Hasta nedir, Hasta ne demek

Hasta; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Hasta" ile ilgili cümle

  • "Annem o evin önü sofalı bir odasında hasta yatıyordu." - Y. K. Beyatlı
  • "Maç hastası."

Hasta hakkında bilgiler

Latincede.

Hasta ile ilgili Cümleler

  • Hasta annene bakmalısın.
  • Hasta adam sürekli dikkat gerektiriyordu.
  • Hasta adamın hayatı tehlikede.
  • Hasta arkadaşımın sağlık durumunu sordum.
  • Onda Parkinson hastalığı mı vardı?
  • Hasta arkadaşımın hatırını sormak için Osaka'ya gittim.
  • Hasta baygın.
  • Daha önce burada bir kişi bu hastalıktan öldü.
  • Alzheimer hastalığı ile uzun bir mücadeleden sonra Mustafa geçen kış vefat etti.
  • Dün kedimi hayvan hastanesine götürdüm
  • Ali benim ilk hastamdı.
  • Hasta azar azar iyileşti.
  • Sen muhtemelen onun hasta büyükannesini ziyaret etmek için yolda olduğunu bana söylediğini düşünüyorsun.
  • Burak karısı Tuğba'nın ölümcül derecede hasta olduğu konusunda bilgilendirildi.

Hasta anlamı, kısaca tanımı:

Hasta etmek : Hasta olmasına yol açmak. bezdirmek, bıktırmak, usandırmak.

 

Hasta olmak : Hastalanmak.

Hasta olmayan sağlığın kadrini bilmez : "insanlar sağlığın değerini ancak hastalıkta acı çekip iyileştikten sonra anlarlar" anlamında kullanılan bir söz.

Hastaya bakmaktan hasta olması yeğdir : "ağır bir hastaya bakmak o denli güçtür ki, kimi zaman hasta olmak bundan daha kolay görünür" anlamında kullanılan bir söz.

Hastaya döşek sorulmaz : "bir kişiye, onsuz yapamayacağı belli olan bir şeyin gerekli olup olmadığı sorulmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Hasta bakıcı : Hekimin tedavi ile ilgili buyruklarını yerine getirip hastaya bakan, hemşirelere yardım eden kimse.

Hasta hakları : Sağlık hizmeti verilirken temel insan haklarının güvenceye alınmasını, insan onuru ve bütünlüğünün korunmasını amaçlayan haklar.

Hasta kağıdı : Kişinin tedavi olmak amacıyla kurum doktoruna veya hastanede ilgili birime gönderilmesini sağlayan belge.

Hastane : Hastalara yatarak veya ayakta tanı, tedavi ve bakım hizmetlerinin hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanları tarafından verildiği sağlık kuruluşu.

Ağır hasta : İyileşmesi güç olan hastalığa yakalanmış kimse.

Akıl hastası : Akıl hastalığına tutulmuş kişi.

Kalp hastası : Sürekli kalp rahatsızlığı çeken kimse.

Ruh hastası : Zaman zaman saldırgan davranışlar gösterebilen kimse. Akıl hastalığına tutulmuş kişi.

 

Sinir hastası : Sinir hastalığına tutulmuş olan, nevropat.

Hasta bakıcılık : Hasta bakıcının yaptığı iş.

Hasta ol benim için öleyim senin için : "kişi kendisi için bir fedakârlıkta bulunan kimseye karşı sırası geldiğinde daha büyük fedakârlıkta bulunur" anlamında kullanılan bir söz.

Hastalanma : Hastalanmak işi.

Hastalanmak : Sağlığı bozulmak, esenliği yerinde olmamak, rahatsızlanmak, hasta olmak.

Hastalık : Bitkilerin yapılarında görülen bozukluk. Aşırı düşkünlük, tutku. Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı. Ruh sağlığının bozulması durumu.

Hastalık almak : Bulaşıcı bir hastalığa yakalanmak.

Hastalık kantarla girer miskalle çıkar : "hastalık birden ve çok zorlu gelir ama yavaş yavaş iyileşir" anlamında kullanılan bir söz.

Hastalık sağlık bizim için : "insan sağ, esen olabildiği gibi hasta da olabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Hastalık tablosu : Hastanın yatağının başında bulunan ve hastalığın seyrini gösteren levha.

Hastalıklı : Vücut direnci az olan, çabuk hastalanan, mariz.

Hastane enfeksiyonu : Hastanedeyken vücuda geçen mikroorganizmaların yol açtığı, genellikle hastanede yatılan süre içinde bazen de taburcu olduktan sonra ortaya çıkan enfeksiyon.

Hastane gemisi : Savaş, afet vb. durumlarda hasta bakımı için ayrılan özel donanımlı gemi.

Hastaneye kaldırmak : Tedavi amacıyla hastaneye götürmek.

Ağır hastalık : İyileşmesi güç olan hastalık.

Akıl hastalığı : Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma vb. yeteneklerdeki eksiklik, ruh hastalığı.

Akıl hastanesi : Akıl hastalarının tedavi edildiği hastane.

Amansız hastalık : Kanser.

Asker hastanesi : Sadece er ve eratın tedavi gördüğü sağlık kuruluşu.

Askeri hastane : Bütün askerlerin ve aile bireylerinin tedavi edildiği sağlık kuruluşu.

Behçet hastalığı : Ağızda, gözde ve döl yolu çevresinde oluşan yaralarla seyreden, ayrıca deri, göz, eklemler, damarlar başta olmak üzere vücuttaki tüm organ ve dokuları tutabilen bir hastalık.

Bulaşıcı hastalık : Mikrop, parazit, virüs vb. hastalık etkenleriyle yayılan hastalık.

Büyüklük hastalığı : Kendini olduğundan daha büyük ve önemli görme, gösterme hastalığı, megalomani.

Damla hastalığı : Organizmadaki ürik asidin atılmayarak vücudun bazı yerlerinde, özellikle ayak başparmağında, topuk ve eklem yerlerinde birikmesinden ileri gelen, ağrı ve şişlerle ortaya çıkan hastalık, nikris, gut.

Deli dana hastalığı : Büyükbaş hayvanlarda görülen, bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık.

Fil hastalığı : Çoğunlukla bacakların şişip fil ayağı biçimini almasıyla beliren bir hastalık.

Göğüs hastalığı : Göğüs bölgesi ile ilgili hastalık.

Gösterme hastalığı : Büyüklük hastalığı.

Hareket hastalığı : Gemi, uçak veya arabada yapılmış olan seyahat sırasında mide bulantısı ve sıkıntı biçiminde görülen bir tür rahatsızlık, taşıt tutması.

İç hastalıkları : Dâhiliye.

İç hastalıkları uzmanı : İç hastalıklarıyla ilgilen hekim, dâhiliyeci, dâhiliye mütehassısı.

İlk yardım hastanesi : Aniden rahatsızlananlar veya kazada yaralananlara ilk tıbbi müdahalenin yapılabileceği nitelikte donatılan hastane.

İnce hastalık : Verem.

İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir : "Tanrı kötü bir durumun iyiliğe dönmesini dilemişse bunu yapacak kimse işin üstüne gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Kadın hastalıkları : Kadın cinsel organlarını ve bunlarla ilgili hastalıkları inceleyen bilim dalı, nisaiye, jinekoloji. Hastanelerde kadın hastalıkları ile ilgili bölüm.

Mantar hastalığı : Bazı mantarların yol açtığı bitki veya hayvan hastalığı. Çoğunlukla yüzde, deri üzerinde koyu, kızıl veya mor renkli oluşan bir deri hastalığı, küflüce, mantar.

Miskin hastalığı : Cüzzam.

Paçavra hastalığı : Grip.

Parkinson hastalığı : Özellikle kol ve bacak kaslarının sertleştiği, hastada sürekli titreme ve hafif sallantının görüldüğü bir merkezî sinir sistemi bozukluğu.

Peri hastalığı : Sara, isteri vb. hastalıklar, pericik.

Ruh hastalığı : Akıl hastalığı.

Şap hastalığı : Sığırlarda, ağız ve tırnaklar arasında kabarcıklar görünmesi ve yüksek ateşle beliren, genellikle arıza bırakan bulaşıcı hastalık.

Sedef hastalığı : Deride, özellikle diz, dirsek veya kuyruksokumunda kızarıklık, pullanma ve deride dökülme ile beliren hastalık, sedef.

Şeker hastalığı : Kanda şeker düzeyinin normal değerlerin üzerine çıkması sonucu çok su içme, çok yemek yeme, çok idrar yapma ve idrarda şeker bulunması ile beliren hastalık, şeker, diyabet.

Seyyar hastane : Harekâtta veya acil durumlarda kullanılmak üzere yapılan, gezgin hastane. İlk yardım çantası niteliğinde sağlık malzemesinin bulunduğu dolap veya çanta.

Sıla hastalığı : Memlekete, aile ve akrabalara duyulan aşırı özlem.

Sinir hastalığı : Sinir sistemiyle ilgili hastalıkların genel adı.

Uyku hastalığı : Normalden çok uyuma hastalığı.

Zamk hastalığı : Ağacın veya bitkinin bol miktarda zamk salgılaması sonucu ortaya çıkan hastalık.

Zührevi hastalık : Frengi, belsoğukluğu vb. cinsel ilişkilerle bulaşan hastalık.

Zührevi hastalıklı : Zührevi hastalığı olan.

Kaza : Vaktinde kılınmayan namazı veya tutulmayan orucu sonradan yerine getirme. İstem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması. Kadılık görevi. İlçe, kaymakamlık. Yargı.

Yaralanma : Yaralanmak işi.

Dolay : Bir yeri saran başka yerlerin bütünü, civar.

Fizik : Maddenin kimyasal yapısındaki değişiklikler dışında genel veya geçici yasalara bağlı, deneysel olarak araştırılabilen, ölçülebilen, matematiksel olarak tanımlanabilen madde ve enerji olgularıyla uğraşan bilim dalı. İnsanın doğal yapısı. Kişinin dış görünüşü.

Tedavi : Çeşitli yöntemlerle hastalığı iyi etme, iyileştirme, sağaltım, sağaltma, terapi. Aksayan bir şeyi düzeltme, iyileştirme.

Edilme : Edilmek işi.

Gerek : İcap. Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım.

Aşırı : Gereğinden fazla olarak, çokça. Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit, ekstrem. Ötede, ötesinde. Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, taşkın. Gereğinden fazla, çok.

Düşkün : Yoksulluk sebebiyle mutluluk ve refahını yitirmiş. Meraklı. Geçim sıkıntısına düşmüş. Kötü yola düşmüş, ahlaksız. Yaşlılık, hastalık vb. sebeplerle çalışma gücünü yitirmiş. Değer ve onurunu yitirmiş. Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı, âşıklı, tutkun.

Tutkun : Bir şeye alışmış, bağlanmış, düşkün. Gönül vermiş, meftun, meclup.

Parasız : Para verilmeksizin, bedavadan, bedava. Para verilmeden elde edilen, bedava. Parası olmayan. Yoksul.

Züğürt : Parasız, yoksul, meteliksiz olan (kimse).

Zihinsel : Zihinle ilgili, zihnî.

Hasta ol benim için, öleyim senin için : “kişi kendisi için bir fedakârlıkta bulunan kimseye karşı sırası geldiğinde daha büyük fedakârlıkta bulunur” anlamında kullanılan bir söz.

Hasta olmak : hastalanmak.

Hastaca : Hasta gibi. İlgili cümle: "“Bizim kadın hastacaydı, yatıyordu.”" M. N. Sepetçioğlu.

Hastacağı : Hastalıklı.

Hastacıl : Hastalıklı: Çocuk hastacıl.

Hastahana : hastane

Hastahane : hastane

Hastalanabilme : Hastalanabilmek işi.

Hastalanabilmek : Hastalanma olasılığı bulunmak.

Hastalandırma : Hastalandırmak işi veya biçimi.

Diğer dillerde Hasta anlamı nedir?

İngilizce'de Hasta ne demek? : [Hasta] adv. even; through; up

prep. as far as, until; to, unto; till; through; pending, not until (Mexico)

n. spear, lance

Fransızca'da Hasta : malade

Almanca'da Hasta : n. Patient

adj. krank, schlimm, übel, unpässlich

Rusça'da Hasta : n. болельщик (M), пациент (M)

adj. больной, заболевший, хворый, безденежный