Kıyı nedir, Kıyı ne demek

"Kıyı" ile ilgili cümleler

  • "Kıyılardan gelen rüzgârlar, denizin küçücük dalgacıklarıyla oynaşıyorlar." - E. M. Karakurt
  • "Dere kıyısına sağlamca oturup çıplak ayaklarını suya daldırmış." - E. Atasü
  • "Kandilli akıntısını geçiyoruz. İşte Küçüksu kasrı, kıyıda bembeyaz gülüyor." - Y. Z. Ortaç

Yerel Türkçe anlamı:

Sınır : Kıyılı bağ.

Duvar, bahçe duvarı : Evlerimizin arasındaki duvar yıkıldı.

Çit.

Coğrafya'daki terim anlamı:

Karanın deniz boyunca uzanan bölümü.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Kuşak izgesi gibi bir girişim ya da kırınım kuşağı çizgi dizgesinin sınır dalga boyu.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan.

Bilimsel terim anlamı:

Denizlerin, yapay ve doğal göllerin kıyı çizgisi boyunca uzanan kara parçası.

İngilizce'de Kıyı ne demek? Kıyı ingilizcesi nedir?:

border, coast, edge, seacoast, seashore

Fransızca'da Kıyı ne demek?:

bord, ourlet, manchette, limbe

Osmanlıca Kıyı ne demek? Kıyı Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

sâhil

Kıyı hakkında bilgiler

Sahil veya kıyı şeridi, kara ile deniz veya okyanusların buluştuğu hat. Gelgit gibi etkenler nedeniyle sahil hattının net olarak belirlenmesi mümkün değildir.

 

"Kıyı bölgesi" deniz ve kara süreçlerinin etkileşiminin meydana geldiği bölgedir. Sahil ve kıyı terimleri genellikle coğrafi konum veya bölgeyi tanımlamak için kullanılır; Örneğin, Yeni Zelanda'nın Batı kıyısı, ya da Amerika Birleşik Devletleri'nin Doğu ve Batı kıyıları.

Sahil sözcüğü Türkçeye, Arapça "sahil" sözcüğünden geçmiştir ve erozyon anlamındaki "sahl" kökünden gelir. Eski Türkçe "kıdığ" (kenar, sınır) sözcüğünden gelen kıyı sözcüğü ise, kesmek anlamındaki kıd- köküne dayanır.

Gelgitler genellikle tortul yapılar üzerinde ve aşınmış düzlüklerde belirir. Yüksek gelgit aralıkları, dalgaların kıyıdan daha öteye ulaşmasına izin verir ve daha düşük gelgit aralığına sahip olanlar daha küçük yükseklik aralığında depresyon üretirler. Gelgit aralığı sahil şekli ve genişliğinden etkilenir. Gelgitler genellikle kendileri tarafından erozyona uğramazlar, ancak gelgit delikleri okyanuslardan nehrin yukarı kısmına kadar dalgalarla aşınabilir. Dalga aşındırması sahil çizgisinde enerjisini serbest şekilde açığa çıkartır; en büyük dalga daha fazla açığa çıkarır ve daha fazla aşındırma gerçekleştirir.

 

Kıyı ile ilgili Cümleler

  • Kıyı boyunca benimle yürüyüşe gitmek ister misin?
  • Çadırımızı nehrin kıyısına kurduk.
  • İçim kıyıldı.
  • Kıyı boyunca yürüdü.
  • Kıyı boyunca geçici kamplar yaptılar.
  • Batan geminin çoğu yolcusu asla kıyıya ulaşmadı.
  • Alice nehir kıyısında kız kardeşinin yanında oturmaktan sıkılmaya başlamıştı ve yapacak da bir şeyi olmadığından bir iki kez kız kardeşinin okuduğu kitaba çaktırmadan bakıverdi fakat kitapta resim ya da diyalog yoktu, Alice de "resimsiz ve diyalogsuz bir kitap ne işe yarar" diye kendi kendine düşündü.
  • Buradan kıyıya yaklaşık üç kilometre var.
  • O, Doğu Kıyısına taşındı.
  • Kıyıya gitme yerine gemide kaldık.
  • Nehir kendi kıyılarını aştı ve çevresindeki alanları sel bastı.
  • Kıyıdan uzakta bazı botlar görüyorum.
  • Kıyıdaki evler çok pahalı.
  • Kıyıda bir fok balığı vardı.

Kıyı tanımı, anlamı:

Sahil : Karanın deniz, göl, ırmak boyunca uzanan bölümü, kıyı, yaka, yalı.

Kıyıya atmak : Karaya çıkartmak veya sürüklemek.

Kıyıya çıkmak : Karaya çıkmak, gemiden karaya inmek.

Kıyıya vurmak : Bir şey akıntı veya dalgayla kıyıya sürüklenmek.

Kıyı balıkçılığı : Kıyıdan fazla uzaklaşmadan bir gün içinde avlanıp limana dönme biçiminde yapılmış olan avcılık.

Kıyı bankacılığı : Bir ülkede vergi mevzuatı, kambiyo sınırlamaları dışında faaliyetini sürdüren bankacılık.

Kıyı bucak : Göze çarpmayan yer.

Kıyı dili : Bir körfezin önünü kapatan, denizle küçük bir bağlantısı kalabilen, kum ve çakıl karışımı birikinti, sahil kordonu.

Kıyı seyri : Kıyıdan fazla uzaklaşmadan, kıyıyı gözden yitirmeden yapılmış olan sefer, sahil seyri.

Kıyı tırmığı : Buğdaygillerin hasadında yararlanılan tırmık benzeri, dişleri metal ve sapı daha uzun olan, kayalar üzerindeki kökü zayıf deniz yosunlarının kıyı boyunca yapılmış olan hasadında kullanılan bir alet.

Kıyıda bucakta : Kıyıda köşede.

Kıyıda köşede : Göze çarpmayan, umulmayan yerlerde, kıyıda bucakta.

Kıyıcı : Kıyma işini yapan kimse. Kıyılara vuran enkazı devletten aldığı izinle toplayan kimse. Gaddar.

Kıyıcılık : Kıyıcının yaptığı iş. Kıyıcı olma durumu.

Kıyıcılık etmek : Gaddarlık etmek, gaddarca davranmak.

Kıyıda köşede kalmak : Göze çarpmayan bir yerde unutulmuş olmak.

Kıyıdaş : Aynı denizde kıyısı olan ülke veya şehirlerden her biri, sahildar.

Kıyık : İğne, kalın yorgan iğnesi. Çuvaldız.

Kıyılama : Kıyılamak işi.

Kıyılamak : Kıyı boyunca gitmek.

Kıyılık : Sayanın kenarlarını sağlamlaştırmak ve güzelleştirmek için dikilen şerit biçimindeki parça.

Kıyılma : Kıyılmak işi.

Kıyılmak : Kıyma işi yapılmak. Çok ince ve küçük parçalar biçiminde doğranmak.

Kıyım : Görev yönünden kötü bir duruma sokma, haksızlığa uğratma. Kıyılma biçimi. Kıyma işi.

Kıyım kıyım : İnce ince.

Kıyımlı : Herhangi bir biçimde kıyılmış olan.

Kıyımlık : Kıyılacak kadar olan.

Kıyın : Güçlü bir kimsenin yasaya veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, zulüm.

Kıyın kıyın : Kıyıdan, gizli gizli.

Kıyınma : Kıyınmak işi.

Kıyınmak : Ezilmiş veya kırılmış gibi bir duygu duymak.

Kıyıntı : Herhangi bir sebeple vücutta duyulan kırıklık. İnce ince doğranmış küçük parça. Açlık sebebiyle midede duyulan eziklik.

Kıyış : Kıyma işi.

Kıyışma : Kıyışmak işi.

Kıyışmak : Karşılıklı sözleşmek, anlaşıp karar vermek. Yüreklilik göstermek, cesaret etmek. Biriyle yarışmaya kalkmak.

İri kıyım : İri kıyılmış. İri yapılı.

Kenar : Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer. Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri. Bir şeyi çevreleyen çizgi. Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka. Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri. Yan.

Peri : Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan, hayal ürünü varlık. Çok güzel, alımlı, becerikli kadın.

Issız : Yalnız, kimsesi olmayan. Tenha bir durumda. Kimse bulunmayan veya az kimse bulunan, tenha, yaban.

Tenha : Kalabalık olmayan. Yalnız, tek. Issız.

Deniz : Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Geniş alan. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Çokluk, yoğunluk. Aydaki düzlükler.

Okyanus : Kıtaları birbirinden ayıran deniz, ana deniz, umman.

Buluş : İlk defa yeni bir şey yaratma, icat. Bulma işi. Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaşma veya yöntem geliştirme, icat. Konu, duygu, düşünce ve hayalde başkalarının etkisinden sıyrılarak bunların işlenişinde yeni bir yol tutma.

Kara : Kötü, uğursuz, sıkıntılı. Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak. Yüz kızartıcı durum, leke. İftira. Bu renkte olan. En koyu renk, siyah, ak, beyaz karşıtı. Esmer.

İle : Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz. Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz.

Yer : Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Gezinilen, ayakla basılan taban. Durum, konum. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. İz. Ülke. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Yerküre. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Önem. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal.

Kıyı akıntısı : Gelgit akıntılarında olduğu gibi, varlığı ve etkisi kıyı bölgelerinde, özellikle haliçlerde duyulan akıntılara verilen genel ad.

Kıyı boyu çizgisi : (coğrafya)

Kıyı boyu gelişmesi : (coğrafya)

Kıyı bölge : İki ayrı ekin bölgesine bitişik olan ve her ikisinden de kesinlikle etkilenen bölgelere budunbilimde verilen ad. bk. geçiş bölgesi.

Kıyı bölgeleri : Kıyının hemen yakınında, derinliği birkaç metreyi geçmeyen, dalga aşındırmasının, gelgit olayının, ısı ve sıcaklık değişmelerinin etkisi altında olan bölgeler.

Kıyı bölgesi : Kara ile deniz arasında, büyük gelgit sırasında zaman zaman su altında kalan ya da karaya bağlanan, genişliği yer yer değişen şerit biçiminde bölge.

Kıyı çizgisi : Deniz, göl ve akarsularda, herhangi bir anda suyun kara parçasına değdiği noktaların birleştirilmesinden oluşan ve hava olaylarına göre değişen doğal çizgi. Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında suyun karaya değdiği noktaların birleşmesiyle oluşan çizgi.

Kıyı çizgisinin değişmesi : (coğrafya)

Kıyı çizmek : Yan çizmek, bir tarafa çekilmek

Kıyı çökeltileri : Kıyı yakınında kum, iri kum, çamur, irili ufaklı çakıl gibi kökeni kara olan ve çok kez kimi deniz hayvanı kavkılarıyla karışık yığıntılar.

Diğer dillerde Kıyı anlamı nedir?

İngilizce'de Kıyı ne demek? : [Kiyi] adj. inshore

n. side, edge, coast, sea coast, shore, bank, brink, littoral, strand, waterside

Almanca'da Kıyı : n. Gestade, Küste, Ufer

Rusça'da Kıyı : n. берег (M), побережье (N), окраина (F)

adj. береговой, окраинный