Kırma nedir, Kırma ne demek

"Kırma" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Mustafa, kırma tüfeğe bir kurşun sürdü." - Y. Kemal
  • "Arap kırması bir at."
  • "Yeşerir bayırlar, çöller kırmalar / Nakışların bugün dört yanın dağlar." - Âşık Ali İzzet
  • "Buğday kırması."

Yerel Türkçe anlamı:

Koyun ve keçinin derisinin kılla karışık olması durumu.

Tabanca.

İri yarı.

Küçük dere.

Bir çeşit av tüfeği.

Kesildikten sonra yeni yetişen orman. 2.bk. kırık.

Hayvanlara verilen arpa ezmesi.

Un kepeği.

Engebeli toprak.

Pekmezle yarmadan yapılmış olan tatlı.

Küçük bakır sahan.

Dağlardan akan sellerin yaptığı derin yarıkların arasında kalan tarak dişi biçimindeki çıkıntılar.

Yollara döşemekte kullanılan gelişigüzel kırılmış taş.

Kanı karışık, melez.

Birbirine paralel, küçük sel yarıntıları.

Peşkir, havlu, peçete : Kırmayı getir, ellerimi sileyim.

Dağ ve tepelerdeki kuytu yerler : Davar kırmalarda otluyor.

Omurların yerinden oynamasından olan sancı : Beli kırma olmuş, çektirmiye gitti.

 

Ormandan açılmış tarla.

Ot bitmeyen bayır yer.

Köfter, üzüm sucuğu.

Yapı atkısı, yeni yapılmış olan evlerin üzerine atılan ağaç.

Pili : Kaftanımı kırmalı yap.

Hayvanlara yedirilen, değirmende ufaltılmış, ezilmiş her çeşit tahıl : Bugün hayvanlara arpa kırması aldım.

Bir çeşit av tüfeği.

Kimya'daki anlamı:

Maden cevherini küçük parçalara kırma.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Melez.

Bilimsel terim anlamı:

Ailesi birbirinden ayrı ırklardan gelen ve her iki ırkın özelliklerini taşıyan kimse.

Bir özdeğin, doğrusal birleşimle yeniden oluşturulan yönrüngemsilerinden her biri.

Püskürtmeli temizleme süreçlerinde aşındırıcı olarak kullanılan ve dökme demir ya da çelikten kırılmış, köşeli küçük parça.

İngilizce'de Kırma ne demek? Kırma ingilizcesi nedir?:

half-blood, hybride, knap, crushing, grit, hybrid

Fransızca'da Kırma ne demek?:

rupture, concassage

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Samsun kenti, Vezirköprü ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.

Kırma hakkında bilgiler

Kırma, iki ırkın çiftleşmesiyle oluşan ve her iki ırkın özelliklerini taşıyan ya da birinin daha baskın diğerinin özelliklerinin ise daha çekingen kaldığı yeni ırktır. İnsan ırkında kırma için Fransızca bir kelime olan Métis kullanılır.

Kırma ile ilgili Cümleler

  • Seni kırmadığımı umuyorum.
  • Kimseyi kırmadığımı umuyorum.
  • Sadece bunu kırmamaya dikkat edin.
  • Onu kırmadan bu kutuyu açamam.
  • Kırmadı.
  • Neden kalbimi kırmaya bu kadar heveslisin?
  • Bir yumurtayı iki elimle temiz bir şekilde kırmam imkansız.
  • Onu Mustafa kırmadı.

Kırma anlamı, tanımı:

 

Divani kırması : Divani yazının basitleştirilmiş bir türü.

Minare kırması : Çok uzun boylu (kimse).

Kırmacı : Basılmış formaları katlayan kimse. Giysilere pili yapan kimse. Değirmen işleten kimse, değirmenci. Kırılmış tahıl satıcısı.

Kırmacılık : Kırmacının yaptığı iş.

Kırmak : İri parçalara ayırmak. Değerinden düşük fiyata almak. Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek. Tahılı iri ve kaba öğütmek. Tavlada karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak. Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak. Bir şeyin fiyatını azaltmak, indirmek. Belirli bir biçimde katlamak. Yok etmek. Gücünü, etkisini azaltmak. Kaçmak, uzaklaşmak. Öldürmek, yok olmasına neden olmak. Vücut kemiklerinden birini parçalamak. Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek, incitmek.

Kırmalı : Üstünde kırmaları bulunan (giysi), pilili.

Kırmalık : Melezlik.

Kırmasız : Kırması bulunmayan.

Bel kırmak : Kırıtmak, salınmak.

Belini kırmak : Birini bir şeyi yapamaz duruma getirmek.

Boynunu kırmak : Çekip gitmek.

Boyun kırmak : Saygı duyulan bir kimse karşısında ses çıkarmamak.

Burnunu kırmak : Birini güç durumda bırakarak büyüklenmesini veya direnişini yok etmek.

Burnunun direğini kırmak : Çok pis bir koku yayarak tedirgin etmek.

Cesaretini kırmak : Yürekliliğini gidermek, korkutmak.

Ceviz kırmak : Yanlış tutum veya davranışta bulunmak, hata yapmak.

Çivi kırmak : Ayakkabıların içinden çıkan çivi uçlarını bir aletle kesip raspa ile eğeleyerek köselenin içine gömmek.

Direksiyon kırmak : Aracı istenilen yöne çevirebilmek için direksiyonu o yöne hızla döndürmek.

Dümen kırmak : Yön değiştirmek.

Dümeni kırmak : Çekip gitmek, kaçmak, uzaklaşmak.

Fındık kırmak : Çapkınlık yapmak.

Fiyat kırmak : Fiyatı düşürmek, fiyatı indirmek.

Gerdan kırmak : Boynu, başı geriye oynatarak büyüklük taslar bir durum almak. naz ile boynu başla birlikte iki yana oynatarak kırıtmak.

Gönül kırmak : Birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek.

Hatırını kırmak : Üzmek, gücendirmek.

Hevesini kırmak : Zevki kaçmak, hevesi kalmamak, şevki kırılmak. isteklerini, düşüncelerini engellemek.

İpi kırmak : Savuşup gitmek.

İpini kırmak : Azmak, ele avuca sığmaz bir durum almak.

Kafasını kırmak : İyice dövmek, pataklamak.

Kalem kırmak : İdam kararı verildiğinde bir daha idam kararı imzalamamak için hâkim kalemini kırmak.

Kalp kırmak : Gönül kırmak.

Kemiklerini kırmak : Birini çok dövmek, aşırı dayak atmak.

Kirişi kırmak : Bulunduğu yerden ayrılmak, kaçıp gitmek.

Kösteği kırmak : Çocuk yürümeye başlamak. bağlı bulunduğu yerle ilişiğini kesmek.

Koz kırmak : Yanlış tutum içinde bulunmak. oyunda elindeki kozlardan birini kullanmak.

Kulunç kırmak : Ağrıyan veya tutulan yeri ovmak.

Maneviyatını kırmak : Moral gücünü sarsmak.

Not kırmak : Az not vermek. verilen notu düşürmek, azaltmak.

Para kırmak : Çok kazanmak.

Pot kırmak : Yersiz ve karşısındakine dokunacak söz söylemek, gaf yapmak.

Rekor kırmak : Eski rekoru aşıp yeni, üstün bir sonuç elde etmek.

Rota kırmak : Rota çizgisinden ayrılmak.

Şeytanın bacağını kırmak : Uğursuzluğu, şanssızlığı, aksiliği yenmek. herhangi bir sebeple yapılmayan bir işe başlamak veya gidilmeyen bir yere gitmek.

Teli kırmak : Bağlı bulunduğu kuruluşlarla ilişkisini kesmek.

Ümidini kırmak : Umudunu kırmak.

Umudunu kırmak : Umut kesmesine yol açmak.

Tahıl : Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat.

Basılı : Basılarak yerleştirilmiş. Basımevinde basılmış (kâğıt, kitap vb.), matbu.

Forma : Biçim, şekil. Öğrencilerin, sporcuların, bazı mesleklerde çalışanların giydikleri, bağlı bulundukları okul, spor kulübü veya meslekleri belirten tek tip giysi. Tek kâğıt tabaka üzerine basılan on altı sayfalık kırılmış kitap parçası.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır.

Getirmek : Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. İleri sürmek. Bir makama atamak veya seçmek. Sebep olmak, ortaya çıkarmak. Erişmek veya eriştiğini sanmak. Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak. İletmek, bildirmek. Sağlamak. Gelmesini sağlamak.

Bükme : Bükülmüş kaytan veya iplik. Vücudun bir bölümünü yanındaki bölüm üzerine kıvırma, germe karşıtı. Bükmek işi.

Katlama : Mayasız hamurdan yapılan, peynirli veya peynirsiz pide, yufka. Katlamak işi.

Çiftleşme : Çiftleşmek işi.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Ot : Esrar. Toprak üstündeki bölümleri odunlaşmayıp yumuşak kalan, ilkbaharda bitip bir iki mevsim sonra kuruyan küçük bitkiler. Zehir. Bu bitkilerle yapılmış veya bu bitkilerle doldurulmuş. İlaç.

Bayır : Küçük yokuş, belen, kıran, şev.

Melez : Değişik ırkta ana babadan doğmuş olan (kimse). Katışık, karışık. Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş (hayvan veya bitki), kırma, azma, hibrit, metis.

Kırma biti : Kınkanatlılar takımından olup, kırık tanelerden başka, un, makarna, bisküvi çeşidinden yiyeceklere de üşüşebilen, kırmızımsı kahverengi ve 3-4 mm. boyunda ambar böceği.

Kırma dalyanı : Kıyı germesi, döşeme, etek ve bir hazneden oluşan, ağ havuzu kapatma düzeni olmayan, döşeme-hazne uzunluğu yaklaşık 48-50 m olan ağ dalyan.

Kırma kapağı : Sahan kapağı. (Öveçler *Kırkağaç -Manisa)

Kırma mercan : Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, İzmaritgiller (Sparidae) familyasından, Karadeniz'de yaşayan bir tür. (Pagrus erythrinus): Kemikli-balıklar (Teleostei) takımının izmaritgiller (Sparidae) familyasından bir balık türü. Karadenizde bulunur.

Kırma mısır : Küçük mısır koçanları. Az taneli mısır koçanları. Mısır koçanlarının kırıkları.

Kırma : Genellikle, harf kıvrımları yazı kurallarına uymayan, uçları ve bitişme yerleri kırık bir yazı türü. (örneğin sülüs kırması, nesih kırması, ta'lik kırması gibi.)

Kırma yörüngeç : Değişik açısal kolcuklu öğecik yörüngeçlerinin, aynı öğecik üzerindeki doğrusal bileşkeleriyle elde edilen ve belirli doğrultularda çıkan yeni yörüngeçlerden her biri.

Kırmacalık : Öğütme ücreti : O değirmen kilede kırmacalık kaç lira alıyor.

Kırmacık : Adıyaman kenti, Samsat ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Kırmacılı : Osmaniye ili, Tecirli bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Diğer dillerde Kırma anlamı nedir?

İngilizce'de Kırma ne demek? : adj. half-breed, underbred, mongrel, crossbred, unblooded, hybrid

n. breaking, pleat, break, breakage, fracture, hybrid, injury, laceration, mestizo

Fransızca'da Kırma : bâtard/e, mâtiné/e

Almanca'da Kırma : n. Beleidigung, Brechen, Diskont, Gebröckel, Grütze, Kniff

Rusça'da Kırma : n. битье (N), выбивание (N), ломка (F), уничтожение (N), измельчение (N), щелканье (N), плиссе (N), колка (F), складка (F), помесь (F)