenbire ve etkileyici bir biçimde büyümek.

Çil yavrusu gibi dağılmak : Toplu olarak bulunan insanların her biri bir yana dağılmak.

Cillop gibi : Parlak, pürüzsüz, tertemiz.

Cin gibi : Anlayışlı ve zeki.

Çiriş gibi : Yapışkan ve acı.

Çırpı gibi : Çok ince, çok zayıf (kol ve bacak).

Çitlembik gibi : Ufak tefek, esmer ve sevimli.

Cıva gibi : Yerinde durmaz, ele avuca sığmaz, çok hareketli.

Çivi gibi : Çok soğuk. çok sağlam ve çevik (kimse).

Çivi gibi olmak : Çok soğuk olmak. çok üşümek, donmak.

Çıyan gibi : Hain bakışlı (kimse).

Çocuk gibi : Yetenekleri gelişmemiş, çocuk kalmış. kolay kanar, kolay inanır.

Çocuk gibi sevinmek : Çok sevinmek.

Çorap söküğü gibi gitmek : Başlayan bir iş veya birbirine bağlı birçok iş arka arkaya ve kolayca sürüp gitmek.

Çorba gibi : Karmakarışık. pek sulu (yemek).

Çörten gibi : Oluk gibi, çok gür bir biçimde.

Cübbe gibi : Çok geniş ve uzun (giysi).

Cumartesi kibarı gibi süslenmek : Özentili fakat zevksiz süslenmek.

Çuval gibi : Bol ve ütüsüz (giysi). kaba ve seyrek (kumaş).

Dağ gibi : Pek çok. çok büyük, çok iri, çok güçlü.

Dal gibi : İnce uzun yapılı.

Dal gibi kalmak : Vücudu çok zayıflamak.

Dalyan gibi : Boylu boslu.

Dama taşı gibi oynatmak : Birini sık sık bir yerden bir yere göndermek veya atamak.

Damdan düşer gibi : Birdenbire ve yersiz olarak.

Danalar gibi bağırmak : Çok kuvvetle bağırmak, haykırmak.

Davul gibi : Şiş ve gergin.

Değnek gibi : Çok zayıf ve ince.

Deli dana gibi dönmek : Ne yapacağını bilemeyerek şaşkınca davranmak.

Deli gibi : Deliye yaraşır davranışta, delicesine.

Deli kızın çeyizi gibi : Bir arada sergilenen ve birbirine yakışmayan (eşya).

Deli pösteki sayar gibi : Çok karışık, çok ayrıntılı, sıkıcı bir işle uğraşma.

Deli raziye gibi : Delice davranışlarda bulunan (kız veya kadın).

Deli saraylı gibi : Acayip biçimde giyinen, takıp takıştıran (kimse).

Demir gibi : Çok sağlam. çok güçlü, çok kuvvetli.

Derya gibi : Pek çok. çok bilgili.

Destan gibi : Uzun yazılmış (mektup).

Dev gibi : İri ve korkunç.

Deve dişi gibi : İri görünüşlü. sıradan olmayan, tanınmış, güçlü.

Deve gibi : Uzun boylu. hantal.

Deve kuşu gibi : Uygun şartlarda terslik çıkaran.

Deve kuşu gibi başını kuma sokmak : Tehlikeyi görmek istememek. başkalarını aldattığını sanarak kendisini aldatmak. bir tehlike, bir olay karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak.

Deve nalbanda bakar gibi : Hiç görmediği, bilmediği bir şeye bakar gibi.

Dibek gibi : Şişmiş. ağır, ağırlaşmış. bütün ağırlığıyla.

Dilediği gibi : Kendi düşünce, görüş ve isteğine göre.

Dini gibi bilmek : Çok iyi bilmek.

Direk gibi : Sağlam, iri yapılı.

Dolap beygiri gibi dönüp durmak : Dar bir çevrede hep aynı işi yapmak.

Domuz gibi : Adamakıllı, iyice. kötü huylu ve hain.

Domuz gibi tıkınmak : Oburcasına çok yemek.

Don yağı gibi : Konuşmayan, hareketsiz (kimse).

Don yağının tortusu gibi kalmak : Çevresindekilerle iletişim kurmadan ilgisiz ve donuk kalmak.

Duba gibi : Çok şişman.

Düdük gibi : Çok dar, daracık (giysi).

Düdük gibi kalmak : Zayıflamak. yapayalnız kalmak.

Düğünevi gibi : Sevinçli ve telaşlı bir kalabalık bulunan (yer).

Dut gibi olmak : Utanmak, mahcup olmak. çok sarhoş olmak.

Duvar gibi : Sağır.

Efendi gibi yaşamak : Sıkıntısız, varlık içinde yaşamak.

Ejder gibi : İri yapılı ve korkunç görünüşlü.

Ejderha gibi : Ejder gibi.

Eliyle koymuş gibi : Aramadan, kolayca.

Elma gibi : Kırmızı (yanak).

Elmas gibi : Çok iyi, çok değerli.

Erkek gibi : Erkeğe yakışır, erkeğe benzer.

Eşeğin kuyruğu gibi : Her zaman aynı durumda kalan, hiç değişikliğe uğramayan.

Eşek derisi gibi : Derisi çok kalın. duygusu az, duygusuz.

Eşek gibi : Kaba, düşüncesiz.

Eşek kuyruğu gibi ne uzar ne kısalır : Durumunda, çalışmasında hiçbir gelişme görülmeyen kimseler için kullanılan bir söz.

Eşkıya gibi : Yüzü, bakışları ve kılığı korkunç olan.

Etle tırnak gibi : Birbirlerine candan bağlı, sıkı ilişkili.

Evliya gibi : İyi ahlaklı (kimse). uysal (kimse).

Fal taşı gibi : İri, büyük.

Faraş gibi : Normalinden fazla açılan (ağız).

Fasulye gibi kendini nimetten saymak : Kendine çok değer vermek, kendini bir şey sanmak.

Fasulye sırığı gibi : Zayıf, sıska ve çok uzun boylu.

Fıçı gibi : Kısa boylu ve çok şişman.

Fidan gibi : İnce ve uzun (boy).

Fil gibi : Çok yemek yiyen (kimse). çok şişman (kimse).

Fildişi gibi : Donuk, beyaz (ten).

Filinta gibi : Genç, ince uzun boylu, çevik, yakışıklı (kimse).

Filiz gibi : İnce ve güzel vücutlu.

Fincan gibi : İri ve patlak (göz).

Fındık kurdu gibi : Ufak tefek, tombulca, sevimli.

Fırça gibi : Dik, sık ve sert (saç, sakal).

Fırıldak gibi : Düşüncesini sürekli değiştiren, sözünden dönen (kimse).

Fırın gibi : Çok sıcak (yer).

Fırtına gibi : Hızla, birdenbire. aceleci.

Fişek gibi : Hızla.

Fıstık gibi : Çok güzel. dolgun, besili ve canlı. alımlı, çekici (kadın).

Fitil gibi : Çok sarhoş.

Gecekondu gibi : Derme çatma yapılmış olan (yapı).

Gelin gibi süzülmek : Geline yakışır biçimde edalı, nazlı yürümek.

Gereği gibi : Nasıl olması gerekli ise öyle.

Gölge gibi : Varlığını belli etmeden, gizlice.

Gözlerini fal taşı gibi açmak : Şaşkınlıkla, hayretle bakmak.

Gözü gibi sakınmak : Bir şeye aşırı ilgi göstermek, önemle bakıp korumak.

Gözü gibi sevmek : Pek çok sevmek.

Gözünün bebeği gibi sevmek : Çok sevmek.

Granit gibi : Güçlü, dayanıklı, sert.

Gül gibi : Çok iyi, çok güzel.

Gül gibi bakmak : İyi, temiz bakmak. geçimini para sıkıntısı olmadan sağlamak.

Gül gibi geçinmek : Çok iyi anlaşmak, geçinmek. pek geniş olmayan bir imkânla rahat, sıkıntısız yaşamak.

Gülle gibi : Çok ağır. hâlsiz, yorgun argın.

Gümrükten mal kaçırır gibi : Yangından mal kaçırır gibi.

Gün gibi açık : Çok açık, çok belli.

Hacı bekler gibi beklemek : Büyük bir sabırsızlıkla beklemek.

Hallaç pamuğu gibi atmak : Toplu durumda bulunan kişi veya nesneleri darmadağın etmek.

Halvet gibi : Çok sıcak (yer, oda).

Hamam gibi : Çok sıcak.

Hamur gibi : Çok pişip bulamaç durumuna gelen (yiyecek). yorgunluktan eli ayağı tutmayan.

Han gibi : Gereğinden çok geniş olan (yer).

Hangar gibi : Çok büyük ve geniş (yer).

Hapishane kaçkını gibi : Kılık kıyafetine dikkat etmeyen (kimse).

Harar gibi : İçine çok şey alabilen, geniş, büyük (eşya).

Hayal gibi : İnce, zarif.

Haydut gibi : İnsana korku veren, iri yarı (kimse). yaramaz ve sevimli (çocuk).

Hayvan gibi : İri yarı. akılsız, duygusuz, kaba. hayvana benzer biçimde.

Helme gibi : İyice pişmiş.

Heykel gibi : Hareketsiz, duygusuz. çok güzel (vücut).

Heyula gibi : Pek iri, iri yarı.

Hilal gibi : İnce ve düzgün (kaş).

Hindi gibi kabarmak : Gururlanmak, kurumlanmak, büyüklük taslamak.

Hırsız gibi : Kimseye görünmeden, gizlice.

Hırtlamba gibi giyinmek : Perişan, derbeder bir biçimde giyinmek.

Hokka gibi : Ufak ve düzgün (ağız, burun).

Hokka gibi oturmak : Giysi, vücuda iyice uymak.

Horoz gibi : Kabadayıca davranan (kimse).

Hortum gibi : Çok uzun (burun).

Hoşaf gibi : Çok yorgun.

Huri gibi : Çok güzel (genç kadın).

İğne deliği gibi : Küçücük.

İlaç gibi : İşe yarar, her derde deva.

İlaç gibi gelmek : İyileşmeyi veya çözümü kolaylaştırmak. rahatlatmak, huzura kavuşturmak.

İlah gibi : Çok yakışıklı (erkek).

İmamın abdest suyu gibi : Soğuk veya sıcak olması gerekirken ılık olan içecekler için kullanılan bir söz.

İn gibi : Dar ve karanlık (yer).

İnanılır gibi değil : Çok şaşırılan, hayret edilen veya hayranlık duyulan bir olayla karşılaşıldığında söylenen bir söz.

İnci gibi : Küçük, temiz, güzel ve düzgün.

İnsan gibi : İnsanlara yaraşır biçimde.

İpek gibi : Çok ince, parlak ve yumuşak. güzel, iyi huylu.

Irgat gibi çalışmak : Bir işte çok çalışmak.

İskambil kağıdı gibi devrilmek : Birer birer ve birbiri ardı sıra devrilmek.

İskelet gibi : Çok zayıf.

İsmi gibi bilmek : Adı gibi bilmek.

Istakoz gibi : Çok kırmızı.

İstediği gibi : Kendi düşünce, görüş ve dileğine göre.

İstediği gibi at koşturmak : Keyfince, istediği gibi davranmak.

İt gibi çalışmak : Çok çalışmak.

İt ölüsü gibi : Çok ağır.

İyot gibi ortaya çıkmak : İstemediği hâlde asıl niyeti ortaya çıkmak.

İzbandut gibi : Çok iri, cüsseli (erkek).

Jet gibi : Hızla, süratle.

Jilet gibi : Çok keskin.

Kabak çiçeği gibi açılmak : Utangaçlıktan çabucak sıyrılarak aşırı ölçüde serbest davranmak.

Kabak gibi : Tüysüz, çıplak, her tarafı açık.

Kabuk gibi : Sağlam, sert (kumaş).

Kadife gibi : Yumuşak, pürüzsüz ve parlak (ses, ten vb.).

Kafasına estiği gibi : Sadece kendi düşünce ve isteklerine göre.

Kafes gibi : Zayıf, kuru veya delik deşik.

Kağnı gibi gitmek : Çok yavaş gitmek.

Kalas gibi : Kaba, kibar veya nazik olmayan, incelikten yoksun.

Kalbur gibi : Delikleri olan, delik deşik.

Kale gibi : Kendisine güvenilen güçlü (kimse). çok büyük, sağlam (yapı).

Kalıp gibi oturmak : Giysi, vücuda tam uymak.

Kalıp gibi serilmek : Yorgunluktan upuzun yatmak.

Kalıp gibi uyumak : Kımıldamadan uzun ve derin bir uyku uyumak.

Kan çanağı gibi : Kanlanan (göz).

Kan dere gibi akmak : Vücudun bir yerinden çok kan akmak veya bir savaşta çok kişi yaralanarak ölmek.

Kanaat gibi devlet olmaz : "elindekiyle yetinmesini bilen kişi yokluk nedir bilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kapı gibi : İri vücutlu (kimse). dayanak noktası güçlü, sağlam olan.

Kaplumbağa gibi : Soğukkanlı ve yavaş hareket eden (kimse).

Kar gibi : Temiz, beyaz.

Karabatak gibi : Bir görünüp bir ortadan kaybolan (kimse).

Karga gibi : Çok zayıf ve esmer (kimse).

Karı gibi : Korkak, dönek (erkek).

Karınca duası gibi : Çok küçük, sık ve okunaksız (yazı).

Karınca yuvası gibi : Çok kalabalık.

Karınca yuvası gibi kaynamak : Çok kalabalık ve hareketli olmak.

Katır gibi : İnatçı (kimse).

Katır kuyruğu gibi kalmak : Bir işte ilerlemeden kalmak.

Katran gibi : Karaya yakın koyu renkte.

Kav gibi : Kolaylıkla tutuşacak durumda olan. kuru ve gevrek.

Kavurga yer kavurma yemiş gibi bıyığını siler : Yaptığı bir işi olduğundan daha çok, daha büyük veya daha farklı göstermek, abartmak.

Kaya gibi : Çok sağlam.

Kayış gibi : Çok kirli. sert, koparılmayan.

Kaymak gibi : Tadı güzel ve yumuşak. bembeyaz ve pürüzsüz.

Kazık gibi : Dimdik. sert mizaçlı, kaba saba, inceliği olmayan.

Kazık yutmuş gibi : Baston yutmuş gibi.

Kazma gibi : Büyük, kocaman (diş).

Keçiboynuzu gibi : İşi çok, verimi az olan.

Kedi ciğere bakar gibi bakmak : İmrenerek bakmak.

Kedi gibi : Uysal ve sokulgan.

Kedi gibi dört ayak üzerine düşmek : En güç bir durumdan zarar görmeden kurtulmak.

Kedi ile köpek gibi : Birbirleriyle geçinemeyen, anlaşamayan kimseler için söylenen bir söz.

Kehribar gibi : Sapsarı, koyu sarı.

Keklik gibi : Güzel, alımlı, hareketli.

Keman gibi : İnce, düzgün (kaş).

Kemik gibi : Pek kuru, katı, sert. sağlam.

Kendini fasulye gibi nimetten saymak : Kendini çok önemli biri gibi görmek.

Kene gibi yapışmak : İstenmediği hâlde birinin peşini bırakmamak, yakasını bırakmamak.

Kenet gibi yapışmak : Çok yakın dost olmak, sıkı fıkı olmak.

Kepçe gibi : Kanat gibi öne doğru açılmış (kulak).

Kerpiç gibi : Çok sert ve kuru.

Kestane suyu gibi : Sulu (kahve).

Kevser gibi : Tatlı, lezzetli (içecek).

Kıl gibi : İpince, incecik.

Kilise direği gibi : Çok kalın (ense).

Kilit gibi olmak : Birbirine çok bağlı ve dayanışmalı olmak.

Kına gibi : Çok ince, toz biçiminde.

Kinin gibi : Çok acı.

Kırık plak gibi : Durmaksızın, aynı tonda tekrarlayarak.

Kıtlıktan çıkmış gibi yemek : Doymak bilmezcesine yemek.

Kıyamet gibi : Pek çok.

Kız gibi : Çok güzel ve yeni. utangaç. kıza benzeyen.

Komşu kızı almak kalaylı kaptan su içmek gibidir : "komşu kızını almaya karar veren, ailenin ve kızın durumunu, gidişini iyi bildiğinden içi rahat olarak bu ilişkiyi kurar" anlamında kullanılan bir söz.

Kömür gibi : Kapkara.

Konak gibi : Büyük ve gösterişli (ev).

Kont gibi : Şık giyinmiş (adam).

Kont gibi yaşamak : Bolluk içinde yaşamak.

Köpek gibi : Çok yaltaklanan.

Kor gibi : Kıpkırmızı, ateş gibi.

Kor gibi yanmak : Büyük üzüntü çekmek. çok parlamak.

Kösele gibi : Çok sert, çiğnenmesi güç, koparılamaz.

Kösenin sakalı gibi : Her zaman olduğu gibi kalan, değişikliğe uğramayan.

Koyun gibi : Budala, şaşkın. karar ve davranışlarında başkasına bağımlı olan, başkasına uyan.

Koyun kaval dinler gibi dinlemek : Hiçbir şey anlamadan dinlemek.

Kraliçe gibi : Gösterişli ve ağır giyinmiş, güzel (kadın).

Kuğu gibi : İnce uzun, narin (boyun).

Kukla gibi : Ufak tefek, çelimsiz. kişiliksiz.

Kukla gibi oynatmak : Birine her istediğini yaptırmak. birinin istediğini yapıyor görünerek onu oyalamak.

Kukumav kuşu gibi : Tek başına, kimsesiz.

Kukumav kuşu gibi düşünüp durmak : Çok üzüntülü bir durumda düşünmek.

Külçe gibi oturmak : Yorgun veya bitkin bir durumda çöküvermek.

Kum gibi : Pek çok.

Kumru gibi : Kendi dünyasına çekilmiş.

Kurabiye gibi : Çok gevrek, ağızda dağılıveren (yiyecek).

Kurbanlık koyun gibi : Başına geleceklerden habersiz olan.

Kürdan gibi : Çok zayıf, incecik, çelimsiz.

Kurşun gibi : Sıkıntı veren. katlanması zor bir biçimde. çok ağır.

Kurt gibi : İşini bilen, girişken (kimse).

Kuş gibi : Çok hafif. çabuk iş gören, eline ayağına çabuk.

Kuş gibi çırpınmak : Çaresizlik içinde telaşlı davranmak.

Kuş gibi uçup gitmek : Çok kısa sürmek, geçmek. çok kısa süren bir hastalıkla ölmek.

Kuş gibi yemek : Çok az yemek.

Kuş kafesi gibi : Ufak ve güzel (yapı).

Kuş tüyü gibi : Çok yumuşak (oturacak, yatacak yer).

Kutu gibi : Küçük fakat kullanışlı ve şirin.

Kütük gibi : Çok şişmiş. çok sarhoş.

Kuyu gibi : Basık ve karanlık (yer). çok derin (yer).

Kuzgun gibi : Çok kara, çok koyu.

Kuzu gibi : Çok uysal.

Kuzu gibi olmak : Uslanmak, sessizleşmek, sakinleşmek.

Lapa gibi : Yumuşak, gevşek bir biçimde.

Lastik gibi : Az pişmiş, sert (et). her yöne çekilebilen. çevik.

Leş gibi : Çok pis (yer). tembel veya çok yorgun. rahatsız edici, ağır (koku).

Leş gibi sarhoş : Körkütük sarhoş, çok sarhoş.

Leş gibi serilmek : Kollarını bacaklarını yayarak kımıldamadan yatmak.

Leylek gibi : Zayıf ve uzun bacaklı.

Limon gibi : Sarı, çok sarı.

Limon kabuğu gibi : Küçük ve biçimsiz (şapka).

Limonata gibi : Sıcak günlerde serin serin esen (hafif rüzgâr).

Lokum gibi : Çok güzel (kadın). tatlı, güzel, yumuşak.

Lort gibi : Rahat bir biçimde.

Maça beyi gibi kurulmak : Saygısızca yayılarak oturmak.

Mahalle kahvesi gibi : Havasız, gürültülü ve kalabalık (yer).

Mahşer gibi : Çok kalabalık.

Makara gibi : Aralıksız (konuşma).

Makine gibi : Çok çabuk, art arda, aynı biçimde yapılmış olan veya olan.

Makine gibi adam : Düzgün, çok ve çabuk iş çıkaran adam.

Makineli tüfek gibi : Çok hızlı, birbiri ardınca.

Mal bulmuş mağribi gibi : "büyük bir zenginliğe kavuşmuşçasına aşırı sevinç ve coşku ile" anlamında kullanılan bir söz.

Manda gibi : Çok iri ve hantal.

Manda gibi yayılmak : Dikkatsizce ve bütün ağırlığıyla oturmak.

Manda gibi yemek : Çok fazla yemek.

Mangal gibi yüreği olmak : Cesareti çok olmak.

Manken gibi : Vücut ölçüleri düzgün ve ince olan.

Mantar gibi bitmek : Birdenbire veya kendiliğinden ortaya çıkmak.

Mantar gibi üremek : Hızla çoğalıp yayılmak.

Marsık gibi : Koyu esmer, kömür gibi, simsiyah.

Mart havası gibi : Kararsız, huysuz (kimse).

Mart kedisi gibi : Çapkın ve azgın olan.

Masal gibi : Olmayacak biçimde.

Maymun gibi : Taklitçi. tuhaf, gülünç hareketler yapan.

Mekik gibi : Sürekli gidip gelen.

Melek gibi : Sessiz, sakin. güzel.

Menzil beygiri gibi koşmak : Durup dinlenmeden çalışmak.

Mermer gibi : Beyaz, parlak, sert, sağlam ve pürüzsüz.

Meşin gibi : İyi pişirilmeyip çiğ kalmış (et). kararmış ve sertleşmiş (insan derisi).

Minare gibi : Çok uzun.

Mis gibi : Çok güzel. elbette.

Misafir gibi oturmak : Bulunduğu yerden her an ayrılacakmış gibi eğreti, üstünkörü oturmak. hiç iş yapmamak.

Mısır püskülü gibi : Seyrek, ince ve cansız (saç).

Misk gibi : Mis gibi.

Mitralyöz gibi : Durmadan, ara vermeden (konuşma).

Mum gibi : Dosdoğru, dimdik. tertemiz, düzgün. uslu, kıpırtısız. zayıf, sararıp solmuş.

Mumya gibi : Çok zayıf ve renksiz (kimse).

Muşamba gibi : Çok kirlenmiş (çamaşır, kumaş, örtü vb.).

Muşmula gibi : Asık (surat).

Müze gibi : Eski ve değerli eşyaları olan (yer).

Nar gibi : İyice kızarmış (yiyecek).

Ne gibi : Nasıl, ne türlü?.

Nur gibi : Parlak, pırıl pırıl.

Nur topu gibi : Sağlıklı, çok güzel ve temiz (çocuk).

Odun gibi : Anlayışsız, görgüsüz, kaba.

Ok gibi fırlamak : Çok hızlı gitmek.

Oklava yutmuş gibi : Baston yutmuş gibi.

Öküz arabası gibi : Çok yavaş.

Öküz gibi : Aptal, anlayışsız bir biçimde.

Öküz gibi bakmak : Karşısındakini rahatsız edercesine bakmak.

Öküzün trene baktığı gibi bakmak : Aptalca, hiçbir şey anlamadan bakmak.

Olacak gibi değil : "olamaz, olmuyor, olacağa benzemiyor" anlamında kullanılan bir söz.

Olmuş armut gibi eline düşmek : Emeksiz ve zahmetsizce eline geçmek.

Ölü gibi : Hiç kımıldamadan. kımıldamayan, hareketsiz.

Ölü gözü gibi : Sönük, fersiz (ışık).

Ölüevi gibi : Üzüntülü, sessiz.

Oluk gibi akmak : Çok bol ve arası kesilmeden gelmek.

Ölüm gibi : Çok büyük sıkıntı, üzüntü.

Orman gibi : Gür, çok (saç, kaş vb.).

Ot gibi : Amaçsız, zevk almadan (yaşamak). bilgisiz, görgüsüz, değersiz olan.

Ot gibi yaşamak : Amaçsız, beklentisiz gün geçirmek.

Övünmek gibi olmasın : Kendini övmeye hazırlanan kimselerce, övünmesini hoş göstermek veya alçak gönüllü görünebilmek için kullanılan bir söz.

Oya gibi : İnce, güzel, zarif.

Paçavra gibi : Değersiz (kimse veya şey).

Pahal gibi : Aksi gibi.

Palyaço gibi : Gülünç olacak derecede acayip kılıklı.

Pamuk gibi : İyi huylu, munis. çok yumuşak.

Pancar gibi olmak : Yüzüne kan hücum edip çok kızarmak.

Papağan gibi ezberlemek : Anlamını bilmeden ezberlemek.

Papağan gibi tekrarlamak : Peş peşe, art arda söylemek.

Papaz gibi : Saçı, sakalı uzayıp birbirine karışmış (kimse).

Parçalı bohça gibi : Birbirini tutmaz parçalardan oluşan.

Paşa gibi yaşamak : Bolluk içinde yaşamak, bey gibi yaşamak.

Paskalya yumurtası gibi : Yüzüne çok allık süren.

Pazar kayığı gibi : Çok yüklenmiş (taşıt).

Pedavra gibi : Kaburga kemikleri sayılacak kadar zayıf (kimse).

Pelte gibi : Çok gevşek. çok yorgun.

Peri gibi : Çok güzel.

Pestil gibi : Kımıldayamayacak kadar güçsüz, bitkin bir biçimde.

Peynir ekmek gibi : Çok revaçta, çok tutulan, beğenilen. çabucak. çok kolay biçimde.

Pide gibi : Yamyassı.

Pilav gibi : Dağınık (ev, dolap, masa).

Pire gibi : Çevik, çok hareketli, yerinde duramayan.

Pırlanta gibi : Çok iyi nitelikleri olan, değerli, saf, temiz.

Pişmiş armut gibi eline düşmek : Olmuş armut gibi eline düşmek.

Pişmiş kelle gibi sırıtmak : Dişlerini göstererek yersiz ve aptalca gülmek.

Pıtrak gibi : Çok sayıda, tanecikli. üzerinde çok sayıda meyve bulunan (ağaç ve dal).

Polat gibi : Çelik gibi, güçlü kuvvetli.

Pufla gibi : Çok yumuşak ve kabarık.

Put gibi : Sessiz, anlamsız bir bakışla ve kımıldamaksızın.

Reçete gibi : Kesin yargı ve çözüm bildiren. okunaksız (yazı).

Resim gibi : Çok güzel.

Ruh gibi : Durgun, çevresiyle ilgilenmeyen, kendi hâlinde olan. çok zayıf.

Ruh gibi dolaşmak : Hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamak.

Rüya gibi : Olağanüstü, harika, çok güzel.

Saat gibi : Tam bir düzgünlükte, tıkır tıkır.

Saat gibi işlemek : Aksamadan, ara vermeden çalışmak.

Sabunköpüğü gibi sönmek : Gösterişli olmakla birlikte en hafif bir etki ile yok olmak.

Saka beygiri gibi : Yalnız vakit geçirmek için amaçsız dolaşan (kimse). bir iş uğruna birçok yere uğrayarak dolaşan (kimse).

Sakız gibi : Çok temiz, çok beyaz. ayrılmak bilmez, yapışkan.

Salapurya gibi : Çok büyük olan veya ayağa büyük gelen (ayakkabı).

Şalvar gibi : Çok bol (pantolon).

Şamama gibi : Ufak tefek, sevimli (kimse).

Saman alevi gibi : Birden parlayıp arkasından hemen yatışan.

Saman gibi : Tatsız, yavan.

Sap gibi : Yalnız, tek başına. çok ince.

Şato gibi : Büyük, görkemli (yapı).

Sebilhane bardağı gibi : Hoşa gitmeyen kalabalık (insan topluluğu).

Sefer tası gibi : Her katında birer odası olan (yüksek ev).

Şeker gibi : Çok sevimli, güzel. yumuşak huylu, yumuşak davranan.

Sel gibi akmak : İnsanlar kalabalık bir yığın hâlinde gitmek, yürümek. sıvılar için bol ve gür akmak. zaman çabuk ve hızla geçmek.

Şerbet gibi : Yumuşak, güzel (hava).

Sersem gibi : Serseme yakışır biçimde.

Şeytan geçmiş gibi : Birkaç kişinin konuştuğu sırada kısa bir süre sessizlik olması durumunda kullanılan bir söz.

Şeytan gibi : Çok zeki ve kurnaz.

Sicim gibi : Damlaları ince bir sıra oluşturacak biçimde birbiri ardınca akan (yağmur, gözyaşı).

Sigara kağıdı gibi : Çok ince.

Şiir gibi : Çok güzel, çok hoş.

Silindir gibi ezmek : Bir kimseyi her yönüyle güçsüz duruma getirmek.

Şimşek gibi : Çok hızlı.

Sinameki gibi : Mızmız, sevimsiz, kimseyle ilişki kurmayan (kimse).

Sırık gibi : Uzun boylu.

Sırım gibi : İnce yapılı ve güçlü.

Solucan gibi : Solgun ve zayıf (kimse).

Su gibi : Çok ıslak.

Su gibi akmak : Zaman hızla geçmek. para, yiyecek vb. bol bol gelmek.

Su gibi aziz ol : Su getirenlere iyi dilek olarak söylenen bir söz.

Su gibi bilmek : Yanlışsız bilmek veya okumak.

Su gibi ezberlemek : Yanlışsız okuyabilecek kadar ezberlemek.

Su gibi gitmek : Bol bol harcanmak.

Su gibi olmak : Çok ıslanmak.

Su gibi terlemek : Çok terlemek.

Sucuk gibi olmak : Baştan aşağı ıslanmak.

Sular seller gibi : Bir metni yanlışsız söyleyecek kadar.

Sülün gibi : Boylu boslu ve yürüyüşü güzel (kız veya kadın).

Suna gibi : Suna boylu.

Sünger gibi : Çok yumuşak.

Süt ineği gibi sağmak : Birinden kendi çıkarı için daima aşırı ölçülerde yarar sağlamak için uğraşmak.

Sütçü beygiri gibi : Çok tembel ve miskin.

Sütçü beygiri gibi ayakta uyumak : Çok tembel ve miskin olmak.

Sütun gibi : Düzgün biçimli (bacak).

Tabak gibi : Dümdüz ve açık (yer).

Taş bebek gibi : Çok güzel fakat genellikle soğuk ve donuk (kadın).

Tas gibi : Ayan beyan ortada olan. çok düz, açık. saçsız, dazlak.

Tasvir gibi : Çok güzel (kimse).

Tavşan boku gibi : Ne yararı ne de zararı olan (kimse).

Tavuk gibi : Erken yatıp uyuyan.

Taze ot görmüş eşek gibi : İştahlanmış bir biçimde.

Tazı gibi : Çok hızlı (kimse). çok zayıf ve ince kemikli (kimse).

Teleme peyniri gibi : Tombul ve beyaz tenli (kadın).

Temcit pilavı gibi : Bir şeyi birçok kez tekrarlamak.

Terbiyeli maymun gibi : Çok saygılı, çekingen, itaatkâr.

Tereyağı gibi : Çok yumuşak (elma, armut).

Tereyağından kıl çeker gibi : Her türlü mecburiyetten, mükellefiyetten ve sorumluluktan kolayca sıyrılarak. bir işi kolayca yaparak, becerikli bir biçimde.

Tespihe dizer gibi dizmek : Futbolda, rakip takımın oyuncuları arasından birer birer geçip gitmek.

Testi gibi : Büyük ve sarkık (meme).

Tığ gibi : İnce, zayıf, sağlam ve çevik (kimse).

Tilki gibi : Kurnaz (kimse).

Tımarhane kaçkını gibi : Kılıksız.

Tirit gibi : Yerinden kımıldayamayacak kadar ihtiyar (kimse).

Tokmak gibi : Tıkız etli.

Top gibi gürlemek : Gürültülü bir biçimde bağırmak veya konuşmak.

Top gibi patlamak : Birden gelen şaşırtıcı ve ürkütücü haber duyulmak.

Topaç gibi : Vücutça toplu ve sağlıklı (çocuk).

Topuz gibi : Kısa ve tıknaz (kimse).

Tosun gibi : Tıknazca ve gürbüz.

Tulum gibi : Her yanı şiş, şişman.

Turp gibi : Sağlığı yerinde.

Turşu gibi olmak : Çok yorgun düşmek.

Tutkal gibi : Sırnaşık ve yapışkan (kimse).

Tüy gibi : Çok hafif.

Umacı gibi : Korkunç ve çirkin görünüşlü.

Üstünden silindir gibi geçmek : Perişan etmek, çok yormak.

Üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi : Hareketsiz bir biçimde. çok derin bir biçimde. tembel, uyuşuk, cansız, miskin.

Üvey evlat gibi tutmak : Horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak.

Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi : Üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi.

Yabancı gibi durmak : Bir işe karışmamak, ilgi göstermemek, çekinmek.

Yağ gibi kaymak : Kızak, taşıt vb. sarsılmadan hızla gitmek.

Yalelli gibi : Usanç verecek biçimde sürüp giden (iş, konuşma vb.).

Yalı kazığı gibi : Uzun boylu ve iri kemikli (kimse).

Yama gibi durmak : Bulunduğu yere uymamak, eklendiğini belli etmek.

Yangından mal kaçırır gibi : Bir işte gereksiz telaş ve ivedilik göstererek, herkesten saklamaya çalışarak.

Yaprak gibi titremek : Aşırı titremek.

Yarma gibi : Çok iri yarı (kimse).

Yay gibi : Çok gergin. eğri.

Yel gibi : Çok hızlı bir biçimde, çabucak, hızla.

Yel gibi gelen sel gibi gider : "emek vermeden ele geçen para çarçur olur gider" anlamında kullanılan bir söz.

Yengeç gibi : Yan yan yürüyen (kimse).

Yılan gibi : Kıvrım kıvrım. hain, sevimsiz ve soğuk (kimse).

Yılan gibi sokmak : Bir kimseye sinsice kötülük etmek.

Yıldırım gibi : Büyük bir hızla.

Yoğurt gibi : Koyu ve katılaşmış (nesne).

Yumruk gibi : Yumruk büyüklüğünde.

Yüzü kağıt gibi olmak : Kanı çekilip benzi solmak.

Yüzü kireç gibi olmak : Yüzünde renk kalmamak, rengi solmak.

Yüzüne bakılacak gibi olmak : Çok çirkin olmamak.

Zar gibi : Çok ince, saydam.

Zehir gibi : Çok iyi. çok becerikli, usta. çok üstün. çok acı. çok soğuk (hava).

Zemberek gibi : Birdenbire, aniden.

Zeytinyağı gibi üste çıkmak : Bir sorunda haksız olduğunu kabul etmemek, ustalıkla kendini haklı çıkarmaya çalışmak.

Zift gibi : Çok acı. simsiyah.

Zincir gibi : Art arda sıralanmış şey.

Zindan gibi : Karanlık veya iç sıkıcı (yer).

Zümrüdüanka gibi : Hayal ürünü olan veya adı olup da kendi var olmayan (iyi ve güzel şeyler).

Zümrüt gibi : Yemyeşil.

Zürafa gibi : İnce, uzun boylu, uzun boyunlu (kimse).

Zurna gibi : Dar (pantolon).

Benzer : Benzeşim. Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse, dublör. Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, benzeri, müşabih, mümasil.

Biçim : Herhangi bir şeyin benzeri. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Tarz. Biçme işi. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Yakışık alan şekil, uygun şekil.

Yakış : Yakma işi.

Gibice : Biraz benzer.

Gibik : Çam, meşe, ardıç vb. ağaçların meyveleri

Gibil : Gibi

Gibil gibil : Göz kapağı ve kirpiklerin sık sık hareket etmesini anlatır.

Gibin : Gibisini. Gibi.

Gibisinden : Benzerinden: Ahmet gibisinden ne beklenir!

Gibiş gibiş : Göz kapağı ve kirpiklerin sık sık hareket etmesini anlatır.

Gibiz : Zayıf, cılız.

Gibi ile ilgili Cümleler

  • Genç kız Nicki Minaj gibi ünlü olmak istiyor.
  • Ben bir güvercin gibi ötemem. Ben bir şahinim.
  • Norveç veya Finlandiya gibi ülkelerde kışın çok kar vardır.
  • "Ben bir brokoliyim ve bir ağaç gibi görünüyorum!" "Ben bir cevizim ve bir beyin gibi görünüyorum!" "Ben mantarım ve ben bu oyundan nefret ediyorum!"
  • Ali gibi diğer insanları tanıyorum.
  • Galileo ilk önce Ay'da Dünya'daki gibi dağlar bulunduğunu keşfetti.
  • Dürüstçe konuşmak gerekirse, o Grand Prix'de Vettel bir çaylak gibi sürüyordu.

Diğer dillerde Gibi anlamı nedir?

İngilizce'de Gibi ne demek? : [Binary prefix] adj. like

adv. like, as, kind of, something like, in the fashion

prep. like, such as

Fransızca'da Gibi : comme, tel que, à l'instard de, à la manière de, de même que, quasi

Almanca'da Gibi : adv. gleichwie

conj. als, ob: als ob, wie

Rusça'da Gibi : adj. подобный, равный

adv. подобно, наподобие, словно, как

conj. вроде, чтоб, чтобы