Kadar nedir, Kadar ne demek

Kadar; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Ölçüsünde, derecesinde
  • Miktarda, derecede.
  • Gibi.
  • Denli.
  • Büyüklüğünde, genişliğinde.
  • Süre belirten bir söz.
  • Bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz.
  • Dek.

"Kadar" ile ilgili cümleler

  • "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi." - R. H. Karay
  • "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu." - F. R. Atay
  • "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur." - S. F. Abasıyanık
  • "Bu merdivenleri yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır." - Y. Z. Ortaç
  • "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor." - H. E. Adıvar
  • "Saat ona kadar sokaklarda gezdi." - P. Safa
  • "Bacak kadar çocuk.""Avuç içi kadar yer."
  • "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir." - S. F. Abasıyanık

Yerel Türkçe anlamı:

Kadar (bk. gadâ, kada, kadar)

Kadar tanımı, anlamı:

Abdalın dostluğu köy görününceye kadar : "çıkarı dolayısıyla yakınlık gösteren kimse, işini yürütecek başkalarını bulduğunda sizinle ilgisini keser" anlamında kullanılan bir söz.

Açlıktan ölmeyecek kadar : Çok az.

Ağaç ne kadar uzasa göğe ermez : "insan ne kadar yükselirse yükselsin bir yerde durur" anlamında kullanılan bir söz.

 

Ağzına kadar : Boş yeri kalmayacak bir biçimde.

Akıllı düşününceye kadar deli çocuğunu everir : "kendilerini akıllı sananlar çok kez akılsız diye tanınanlardan daha az başarı gösterir" anlamında kullanılan bir söz.

Al benden de o kadar : "ben de aynı düşüncedeyim, aynı durumdayım" anlamında kullanılan bir söz.

Aralarında dağlar kadar fark olmak : Aralarında her yönden büyük ayrılıklar bulunmak, benzer nitelikler çok az olmak.

Ardına kadar açık : Sonuna kadar açık (kapı, pencere).

Arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur : "çalışkan kişileri olan aile ve toplumlar, her yerde bol kazanç elde ederler" anlamında kullanılan bir söz.

At at oluncaya kadar sahibi mat olur : "bir çocuğu, bir işçiyi yetiştiren her bakımdan çok yorulur, yıpranır" anlamında kullanılan bir söz.

At koşturacak kadar : Pek geniş, çok geniş.

At nalı kadar : Pek büyük (nişan, madalya, elmas, plaka vb. şeyler).

Ateş olsa cirmi kadar yer yakar : Hasmın pek önemsenmediğini anlatan bir söz.

Attığı tırnak kadar olamamak : Bir kimse, sözü edilenden daha değersiz olmak.

Avazı çıktığı kadar : Çok yüksek sesle.

Avcı ne kadar hile bilse ayı o kadar yol bilir : "bir kişi başkasını alt etmek için çeşit çeşit ustalık kullanır ama karşısındaki de yenilmemek için türlü önlemler alır" anlamında kullanılan bir söz.

 

Avuç içi kadar : Pek küçük, dar (yer).

Bacak kadar : Ufacık.

Bacak kadar boyu var türlü türlü huyu var : "yaşı küçük ancak herkesten farklı alışkanlıklar, huylar edinmiş" anlamında kullanılan bir söz.

Bakla kadar : Çok iri (böcek).

Ben şahımı bu kadar severim : "ben bundan daha çok özveride bulunamam" anlamında kullanılan bir söz.

Beşikten mezara kadar : Bütün hayatı boyunca, ölünceye kadar.

Bıldırcının beyliği arpa biçimine kadardır : "her kazancın bir sonu vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir dereceye kadar : Bir noktaya veya bir sınıra kadar.

Bir noktaya kadar : Belli bir sınıra kadar.

Bir o kadar : Ne kadar varsa o kadar daha, bir katı, bir misli.

Bir yere kadar : Belli bir noktaya veya sınıra kadar.

Bit kadar : Çok küçük.

Boğazına kadar : Pek çok, gereğinden fazla, aşırı ölçüde.

Bu kadar : Yaklaşık.

Bu kadar kusur kadı kızında da bulunur : "üzerinde durulmaya değmeyecek kadar küçük bir kusurdur" anlamında kullanılan bir söz.

Cami ne kadar büyük olsa imam gene bildiğini okur : Cemaat ne kadar çok olsa imam gene bildiğini okur.

Çarşaf kadar : Pek büyük, çok geniş.

Cehenneme kadar yolu var : "defolsun, istediği yere kadar gitsin" anlamında kullanılan bir söz.

Cemaat ne kadar çok olsa imam gene bildiğini okur : "bir yetkili kimse, çevresindekilerin düşüncesi ne olursa olsun kendi istediğini yapmaya çalışır" anlamında kullanılan bir söz.

Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar : "yenilmesi imkânsız gibi görünen zorlukların da üstesinden gelinir" anlamında kullanılan bir söz.

Değme sarhoşa yıkılana kadar gitsin : "kendi aklını beğenip başkasını dinlemeyen kimseyi gittiği yanlış yoldan döndürmeye kalkmayın, bırakın cezasını çeksin" anlamında kullanılan bir söz.

Dibine kadar : En ince ve gizli noktasına kadar.

Dili döndüğü kadar : Söyleyebildiği kadar, anlatma gücünün elverdiği ölçüde.

Dili pabuç kadar : Saygısızca ve gönül kırıcı bir biçimde konuşan.

Dünya kadar : Pek çok.

El kadar : Çok küçük, küçücük.

Elden geldiği kadar : Yapılabildiği, olabildiği kadar.

Er oyunu üçe kadar : "birinci ve ikinci denemede başarılamayan iş için son kez üçüncü deneme yapılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Eşek kadar : Büyük, iri, aşırı derecede gelişmiş.

Eşek sudan gelinceye kadar dövmek : Adamakıllı dövmek.

Eskisi kadar : Eskiden olduğu gibi, eskiden olduğu biçimde.

Et ne kadar arık olsa üstüne ekmek yaraşır : "bilgili ve görgülü kişi, iş başında ve zengin olmasa da bilgisiz ve görgüsüz kişilerin üstünde yer alır" anlamında kullanılan bir söz.

Gırtlağına kadar : Çok fazla.

Göz açıp kapayıncaya kadar : Çok kısa bir sürede.

Gözlerinin içine kadar kızarmak : Utancından yüzü çok kızarmak.

Günahı kadar sevmemek : Sevmemek, nefret etmek.

Harmanda dirgen yiyen sıpa yılına kadar acısını unutmaz : "uygunsuz davranışlarından dolayı cezalandırılanlar uzun süre aynı davranışı göstermezler" anlamında kullanılan bir söz.

İmanına kadar : (imanına) ağzına kadar, son kertesine kadar, tıka basa, alabildiğince.

İş anlatılıncaya kadar baş elden gider : "kızışmış bir kavgada veya herhangi bir olayda meram anlatmaya fırsat kalmadan olacak olur" anlamında kullanılan bir söz.

İt sürüsü kadar : Çok kalabalık.

Kalın incelene kadar ince süzülür : "bir hastalık, bir sıkıntı karşısında güçlü gücünden bir parçasını yitirerek zayıflar ama zayıf olan, ölecek duruma gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Kapı kadar : Çok enli ve uzun olan.

Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz : "elverişli bir ortamda çoğalan şeyler, ortam elverişliliğini yitirince yok olur" anlamında kullanılan bir söz.

Kazık kadar : Kocaman (kimse).

Kedinin gideceği samanlığa kadar : "uygunsuz iş yapan kişi, ne kadar kaçarsa kaçsın, gideceği yer bellidir, kısa zamanda yakayı ele verir" anlamında kullanılan bir söz.

Kedinin usluluğu sıçan görünceye kadar : "atılgan kişilerin sessiz ve eylemsiz durmaları, onları çileden çıkaran bir durum baş gösterince sona erer" anlamında kullanılan bir söz.

Kemiğine kadar : İyice, en son sınıra dek.

Keyfi oluncaya kadar : Razı oluncaya kadar.

Kıyamete kadar : Dünya durdukça, uzun süre.

Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı derler : "kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseyle iyi geçinir" anlamında kullanılan bir söz.

Kulaklarına kadar kızarmak : Çok utanmak.

Kürek kadar dili olmak : Pabuç kadar dili olmak.

Kuş kadar canı olmak : Küçük, cılız, güçsüz bir yaratık olmak.

Mendil kadar : Çok küçük (alan).

Mercimek kadar : Çok küçük ve yuvarlak.

Ne kadar : Ne ölçüde. çok, oldukça. nicelik bakımından miktar, ölçü, fiyat, zaman anlamlarıyla soru bildiren bir söz.

Ne kadar olsa : Ne de olsa, sonuçta.

Ne kadar varsa : Hepsi, tamamı.

O kadar : Kâfi, yeter. çok fazla.

Olacak o kadar : "kabul edilebilir ölçüde" anlamında kullanılan bir söz.

Olduğu kadar : Kabul edilebilir düzeyde. beklenilenin altında.

Ölü gözü kadar : Çok az.

Pabuç kadar dili olmak : Kabaca ve terbiyesizce karşılık vermek.

Parmak kadar : Çok küçük.

Parmakla sayılacak kadar az olmak : Çok az olmak.

Sabaha kadar : Bütün gece boyunca.

Sabahtan akşama kadar : Bütün gün boyunca.

Sapına kadar : Tam anlamıyla, bütünüyle.

Şimdiye kadar : Şu ana kadar, bugüne gelinceye kadar.

Şu kadar : Şunca.

Şu kadar ki : Ancak, bununla birlikte, ne var ki.

Tilki tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider : "bir gerçeği anlatıncaya kadar çoğu kez başa gelmedik şey kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Tırnak kadar : Çok küçük. çok az.

Varıncaya kadar : Ne varsa her şeyi.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar : "söylenen söz yalansa durum çok geçmeden anlaşılır" anlamında kullanılan bir söz.

Yerden göğe kadar : Pek çok.

Yerlere kadar eğilmek : Aşırı saygı göstermek.

Yeteri kadar : Yetecek ölçüde.

Yüksük kadar : Çok az, az miktarda.

Yumruk kadar : Küçücük. çok iri, büyük.

Zerre kadar : Hiç. bir parça, çok az.

Ölçü : Değer, itibar. Bir ezginin eşit bölümlere ayrılışı. Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu. Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin. Belirlenmiş boyut. Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan. Ölçme sonucu bulunan rakam. Ölçüt. Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi.

Derece : Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Sıcaklıkölçer. Denli, kadar. Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim. Başarı gösterme.

Büyük : Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Büyük abdest. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Üstün niteliği olan. Niceliği çok olan.

Geniş : Eni çok olan, enli, vâsi. Bol (elbise). Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat. Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın, makro. Çok. Alanı büyük olan, makro, dar karşıtı.

Denli : "Kadar" anlamında üstünlük derecesini belirten bir söz. Ağırbaşlı, sözleri ve davranışları ölçülü olan (kimse).

Belirten : Tamlayan.

Miktar : Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik. Ölçü.

Dek : Tokuşma, çatışma. Bir işin, bir durumun sona erdiği zaman veya yer, kadar, değin. Düzen, hile, entrika. Belirtilen zamanı, yeri vb.ni içine almayacak bir biçimde, kadar, değin. Sağlam.

Gibi : -e yakışır biçimde. İmişçesine, benzer biçimde. O anda, tam o sırada, hemen arkasından. -e benzer.

Süre : Kur'an'ın yüz on dört bölümünden her biri.

Bir : Beraber. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Eş, aynı, bir boyda. Aynı, benzer. Sayıların ilki. Tek. Ancak, yalnız. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bir kez. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Sadece. Bu sayı kadar olan.

Söz : Müzik parçalarının yazılı metni, güfte. Kesinlik kazanmayan haber, söylenti. Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil. Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi. Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme. Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük.

Kadarak : Bir değirmeni döndürecek kadar kuvvetle akan su. Su arkı.

Kadarca : Kadarcık

Kadare : Ölme, bitme.

Kadar ile ilgili Cümleler

  • Satürn buz ve tozdan oluşan 1000'den fazla halka ile çevrilidir. Halkaların bazıları çok ince ve bazıları çok kalındır. Halkalardaki parçacıkların boyutları çakıl boyutundan ev boyutuna kadar değişir.
  • Gelincikleri benim onları sevdiğim kadar seviyor musun?
  • "Bugün Salı, değil mi?" "Evet." "Neden bu kadar kalabalık?"
  • Günümüzde bir oğlan 18 yaşına kadar bekaretini kaybetmezse, o büyük olasılıkla travmalı olacaktır.
  • Şimdiye kadar ilk kez bir nehri geçtim.
  • Şimdiye kadar ilk kez akşam yemeğini ısıttım.
  • Bu kentte o kadar çok sinagog yok.

Diğer dillerde Kadar anlamı nedir?

İngilizce'de Kadar ne demek? : [Kádár] adv. as, as much as, as far as, so

conj. as much as, up to, until, till, inasmuch as, so long as

prep. until, till, pending

Fransızca'da Kadar : jusque à; aussi, aussi ... que ..., autant, comme, autant ... que

Almanca'da Kadar : adv. dakapo, soviel

conj. bis, wie

prep. bis zu

Rusça'da Kadar : conj. как

prep. до, по, около