Kafa nedir, Kafa ne demek

Kafa; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • İnsan başı, ser
  • Kavrama ve anlama yeteneği, zekâ, zihin, bellek.
  • Hayvanlarda genellikle ağız, göz, burun, kulak vb. organların bulunduğu vücudun en ön bölümü.
  • Görüş ve inançların etkisi altında beliren düşünme ve yargılama yolu, zihniyet.
  • Çocuk oyunlarında kullanılan zıpzıp taşının veya cevizin büyük boyu.
  • Mekanik bir bütünün parçası.

"Kafa" ile ilgili cümle

  • "Kalbi ve kafasıyla daima yeni, daima genç kaldı." - Y. Z. Ortaç
  • "Kafasının faaliyetini fikirden ziyade işe vermiş." - Y. K. Beyatlı
  • "Distribütör kafası."

Yerel Türkçe anlamı:

Tülbent

Yapıda duvarların aralarını doldurmak için kullanılan küçük taşlar, moloz.

Kemençede burguların bulunduğu bölüm.

Baş, kafa

Üzümle yapılmış olan bir çeşit hamur tatlısı

En büyük aşık, zıpzıp.

Avcıların içine girip pusu kurdukları ağaçlık yer.

Biyoloji'deki anlamı:

[Bakınız: baş]

Gitar terimi olarak anlamı:

Sadece yükselteçlerden oluşan ve çıkış sinyalinin sese dönüşebilmesi için hoparlöre ihtiyaç duyan cihaz.

Telli çalgılarda tellerin direncinin karşılanabilmesi için genellikle sapa göre daha büyük ve açılı tutulan, burguların da bulunduğu sapın uç kısmı.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

 

Elektrik ya da akustik dalgaları saptayan ya da okuyan, özellikle ses aygıtlarında, mıknatıslı görüntü aygıtlarında ses ve görüntüyü saptama ve okuma işini gerçekleştiren değiştirgeç.

İngilizce'de Kafa ne demek? Kafa ingilizcesi nedir?:

headstock, head amp, head

Osmanlıca Kafa ne demek? Kafa Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

cümcüme, kıhıf

Kafa hakkında bilgiler

Kafa veya baş, anatomide hayvan ve insanların en rostral (anatomik pozisyonda) bölümünde bulunan, genellikle beyin, göz, kafatası, kulak, burun ve ağızı içeren kısımdır.

İnsan kafası kranium ve mandibula olarak iki kısım içermektedir.

Kafa ile ilgili Cümleler

  • Kafa mı buluyorsun benimle?
  • Kafaları karışmış gezginler yanlış şehre doğru yöneldiklerini fark ettiler.
  • Putin sik kafalıdır.
  • Kafadan atmak!
  • Kafa nereye, biz oraya.
  • Bir kafatası şeklinde bir asteroid, Cadılar Bayramı'nda Dünya'nın yanından geçip gitti.
  • Bu hafıza kartını kafamın içine takın, lütfen!
  • Hasan'ın kafası karışmış olmalı.
  • Bizim bile kafamız karıştı.
  • Kafa dağıtmak istiyorum.
  • Ali bir av tüfeği ile kafasını uçurdu.
  • Kafam bir trilyon.
  • Kafam biraz karıştı.
  • Jale tavuğun kafasını kesti.

Kafa tanımı, anlamı:

İnsan : Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Âdemoğlu, âdem evladı.

 

Hayvan : Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık.

Genel : Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Bir genelleme sonucunda elde edilen. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan.

Burun : Kibir, büyüklenme. Karanın, özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü. Bazı şeylerin ön ve sivri bölümü. Alınla üst dudak arasında bulunan, çıkıntılı, iki delikli koklama ve solunum organı.

Kulak : Varlıklı Rus köylüsü. Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri. Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu. Başın her iki yanında bulunan işitme organı. Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü. Duvar, baca, şömine vb. yerlerde kulağa benzer çıkıntı. Saban kulağı. Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri. Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği.

Bölüm : Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Çağ, devir. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman.

Kafa atmak : Kavga sırasında karşıdakinin yüzüne, sert ve şiddetli bir biçimde kafayla vurmak.

Kafa bulmak : Alay etmek.

Kafa cilalamak : İçki içmek.

Kafa çekmek : İçki içmek.

Kafa dinlemek : Zihni yoran sorunlardan uzak kalmak. sessiz, sakin kalmak.

Kafa dinlendirmek : Tasa veya zihni yoran sorunlardan kendini uzaklaştırmak.

Kafa eskitmek : Zihni yoran sorunlarla sürekli uğraşmak.

Kafa göz yarmak : Beceriksizlik göstermek.

Kafa kafaya vermek : İki veya birkaç kişi bir kenara çekilip konuşmak. dayanışmak.

Kafa kalmamak : Zihin yorularak çalışmaz olmak.

Kafa karıştırmak : Önceki düşüncelerini altüst etmek.

Kafa patlatmak : Bir konu üzerinde pek çok düşünmek.

Kafa sallamak : İkaz etmek için başını iki yana veya öne arkaya hafifçe eğmek. baş sallamak. doğru veya yanlış her şeye evet demek.

Kafa şişirmek : Gürültü veya gevezelikle bir kimseyi tedirgin etmek.

Kafa tutmak : Boyun eğmemek, karşı gelmek, diklenmek.

Kafa ütülemek : Çok laf edip tedirgin etmek.

Kafa yapmak : Dalga geçmek.

Kafa yok : "akıl, düşünce yok" anlamında kullanılan bir söz.

Kafa yormak : Bir iş, bir konu üzerinde çokça düşünmek.

Kafası almamak : Zihin yorgunluğu sebebiyle anlayamaz duruma gelmek. anlayamamak, kavrayamamak. olabileceğine inanmamak.

Kafası bir dünya : Çok sarhoş.

Kafası bozulmak : Öfkelenmek, kızmak.

Kafası bulanmak : Bir olay karşısında aklı karışmak, anlayamaz, kavrayamaz duruma gelmek.

Kafası dolmak : Zihninde çeşitli konular birikmek.

Kafası dönmek : Kızıp öfkelenmek. sıkışık bir durumda sersemlemek.

Kafası dumanlanmak : Çok dalgın olmak. esrar içmiş olmak. sarhoş olmak.

Kafası durmak : Zihin yorgunluğundan düşünemez olmak.

Kafası düzelmek : Doğruyu ve iyiyi bulmak.

Kafası ile oynamak : Takım sporlarında arkadaşlarının durumunu göz önünde tutup en iyi fırsatı değerlendirerek bedenini fazla yormadan oynamak.

Kafası işlemek : Aklı, zekâsı yerinde olmak, bir konu üzerinde iyi düşünebilir olmak.

Kafası karışmak : Önceki bilgi ve düşünceleri altüst olmak.

Kafası kazan olmak : Kafası şişmek.

Kafası kızmak : Öfkelenmek.

Kafası sarmamak : Anlamamak, aklı ermemek.

Kafası sersem sepet : Gürültü ve uğultudan zihni yorulmuş (olmak).

Kafası şişmek : Zihni yorulmak. gürültüden tedirgin olmak.

Kafası takılmak : Zihni bir şeyle sürekli olarak uğraşmak.

Kafası yerinde olmamak : Gereği gibi düşünecek durumda olmamak.

Kafası yerine gelmek : Kendini toparlamak, kendine gelmek.

Kafasına dank etmek : Bir olay sebebiyle birden ayılmak, doğruyu anlamak.

Kafasına estiği gibi : Sadece kendi düşünce ve isteklerine göre.

Kafasına geçirmek : Başına geçirmek.

Kafasına girmek : Birini bir iş yapmaya kandırmak. bir düşünce aklına uygun gelmek.

Kafasına girmemek : Anlayamamak, kavrayamamak.

Kafasına göre : İstediği gibi.

Kafasına koymak : Kararını önceden vermiş olmak, önceden şartlanmak, bir şey yapmaya kesin karar vererek zamanını beklemek.

Kafasına sığmamak : Akıl erdirememek.

Kafasına söz girmemek : Önemsememek. çok aptal veya inatçı olmak.

Kafasına uymak : Aklına uymak.

Kafasına vura vura : Zorla, isteyip istemediğine bakmadan.

Kafasına vurmak : Başına vurmak.

Kafasında şimşek çakmak : Beyninde şimşek çakmak.

Kafasında tutmak : Bir şeyi unutmamak, aklında tutmak.

Kafasından çıkarmak : Bir şeyi unutmak veya ondan vazgeçmek.

Kafasından geçirmek : Belli belirsiz düşünmek.

Kafasını ezmek : Zararlı olabilecek bir hareketi, bir durumu başlangıçta yok etmek, etkisiz duruma getirmek.

Kafasını işletmek : Doğru ve iyi düşünmek.

Kafasını kaldırmak : Karşı gelmek, başkaldırmak.

Kafasını kaldırmamak : Yoğun olarak çalışmak, meşgul olmak. yoğun bir biçimde düşünmek veya çalışmak. karşı gelmemek.

Kafasını kaşıyacak vakti olmamak : Başını kaşıyacak vakti olmamak.

Kafasını kırmak : İyice dövmek, pataklamak.

Kafasını kullanmak : Akıllıca davranmak.

Kafasını kurcalamak : Zihnini meşgul etmek, düşündürmek.

Kafasını sarmak : Uyuşmak, anlaşmak, uyum sağlamak.

Kafasını sokmak : Barınabilecek bir yere yerleşmek, başını sokmak.

Kafasını taştan taşa çarpmak : Başını taştan taşa çarpmak.

Kafasını toplamak : Sağlıklı düşünebilir olmak.

Kafasını tütsülemek : Sarhoş etmek.

Kafasını uçurmak : Kellesini uçurmak.

Kafasını vurmak : Bir kimsenin kafasını kesmek.

Kafasının bir tahtası eksik : Akıl dışı davranışlarda bulunan.

Kafasının dikine gitmek : Kendi düşünce ve görüşünün en iyi olduğuna inanarak kimsenin öğüdünü, uyarısını dinlememek.

Kafasının etini yemek : Başının etini yemek.

Kafasının kontağı atmak : Çok sinirlenmek, öfke ile dolmak.

Kafaya almak : Zaaflarından yararlanarak kandırmak, oyuna getirmek. gemi seyrederken akıntıyı başa almak. konu önemliymiş gibi yaparak alaya almak.

Kafaya çıkmak : Topa kafayla vurmak için sıçramak.

Kafaya takmak : Sürekli o şeyi düşünmek.

Kafayı bulandırmak : Önceki düşünceleri altüst etmek, değiştirmek.

Kafayı bulmak : Sarhoş olmak.

Kafayı çalıştırmak : Akılcı davranarak sorunları çözmek.

Kafayı değiştirmek : Düşüncesini, kanaatini değiştirmek.

Kafayı tütsülemek : Sarhoş olmak.

Kafayı üşütmek : Delirmek, çılgınlaşmak.

Kafayı vurmak : Uyumak için yatmak. hastalanıp yatağa düşmek.

Kafayı yemek : Aşırı yorgunluktan bunalıma düşmek.

Kafa çıkışı : Futbolda havadan gelen topa kafa vurmak için yükselme.

Kafa dengi : Kafadar.

Kafa sesi : Diyafram yoluyla itilen havanın sesi oluşturduktan sonra sinüslerde yankı yaptırılmasıyla elde edilen ses.

Kafa işçisi : Beyin gücü ile ortaya eser koyan, araştıran, inceleyip eleştiren kimse.

Kafa kağıdı : Nüfus cüzdanı.

Kafa koçanı : Nüfus cüzdanı.

Kafakol : Güreşte bir oyun türü.

Kafatası : İnsanda ve omurgalılarda içinde beyin bulunan, başın kemik bölümü.

Kafası boş : Cahil.

Kafası bulutlu : Sarhoş.

Kafası çatlak : Yarı deli, aptal (kimse).

Kafası dumanlı : Çözemediği karışık düşüncelerle kafası yorgun (kimse). Sarhoş.

Kafası iyi : Sarhoş.

Kafası kıyak : Sarhoş.

Kafası kontak : Deli, çıldırmış, çılgın (kimse).

Kafası küflü : Çağının gerisinde kalmış, gerici.

Kafası örümcekli : Düşüncesiz, kaba, anlayışsız (kimse). Gerici.

Kafası tembel : Alık, budala, basireti olmayan (kimse).

Kalın kafa : Kalın kafalı.

Kurukafa : Tırtılları patates yaprağı yiyen, alt kanatları sarı, üstü kahverengi bir tür kelebek (Acherantia adrophos).

Kuru kafa : Baş iskeleti. Akılsız. Ölüm tehlikesinin simgesi olarak kullanılan baş iskeleti.

Taş kafa : Kalın kafalı olan kimse. Kafası sağlam, dayanıklı kimse.

Kafaca : Düşünce bakımından.

Kafadan bacaklılar : Yumuşakçaların, baş bölgelerinde sert bir gagası ve çekmenli sekiz kolu bulunan önemli bir sınıfı.

Kafadan kontak : Düşüncesiz, mantıksız iş gören.

Kafadar : Görüş ve anlayışları birbirine uyan kimselerden her biri, kafadaş, kafa dengi, büzüktaş.

Kafadaş : Kafadar.

Kafadaşlık : Kafadarlık.

Kafakola almak : Güreşte kafa ve kolu birlikte kavrayarak rakibi çevirmek. etkisi altına alıp kandırmak.

Kafalı : Bilgili, kavrayışlı ve anlayışlı. Kafası herhangi bir biçimde olan. Kafası olan.

Kafalılık : Kafalı olma durumu.

Kafası boşluk : Kafası boş olma durumu.

Kafasına vur ekmeğini elinden al : Başına vur, ağzından lokmasını al.

Kafasız : Kafası olmayan. Düşünüşü, anlayışı ve kavrayışı kıt olan, anlayışsız, kavrayışsız.

Kafatasçı : Kafatasçılıktan yana olan (kimse, görüş).

Kafatasçılık : İnsanları kafataslarının biçimine göre değerlendiren görüş. Bir düşünce, inanç vb.ne körü körüne bağlılık.

Aynı kafada olmak : Aynı düşünceleri paylaşmak.

Bir anaya bir kız bir kafaya bir göz : "bir başa bir göz ne kadar gerekli ise bir anneye bir kız da o denli gereklidir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir kafada olmak : Aynı düşüncede olmak.

Boş kafalı : Akılsız, bilgisiz.

Boş kafalılık : Boş kafalı olma durumu.

Dar kafalı : Kavrayışı az, anlayışı kıt, yenilikleri benimseyecek yetenekten yoksun (kimse).

Dar kafalılık : Dar kafalı olma durumu.

Dibek kafalı : Anlayışsız, kaba, budala (kimse).

Eşek kafalı : Kalın kafalı, anlayışsız, kavrayışsız (kimse).

Eski kafalı : Günün düşünce ve yaşayışına ayak uyduramayan (kimse).

Eski kafalılık : Eski kafalı olma durumu.

Et kafalı : Anlayışsız, kaba. Budala, enayi.

Geri kafalı : Yenilikleri istemeyen, eskiye bağlı (kimse).

Geri kafalılık : Geri kafalı olma durumu.

Her kafadan bir ses çıkmak : Bir konu üzerinde herkes rastgele konuşmak.

Horoz kafalı : Horoz akıllı.

Kabak kafalı : Saçları dökülmüş, dazlak. Aptal, budala.

Kalın kafalı : Budala, aptal, anlayışsız. Geç veya güç anlayan, gabi.

Kalın kafalılık : Kalın kafalı olma durumu.

Kaz kafalı : Anlayışsız, kavrayışsız, kafasız (kimse).

Kaz kafalılık : Kaz kafalı olma durumu.

Kısa kafalı : Brakisefal.

Örümcek kafalı : Eskiye saplanıp yeniliklere düşman olan, eskiye bağlanıp kalmış olan, geri düşünceli (kimse).

Sepet kafalı : Ahmak, alık.

Uzun kafalı : Başı dar, kafatasının uzunluğu genişliğinden fazla olan (kimse), dolikosefal.

Vurup kafayı yatmak : Uykusu geldiğinde hemen yatmak.

Organ : Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş. Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv.

Çocuk : Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse. Küçük yaştaki erkek veya kız. Genç erkek. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. Soy bakımından oğul veya kız, evlat. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse.

Oyun : Hile, düzen, desise, entrika. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Kumar. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi.

Zıpzıp : Bilye. Bir yerinden lastik bir bağla asılmış, içi talaş dolu hafif bir top olan çocuk oyuncağı.

Ceviz : Bu ağacın dışı kabuklu, içi yağlı ve nişastalı yemişi, koz. Cevizgillerin örnek bitkisi olan, uzun ömürlü, gövdesi kalın, kerestesi değerli, yurdumuzda çok yetişen ağaç (Juglans regia). Bu ağacın kerestesinden yapılmış.

Büyük : Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Niceliği çok olan. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Üstün niteliği olan. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli.

Mekanik : Makine ile yapılan. Denge veya hareket kurallarıyla ilgili. Düşünmeden yapılan. Kuvvetlerin maddeler ve hareketler üzerine etkisini inceleyen fizik dalı.

Anatomi : İnsan, hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim, teşrih. Bir şeyin oluşumunda göze çarpan özel yapı. Beden yapısı, gövde yapısı.

Başı : Resim klişesi, dökme harf, taş kalıp kullanarak makine yardımı ile kâğıt, bez vb.ne yazı, resim, çıkarma işi, tab, edisyon.

Ser : Başkan, reis. Baş, kafa. Limonluk.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Aynı, benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayı kadar olan. Sadece. Sayıların ilki. Bir kez. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Tek.

Kafa dağıtım dingili : Dağıtım dingilinin motor kafasına yerleştirilmiş türü.

Kafa emeği : Bir mal ya da hizmetin üretiminde fiziksel güç dışında fikri olarak harcanan emek. krş. beşeri sermaye

Kafa içi : Kafatası.

Kafa indeksi : Kafatasının maksimum genişliğinin, maksimum uzunluğu ile 100 kere çoğaltılarak bölünmesinden elde edilen rakam. Kafatasının maksimum genişliğinin maksimum uzunluğu ile 100 defa çoğaltılarak bölünmesinden elde edilen rakam.

Kafa kafaya denge : Bir kişi ayakta dururken, onun üstüne, amuda kalkarak çıkan kişinin kafasını ötekinin kafası üzerine koyarak dengelenmesi.

Kafa kazımak : Gevezelik ederek usanç vermek.

Kafa kemikleri : Birbirleriyle hiç hareket etmeyecek biçimde birleşmiş olan kemiklerle bir eklem aracılığıyla birleşmiş alt çene kemiği ve dil kemiğinden oluşan kemikler, ossa krani.

Kafa penceresi : Eski yapılarda, camilerde pencerelerin üst bölümündeki, küçük pencereler, tepe penceresi.

Kafa sayısı dizini : Yoksulluk sınırı altında kalan nüfusun genel nüfusa oranını gösteren, yoksulluğun yaygınlığını ölçmek amacıyla kullanılan yoksulluk dizinlerinden biri. Bu dizin sıfırla bir arasında değer almakta, dizin değerinin sıfır olması ülkede hiç yoksul kişinin bulunmadığı, bir olması ise ülkedeki herkesin yoksul olduğu anlamına gelmektedir. krş. Foster-Greer-Thorbecke dizini, Sen dizini, yoksulluk açığı dizini

Kafa vergisi : Müslüman devletlerde Müslüman olmayanlardan, korunma karşılığı alınan vergi.

Diğer dillerde Kafa anlamı nedir?

İngilizce'de Kafa ne demek? : [Kafa] n. head, brains, bean, intelligence, cast of mind, chump, coconut, conk, costard, end, headpiece, knob, nob, noddle, noggin, noodle, nut, onion, pate, poll, potato, savvy, sconce

Fransızca'da Kafa : tête [la]; tronche [la]

Almanca'da Kafa : n. Hirn, Kopf, Oberstübchen

Rusça'da Kafa : n. голова (F), башка (F), ум (M), смекалка (F), умонастроение (N)