Headlocks türkçesi Headlocks nedir

  • Boyunduruk (güreş).
  • Boyunduruk.
  • Güreşte boyunduruk.
  • Kafadan tutuş.

Headlocks ingilizcede ne demek, Headlocks nerede nasıl kullanılır?

Headlock : Boyunduruk (güreş). Güreşte boyunduruk. Kafadan tutuş. Boyunduruk.

Headlong : Acele ile. Balıklama. Tepeüstü. Düşüncesiz. Sakınmadan. Paldır küldür. Başı önde. Bodoslama. Aceleci. Düşünmeksizin.

Headlong flight : Aceleyle kaçma hareketi. Paldır küldür kaçış. Acele kaçış.

Headlongness : Sarplık. Paldır küldür olma durumu. Acelecilik. Apar topar olma durumu. Baş önde olarak yerleştirilmiş olma durumu. Çabukluk. Telaş.

Headlouse : Saç biti. Bit.

Headland : Sürülmemiş toprak. Dağların denize yaptığı çıkıntı. Alabama eyaletinde şehir. Sürülmemiş arazi. Burun. Dağlık burun.

Headlamp : Önışıtaç. Baş feneri. Pupa feneri. Kafa lambası. Silyon feneri. Farlar. Araba farı. Ön far. Görüş koşullarının uygunsuz olduğu durumlarda taşıtın önünü aydınlatan ışıtaç. Far.

Headless nail : Başsız çivi. Sadece bir görevi yerine getiren ancak sorumluluk almayan kıdemsiz görevli için kullanılan aşağılayıcı terim.

Headless : Başsız. Akılsız. Kafasız. Başkansız. Komutansız.

Headlands : Dağlık burun. Sürülmemiş toprak. Dağların denize yaptığı çıkıntı. Sürülmemiş arazi. Alabama eyaletinde şehir. Burun.

 

İngilizce Headlocks Türkçe anlamı, Headlocks eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Headlocks ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Cross timber : Başlık.

Dead end : Kör uç. Açmaz. Çıkmaz. Kör baca. Boru son ucu. Çıkmaz sokak. Küldösak. Ölü uç.

Chain : Elini kolunu bağlamak. Zincirlemek. Zincir takmak. Sünger av aracı olan kankavada dingilin dayanıklılığını artırmak için kurşun yakanın tamamen arkaya dönerek görevini yapamaz hale gelmesini engellemek ve sistemi vinç teline bağlamada kullanılan beş adet zincir. Kayıt altına almak. Çatıyı gergin tutmada kullanılan ağırlık. sahnede bir şeyi gergin tutmak için kullanılan ağırlık gereci. tiyatro konuşmasında ünsüz harflerin ortaya çıkmasıyla organların tembelliğinden doğan durum. Ziya zinciri. Zincir. Sınırlama. Silsile.

Lock : Bilgisayar, bilişim, veterinerlik alanlarında kullanılır. Bağlamak (para). Kilit vurmak. Durdurmak. Yapağı buklesi. Hareketli arna seddi. Kapanmak. Bloke etmek. Sıkıca ve kuvvetlice kapamak. Birbirine geçirmek.

Oxbows : Kopuk nehir kolu. Akmaz göl. Atnalı şeklinde kıvrım. Akmaz. Kuzey dakota eyaletinde şehir.

Stalemate : Çıkmaz. Pata etmek. Çıkmaza sokmak. Açmaz. Kazanan veya kaybedenin olmadığı durum. Yenişememe. Beraberlik. Köşeye sıkıştırmak. İkilem.

Situation : Halet. Kişiler arasındaki ilişkide önemli bir durumu getiren ve seyirciyi etkileyen görünüm. tema, uygun bir durum üzerine oturtularak işlenir. İş. Memuriyet. Oyunda seyirciyi etkileyen görünüş. vaziyet. Yağday. Görev. Hal. Konum.

 

Oxbow : Akmaz göl. Kopuk nehir kolu. Atnalı şeklinde kıvrım. Akmaz. Kuzey dakota eyaletinde şehir.

Crowfoots : Göz kırışıklıkları. Göz kenarındaki kırışıklık. Payanda. Göz kenarı kırışıklıkları. Göz kenarındaki kırışıklıklar. Tavşan ayağı. Düğün çiçeği. Kazayağı. Turnaayağı.

Headlocks synonyms : headlock, pillories, chains, half nelson, pillory, pilloried, oppressions, impasse, crowfoot, standstill, lintel, oppression.