Have a baby türkçesi Have a baby nedir

Have a baby ile ilgili cümleler

English: She is going to have a baby this month.
Turkish: Onun bu ay bir bebeği olacak.

English: Ali and Mary are going to have a baby next month.
Turkish: Ali ve Mary'nin önümüzdeki ay bir bebekleri olacak.

English: She will have a baby next month.
Turkish: Önümüzdeki ay onun bir bebeği olacak.

English: Jale is going to have a baby next month.
Turkish: Jale'nin önümüzdeki ay bir bebeği olacak.

English: Jale is going to have a baby in October.
Turkish: Jale'nin ekimde bir çocuğu olacak.

Have a baby ingilizcede ne demek, Have a baby nerede nasıl kullanılır?

Have : Sahip olmak. Etmek. Elde etmek. Göz yummak. Elinde bulunmak. Kabul etmek. Bulunmak. Zorunda olmak. Almak. Malik olmak.

A : Atom ağırlığı. En iyi kaliteyi simgeleyen harf. Amperin simgesi. Bir. Herhangi bir. İngiliz alfabesinin birinci harfi. Argonun simgesi. (herhangi) bir. Miktar belirtir. Pek iyi.

Baby : Bebeksi. Bebek muamelesi yapmak. Bala. Bebek. Hayvan yavrusu. Aşırı bir özenle bakmak. Yavru. Henüz süt emme çağında bulunan çocuk; genellikle bir yaşından daha küçük olan çocuğa verilen ad. Şımartmak.

Have a bad name : Adı çıkmış olmak. Kötü şöhreti olmak.

Have a bad night : Kötü bir gece geçirmek.

 

Have a bash : El atmak. İlk kez denemek. İlk defa denemek. Bir denemek. Girişmek. Teşebbüs etmek.

Have a bad temper : Asabi olmak. Huysuz olmak.

Have a bad time : Kötü vakit geçirdi. Sıkıcı zaman geçirdi. Kötü zaman geçirmek. Çok sıkıntı çekmek. Eğlenmedi.

Have a ball : Çılgınca eğlenmek. Güzel eğlenmek. Çok iyi vakit geçirmek. İyi eğlenceler. Balomuza gelin. Çok eğlenmek. Güzel zaman geçirmek.

Have a bath : Banyo yapmak. Yıkanmak. Banyo almak. Banyoda kendini yıkamak.

İngilizce Have a baby Türkçe anlamı, Have a baby eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Have a baby ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Deliver : Vermek. Devretmek. Kurtarmak. Söylemek. Dağıtmak. Doğurtmak. İletmek. Yapıştırmak. Ortaya koymak.

Causes : Nedenler. Meydan vermek. Yol açar. Sebepler. Neden olmak. Sebep olmak. Yol açmak. Esbap.

Bring into the world : Yaratmak. Babası olmak. Dünyaya getirmek. Üretmek.

Be delivered of : -den kurtarılmak. -den serbest bırakılmak. -den çıkarılmak.

Beareth : Dayanmak. Üretmek. Desteklemek. Katlanmak. Taşımak. Doğum yapmak. Bear (doğurmak). İmal etmek. Acı çekmek.

Bear children : Çocuğu olmak.

Bred : Çoğalmak. Üretmek. Yavrulamak. Çiftleşmek. Beslemek. Yetiştirmek.

Bears : Hazmetmek. Vermek. Borsa fiyatlarını düşürmek. Duymak (sevgi). Sapmak. Gütmek (kin). Taşımak. Üstlenmek. Getirmek. Spekülasyon yapmak.

Bring forth : Meydana getirmek. Vermek. Neden olmak. Ürün vermek. Getirmek. Hasıl etmek. Sebep olmak.

Cause : İlke. Yol açmak. Olaylar arasındaki bağımlılık ya da birlikte değişme ilişkisinde bağımsız ve belirleyici konumda olan etken. bk. sonuç. Neden olmak. Hedef. Amaç. Sebep olmak. Meydan vermek. Neden.

Have a baby synonyms : breed, caused, bring, bear, bring into the world, bring about.