Kabarcık nedir, Kabarcık ne demek

  • İçi su, hava dolu ufak kabartı veya kürecik.
  • Metal biliminde sıvı veya katıların içinde oluşan gaz hacmi
  • Kabartı.
  • Vücutta oluşan sivilce gibi küçük şişkinlik.

"Kabarcık" ile ilgili cümleler

  • "Köy, dağın ortasında, toprak kabarcıkları gibi dizilen evleriyle bir mezarlığa benziyordu." - H. E. Adıvar
  • "Bardağın içindeki maden suyu kabarcıklarının pıtır pıtır söndüğü bile duyuluyordu." - H. Taner

Yerel Türkçe anlamı:

Soğan köklü, parlak yeşil yapraklı, beyaz çiçek açan bir bitki.

İnce kabuklu, yuvarlak, beyaz, çekirdekli bir çeşit üzüm.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

[Bakınız: köpük]

Kimya'daki anlamı:

Sıvı içinde oluşan yerel gaz kümeleri.

Zooloji alanındaki anlamı:

[Bakınız: tomur]

Diğer sözlük anlamları:

Yanıkara, şarbon, kara kabarcık

Bilimsel terim anlamı:

Katı ve sıvı yığın evrelerde çeşitli etkilerle oluşan yerel gaz kümeleri.

Sıvı ya da katıların içinde oluşan gaz oylumu.

İngilizce'de Kabarcık ne demek? Kabarcık ingilizcesi nedir?:

bubble

Fransızca'da Kabarcık ne demek?:

tubercule, vésicule, élevure, acine, acini, acinus, bourgeon, papille, soufflure

Kabarcık anlamı, kısaca tanımı:

Karakabarcık : Şarbon.

Kabarcıklı : Kabarcığı olan.

Kabarcıklı düzeç : Su terazisi.

Hava : Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Müzik parçalarında tür. Gökyüzü. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Esinti. Çekicilik. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Çevreyi kuşatan boşluk. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Tarz, üslup. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Keyif, âlem.

 

Dolu : Boş yeri olmayan, her yeri tutulmuş olan. Bir yerde sayıca çok. İçki doldurulmuş bardak. Tornacılıkta delik açılmamış (gereç). Bir duygunun güçlü etkisinde olan. Boş vakti olmayan, meşgul. İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, pür, boş karşıtı. Çok olan (iş, uğraş, olay vb.). Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü. İçinde atılacak mermisi bulunan (top, tüfek vb. ateşli silahlar).

Ufak : Önemsiz, çok az. Makam, derece bakımından geri olan. Yaşça daha küçük olan. Boyutları normalden küçük. Kısa bir süre.

Kabartı : Tümsek, çıkıntı, kabarmış yer.

Vücut : İnsan veya hayvan gövdesi, beden. Var olma, varlık.

Sivilce : İçinde irin bulunan küçük deri kabarcığı, en küçük çıban.

Küçük : Yaşı daha az olan. Değersiz, önemsiz. Geri aşamada. Kısık, parlak olmayan (ses). Niteliği aşağı olan, bayağı. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Niceliği az olan. Küçük abdest. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse.

 

Kabarcık bacaklı kış at kenesi : Güney Afrika’da genellikle ve diğer büyük memelilerde parazitlenen boncuk bacaklı kış at kenesi, Margaropus winthemi.

Kabarcık böceği : ailesinde bulunan, kuru gövdeleri insan derisiyle temas ettiğinde kabarcık oluşumuna neden olan ve bazen de tahriş edici madde olarak kullanılan böcekler, Lytta vesicatoria.

Kabarcık odası : Temel taneciklerin geçmesiyle gaz kabarcıklarından oluşmuş çizgiler gösteren, öylece gözlenip ölçüm sağlayan aygıt. Yüklü temel parçacıkların iz bıraktığı, sıvı helyum sıcaklığında çalışan, sis odasına benzer aygıt.

Kabarcık yuvası : Köpük yuva.

Kabarcıklı bıcılgan : Çoğunlukla saf kan, kültür ırkı atların bacakların alt kısımlarını örten deride, özellikle soğuk mevsimlerde, çamur, kar ve benzeri irkiltici etkenlerin etkileriyle biçimlenen, deri üzerinde küçük papüller oluşturan ve bunların açılmasıyla içeriklerinin aktığı kabarcıklı deri yangısı.

Kabarcıklı deri gevşekliği : Epidermolizis bulloza.

Kabarcıklı deri hastalığı : ailesinde kapripoksvirüs cinsinde bir virüsün sığırlarda neden olduğu, deride yaygın ve ağrılı şişliklerin görüldüğü hastalık.

Kabarcıklı deri yangısı : Derinin ikinci derece yanıklarında kabarcıklar ve şişmelerin oluşması biçiminde görülen deri yangısı, dermatitis bulloza.

Kabarcıklı iguana : Pullu sürüngenler (Squamata) takımının, iguanagiller (Iguanidae) familyasından, 150-160 cm kadar uzunlukta, Amerika'da yaşayan bir tür. (zooloji) (İguana tuberculata) Pullu-sürüngenler (Squamata) takımının iguanagiller (İguanidae) familyasından bir sürüngen türü. Uzunluğu 150-160 cm. Orta ve Güney Amerikada yaşar.

Kabarcıklı kurt : [Bakınız: keselikurt] [Bakınız: keseli larva] (karşılık: sistiserkus), (Yun. kystis = kese, Yun.kerkos = kuyruk) Şeritlere ait bir larva tipi.

Kabarcık ile ilgili Cümleler

  • Çocuklar kabarcıklar üflüyor.
  • Ama ben duş musluğunu açmak için çalıştığımda, bu siyah kabarcıklı sıvı dışarı çıktı.
  • Tom'un yürüyüş botlarıyla sorunu var. Bir ayağının tabanında kabarcıklar var.
  • Poposu yanan kişi kabarcıkların üstünde oturmak zorundadır.
  • Kabarcıklarım var.
  • Kız kabarcıkları üflüyor.
  • O, sabun kabarcıklarını üfledi.
  • Rose hava kabarcıkları üflüyordu.

Diğer dillerde Kabarcık anlamı nedir?

İngilizce'de Kabarcık ne demek? : n. bubble, blister, pustule, pimple, papilla, pock, tubercle, vesicle, papula, papule

Fransızca'da Kabarcık : bulle [la], ampoule [la], (deride) cloche [la], vésicule [la], papille [la]

Almanca'da Kabarcık : n. Blase, Blüte, Papel, Pustel

Rusça'da Kabarcık : n. пузырек (M), пузырь (M), угорь (M)