İlişmek nedir, İlişmek ne demek

"İlişmek" ile ilgili cümleler

  • "Elim çiçeklere ilişti, vazo devrildi."
  • "Bir sancılı yerine dokunmuşum gibi ızdırapla 'bırak, ilişme' diye inledi." - F. R. Atay
  • "Sonra gene usulca hastanın karyolasına yandan ilişerek oturdu." - N. Cumalı
  • "Sanat edebiyat açısından, derginin politikasıyla tam uyuşmasa da burada tek satırıma ilişmediler." - A. Ağaoğlu
  • "O konuya hiç ilişmedik."

Yerel Türkçe anlamı:

Irza geçmek.

Şaka etmek.

Parlamak, tutuşmak, yanmak.

Dokunmak, değmek, rastlamak

Takılmak

İlişmek anlamı, tanımı:

İlişme : İlişmek işi.

Gözü ilişmek : Birdenbire veya istemeden görmek.

Gözüne ilişmek : Birdenbire, istemeden görmek.

Hafif : Etkisi az olan, sert karşıtı. Önemli olmayan. Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Gücü az olan, belli belirsiz. Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Güç veya yorucu olmayan, kolay. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek).

Dokunmak : Dokuma işi yapılmak. Sağlığını bozmak. Tedirgin etmek, sataşmak. Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek. Karıştırmak. İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak. Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak. İlişkin, ilgili olmak, değinmek. Almak, kullanmak, el sürmek. Hafifçe değmek.

 

Takılmak : Biriyle, bir toplulukla sık sık birlikte olmak, onlara katılmak. Engelle karşılaşıp geçici olarak işlemez duruma gelmek. Bir yere iliştikten veya dokunduktan sonra oradan kurtulamamak. Bir yerde bir süre kalmak, oyalanmak. Takma işi yapılmak. Kızdırmak, üzmek, şaşırtmak amacıyla şaka yollu konuşmak. Olumsuz veya aksayan, eksik bir yanını görerek üstünde durmak. Kahvehane, meyhane vb.ne sık sık gitmek, eğlenmek. Birinin sürekli peşinden gitmek.

Sürmek : Dokundurmak, değdirmek. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Zaman almak. Zaman geçmek. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Olmaya devam etmek. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Önüne katıp götürmek. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Uzatmak, ileri doğru itmek. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Devam etmek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek.

Kenar : Yan. Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer. Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri. Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri. Bir şeyi çevreleyen çizgi. Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka.

 

Oturmak : Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak. Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak. Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak. Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak. Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek. Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek. Biriyle beraber yaşamak. Yer almak, geçmek. Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak. Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek. Belli bir yörüngede dönmeye başlamak. Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak. Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek.

Karışmak : Engellemek, araya girmek. Yetkisinde bulunmak, bakmak, iş edinmek, işi olmak. Müdahale etmek, araya girmek. Düzensiz, dağınık olmak. Bulanmak, duruluğunu yitirmek. İlgilenmek, müdahale etmek, el atmak. İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek. Bir araya gelmek, katılmak. Açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek.

Bir : Sayıların ilki. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sadece. Beraber. Bir kez. Ancak, yalnız. Tek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer.

Hafifçe : Hafif olarak, hafif bir biçimde, belli belirsiz.

Rahat : Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen. Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan. Kolay bir biçimde, kolaylıkla. "Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut. Aldırmaz, gamsız. İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur.

Müdahale : Bir dava sonucu verilecek olan kararın, dolaylı olarak etkileyeceği üçüncü kişilerin davaya katılmaları. Karışma, araya girme.

Etmek : Herhangi bir değerde olmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Bir işi yapmak. Demek, söylemek. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Eşit değer kazanmak. Kötülükte bulunmak. Bulmak, erişmek. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak.

Değinmek : Bir konuyu ele alarak ondan kısaca söz etmek, dokunmak, temas etmek.

Şaka : Saka kuşu. Evlere, çeşmeden su taşımayı iş edinmiş olan kimse. Baygınlık, kendinden geçme durumlarına yol açan bir hastalık. Kırsal bölgelerde sulama işlerini düzenleyen ve denetleyen kimse.

Diğer dillerde İlişmek anlamı nedir?

İngilizce'de İlişmek ne demek? : to touch; to interfere with; to tease; to perch (on the edge of sth)

Fransızca'da İlişmek : toucher à

Almanca'da İlişmek : berühren

Rusça'da İlişmek : v. зацепляться, зацеплять, трогать, приставать, затрагивать, присаживаться, зацепиться, зацепить, тронуть, пристать, затронуть