Kaldıraç nedir, Kaldıraç ne demek

  • Az bir kuvvet ile büyük bir yükü kaldırmaya yarayan, bir dayanma noktası üzerinde hareket edebilen, inip kalkabilen sert çubuk, manivela

İktisat alanındaki kelime anlamı:

[Bakınız: borç oranı]

Tarım alanında kullanılan kelime anlamı:

[Bakınız: manivela]

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Yapı işlerinde kullanılan kaldıraç. (Güney *Ikizdere -Rize)

Bilimsel terim anlamı:

mekanik: Bir dayanma noktası üzerinde oynayabilen ve az güçle, ağır yükleri kaldırmaya yarayan araç.

İngilizce'de Kaldıraç ne demek? Kaldıraç ingilizcesi nedir?:

lever

Osmanlıca Kaldıraç ne demek? Kaldıraç Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

manivelâ

Kaldıraç hakkında bilgiler

Arşimet'in formüle ettiği kaldıraçlar, destek noktası da denilen sabit bir nokta etrafında dönebilen sistemlere denir. Kaldıracın etrafında döndüğü noktaya destek denir. Uygulanan kuvvetin destek noktasına olan uzaklığına kuvvet kolu, yük ile destek arasındaki uzaklığa yük kolu denir. Bir kaldıraçta kuvvet kolu, yük kolundan ne kadar uzun olursa, bu kaldıraçla kaldırılabilecek yük de o kadar büyük olur.

Dengede olan bir kaldıraçta, kuvvetle kuvvet kolunun çarpımı, yükle yük kolunun çarpımına eşittir. Buna kaldıraç bağıntısı denir.

Kaldıraçlar, destek noktasının bulunduğu yere göre çift ve tek taraflı kaldıraç olmak üzere iki gruba ayrılır.

 

Desteğin arada olduğu kaldıraçlara denir. Kuvvetin yönünü değiştirir, kuvvetten kazanç sağlar. Günlük hayatta çift taraflı kaldıraca benzer pek çok araç kullanırız. Örneğin makas, pense, , levye, kayık küreği desteğin arada, tahterevalli, eşit kollu terazi desteğin ortada olduğu kaldıraca benzer araçlardır.

Kaldıraç tanımı, anlamı:

Kuvvet : Bir ülkenin silahlı gücü. Bir niceliğin kendisi ile çarpılarak yükseltildiği derecelerden her biri: 2x2x2=23 denkleminde, 3 sayısı 2'nin kuvvetini gösterir. Güç. Şiddet, zor, cebir. Fiziksel güç, takat. Dayanıklı olma durumu. Durgunluğu harekete veya hareketi durgun bir duruma çeviren etken, direnci kıran veya direnç doğuran özellik. Yetke, erk, nüfuz.

Büyük : Niceliği çok olan. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Üstün niteliği olan. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Büyük abdest. Önemli.

Nokta : Sınır, derece, radde. Çok küçük boyutlarda işaret, benek. Orta nokta. Yer. Hiçbir boyutu olmayan işaret. Nöbetçi, gözcü, bekçi. Bazı harflerin üzerine konulan ufak işaret. Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.). Konu, konu ile ilgili önemli bölüm. Nöbetçi bulunan yer.

Çatal kaldıraç : Önünde uzanan iki kolla özel hazırlanmış paletli yükleri kaldırıp taşıyan veya istif eden motorlu araç.

Kaldırma : Kaldırmak işi.

Dayanma : Dayanmak işi.

Hareket : Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. Deprem. Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma. Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılmış olan ilerlemeler, akım. Yola çıkma. Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi. Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon. Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri. Devinim. Davranış, tutum.

 

Sert : Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Güçlü kuvvetli. Gönül kırıcı, katı, ters. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Titizlikle uygulanan, sıkı. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı.

Çubuk : Kumaşta düz çizgi. Körpe dal. Tütün içmek için kullanılan uzun ağızlık. Ana direkler üzerine sürülen ikinci ve üçüncü direk parçası. Değnek biçiminde ince, uzun ve sert olan şey. Ankara iline bağlı ilçelerden biri.

Manivela : Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol. Kaldıraç.

Formüle : "Bir düşünceye bir anlatım biçimi vermek" anlamında kullanılan formüle etmek birleşik fiilinde geçen bir söz.

Kaldıraç dekoru : Eski ingiliz tiyatrolarında eski bir dekor değiştirme yöntemi. Sahne yanlarında duran birer makaradan, birinden ötekine sarılmakla değiştirilebilen resimli dekor bezi. Tiyatro sahnesinde dekor değiştirmeye yarayan eski bir yöntem. Daha çok eski ingiliz sahnelerinde görülür. Sahne dibinde iki yanda duran birer makaradan birinden ötekine sarılmakla değiştirilebilen resimli dekor bezi.

Kaldıraç fiyat teklifi : Bir ele geçiricinin pay senedi yerine ödünç sermaye ihracıyla (riskli, çürük tahvil) finanse etmesi. Bu durum büyüyen firmanın sermaye kaldıracını arttıracaktır.

Kaldıraç kolu : (fizik)

Kaldıraç kuralı : Evre çizgesine bakarak, belli bileşimde bir evre soğudukça yeni, daha yoğun iki evrenin ne oranda çıkacaklarını veren kural. Bir denge çizgesindeki iki fazlı bir bölgede, fazların nicelik ve bileşimini bulmak için uygulanan kural.

Diğer dillerde Kaldıraç anlamı nedir?

İngilizce'de Kaldıraç ne demek? : n. lever, Jack, prise, heaver, handspike, prize, pry

Fransızca'da Kaldıraç : lévier [le], manivelle [la]

Almanca'da Kaldıraç : n. Hebebaum, Hebel

Rusça'da Kaldıraç : n. рычаг (M)