Kapanmak nedir, Kapanmak ne demek

"Kapanmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Haykırmak istedim, çıkmadı feryadım / Kapanıp toprağa, ağladım ağladım" - E. B. Koryürek
  • "Okullar kapandı."
  • "Kazadan sonra bir gözü kapandı."
  • "Rahatça çalışmak istediğim zamanlar buraya kapanırım ve kimse girmesin diye bazen içeriden de kapıyı kilitlerim." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Son basamağı aştığım zaman, babanın kapısı hızla yüzüme kapandı." - Y. Z. Ortaç
  • "Arif sustu. Hacı Bey de üstelemedi. Söz de burada kapanmış oldu." - M. Ş. Esendal
  • "Manzumem çıkmadı ve Rübap kapandı." - Y. Z. Ortaç

Yerel Türkçe anlamı:

Örtülü kalmak, kapalı kalmak

Kapanmak anlamı, kısaca tanımı:

Kapanma : Kapanmak işi.

Kapan : Düzen, hile. Pazara satılmak üzere gelen yiyecek maddelerinin tartıldığı resmî büyük kantar ve bu kantarın bulunduğu yer. Bazı hayvanları yakalamak için kullanılan, hayvanın ayağının değmesiyle işleyen tuzak.

Ayağına kapanmak : Bağışlanmak için yalvarmak. alçalırcasına yalvarmak.

Bahtı kapanmak : Talihsizliğe uğramak, istenen sonuca ulaşmamak. evlenememek.

 

Dizlerine kapanmak : Çok yalvarmak.

Eline ayağına kapanmak : Birine çok yalvarmak.

Gözleri kapanmak : Ölmek. çok uykusu gelmek.

Hava kapanmak : Gökyüzü bulutlarla örtülmek.

İçi kapanmak : Sıkılmak, bunalmak.

İştahı kapanmak : Yemek isteği yok olmak.

Kapılar yüzüne kapanmak : İstenilen şeye ulaşma imkânı verilmemek.

Kısmeti kapanmak : Kendisiyle evlenmek isteyen biri çıkmamak. kazancı azalmak.

Üstüne kapanmak : Belli bir işi aralıksız bir biçimde yapmak.

Yara kapanmak : Yara iyi olup geçmek.

Kapalı : Dış çevreyle ilişki içerisinde olmayan. Bulutlu, karanlık (hava). Başı örtülü (kadın). Açık ve kesin söz kullanmadan söylenen, müphem. Açık olmayan (giyecek). Çalışma süresi sona ermiş (iş yeri). Gizli, saklı. Kapanmış olan, açılmamış, açık karşıtı. İçe dönük yaradılışta olan. Geçilmez durumda olan.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Gelme : Gelmek işi. Yetişme. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Gelmiş olan.

 

Kesmek : İskambil kâğıtlarında destenin üzerinden bir bölümünü kaldırıp öte yana koymak. Son vermek, gidermek. Kesici bir araçla yaralamak. Verilecek şeyin bir bölümünü alıkoyup vermemek. Para basmak. Düzgün parçalara ayırmak. Ara vermek. Azaltmak, güçleştirmek. Oyuncuyu takım kadrosuna almamak. Bıçak, makas vb. bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak, parçalamak, doğramak. Yazıyı, filmi kısaltmak. Uydurmak, yalan söylemek. Bölmek, ayırmak. Akımı durdurmak. Belirtmek, kararlaştırmak. Bir şeyden yoksun bırakmak, vermemek. Rüzgâr, soğuk vb. çok etkili olmak. Birini yermek, kötülemek. Ucunu almak. Hayvanın başını gövdesinden ayırmak, boğazlamak. Geçişi önlemek. Hasta organı ameliyatla almak. Karşı cinsten birisini sürekli olarak süzmek, dikkatli bir biçimde bakmak. Vahşice öldürmek. Dibinden ayırmak. Susmak.

Çalış : Çalma işi.

Etkin : Fiilde bulunan, etkinlik gösteren, edilgin karşıtı. Kimyasal tepkimelere katılma yatkınlığı gösteren (molekül, atom). Hareketli, işleyen, çalışan, faal, aktif, dinamik.

Getirilmek : Gelmesi sağlanmak.

Gelmek : İzlemek, takip etmek. Sonuç çıkmak. Çıkmak, yönelmek. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Görünmek, sanılmak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Dayanmak, tahammül etmek. Katılmak, eklenmek. Kazanılmak, sağlanılmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Olmak, -e uğramak. Belli bir süre dolmak. Ulaşmak, varmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Herhangi bir sırada bulunmak. Akmak. Kadar olmak. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. İsabet etmek. Biriyle birlikte gitmek. Ortaya çıkmak, doğmak. Türemek. Başlamak, ortaya çıkmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Uygun düşmek. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Düşmek, rast gelmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Uymak. Belli bir zamana ulaşmak. Getirmek. Mal olmak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil.

Dışarı : Dış çevre, dış yer, hariç, içeri karşıtı. Yurt dışı. Dışa, dış çevreye. Kişinin konutundan ayrı olan yer.

İle : Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz.

Son : Ölüm. Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı. En arkada bulunan. Uç, sınır. Olanca. Artık ondan ötesi veya başkası olmayan. Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet. Döl eşi.

Verilmek : Verme işine konu olmak.

Kesilmek : Dinmek. Kendini herhangi bir şey gibi göstermek. Kesme işi yapılmak. Son veya aralık verilmek. Bitkin duruma gelmek, gücü, takati kalmamak, çok yorulmak. Gibi olmak, benzemek, dönmek. Sona ermek. Yoksun kalmak. Çok beğenmek, çok hoşlanmak. Kendinden önceki kelimeyi "olmak" anlamıyla pekiştiren bir fiil. Sünnet olmak. Makaslanmak. Tutulmak, kapatılmak. Akmamak. Durmak. Akım gelmez olmak. Süt, ayran vb. bozulmak, ekşimek.

Tatile girmek : Belirli bir süre için çalışmalara ara vermek.

Girmek : Yüklenmek. Ağrı, sancı başlamak, saplanmak. İncelemek, ayrıntılara inmek. İyice anlamak, iyice bilmek. Zaman anlamlı kavramlar için gelmek. Katılmak. Yemek yemek. Yazılmak, başlamak. Tecavüz etmek, geçmek. Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. Girişmek, başlamak. Erişmek, ulaşmak. Bulaşmak. Dışarıdan içeriye geçmek. Kavgaya tutuşmak. Sığmak. Sulu bir şeyin veya su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak. Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek. Almak, fethetmek.

Yara : Dert, üzüntü, acı. Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik. Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık. Vücutta işlemekte olan çıban.

İyileşmek : İyi duruma gelmek. Hastalıktan kurtulmak, sağlığı yerine gelmek, salah bulmak.

Göz : Görme organı, basar. Bazı deyimlerde, görme ve bakma. Bakış, görüş. Terazi kefesi. Nazar. Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri. Oda. Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı. Bölüm, hane. Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak. Bazı yaraların uç bölümü. Delik, boşluk. Çekmece.

Kör : Büyük acı, üzüntü, sıkıntı, dert. Kırmızı renkli. İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası.

Olmak : Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Yol açmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Sürdürmek, yürütmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Sarhoş olmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bulunmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Uymak, tam gelmek.

Hava : Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Gökyüzü. Keyif, âlem. Esinti. Çekicilik. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Müzik parçalarında tür. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Çevreyi kuşatan boşluk. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Tarz, üslup.

Bulutlanmak : Bulutlarla kaplanmak. Kederlenmek, hüzünlenmek.

Kapanmak ile ilgili Cümleler

  • Bazı demir yolları kapanmak zorunda kaldı.
  • Saatler içinde, diğer bankaların çoğu kapanmak zorundaydı.
  • Protestocular tıp merkezini kapanmaktan kurtarmak için son bir gayretle yürüdüler.

Diğer dillerde Kapanmak anlamı nedir?

İngilizce'de Kapanmak ne demek? : v. be shut, be closed, close down, be suspended, shut, cicatrize, cloister, close up, fold, fold up, go into liquidation, hole, hole up, overcast, overcloud, shut to

Fransızca'da Kapanmak : se fermer, fermer, s'enfermer; (bir yere) se calfeutrer, se cantonner; (yara) reprendre, se cicatriser; (hava) se voiler, se brouiller, se couvrir

Almanca'da Kapanmak : v. anheilen, eintrüben, erlöschen, zugehen, zuheilen, zuklappen, zusammenheilen, zuwehen

Rusça'da Kapanmak : v. запираться, закрываться, замыкаться, смыкаться, скрываться, заворачиваться, зарастать, притворяться, заволакиваться, хмуриться, опускаться, затягиваться, зарубцовываться, садиться, закрыться, замкнуться, сомкнуться, скрыться, завернуться, зарасти, притвориться, нахмуриться, опуститься