İyilik nedir, İyilik ne demek

"İyilik" ile ilgili cümle örnekleri

  • "İyilik haberlerinizi aldım."
  • "Bu bahçeye ayak bastığım andan beri toprağın iyiliğini kendimde hissediyordum." - K. Bilbaşar
  • "Bu iyiliğini ebediyete kadar unutmayacaktı." - C. Uçuk

Yerel Türkçe anlamı:

Kağnı tekerleklerinin geçtiği ok, dingil.

İyilik anlamı, tanımı:

İyilik bilmek : Kendisine yapılmış olan iyiliği unutmamak.

İyilik eden iyilik bulur : "iyilik eden kimseye zamanı geldiğinde başkaları da iyilik ederler" anlamında kullanılan bir söz.

İyilik etmek : Yararlı işler yapmak, yardımcı olmak.

İyilik görmek : Maddi, manevi yardım görmek.

İyilik iki baştan olur : "birbiriyle ilişkileri bulunan iki kişinin iyi geçinebilmeleri için yalnızca birinin iyi olması yetmez" anlamında kullanılan bir söz.

İyiliği dokunmak : Yararlı olmak, yararını görmek.

İyilikbilir : Değerbilir.

İyilikbilmez : İyilik gördüğü kimseye hainlik yapan, aldığı yardımı inkâr eden, nankör, tuz ekmek düşmanı.

İyilik güzellik : İyilik sağlık.

İyilik perisi : Maddi, manevi yardımda bulunan (kimse).

İyilik sağlık : "Nasılsınız?" sorusuna karşılık olarak sağlıklı ve iyi durumda olunduğunu anlatan bir söz, iyilik güzellik.

 

İyiliksever : Hayırsever.

İyilik et denize at balık bilmezse halik bilir : "karşılık beklemeden iyilik yap" anlamında kullanılan bir söz.

İyilikbilirlik : Değerbilirlik.

İyilikbilmezlik : İyilikbilmez olma durumu.

İyilikçi : Herkesin iyiliğini isteyen, herkese iyilik etmesini seven, hayırhah, hayırsever.

İyilikçilik : İyilikçi olma durumu.

İyilikle : Tatlı dille, iyi davranışla.

İyilikseverlik : Hayırseverlik.

İyiliğe iyilik her kişinin karı kötülüğe iyilik er kişinin karı : "iyiliğe karşı iyiliği herkes yapabilir, önemli olan kötülüğe karşı iyilik yapabilmektir" anlamında kullanılan bir söz.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Salah : Düzelme, iyileşme, iyilik.

Karşılık : Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz. Cevap, yanıt. Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat. Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele. Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel.

 

Yardım : İşlerin daha etkin ve verimli olabilmesi için sağlanan katkı, destek. Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri. Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet. Bağış, iane. Etki.

Kayra : Yüksek tutulan veya sayılan birinden gelen iyilik, lütuf, ihsan, atıfet, inayet.

Lütuf : Önem verilen, sayılan birinden gelen iyilik, yardım, ihsan, inayet, atıfet.

Kerem : Soyluluk, ululuk, büyüklük, asalet. Bağış olarak verme, iyilik, cömertlik, eli açıklık, lütuf.

İyi : Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren. Doğru olan. Bol, çok, aşırı. Esen, sağlıklı. Öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan orta ile pekiyi arasındaki not. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde. Yerinde, uygun. İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı. Yeterli, yetecek miktarda olan.

Olma : Olmak işi.

Yerinde : Zamanı, yeri uygun düşerek, gerektiği biçimde. İyi, yeterli. Durumunda.

Esenlik : Esen olma durumu, sağlık, afiyet, sıhhat, selamet, hastalık karşıtı.

Yarar : Çıkar. Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda, avantaj. Yarayan, elverişli, uygun.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Elverişlilik : Elverişli olma durumu.

Nimet : Yararlanılan imkân. Yaşamak için gerekli her şey. İyilik, lütuf, ihsan. Yiyecek içecek, özellikle ekmek.

Kuran'da İyilik hakkında ayetler

Bakara Suresi, 177. ayet: Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.

Müddesir Suresi, 6. ayet: Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.

Al-i İmran Suresi, 134. ayet: Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.

En'am Suresi, 160. ayet: Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

İyilik ile ilgili Cümleler

  • Bize herhangi bir iyilik yapma.
  • İyilik beklemiyorum.
  • Ali bir iyilikseverdi.
  • Senden sadece bir iyilik istiyorum: Lütfen hayatımdan çık.
  • İyilik yapılacak duruma getirip iyilik yapacaksan hiç yapma!
  • Bana bir iyilik yap ve çeneni kapa.
  • İyilik yap, kötülük bul.
  • İyilik güzellikten daha mı hoştur?
  • Bana bir iyilik yap ve Tom'la konuş.
  • İyilik tarafından seçildim mi ben mi iyiliği seçtim?
  • Onların bana bir iyilik yapmalarına ihtiyacım yok.
  • Ali arkadaşlarının birinden bir iyilik istedi.
  • İyilikler hep karşılıklı mı yapılır?

İyilik Yardım Dernekleri, İyilik hakkında sivil toplum kuruluşları

Diğer dillerde İyilik anlamı nedir?

İngilizce'de İyilik ne demek? : n. favor, favour [Brit.], goodness, kindness, beneficence, kindliness, loving kindness, well being

Fransızca'da İyilik : bonté [la], bien [le], bienfait [le], amitié [la], bienveillance [la], charité [la], facilité [la], faveur [la], grâce [la], merci [la]

Almanca'da İyilik : n. Beste, Gefallen, Gewogenheit, Gunst, Gutartigkeit, Güte, Milde, Wohl, Wohlbefinden

Rusça'da İyilik : n. благодеяние (N), благотворность (F), доброта (F), милость (F), добро (N), хорошее (N), выгода (F)