Kaldırmak nedir, Kaldırmak ne demek

"Kaldırmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu ilaç onu yataktan kaldırdı."
  • "Gözlerini yüzüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık." - S. F. Abasıyanık
  • "Meclis ... olağanüstü hâli kaldırabilir." - Anayasa
  • "Yakın köyden kaldırdığı bir yosmayı sarhoş etmekle meşguldü." - S. F. Abasıyanık
  • "Örtüyü masanın üzerinden kaldır."
  • "Bu araba bu yükü kaldırmaz."
  • "Günün birinde bu müdürü başka, daha önemli bir yere kaldırdılar, buraya da bir başka müdür getirdiler." - M. Ş. Esendal
  • "İstifçilerin piyasadan kaldırdığı mallar."
  • "Bir gece yanında mihman olduğum / Sabah oldu deyi kaldırdın beni" - Halk türküsü
  • "Duvarı bir metre daha kaldırmalı."
  • "Anası, kardeşi ile hep beraber sofrayı kaldırdılar." - N. Cumalı
  • "Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin."
  • "Yeryüzünden hayali kaldırın, dünya bir taş ve toprak yığınından ibaret kalır." - O. S. Orhon
  • "Yarasının dikişleri koptu dün öğleden sonra, Fransız Hastanesine kaldırdılar." - A. Gündüz
  • "Bu kumaş fazla süs kaldırmaz."
  • "İki tarla ötede Çetecioğlu Mustafa, bu yıl mahsulünü kaldırdığı tarlayı nadas etmekle uğraşıyordu." - N. Nâzım
 

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: çıkarmak]

İngilizce'de Kaldırmak ne demek? Kaldırmak ingilizcesi nedir?:

remove, dismount, unload, uninstall

Kaldırmak kısaca anlamı, tanımı:

Başkaldırmak : Ayaklanmak, isyan etmek. İyice coşmak, kabarmak.

Kaldırma : Kaldırmak işi.

Ablukayı kaldırmak : Kuşatma uygulamasından vazgeçmek.

Ambargoyu kaldırmak : Ambargo ile ilgili yasaklamayı kaldırmak.

Aradan kaldırmak : İş yapma imkânını yok etmek.

Ayağa kaldırmak : Telaş ve heyecana düşürmek.

Buzdolabına kaldırmak : Bir konuda anlaşmaya varılamadığı için onu bir süre gündem dışında bırakmak.

Cenazeyi kaldırmak : Ortada kalan bir işi bitirmek. ölüyü gömmek. ölüyü gömmek üzere götürmek.

Dağa kaldırmak : Birini, herhangi bir amaçla, zorla dağa veya ıssız bir yere götürüp orada tutmak.

Dokunulmazlığını kaldırmak : Anayasa veya uluslararası gelenekler gereğince, kişiye tanınan ilişilmez olma durumunu ortadan kaldırmak.

Dörtnala kaldırmak : Dörtnal koşturmaya başlamak.

El kaldırmak : Birine, bir şeye vurmaya kalkışmak. oy verdiğini veya söz istediğini elini kaldırarak belirtmek.

Harmanı kaldırmak : Harman işini bitirmek.

Hastaneye kaldırmak : Tedavi amacıyla hastaneye götürmek.

Kadeh kaldırmak : Herhangi birini veya bir şeyi onurlandırmak için içmeden önce kadehleri yukarı kaldırmak.

 

Kafasını kaldırmak : Karşı gelmek, başkaldırmak.

Katmer kaldırmak : Karışıklık çıkarmak.

Kazan kaldırmak : Yeniçeriler yemek pişirilen kazanı devirerek ayaklanmak, isyan etmek. yöneticinin bir tutumuna karşı hep birden ayaklanmak, isyan etmek.

Mahalleyi ayağa kaldırmak : Bağırıp çağırarak konu komşuyu tedirgin etmek.

Mal kaldırmak : Ürün elde etmek.

Morga kaldırmak : Ölüleri morga götürmek.

Omuz kaldırmak : Kabul etmemek, geri çevirmek. bilmez gibi davranmak.

Ortadan kaldırmak : Öldürmek. yok etmek. saklamak.

Parmak kaldırmak : Bir toplulukta söz istemek için işaret parmağını açık bırakarak kapalı eli yukarı kaldırmak.

Sofrayı kaldırmak : Yemek yendikten sonra masa, sini vb.ni temizlemek.

Tabanları kaldırmak : Koşarak kaçmak.

Tahtaya kaldırmak : Öğrenciyi sözlü sınav için sınıftaki tahtanın önüne çağırmak.

Vücudunu ortadan kaldırmak : Öldürmek.

Yorgaya kaldırmak : Atı, binicisini sarsmayan bir biçimde yürümesi için hareketlendirmek.

Yürürlükten kaldırmak : Uygulanmaz duruma getirmek.

Hareket : Devinim. Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri. Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi. Yola çıkma. Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon. Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma. Davranış, tutum. Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. Deprem. Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılmış olan ilerlemeler, akım.

Ettirmek : Etme işini yaptırmak.

Yükseltmek : Değerini olduğundan daha çok göstermek. Yükseğe çıkarmak, yukarı kaldırmak. Aşama ve mevki bakımından daha yüksek duruma getirmek. Bir sayıyı kendisiyle birkaç kez çarpmak. Yüksek bir düzeye getirmek, geliştirmek. Güçlendirmek, şiddetlendirmek.

Ürün : Bir tutum veya davranışın ortaya çıkardığı şey. Türlü endüstri alanlarında ham maddelerin işlenmesiyle elde edilen şey. Eser. Doğadan elde edilen, üretilen yararlı şey, mahsul.

Toplamak : Şişmanlamak, kilo almak. Bir araya getirmek. Bir araya getirmek, düzene sokmak, düzeltmek. Devşirmek. Vergi veya bağışı verecek olanlardan almak. Çıban, yara irinlenmek. Sayıları veya nicelikleri birbirine ekleyip toplamını bulmak. Dağınıklıktan kurtarmak. Artırıp biriktirmek. Devşirip kaldırmak. Hizmete çağırmak.

Taşımak : Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek. Üstünde bulundurmak. Giymek. Duymak, hissetmek. Boru, kanal vb. ile sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak. Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek. Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak. Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek.

Çekmek : Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yürütmek, sürmek. Kaçan ilmeği örmek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Atmak, vurmak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. Taşıma gücü olmak. Asmak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Örtmek, giymek. Hoşa gitmek, sarmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. İçine almak, emmek. Öğütmek. Herhangi bir engel kurmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Çizgi durumunda uzatmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. İçki içmek. Yollamak. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Daralıp kısalmak. Yol, ay sürmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Germek. Tartıda ağırlığı olmak. İmbik yardımı ile elde etmek. Döşemek. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Boya, badana vb. sürmek. Herhangi bir anlama almak.

Almak : İçine sığmak. Birlikte götürmek. Sürükleyip götürmek. Görevden, işten çekmek. İçeri girmesini sağlamak. Kısaltmak, eksiltmek. Örtmek, koymak. Başlamak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Tat veya koku duymak. Temizlemek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Kazanmak, elde etmek. İçecek veya sigara içmek. Gidermek, yok etmek. Erkek, kadınla evlenmek. Yolmak, koparmak. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Yutmak, kullanmak. Çalmak. Kazanç sağlamak. Soldurmak. Satın almak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Kabul etmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçeri sızmak, içine çekmek. Ele geçirmek, fethetmek. Göreve, işe başlatmak. Yer değiştirmek.

Yukarı : Benzerleri arasında üstte bulunan. Yetkili kimse. Bir şeyin üst bölümü, fevk, aşağı karşıtı. Üst tarafa, üstteki kata, üste, yükseğe, yukarıya. Aşama, sınıf, makam bakımından ileride olan.

Doğru : Yakın, yakınlarında. Karşı yönünce. İki nokta arasındaki en kısa çizgi. Gerçek, hakikat. Gerçek, yalan olmayan. Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde. Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun. Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca. Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı. Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu.

Götürmek : Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek. Bir sonuca vardırmak. Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak. Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek. Haksız kazanç sağlamak, mal veya para sahibi olmak. Herhangi bir yiyeceği tek başına ve hızlı bir biçimde yemek. Taşımak, ulaştırmak veya koymak. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek. Öldürmek. Tümüyle sahip olmak. Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek.

Tören : Anma, kutlama, nişan, evlenme, ölüm gibi sebeplerle yapılmış olan toplantı, merasim, seremoni. Bir toplulukta, üyelerin belli bir olayı, kişiyi veya değeri ayırt edip sembolleştirmesi, bunların anlam ve öneminin güçlendirilmesi amaçlarıyla düzenlenen hareket dizisi, merasim.

Gömmek : Bir nesnenin içine yerleştirmek, batırmak. Birinden daha çok yaşamak. Bir cenazeyi kaldırmak. Birinin cenaze törenine katılmak. Yerin altına koyarak üstünü toprakla örtmek. Bir ölüyü toprağın içine yerleştirmek, defnetmek.

Başka : "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir söz. Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan. Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge.

Uyandırmak : Aklını başına toplamasını sağlamak, gözünü açmak. Çıra, lamba, soba vb. ışık veren şeyleri yakmak, tutuşturmak. Üstü küllenmiş ateşi yeniden canlandırmak. Herhangi bir sebeple dernekteki üyeliğin dondurulmasından vazgeçerek çalışmalara katılmasına izin vermek. Uyanmasına yol açmak.

Koymak : Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Katmak, eklemek. Bırakmak, terk etmek. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Etkilemek, dokunmak. İmza, tarih, adres yazmak. Bırakmak. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak.

Saklamak : Bozulmadan doğal durumları ile durmasını sağlamak, korumak, muhafaza etmek. Kaybolmaması, görünmemesi için gizli bir yere koymak. Görünmesine engel olmak, ortalıkta bulundurmamak. Gizli tutmak, duyurmamak. Elinde bulundurmak, tutmak. Korumak, esirgemek. Birine vermek için ayırmak.

Kaçırmak : Kaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak. Zor kullanarak yanında götürmek. Sıvı, gaz vb. sızdırmak. Yararlanamamak. Birini veya bir şeyi göstermemek. Bir işi belirlenen zamanda yapamamak. Futbol veya basketbolda savunduğu oyuncuyu boş bırakmak, pas almasına fırsat vermek. Gitmek, kaçmak zorunda bırakmak. Çalmak, kimsenin haberi olmadan götürmek, aşırmak. Delirmek. Bir araç veya aletle iş görürken aracı iyi kullanamama yüzünden kendine veya bir başkasına zarar vermek. Bir daha ele geçmemek üzere yitirmek. Yarışan bir koşucu diğeri tarafından hızla geçilip ara açılmak. Ölçüyü, sınırı aşmak, fazlasına gitmek. İstemeyerek altını kirletmek. Yasal olmayan yoldan bir ülkeye mal sokmak veya çıkarmak.

İyi : İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde. Doğru olan. İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı. Öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan orta ile pekiyi arasındaki not. Yerinde, uygun. Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren. Bol, çok, aşırı. Yeterli, yetecek miktarda olan. Esen, sağlıklı.

Etmek : "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Kötülükte bulunmak. Bulmak, erişmek. Demek, söylemek. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Bir işi yapmak. Herhangi bir değerde olmak. Eşit değer kazanmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak.

İyileştirmek : İyileşmesini sağlamak, sağlığına kavuşturmak, tedavi etmek. Eksikliğini, bozukluğunu gidermek, ıslah etmek.

Bir : Sadece. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Tek. Bu sayı kadar olan. Sayıların ilki. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Aynı, benzer. Bir kez.

Çokça : Oldukça fazla, aşırı miktarda, fazlaca.

Tayin : Asker azığı. Asker ekmeği. Savaş veya seferberlik dönemlerinde vatandaşlara karneyle dağıtılan ekmek.

Atamak : Birini bir göreve getirmek, tayin etmek.

Yok : Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı. Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz. "Hayır" anlamında kullanılan bir söz. Olmayan, bulunmayan şey. Birinin söylediği sözlerden genel olarak kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz. Yasak. Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir.

Silmek : Üzerine genellikle bir bez sürterek tozlarını, kirlerini almak veya parlatmak. Üstünlük göstererek o alanda üstün olanları ikinci plana atmak. Ortadan kaldırmak, yok etmek veya gidermek. Bir yazı, çizgi vb.ni kazıyarak veya sürterek yok etmek. Üzerini çizerek atmak, yok etmek. Bir şeyin ıslaklığını gidererek kuru duruma getirmek. İlişkisini koparmak, yok saymak. Tahta malzemeyi makineyle düzgün ve pürüzsüz hâle getirmek.

Uygun : Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Elverişli, yarar, müsait, muvafık. Orantılı, oranlı.

Gelmek : Ortaya çıkmak, doğmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Kadar olmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Türemek. Dayanmak, tahammül etmek. Olmak, -e uğramak. Kazanılmak, sağlanılmak. Uymak. Görünmek, sanılmak. Belli bir zamana ulaşmak. Uygun düşmek. İsabet etmek. Biriyle birlikte gitmek. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Herhangi bir sırada bulunmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Getirmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Katılmak, eklenmek. İzlemek, takip etmek. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Sonuç çıkmak. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Düşmek, rast gelmek. Çıkmak, yönelmek. Belli bir süre dolmak. Mal olmak. Başlamak, ortaya çıkmak. Ulaşmak, varmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Akmak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar.

Yakışmak : Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak. Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek.

Çalmak : Süpürmek, temizlemek. Kumaşın bir parçasını kesmek. Üzerine sürmek. Bozmak, zarar vermek. Madeni oymak, kalemle işlemek. Vurarak veya sürterek ses çıkartmak. Ses çıkarmak, ses vermek. Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak. Atmak, çarpmak, vurmak. Başkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak. Benzemek, andırmak. Bir müziği dinlemeyi sağlayan aleti çalıştırmak.

Aşırmak : Çalmak, çalıp götürmek, araklamak. Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek. Tehlike içinde bulunan bir şeyi acele kaçırmak. Başkasının eserinden parçalar alıp kendisininmiş gibi göstermek.

Kaldırmak ile ilgili Cümleler

  • Yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için bir fırsat istiyorum.
  • Bush diğer ülkeleri ortadan kaldırmak için askeri birlikleri göndermedi.
  • Bu dünyada en zor şey bir kızın eteğini kaldırmaktır.
  • Japon tarzı bir handa, onlar her türlü ihtiyacınla ilgilenirler, bu nedenle parmağını kaldırmak zorunda kalmazsın.
  • Arabayı kriko ile kaldırmak zorunda kalacaksın.
  • Tom'un onu tek başına kaldırmak için yeterince güçlü olduğunu düşünüyor musun?
  • Bilgisayara ulaşabilmek için paneli kaldırmak zorunda kaldım.

Diğer dillerde Kaldırmak anlamı nedir?

İngilizce'de Kaldırmak ne demek? : v. lift, erect, carry, remove, abolish, arouse, blank out, blue pencil, boost, brook, cancel, clear, clear away, deration, do away with, elevate, get up, heave, heft, hoist, hold, hold up, jack, jack up, give smb. a lift, lift up, move away, perk

Fransızca'da Kaldırmak : lever, (yukar

Almanca'da Kaldırmak : v. abheben, abnehmen, abtragen, anheben, aufheben, aufregen, aufrichten, aufschlagen, aufstecken, aufstöbern, auftreiben, ausheben, ausmerzen, erheben, heben, Höhe: in die Höhe heben, liften, räumen, schürzen, stemmen, wegnehmen

Rusça'da Kaldırmak : v. поднимать, приподнимать, вздымать, взметать, вздергивать, возносить, задирать, вскидывать, убирать, упразднять, отменять, удалять, заносить, прибирать, снимать, втягивать, будить, терпеть, соответствовать, похищать, замахиваться, мести, очищать, изгонять, оставлять, отнимать