Kırık nedir, Kırık ne demek

Kırık; bir jeoloji terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Kırılmış olan.
  • Fay
  • Tavla oyununda oyun dışı bırakılan pul.
  • Tam nota göre düşük olan (not).
  • Kemiğin bir etki ile kırılması.
  • Saf renkten hafif uzaklaşmış.
  • Kırıntı.
  • Kırılmış bir şeyden ayrılan parça.
  • Kadının veya erkeğin yasalara ve törelere aykırı olarak ilişki kurduğu erkek veya kadın.
  • Gücenmiş, üzgün.
  • Bir şeyin kırılan yeri.
  • Melez.

"Kırık" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Ahmet hemen heybesini açtı ve makasını, kırık tarağını çıkardı." - İ. H. Baltacıoğlu
  • "Cam kırığı."
  • "Bunun kırığı neresinde?"
  • "Üç dersten kırığı var. Kırık not."
  • "Kırık beyaz."
  • "Kolunda kırık yok ama çıkık var."
  • "Kırık tazı."
  • "Ekmek kırığı."
  • "Eşlerde, çocuklarda o üzgün, kırık bakış." - B. Necatigil

Yerel Türkçe anlamı:

Yol kesen.

Cinsi sapık.

Yolsuz birleşmelerde arabulucu erkek : Karıyı kafeslemek için kırığını bulmak gerek.

Kanı karışık, melez.

Bir çeşit kılçıksız başaklı buğday.

Döküntü, fena tütün.

Kadının yasalara ve törelere aykırı olarak ilgi kurduğu erkek sevgili : Kadını kırığı ile gezerken yakalamışlar.

Yanılgı, kusur, suç : Çok söylenme kırıklarını birer birer açarım ha.

 

Çıkmaz yol.

Su oluğu : Değirmenin kırıklarından su akmıyor.

Eşek yavrusu, sıpa.

Ufak kulaklı kara keçi.

Ufalanmış pirinç : Bana çorba için biraz kırık versene.

Küçük çömlek.

Hafif, hoppa : Şu kız pek kırık.

İbrik.

Döveni boyunduruğa bağlayan ucu çengelli ağaç.

Şıklığa özenen, gösteriş çabasında olan

Kadınların evlilik dışı ilgi kurduğu erkek sevgili.

Ormandan açılmış tarla.

Ot, çalı biçmek için kullanılan küçük orak.

Coğrafya'daki terim anlamı:

Daha önce sıkışık, sertleşmiş katmanların dikey doğrultuda yer değiştirmeleri sonunda yer yer kırılmaları ve bir kırılma düzlemi boyunca kayıp çökmeleriyle oluşan yer biçimi.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: çatlak]

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Kemik dokusunun bütünlüğünün bozulması, fraktür.

Jeoloji ve yer bilimleri alanındaki anlamı:

Kayaç kütlelerinin, bir kırılma düzlemi boyunca yerlerinden kayması.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Kırık leblebi. (*Güdül -Ankara)

Diğer sözlük anlamları:

Çapkın

İngilizce'de Kırık ne demek? Kırık ingilizcesi nedir?:

fault, fracture

Fransızca'da Kırık ne demek?:

fracture, brisé

Osmanlıca Kırık ne demek? Kırık Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

inşikak, mekser

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

 

Kütahya şehrinde, Domaniç ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Düzce şehrinde, Yığılca belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Erzurum kenti, Kırık nahiyesine bağlı bir yer. Bingöl ili, Yenibaşak nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Erzurum ilinde, Horasan ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Kastamonu ili, Kuzyaka bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kırık anlamı, tanımı:

Kırık plak gibi : Durmaksızın, aynı tonda tekrarlayarak.

Kırığı olmak : Karnede zayıf notu bulunmak. yasa ve törelere aykırı olarak karşı cinsten biriyle sürekli ilişki içinde bulunmak.

Kırık çizgi : Bir veya birkaç noktada doğrultu değiştiren çizgi.

Kırık dökük : Eski, sağlam olmayan, çürük, değersiz. Düzgün olmayan, parça parça (söz).

Kırık hava : Hareketli ve canlı oyun melodisi ve türküsü.

Irzı kırık : Namussuz, rezil.

İpi kırık : Serseri, sorumsuz (kimse).

Kalbi kırık : Üzgün, ümitsiz.

Kıçı kırık : Önemsiz, değersiz (şey veya kimse).

Kırık dölü : Evlilik dışı ilişkiden doğan çocuk.

Kırıkçı : Kırıkları düzelten kimse, sınıkçı.

Kırıkhan : Hatay iline bağlı ilçelerden biri.

Kırıkkale : Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Kırıklama : Kırıklamak işi.

Kırıklık : İsteksizlik, güceniklik, kırgınlık. Kırgınlık. Kırık olma durumu.

Düş kırıklığı : Çok istenilen veya çok umulan bir şey gerçekleşmediğinde duyulan üzüntü, burukluk.

Düş kırıklığı yaratmak : Beklentileri karşılayamamaktan dolayı burukluğa yol açmak.

Düş kırıklığına uğramak : Beklediği sonucu alamamak.

Hayal kırıklığı : Çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmeyişinden duyulan üzüntü.

Hayal kırıklığına uğramak : Çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden üzüntü duymak.

Ümit kırıklığı : Umut kırıklığı.

Umut kırıklığı : Bir şeyin artık gerçekleşemeyeceği inancı, ümit kırıklığı.

Nota : Bir müzik sesini belirtmeye yarayan işaret. Muhtıra.

Düşük : Dil bilgisi kurallarına uymayan. İktidardan düşmüş veya düşürülmüş. Az. Aşağı doğru düşmüş, aşağı sarkmış. Eski değer ve onurunu yitirmiş olan. Yaşayabilecek duruma gelmeden doğan yavru, ceninisakıt, bağan, sakıt.

Renk : Nitelik. Çeşitlilik. Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum.

Hafif : Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Güç veya yorucu olmayan, kolay. Etkisi az olan, sert karşıtı. Önemli olmayan. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Gücü az olan, belli belirsiz. Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı.

Uzak : Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan, ırak, yakın karşıtı. Eli, gücü veya hükmü yetişmez. Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan. Arada çok zaman bulunan. İhtimali az olan. Yakın olmayan yer.

Parça : Nesne. Tane. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Pasaj. Müzik eseri. Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey.

Etki : Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir. Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım.

Saf : Kurnazlığa aklı ermeyen, kolaylıkla aldatılabilen, bön, safdil. Katıksız, arı, katışıksız, halis, has. İyi niyetli, art niyetsiz. Grup. Dizi, sıra.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Aynı, benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız. Tek. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayı kadar olan. Beraber. Sadece.

İle : Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz.

Kırıntı : Küçük kalıntı. Eser, iz, belirti. Bir şeyden ayrılan küçük parça. Kurumak için kesilip yerde bırakılan odun.

Melez : Değişik ırkta ana babadan doğmuş olan (kimse). Katışık, karışık. Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş (hayvan veya bitki), kırma, azma, hibrit, metis.

Üzgün : Üzülmüş, üzüntü duymuş, mahzun, melul, mükedder.

Fay : Kayaç kütlelerinin bir kırılma düzlemi boyunca yerlerinden kayması, kırık.

Kırık aramak : Birini kötülemek amaciyle kusur ve eksik aramak.

Kırık aşı : Bulgur pilavı : Kırık aşı pişirelim.

Kırık atımı : Bir kırıkta, yer değiştiren iki nokta arasındaki en kısa uzaklık.

Kırık aynası : Bir kırıkta, iki kanadın yerlerinden oynaması ve birbirlerine sürtünmesiyle oluşan, koşut çizikli, cilalı kırık düzlemi.

Kırık ayrığı : Kırığın çeperleri arasındaki ayrılık.

Kırık bulmak : Birini kötülemek amaciyle kusur ve eksik aramak

Kırık çizgisi : Bir kırığın, yeryüzü ile kesiştiği çizgi

Kırık çoğul : Sami dillerde tekilin şekli değiştirilerek yapılan çoğul. Kitab'dan kütüb, Kalem'den Aklanı gibi. Buna BÜKÜN ÇOĞULU (PL interne) de denir.

Kırık derik : Ufak tefek, döküntü, işe yaramaz ev eşyası.

Kırık doğrultusu : Kırık düzleminin yatay düzlemle kesiştiği çizgi.

Kırık ile ilgili Cümleler

  • Kırık bebek benim.
  • Kırık bacağım yüzünden yürüyemiyorum.
  • Ben Tom'un hayal kırıklığını anlıyorum.
  • Ali hayal kırıklığına uğradığını söyledi.
  • Kırık cam üstüne basmayın.
  • Birinin hayal kırıklığına uğrayacağını düşünüyor musun?
  • Neden hayal kırıklığına uğradın?
  • Kırık bir ayna kötü şans getirir.
  • Kırık bir çenesi var ve birkaç dişini kaybetti.
  • Kırık borudan su aktı.
  • Ben gerçekten düş kırıklığına uğradım.
  • Ali duyduğu hayal kırıklığını ifade etti.
  • Kırık bir burunla eve gideceksin!
  • Ali birkaç hayal kırıklığı yaşadı.

Diğer dillerde Kırık anlamı nedir?

İngilizce'de Kırık ne demek? : adj. broken, fractured, cracked, split

n. break, fracture

Fransızca'da Kırık : brisé/e, cassé/e

Almanca'da Kırık : n. Bruch, Bruchstelle, Bruchstück

adj. brüchig

adv. hin

Rusça'da Kırık : n. осколок (M), крупа (F), обломок (M), черепок (M), перелом (M), излом (M), разлом (M)

adj. разбитый, сломанный, битый, ломаный, изломанный, нечистокровный