İnce nedir, İnce ne demek

İnce; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"İnce" ile ilgili cümle

  • "Sarışın, kuru, ince bir kadındı." - Y. K. Beyatlı
  • "İnce un. İnce kum."
  • "Aletler, uzun denemelerin, ince hesapların, birbirini tamamlayan bilgi ve diğer aletlerin mahsulüdür." - M. Kaplan
  • "Bugün temizlikçi geliyor. Şöyle ince bir temizliğe..." - T. Uyar
  • "İnce minare. İnce değnek. İnce kitap."
  • "İnce nakış."
  • "Bu gülümseyişte, herkesin hemen seçemeyeceği bir ince alay gizli." - A. Ağaoğlu
  • "Hiçbir hareket bu gülüş kadar belirsiz ve ince değildir." - S. F. Abasıyanık
  • "İnce bir çocuk sesinin hırçınlaştığı, ağladığı işitildi." - R. N. Güntekin

Yerel Türkçe anlamı:

İnce

Sivrisinek

Diğer sözlük anlamları:

Dikkatle.

İnce isminin anlamı, İnce ne demek:

Erkek ismi olarak; Düşünce, duygu veya davranış bakımından, sevgi ve saygı uyandıran, nazik. Kız ismi olarak; Düşünce, duygu veya davranış bakımından sevgi ve saygı uyandıran, nazik.

 

İngilizce'de İnce ne demek? İnce ingilizcesi nedir?:

thin

Fransızca'da İnce ne demek?:

grêle, ténu-ue

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Iğdır ili, Tuzluca belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

İnce anlamı, kısaca tanımı:

İnce düşünmek : Ayrıntılı bir biçimde düşünmek.

İnce eleyip sık dokumak : Bir şeyi bütün ayrıntılarıyla araştırmak, gözden veya elden geçirmek.

İnce ağrı : Verem.

İnce ayrım : En küçük ayrıntı, çalar, nüans.

İnce bağırsak : Sindirim borusunun mideden kalın bağırsağa kadar olan yiyeceklerin sindirilmesi görevini yapan bölümü.

İnce donanma : Hafif gemilerden kurulmuş donanma.

İnce düşünceli : Ayrıntılı bir biçimde düşünen.

İnce gül yağı : Su buharı dağıtmasıyla elde edilen soluk sarı renkli, gül kokulu bir sıvı.

İnce hastalık : Verem.

İnce iş : Nakış. Özenli ve hesaplı davranış.

İnce karın ağrısı : Huzursuzluk, rahatsızlık veren iş, olay veya düşünce.

İnce kesim : Kemikleri ince ve zayıf.

İnce saz : Türk müziğinde keman, ney, tambur, kemençe, ut, kanun, daire vb. çalgılardan ve okuyuculardan oluşan, fasıl yapan topluluk.

 

İnce ses : Titreşim sayısı çok olan ses, tiz ses, yüksek ses.

İnce sıva : Kaba sıva üzerine ince kum ve çimento karışımıyla yapılmış olan düzgün sıva.

İnce tutkal : Uygun sıvılarla akıcılığı artırılmış sıvı tutkal.

İnce ünlü : Dilin ileriye sürülmesiyle ön damakta oluşan ünlü: e, i, ö, ü.

İnce yağ : Yakıt olarak veya yağlamada kullanılan akışkan nitelikteki mineral yağ.

İnce yapılı : Narin, nazik, zayıf.

İnce zar : Beyni, omuriliği saran zarların en altta olanı.

İnceden inceye : Ayrıntılara inerek, önem vererek, titizce. Hafif, belirsiz, tiz olmayan bir sesle.

İnce düşüncelilik : İnce düşünceli olma durumu.

İncecik : Çok ince.

İncecikten : Belli belirsiz bir biçimde.

İnceden : İnce yapılı. Duygulu.

İnceldiği yerden kopmak : Sonucu neye varırsa varsın.

İnceleme : Bir bilim veya sanat konusunu her yönüyle geniş biçimde açıklayan eser veya yazılı araştırma. İncelemek işi, tetkik.

İncelemeci : İnceleme yapan kimse.

İncelemecilik : İncelemeci olma durumu.

İncelemek : Bir işi veya bir şeyi ele alıp özelliklerini, ayrıntılarını inceden inceye, özenli bir biçimde anlamaya, öğrenmeye çalışmak, tetkik etmek.

İnceleniş : İncelenme işi.

İncelenme : İncelenmek işi.

İncelenmek : İnceleme işi yapılmak.

İnceletiş : İnceletme işi.

İnceletme : İnceletmek işi.

İnceletmek : İnceleme işini başkasına yaptırmak, birinin incelemesini sağlamak.

İnceleyicilik : İnceleyici olma durumu.

İncelik : İnce davranış gösterme, zarafet, nezaket. İnce olma durumu. Ayrıntı. Bir işin herkesçe görülemeyen nitelikleri.

İnceliş : İncelme işi.

İncelme : İncelmek işi.

İncelmek : Davranışları incelik kazanmak, kibarlaşmak. İnce duruma gelmek. Sıvı, koyu durumdan akışkan duruma gelmek, akışkanlığı artmak. Zayıflamak.

İnceltici : Boyaların ve verniklerin yoğunluğunu azaltmak ve uygulama kolaylığı sağlamak amacıyla kullanılan uçucu sıvı, tiner.

İnceltiş : İnceltme işi.

İnceltme : İnceltmek işi.

İnceltme işareti : Düzeltme işareti.

İnceltmek : İnce duruma getirmek.

İncerek : Zayıfa yakın, incecik.

İncesu : Kayseri iline bağlı ilçelerden biri.

Boynu kıldan ince olmak : Haksız olduğu anlaşıldığında verilecek her türlü cezaya razı olmak.

İp inceldiği yerden kopar : "bir durum, en zayıf yerinden patlak verir" anlamında kullanılan bir söz.

Kalın incelene kadar ince süzülür : "bir hastalık, bir sıkıntı karşısında güçlü gücünden bir parçasını yitirerek zayıflar ama zayıf olan, ölecek duruma gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Cins : Pek çok ortak özellikleri bulunan türler topluluğu. Garip, tuhaf. Tür, çeşit. Soy, kök, asıl. Diğerlerine göre üstün nitelikleri olan.

Kalın : Gelin olacak kıza erkek tarafından verilen para veya armağan, ağırlık. Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan (cisim), ince karşıtı. Yoğun, akıcılığı az olan. Mayalı hamurun parçalara ayrılıp tandırda pişirilmesiyle elde edilen ekmek türü. Pes (ses). Etli, dolgun. Enli ve gür (kaş).

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Zayıf : Başarısızlığı gösteren not. Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan. Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan). Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan. Önemli, güvenilir olmayan. Görevini yapacak yeterli gücü olmayan. Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan. Çok az. Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz.

Tane : Bazı bitkilerin tohumu. Çekirdekli küçük meyve. Herhangi bir sayıda olan şey, adet.

Ufak : Kısa bir süre. Yaşça daha küçük olan. Boyutları normalden küçük. Önemsiz, çok az. Makam, derece bakımından geri olan.

Özen : Bir işin elden geldiğince iyi olmasına çabalama, özenme, itina, ihtimam.

İri : Olağandan daha hacimli, olağanı aşan büyüklüğü olan, ince karşıtı.

Aşırı : Ötede, ötesinde. Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit, ekstrem. Gereğinden fazla, çok. Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, taşkın. Gereğinden fazla olarak, çokça.

Kaba : Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli. Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü. Taneleri iri. Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer. Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı. Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse).

Ayrıntılı : Ayrıntılara girerek. Ayrıntısı olan, teferruatlı, tafsilatlı, detaylı, mufassal, ince, uzun.

Tiz : İnce, keskin (ses).

Pes : Yenilgiyi kabul ettiğini belirtmek için veya birinin şaşkınlık veren davranışlarına karşılık olarak kullanılan bir söz. Hafif, yavaş sesle söylenen, pest, ince karşıtı.

Hafif : Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Etkisi az olan, sert karşıtı. Gücü az olan, belli belirsiz. Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Güç veya yorucu olmayan, kolay. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Önemli olmayan.

Gücü : Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.

Az : Alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik olarak. Nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı. Azot elementinin simgesi.

Enikonu : İyiden iyiye, iyice, oldukça.

İnce ile ilgili Cümleler

  • İnce yağmur yağıyordu.
  • Uzay sondaları tarafından çekilen resimler, Jüpiter'in etrafındaki ince halkaları gösterdi.
  • İnce bağırsak yaklaşık yedi metre uzunluğundadır.
  • Onlar kestirme bir yol bulmaya çalışırken haritayı incelediler.
  • Görünen o ki, banka soygunu en ince ayrıntısına kadar planlanmış.
  • İnce espri konuşmaya lezzet verir.
  • Dedektif suç inceliklerini anlamaya çalıştı.
  • Bu pizzanın ince bir kabuğu var.
  • İnce düşünceli miydin?
  • Satürn buz ve tozdan oluşan 1000'den fazla halka ile çevrilidir. Halkaların bazıları çok ince ve bazıları çok kalındır. Halkalardaki parçacıkların boyutları çakıl boyutundan ev boyutuna kadar değişir.
  • Bu tartışmalı olayı yeniden incelememiz gerek.
  • İnce eleyip sık dokuyorsunuz.
  • İnce bir cekete ihtiyacım var.
  • İnce eleyip sık dokuyorsun.

Diğer dillerde İnce anlamı nedir?

İngilizce'de İnce ne demek? : [Ince] v. swarm, move about in one large mass; migrate or move to a new hive (of bees); infect, contaminate

adj. thin, fine, slender, slim, delicate, fragile, refined, attenuate, brittle, civilized, courteous, dainty, graceful, gracile, gracious, keen, lean, nice, polite, precision, scarious, sharp, subtile, subtle, sylphish, sylphlike, sylphy, tenuous

conj. as soon as, whenever, whensoever

Fransızca'da İnce : mince, fin/e, délicat/e, délié/e, exquis/e, fluet/te, gracile, léger/ère, raffiné/e, suave, subtil/e

Almanca'da İnce : adj. dünn, elegant, fein, grazil, grell, hell, höfisch, hübsch, piepsig, schmächtig, subtil, weich, zart, zerbrechlich, zierlich

Rusça'da İnce : adj. тонкий, мелкий, легкий, изысканный, деликатный, утонченный, грациозный, женственный, обостренный, изощренный, ранимый, нежный, высокий, писклявый