Kale nedir, Kale ne demek

Kale; bir tarih terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Düşmanın gelmesi beklenilen yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda güvenliği sağlamak için yapılmış olan kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapı, kermen.
  • Takımla oynanan bazı top oyunlarında topun sokulmasına çalışılan yer.
  • Genellikle bir düşüncenin savunulduğu, sürdürüldüğü yer.
  • Denizli iline bağlı ilçelerden biri.
  • Satranç tahtasının dört köşesine dikilen, tahtanın bir tarafından diğer tarafına kadar düz olarak boş hanelerde gidebilen kale biçiminde taş
  • Malatya iline bağlı ilçelerden biri.

"Kale" ile ilgili cümleler

  • "Onu kalenin yanındaki küçük mezarlığa, bir zeytin ağacının yanına gömdüler." - Halikarnas Balıkçısı

Yerel Türkçe anlamı:

Sincap.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Mimarlık) Halk ile askerin düşman saldırısına karşı sığındıkları, kalın ve yüksek duvarlarla çevrili yapı. a. bk. kale bedeni, hisar, kale korkuluğu, mazgal, içkale, mazgal siperi.

Tarih'teki anlamı:

Düşmanın gelmesi beklenebilen yollar üzerinde, askeri önem taşıyan kentlerde, geçit ve darboğazlarda güvenliği sağlamak için yapılmış olan kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapı.

 

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Cezaevlerinde mahkumların gezinme yeri. (*Yalvaç -Isparta)

Kalkerli arazide kazma ile açılan büyük oyuk. (inönü -Eskişehir)

Bilimsel terim anlamı:

Ayaktopu oyununda oyuncuların topu içine sokmaya çalıştıkları, 2,44 m. yükseklikte birbirine koşut iki dikey direk ile bunların üzerine bindirilmiş 7,32 m. uzunluğundaki yatay bir direkle sınırlanmış, arka ve yan yüzeyleri ağla kapatılmış oylum.

Eski çağlarda, insanların ve askerlerin, içine kapanıp yağıya karşı direnmeleri için kurulan yüksek ve kalın duvarlı, kuleli, burçlu ve mazgallı büyük yapı.

İngilizce'de Kale ne demek? Kale ingilizcesi nedir?:

goal, citadel, fort

Almanca'da Kale ne demek?:

festung, fort

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Rize şehri, Çamlıhemşin belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Hatay ili, Uluçınar nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Manisa ilinde, Adala bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Gümüşhane şehrinde, Kale bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Sivas kenti, Altınyayla ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Artvin şehrinde, Borçka ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Kahramanmaraş ilinde, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Karabük şehri, Yenice ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

 

Kale hakkında bilgiler

Kermen ya da Kale, Orta Çağ'ın sembolü olan bu yapılar, savunma amaçlı yapılmıştır. Rusya'da Kremlin denen ve Japonya'da Shiro denen yapılar da benzerliklerinden dolayı kermen olarak düşünülebilir.

Kale ile ilgili Cümleler

  • Tom'un elinde bir dolma kalem var.
  • Dolma kalemimi gördün mü?
  • Kale 1610 yılına dayanıyor.
  • Kale haraptı.
  • Onlar Himeji kalesine gidiyorlar.
  • Kale düşmanın ellerindeydi.
  • Kale, görülmeye değer.
  • Dönüşte kalemimi getirmeyi unutma.
  • Kısa bir süre için kalemini ödünç alabilir miyim?
  • O kalemin ucunda diş izleri var.
  • Harap kale şimdi restorasyon altında.
  • Kale 1485 yılında yandı , yeniden inşa edilmedi.
  • Kale güzeldir.
  • Kale bugün açık mı?

Kale kısaca anlamı, tanımı:

Kermen : Kale.

Kale gibi : Çok büyük, sağlam (yapı). kendisine güvenilen güçlü (kimse).

Kaleyi içinden fethetmek : İçine girmek istediği ailenin bir ferdinin sevgisini ve güvenini kazanarak söz konusu aile tarafından kabul edilme imkânı elde etmek. davasını karşı taraftan birinin yardımıyla kazanmak.

Kale bedeni : Kalenin burçları arasında yer alan üstü mazgal ve siperlerle örülmüş kalın duvar.

Kalebent : Kale dışına çıkmamaya hüküm giyen suçlu.

Kale çizgisi : Futbol vb. top oyunlarında, oyun alanının sınırlarını gösteren ve kale hizasında olan çizgi.

Kale vuruşu : Futbolda topun karşı takım oyuncuları tarafından kale çizgisi dışına çıkarılması sonucunda, genellikle kaleci aracılığıyla oyuna yeniden başlanması için yapılmış olan atış.

Uçankale : Stratejik amaçlarla İkinci Dünya Savaşı'nda kullanılmış olan Amerikan ağır bombardıman uçağı.

Kale almamak : Önem vermemek, hesaba katmamak, sözünü etmeye değer bulmamak.

Kalebent etmek : Suçluluğu yüzünden mahkûm etmek.

Kalebentlik : Kalebent olma durumu.

Kaleci : Bazı top oyunlarda kalenin önünde durarak topun kaleye girmesini önlemekle görevli oyuncu, file bekçisi.

Kalecik : Ankara iline bağlı ilçelerden biri.

Kalecikkarası : Orta Anadolu'da şarap yapımı için üretilen, kalın kabuklu, siyah renkli bir tür üzüm.

Kalecilik : Kalecinin yaptığı iş, file bekçiliği.

Kalem : Bazı deyimlerde yazı. Yontma işlerinde kullanılan ucu sivri veya keskin araç. Yazar. Yazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç. Çeşit, tür. Resmî kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yer.

Kalem açacağı : Kalemtıraş.

Kalem açmak : Kalemin ucunu yontup kullanılabilecek bir duruma getirmek.

Kalem aşısı : Ucu kalem gibi kesilmiş çubukla yapılmış olan ağaç aşısı.

Kalem beyi : Kalem efendisinden daha üst görevli.

Kalem çekmek : Gereksiz olduğunu belirtmek için üstünü çizmek.

Kalem efendisi : Kalemde çalışan görevli yazman.

Kalem erbabı : Yazar.

Kalem işi : Elle yontularak veya çizilerek yapılmış olan iş.

Kalem kalem : Parça parça, bölüm bölüm.

Kalem kaşlı : İnce ve düzgün kaşlı.

Kalem kavgası : Yazılarıyla birbirine sataşma, polemik.

Kalem kırmak : İdam kararı verildiğinde bir daha idam kararı imzalamamak için hâkim kalemini kırmak.

Kalem kömürü : İyi cins mangal kömürü.

Kalem kulaklı : Kulakları dik ve düzgün (at, geyik vb.).

Kalem kutusu : İçine kalem konulan küçük kutu, kalemlik.

Kalem oynatmak : Yazı yazmak. bir yazıyı düzeltmek. bir yazıda değişiklik yapmak.

Kalem parmaklı : Parmakları uzunca, düzgün ve buruşuksuz (kimse).

Kalem pil : İnce, uzun ve küçük pil.

Kalem sahibi : Yazı yazma konusunda gücünü kanıtlamış olan kimse.

Kalem savaşçısı : Yazılarıyla sürekli olarak başkalarına saldıran yazar, kalemşor.

Kalem şuarası : Divan şiiri tarzından etkilenen okuryazar halk şairi.

Kalembek : Bir cins kokulu sandal ağacı, yalancı öd ağacı. Bir cins mısır.

Kaleme almak : Bir konuyu yazı durumuna getirmek, yazıyla anlatmak.

Kaleme gelmek : Yazılabilmek veya anlatılabilmek.

Kaleme sarılmak : Yazmaya başlamak.

Kalemi olmak : Herhangi bir nitelikte yazı yazabilmek.

Kaleminden çıkmak : Herhangi biri tarafından yazılmak.

Kaleminden kan damlamak : Yazıları acı ve dokunaklı olmak. etkili yazmak.

Kalemine dolamak : Herhangi bir konuyu sürekli olarak yazmak. bir kimseyi sürekli olarak yazılarıyla kötülemek.

Kalemis : Bir tür misk faresi (Civet tictis).

Kalemiyle yaşamak : Geçimini yazılarıyla sağlamak.

Kalemlik : Kalem kutusu.

Kalemşor : Kalem savaşçısı.

Kalemtıraş : Kamış kalemleri açmak için kullanılan uzun saplı küçük bıçak. Kurşun kalemlerin ucunu açmak için kullanılan türlü biçimlerdeki keski, kalem açacağı.

Kalender : Özensiz giyinmiş, kılıksız kimse. Yalnız birisi hareketli üst üste konulmuş belirli sayıda silindirden meydana gelen ve düzgün yüzeyli kâğıt üretmek için kullanılan bir makine. Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse, ehlidil, rint. Özensiz, kılıksız bir biçimde.

Kalender meşrep : Düşünce ve davranışlarında kalender olan (kimse).

Kalenderce : (kalende'rce) Kalendere yakışır bir biçimde. Kalendere yakışır.

Kalenderiye : Dünya malına, gösterişe önem vermeyen bir tarikat.

Kalenderlik : Kalender olma durumu.

Kalensöve : Yüksük. Sivri tepeli külah.

Kaleska : Dört tekerlekli, hafif, bir tür gezinti arabası.

Kalevi : Alkalik.

Kaleydoskop : Bir ucu buzlu camla kapatılan, metal veya mukavvadan bir boru içine yerleştirilmiş aynaların aracılığıyla, boru içine konulmuş renkli küçük cisimlerin ve görüntülerin oluşturduğu çeşitli biçimleri gösteren araç, çiçek dürbünü.

Bir kalem : Bir an için. Aynı, benzer, tek tür.

Bir kalem geçmek : Boş vermek, bir an için göz ardı etmek.

Boya kalemi : Resim yapmak için kullanılan değişik renkli kalem.

Çamur kalemi : Heykeltıraşların çamura biçim verme sırasında kullandıkları şimşir araç.

Çelik kalemi : Her türlü metal, tahta ve taşları kesme, oyma ve yontma işlerinde çekiçle vurarak kullanılan, çelikten yapılmış, keskin uçlu alet.

Divan kalemi : Sadrazam buyruklarının ve fermanlarının yazıldığı yer.

Dolma kalem : İçine mürekkep doldurularak kullanılan yazı kalemi.

Dudak kalemi : Rujun daha kalıcı olmasını sağlayan ve dudak çizgilerini belirlemeye yarayan kalem.

Eli kalem tutmak : Yazı yazmayı bilmek. düşündüğünü güzel bir anlatımla yazmak.

Faz kalemi : Priz, dağıtma tabloları vb. yerlerde gerilim bulunup bulunmadığını anlamaya yarayan araç.

Harcama kalemi : Muhasebe işlemleri içinde en fazla satın alınan maddelerin bütünü.

Heykelci kalemi : Heykelcilerin taş, kil, alçı vb. gereçleri biçimlendirmek için kullandıkları kesici, düzeltici ve yontucu araç.

Kalafat kalemi : Kalafatçının kalafat yapımında veya onarımında sökme, kesme, açma işlerinde kullandığı araç.

Kamış kalem : Yazı yazmak için kullanılan ince kamıştan yapılmış kalem.

Kara kalem : Bu kalemle yapılmış olan (resim). Resim yapmada kullanılan kömür kalem.

Kömür kalem : Resim çizerken kullanılan, taflan çubuklarından yapılmış olan kalem, füzen.

Kontrol kalemi : Herhangi bir elektrik devresinin açık veya kapalı olduğunu içine yerleştirilmiş küçük bir lambanın yanıp sönmesiyle gösteren, ucu tornavidalı, kalem biçiminde araç.

Kopya kalemi : Yazısı kopya kâğıdıyla birkaç kâğıda birden çıkan sert, mor renkli bir kalem türü, sabit kalem.

Kurşun kalem : İçi grafitli, yazısı kolayca silinebilen, değişik biçimleri olan bir kalem türü.

Özel kalem : Bu kimselerin çalıştığı yer. Kamu veya özel sektördeki üst düzey yöneticinin görüşmelerini düzenleyen, gizlilik derecesi bulunan yazışmalarını yapan kimse.

Pastel kalem : Boya maddelerinin katı bir hamur olana kadar tebeşir ve suyla karıştırılmasıyla oluşturulan, çubuk biçiminde boya, pastel boya, pastel.

Sabit kalem : Kopya kalemi.

Tek kale oynamak : Bir işte sadece kendi düşüncelerini ve kurallarını geçerli saymak. futbolda rakibi kendi sahasına sıkıştırıp sürekli hücum etmek.

Tükenmez kalem : Ucunda küçük bir bilyesi bulunan ve içi özel bir mürekkeple dolu ince bir borucuktan oluşan kalem türü, tükenmez.

Düşman : Bir şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen kimse. Aralarında birbirleriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan taraflar. Bir şeyin yaşamasına, barınmasına engel olan (güç, tutum vb.). Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil bütün uyrukları. Bazı şeylerden nefret eden, tiksinen kimse. Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, hasım, antagonist, dost karşıtı.

Gelme : Yetişme. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Gelmiş olan. Gelmek işi.

Asker : Yurdunu iyi koruyan, kahraman özelliği taşıyan. Askerlik görevi veya ödevi. Er. Orduda görev yapan erden generale kadar herkes. Topluluk düzenine saygısı olan, disiplinli.

Şehir : Nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent, site.

Geçit : İki dağ arasında dar ve uzun yol, derbent. Geçmeye yarayan yer, geçecek yer.

Boğaz : Şişe, güğüm vb. kaplarda ağza yakın dar bölüm. Yiyeceği içeceği sağlanan kimse. Yeme içme. Yedirip içirme yükümü, iaşe. Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar, imik, kursak. İki kara arasındaki dar deniz. İki dağ arasında dar geçit.

Güvenli : Güven verici, emniyetli, emin.

Orta : Ne büyük ne küçük, midi. Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre. Yeniçeri Ocağında tabur. Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm. Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen. Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan. Orantı. Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece. Çankırı iline bağlı ilçelerden biri. Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş. Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer. İyi ile kötü arasındaki durum. Ne uzun ne kısa, midi. İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri.

Denizli : Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Bağlı : Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Sınırlanmış, sınırlı. Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan. Bir bağ ile tutturulmuş olan. Kapatılmış olan, kapalı. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek).

Biri : Bilinmeyen bir kimse. Bir tanesi.

Malatya : Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Kale ağı : Kalenin arkasına ve yanlarına gerilen ve genellikle naylon ipliğinden yapılmış ağ.

Kale alanı : Hem kalecinin özel koruma hakkını hem de kale vuruşu için topun yerleştirileceği yeri gösteren; kale direklerinin 5,50 m. dışından alanın içine uzatılan ve yine aynı ölçüdeki çizgileri birleştiren 18,32 m. lik bir başka çizgiyle sınırlandırılmış alan.

Kale azapları : Osmanlılarda kale koruyucularının yaya olanları.

Kale değiştirme : Karşılaşmanın ilk yarısı ile uzatmalı yarıların ilkinden sonra tarafların birbirlerinin alanında yer alması.

Kale dışı : Topun, karşı takım oyuncularınca kale direkleri dışında kalan dip çizgiden dışarı çıkarılması.

Kale direkleri : Ayaktopu oyununda kaleyi oluşturan direkler.

Kale kalkanı : Kale duvarı üzerindeki diş diş ve mazgallı duvar bölmeleri.

Kale komutanı : Kaleyi korumak ve savunmakla görevli askerin başı.

Kale korkuluğu : (Mimarlık) Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin meydana getirdiği, dişli gibi girintili çıkıntılı dış duvarların üst bölümleri.

Kale yamağı : Kaleyi korumakla yükümlü bir tür asker.

Diğer dillerde Kale anlamı nedir?

İngilizce'de Kale ne demek? : n. cabbagelike plant having long curly leaves which is eaten as a vegetable; cole, coarse cabbage with curly leaves; money (Scottish Slang)

n. gipsy, member of a nomadic people originally from India; Romany, language of the Gypsy people (also Gypsy)

adj. bald, hairless; bare, exposed; unadorned

Fransızca'da Kale : citadelle [la], forteresse [la]; (futbol) but [le]; (satranç) tour [la]

Almanca'da Kale : n. Akropolis, Burg, Feste, Festung, Fort, Hochburg, Kastell, Tor, Turm

Rusça'da Kale : n. крепость (F), бастион (M), оплот (M), твердыня (F), ворота (PL)

adj. крепостной