İçin nedir, İçin ne demek

"İçin" ile ilgili cümleler

  • "Sizin için bir kitap getirdim."
  • "Bu eşyalar için kaç lira ödediniz?"
  • "Bu büyükşehirde ona ilk hitap eden adam olduğu için ona yüreğini açmak ihtiyacını duyuyordu." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Hastanın uykuda olduğunu söylemesi sırf vakit kazanmak içindi." - R. N. Güntekin
  • "Gel gör ki dilimin ucunda kağnı var. Kağnılar için de bir çift sözüm var." - B. R. Eyuboğlu
  • "Bizim için çok enteresan bir şeydi bu yeni icat." - B. Felek
  • "Ukalalık yapmamak için bütün gayretine rağmen yine de o düşündüğünü yapmıştı." - S. F. Abasıyanık
  • "Açık söyleyeyim, size birkaç gün için sığındım." - A. Gündüz
  • "Namusum hakkı için. Çocukların başı için."
  • "Neler yapmadık şu vatan için." - O. V. Kanık
  • "Bu şapka senin için büyük."

Yerel Türkçe anlamı:

İçin

Diğer sözlük anlamları:

Gizli, gizlice.

içinden, içten, yürekten, derunî.

İçinde.

Has.

İçin kısaca anlamı, tanımı:

İçin için : Yavaş yavaş. İçinden, açığa vuramayarak, gizli gizli.

 

İçin için gülmek : Belli etmeden, gizli gizli gülmek.

İçin için kaynamak : Aşırı heyecan, gözü peklik ve hareket içindeyken bunu belli etmemek.

İçin için yanmak : Dışa vurmadan çok üzülmek. ateşin yanması sürmek, farkına varılmadan yanmak.

İçinde : Süresince, zarfında. Ortamında. ... ile dolu bir biçimde.

İçinde duymak : Hissetmek, varlığını algılamak.

İçinde kaybolmak : Giysi çok büyük gelmek. beklenen sonuca ulaşamamak. göze çarpmamak.

İçinde olmak : Hevesli, istekli olmak. herhangi bir özellik yaradılışında var olmak.

İçinde yüzmek : Olumlu veya olumsuz bir durumun aşırı derecesinde bulunmak.

İçindekiler : Bir kitap, dergi, gazete, mektup vb.nin içinde bulunan konular veya kapsadığı şeyler, münderecat. Bir kitabın, derginin baş veya sonuna konulan, konu başlıklarını sayfa numaralarıyla gösteren liste, fihrist.

İçinden bir şeyler kopmak : İçi ezilmek.

İçinden çıkmak : Karışık bir işin güçlüklerini yenebilmek, üstesinden gelmek.

İçinden geçirmek : Bir şeyi yapmayı düşünmek.

İçinden geçmek : Düşünmek, aklından geçmek.

İçinden gelmek : Bir şeyi yapmak için içten bir istek duymak.

İçinden gülmek : Sezdirmeden eğlenmek.

İçinden kan gitmek : İçi kan ağlamak.

 

İçinden konuşmak : Kimsenin duymayacağı kadar alçak sesle konuşmak.

İçinden okumak : Ses çıkarmadan okumak. sessiz bir biçimde sövmek.

İçinden olmak : Bir yerin merkezinde yaşamak veya orada doğmuş bulunmak.

İçinden yanmak : Çok istemek, sabırsızlık göstermek.

İçine almak : Kapsamak.

İçine ateş atmak : Aşırı acı, sıkıntı veya üzüntü verecek davranışta bulunmak.

İçine ateş düşmek : Büyük bir acı ve üzüntünün etkisi altına girmek.

İçine atmak : Sıkıntısını kimseye belli etmemek. yapılmış olan bir kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla birlikte bunu unutmamak.

İçine baygınlıklar çökmek : Sıkıntı, fenalık basmak.

İçine çekilmek : Çevresindeki kişilerle ilgi kurmamak, duygularını kimseye açmamak. dış dünyaya karşı ilgi ve ilişkisini kesmek.

İçine çekmek : Soluk almak. bilincine varmak, anlamak.

İçine daralma gelmek : Sıkıntı basmak, sıkılmak.

İçine dert olmak : Bir şeyi yapamamaktan dolayı üzülmek.

İçine doğmak : Bir işin olacağını veya olduğunu hiçbir belirtiye dayanmadan önceden sezinlemek, malum olmak.

İçine dokunmak : Dertlendirmek, üzmek.

İçine etmek : Bozup berbat etmek.

İçine fenalık gelmek : Ruhu daralmak, sıkılıp bunalmak.

İçine hüzün çökmek : Kederlenmeye, hüzünlenmeye başlamak.

İçine işlemek : Duygulanmak, etkilenmek, dokunmak.

İçine kurt düşmek : Kendisine zararı dokunacak bir durum meydana geleceğinden kuşkulanmak.

İçine kuşku çökmek : İçten içe şüphesi yoğunlaşmak.

İçine oturmak : Çok etkilenmek, çok üzülmek.

İçine sinmek : İsteğince olduğu için huzur ve mutluluk duymak. içi rahat etmek.

İçine sokacağı gelmek : Birini çok sevmek.

İçine su serpilmek : Ferahlamak.

İçine tükürmek : Bir şeyi bozup berbat etmek.

İçini açmak : Derdini anlatmak, içini dökmek.

İçini bayıltmak : Tatlı, ağır gelip artık yiyememek. çok konuşarak veya ağır davranarak birini usandırmak. yoğun olarak hissetmek.

İçini boşaltmak : Sıkıntı ve derdini söylemek. banka, şirket vb.ni yasal görüntü verip soymak. öfkesini açığa vurmak.

İçini burkmak : Üzülmek.

İçini çekmek : İç çekmek.

İçini çürütmek : Ruhunu karartmak, bezdirmek, yıldırmak.

İçini dondurmak : Şaşırtmak, ürpertmek.

İçini ezmek : Üzüntüsünü, sıkıntısını duymak.

İçini ısıtmak : Hoş, tatlı ve huzur verici duygular uyandırmak, coşku vermek.

İçini karartmak : Bunalıma veya sıkıntıya sokmak, endişeye düşürmek.

İçini kemirmek : Bir üzüntüden rahatsızlık duymak, tedirgin olmak.

İçini kurt yemek : Sürekli bir kaygı içinde bulunmak.

İçini okumak : Birinin gizli, saklı düşüncelerini anlamak.

İçini parçalamak : Çok üzülmek, aşırı derecede sıkılıp harap olmak.

İçini sarmak : Sürekli aynı konuyu düşünmek, hep onunla meşgul olmak.

İçini sıkmak : Sıkıntı vermek.

İçini sızlatmak : Üzülmesine sebep olmak.

İçini yakmak : Çok üzülmek.

İçini yemek : Şüphe içinde kıvranarak çok üzülmek.

İçinin ateşi küllenmek : Sıkıntıdan kurtulmak.

İçinin yağı erimek : Nispet vererek sevinmek. telaş veya kaygı ile üzülmek.

Acısı içine çökmek : Bir şeyin acısını derinden duymak. kötü bir şey olacağını düşünerek önceden üzülmek.

Aciz içinde olmak : Gücü yetmemek, becerememek.

Adam içine çıkmak : Topluluğa karışmak, insanların bulunduğu yerlere gitmek, eşe dosta gitmek.

Adam içine karışmak : Bir topluluğa girmek, kendisine değer verilir olmak.

Ağacın kurdu içinde olur : "bir topluluğu çökertecek olan şey yine kendi içinden çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Ağlama ölü için ağla deli için : "yakınlarından biri ölenin acısı zamanla küllenir ancak bir yakını deli olanın acısı hiçbir zaman dinmez" anlamında kullanılan bir söz.

Ağzının içine bakmak : Onun sözüne göre davranmak. ne söyleyeceğini beklemek.

Ağzının içine baktırmak : Sözlerini seve seve ve dikkatle dinletmek.

Ağzının içine girmek : Çok yanaşmak, iyice sokulmak. hayranlıkla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek.

Ak akçe kara gün içindir : "çalışarak kazandığımız para, dar zamanımızda bizi sıkıntıdan kurtarır" anlamında kullanılan bir söz.

Akıl için yol birdir : "doğruyu bulmak için aklın izleyeceği bir tek yol vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Ateşler içinde yanmak : Bir şeye fazlasıyla tutulmak. hasta çok ateşli bir durumda olmak.

Avucunun içinde tutmak : Ona istediğini yaptıracak güçte olmak.

Avucunun içine almak : Bir kimseyi baskı ve etkisi altına almak.

Babasından mal kalan merteği içinden bitmiş sanır : "miras yoluyla mal edinen kimse, onun için ne denli çabalar gösterilip sıkıntı çekildiğini bilemez" anlamında kullanılan bir söz.

Bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çiğnemek : Verimi az, zahmeti çok olan bir işle çok uğraşmak.

Birbiri için yaratılmış olmak : Birbiriyle çok iyi anlaşmak.

Boğaz içinde kavga var : Açlığını aşırı bir biçimde gidermeye çalışanlar için söylenen bir söz.

Canının içine sokacağı gelmek : Çok hoşlanmak, çok sevmek.

Çember içine almak : Kuşatmak.

Ciğerinin içini bilmek : Birini çok yakından tanımak, her türlü düşüncesini bilmek.

Çul içinde arslan yatar : "bir kimsenin değeri, kılık kıyafeti ile değil kişiliğindeki cevherle ölçülür" anlamında kullanılan bir söz.

Dağ başına harman yapma savurursun yel için sel önüne değirmen yapma öğütürsün el için : "yapacağın iyi bir işi, sonunu hesaplamadan yapma" anlamında kullanılan bir söz.

Dam yandı içindeki sıçan da yandı : "bu, büyük bir kayıp ancak eskiden yol açtığı rahatsızlık da sona erdi" anlamında kullanılan bir söz.

Derede tarla sel için tepede harman yel için : "elden çıkarmak istemediğimiz şeyleri tehlikeye açık durumlardan uzak tutmalıyız" anlamında kullanılan bir söz.

Dinim hakkı için : "dinimi tanık tutarım" anlamında kullanılan bir ant sözü.

Dört göz bir evlat için : "anne ve babanın bütün emek ve didinmesi evlat içindir" anlamında kullanılan bir söz.

El için ağlayan gözden olur : "başkası için yapılacak fedakârlığın bir sınırı vardır" anlamında kullanılan bir söz.

El için kuyu kazan evvela kendisi düşer : "başkasına tuzak hazırlayan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer" anlamında kullanılan bir söz.

El için yanma nara yak çubuğunu bak keyfine : "başkalarının derdini kendine sorun yapıp da kendi rahatını ve düzenini bozma" anlamında kullanılan bir söz.

Emir komuta zinciri içinde olmak : Herhangi bir işlem en alt rütbe veya makamdan en üst rütbe veya makama doğru gerçekleşmek.

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde : "çok zaman önce" anlamında bir tekerleme.

Görüş birliği içinde olmak : Aynı görüş ve düşünceye sahip bulunmak.

Gözlerinin içine kadar kızarmak : Utancından yüzü çok kızarmak.

Gözünün içine baka baka : Cesaret ve soğukkanlılıkla.

Gözünün içine bakmak : Birinin buyruğunu yerine getirmeye hazır bulunmak. bir kimsenin üstüne titremek. bir arzunun gerçekleşmesi için gözleriyle birine yalvarmak.

Güzel hatırı için : Yüzünden, sebebiyle.

Hakkı için : Kutsal şeyleri anlatan kelimelerden sonra getirilerek ant içmek için söylenen bir söz.

Hasta ol benim için öleyim senin için : "kişi kendisi için bir fedakârlıkta bulunan kimseye karşı sırası geldiğinde daha büyük fedakârlıkta bulunur" anlamında kullanılan bir söz.

Hastalık sağlık bizim için : "insan sağ, esen olabildiği gibi hasta da olabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Hatır için çiğ tavuk yemek : Bir kişiyi gücendirmemek için yapılması güç olan şeyleri bile yapmak.

Hatırı için : Bir kimsenin gönlü hoş olsun diye.

Hayvanın alacası dışında insanın alacası içinde : "hayvanların işe yarayıp yaramayacakları görünüşlerinden belli olur ancak insanların kötü huylu olup olmadıkları dışarıdan anlaşılamaz " anlamında kullanılan bir söz.

Herkes kendi ölüsü için ağlar : "hiç kimse başkasının acısını içinde duymaz, onun yüreğini sızlatan ancak kendi acısıdır" anlamında kullanılan bir söz.

İçi içine geçmek : Tedirgin olmak.

İçi içine sığmamak : Telaş, sabırsızlık, coşkunluk göstermekten kendini alamamak.

İçi içini yemek : İstediğini yapamama yüzünden üzülmek. dert etmek.

İki el bir baş için : "ancak kendi geçimini sağlayabilenler, başkalarına yardım edecek bir durumda değildir" anlamında kullanılan bir söz.

İki kulak bir dil için : "çok dinleyip az söylemeli" anlamında kullanılan bir söz.

İlaç için olsun : Bir şeyin hiç bulunmadığını anlatmak için kullanılan bir söz.

İlaç için yok : Hiç yok.

İnsan içine çıkmak : Toplum içine karışmak, başkalarıyla ilişki kurmak.

İnsanın alacası içinde hayvanın alacası dışında : "hayvanın rengi dışındadır, bellidir ancak insanın ne düşündüğü, ne yapmak istediği kısacası içyüzü belli değildir" anlamında kullanılan bir söz.

İşin içinde iş var : "işin içyüzü göründüğü gibi değil, başka" anlamında kullanılan bir söz.

İşin içinden çıkamamak : Başaramamak, sorunu çözümleyememek.

İşin içinden çıkmak : Güç bir sorunu çözemeyince kestirip atmak. bir şeyi anlamak, bir sorunu çözümlemek. bir konudan veya işten uzak durmak, kaçmak.

Kaleyi içinden fethetmek : Davasını karşı taraftan birinin yardımıyla kazanmak. içine girmek istediği ailenin bir ferdinin sevgisini ve güvenini kazanarak söz konusu aile tarafından kabul edilme imkânı elde etmek.

Kan revan içinde : Her yanı kana bulanmış.

Kan revan içinde kalmak : Her yanı kana bulanmak.

Kan ter içinde : Çok terli, yorgun ve perişan bir durumda.

Kan ter içinde kalmak : Çok terli, yorgun ve perişan bir durumda olmak.

Kanı içine akmak : Derdini dışa vuramamak.

Kanını içine akıtmak : Sıkıntısını belli etmemek.

Kendi içine çekilmek : Başkasıyla ilişki kurmamak, yalnız başına kalmak, inzivaya çekilmek.

Küheylan at çul içinde de bellidir : "cevherli insan, kılık kıyafeti düzgün olmasa da değerini yitirmez" anlamında kullanılan bir söz.

Nur içinde yatsın : Sevgiyle anılan ölüler için söylenen bir söz.

Pire için yorgan yakmak : Pireye kızıp yorgan yakmak.

Rabbena hakkı için : Ant içerken inandırmak için kullanılan bir söz.

Su içinde : En kötü şartlarda bile.

Su içinde kalmak : Çok terlemek. çok ıslanmak.

Süs için : "yararlı olmak amacıyla değil, gerektiği için değil" anlamında kullanılan bir söz.

Varlık içinde yaşamak : Bolluk içinde sıkıntısız yaşamak.

Yer yarılıp içine girmek : Yitirilip bir türlü bulamamak. çok utanmak.

Zevk için : Yalnız eğlenmek için. alay etmek için.

Sonuç : Yazının veya sözün bitim bölümü. Öz, özet. Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice. Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey. Sürmekte olan veya biten bir yarışmanın veya spor karşılaşmasının sayı bakımından durumu, skor.

Belirten : Tamlayan.

Dolay : Bir yeri saran başka yerlerin bütünü, civar.

Düşünce : Tasa, kaygı, sıkıntı. Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea. Niyet, tasarı. Dış dünyanın insan zihnine yansıması. İlke, yönetici sav.

Oran : İki şeyin birbirini tutması, karşılıklı uygunluk, tenasüp. Büyüklük, nicelik, derece bakımından iki şey arasında veya parça ile bütün arasında bulunan bağıntı, nispet, rasyo. İki büyüklük, iki nicelik arasındaki bağıntı. Akıl yoluyla gerçeğe yakın olduğuna inanılarak verilen yargı, tahmin.

Tutulu : Tutu olarak alınmış, ipotekli. Tutulmuş.

Karşılık : Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele. Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel. Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz. Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat. Cevap, yanıt.

Dolayı : Ötürü. Çevrede, etrafta bulunan.

Ötürü : Bir şeyden dolayı, bir şey yüzünden, dolayı, naşi.

Özgü : Birine, bir şeye ait olan, öze, has, mahsus. Belli bir kimsede, şeyde veya türde bulunan, öze, has, mahsus. Aynı cinsten başka hiçbir türde veya bireyde rastlanılmayan, öze, has, mahsus.

Kendince : Kendine göre, kendi bakımından.

Göre : Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince. Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran.

Hakkında : İlgili olarak, üzerine.

Oranla : Herhangi bir şeye göre, herhangi bir şeyle kıyaslayarak, nispeten.

Göz : Delik, boşluk. Terazi kefesi. Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak. Bölüm, hane. Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri. Bazı yaraların uç bölümü. Bazı deyimlerde, görme ve bakma. Görme organı, basar. Nazar. Çekmece. Oda. Bakış, görüş. Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı.

Süre : Kur'an'ın yüz on dört bölümünden her biri.

Bir : Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bir kez. Aynı, benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sadece. Beraber. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Tek.

Söz : Müzik parçalarının yazılı metni, güfte. Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi. Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil. Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme. Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük. Kesinlik kazanmayan haber, söylenti.

Ant : Kendi kendine söz verme, ahit. Tanrı'yı veya kutsal bilinen bir kişiyi, bir şeyi tanık göstererek bir olayı doğrulama, yemin, kasem.

İçin ile ilgili Cümleler

  • Ben onu, onlar için yapmadım.
  • İçin için ağlıyordu; bir şey sormaya cesaret edemedim.
  • İçinde bir kurt olduğunu fark etmeden önce elmanın yarısını yedim.
  • Ben onu, onun için yapmadım.
  • Ben onu bizim için yapmadım.
  • İçinde bulunduğu durum hiç kimsenin arzulayacağı cinsten değil.
  • İçin rahat olsun, her şey yoluna girecek.
  • Bu onlar için.
  • Biz onu, onlar için yapmadık.
  • İçince sapıtan insanlardan tiksiniyorum!
  • Burak Tuğba'ya gelecek için planlarının ne olduğunu sordu.
  • İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam, sen de anlamazsın.
  • İçince hep nara atar.
  • Televizyonda annemizin bürosunu alevler içinde gördük.

Diğer dillerde İçin anlamı nedir?

İngilizce'de İçin ne demek? : adv. in the cause of, pro

conj. so, so as to, that

prep. for, pro, seeing, in order to, on account of

Fransızca'da İçin : pour, à l'endroit de, à l'usage de, histoire de, pour cause de, pour l'amour de

Almanca'da İçin : adv. halber

conj. damit, dass

prep. für, pro

Rusça'da İçin : adj. внутренний, сокровенный

conj. чтобы, чтоб, дабы

prep. для, ради, из-за, за, под, о, об, обо, про