Karış nedir, Karış ne demek

"Karış" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yürüyüp geçeceğim, basacağım yerlerin her bir karış mübarek toprağı benim için mukaddesti." - H. R. Gürpınar

Yerel Türkçe anlamı:

İlenç, beddua.

İlenç

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: kargış]

Karış hakkında bilgiler

[Bakınız: bilye]

Karış ile ilgili Cümleler

  • Kazaya karışan erkeklerden üçü hastaneye kaldırıldı.
  • Bizim bile kafamız karıştı.
  • Ali ufak bir kazaya karıştı.
  • Karışıklığı önlemek için, takımlar farklı renkler giydi.
  • Ali ciddi bir suça karıştırıldı.
  • İnsanların arasına karışmaktan hoşlanmıyorum.
  • Karışıklık nedir?
  • Karışık duygularım vardı.
  • Hasan'ın kafası karışmış olmalı.
  • Kazaya kaç tane araba karıştı?
  • Karışıklığı önlemek için taban da etiketlendi.
  • Karışıklık için üzgünüm.
  • Karışıklığı maruz görün.
  • Karışık akıl, bir şeyi aşırı düşünen, bir yerde pıhtılaşan akıldır.

Karış anlamı, kısaca tanımı:

Karış karış : Bir şeyi her yönüyle, inceden inceye, hiçbir tarafını ihmal etmeksizin.

Bir karış : Çok az. Olması gerekenden uzun. Çok kısa.

Karış karış bilmek : En ince ayrıntısına kadar biliyor olmak.

Karış karış dolaşmak : Her yeri gezmek.

 

Karışanı görüşeni olmamak : İşine kimse karışmamak, özgür olmak.

Karışık : Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan. Dolu. Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan, çapraşık. Ayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş. Saf olmayan. Karışmış. Düzensiz, dağınık, intizamsız. Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan.

Karışıklık : Karışık olma durumu, teşevvüş.

Karışılma : Karışılmak işi.

Karışım : Birden çok şeyin karıştırılmasıyla elde edilen veya ortaya çıkan şey. İki veya daha çok maddenin kimyasal tepkimeye girmeden bir araya gelmesi, mahlut.

Karışlama : Karışlamak işi.

Karışlamak : Karışla ölçmek.

Karışma : Engelleme, araya girme, müdahale. Karışmak işi. Düzeni bozulma.

Karışmak : Açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek. Müdahale etmek, araya girmek. Bir araya gelmek, katılmak. İlgilenmek, müdahale etmek, el atmak. Bulanmak, duruluğunu yitirmek. İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek. Düzensiz, dağınık olmak. Engellemek, araya girmek. Yetkisinde bulunmak, bakmak, iş edinmek, işi olmak.

Karıştırıcı : Ortalığı birbirine katan, fitneci, müfsit. İki veya daha çok maddeyi birbiri içinde dağıtmaya, karıştırmaya yarayan araçların genel adı. Çeşitli besin maddelerini karıştırma ve çarpma işinde kullanılan araç veya alet.

Karıştırılma : Karıştırılmak işi.

Karıştırılmak : Karıştırma işi yapılmak.

Karıştırma : Karıştırmak işi.

Karıştırmak : Karışma işini yaptırmak. Yemeği dibinin tutmaması için kaşıkla altüst etmek. Üstünkörü okumak. Göz atmak, araştırmak, incelemek. Kurcalamak, oynamak. Ayırt edememek, tam olarak seçememek. İçinde ne olduğunu anlamak veya aradığını bulmak amacıyla elle yoklamak.

 

Acele işe şeytan karışır : Düşünüp taşınmadan ivedi olarak yapılmış olan işten iyi sonuç alınamayacağını anlatan bir söz.

Adam içine karışmak : Bir topluluğa girmek, kendisine değer verilir olmak.

Adı karışmak : Kötü bir işle birinin ilgisi bulunduğu söylenilmek.

Ağız burun birbirine karışmak : Dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak. yüzde aşırı öfke, üzüntü, yorgunluk vb. durumların izleri görünmek.

Aklı bir karış yukarıda olmak : Değişik sebeplerden dolayı dengeli düşünemez durumda olmak.

Aklı bokuna karışmak : Korkudan şaşırıp ne yapacağını bilememek.

Aklı karışmak : Ne yapacağını bilememek, şaşırmak, bocalamak.

Aklını karıştırmak : Birini ne yapacağını bilemez duruma getirmek, şaşırtmak, bocalatmak.

Alnını karışlamak : Küçümseyerek meydan okumak.

Altı karış beberuhi : Kısa boylu kimse.

Arasına karışmak : Büyüyüp yetişmek.

At izi it izine karışmak : İyiyi kötüden ayıramayacak kadar bir karışıklık ortaya çıkmak.

Bellek karışıklığı : Kelimelerin doğru anlamını hatırlayamamak veya ilk olarak görülen bir şeyi önce gördüğünü sanma duygusuna kapılmak biçiminde beliren bir ruh hastalığı.

Bir karış beberuhi : Çok kısa boylu kimse.

Bir karış suratla : Asık yüzlü bir biçimde.

Bok karıştırmak : Bir işi bozacak bir biçimde davranmak.

Boyun bir karış uzadı : "gereği olmayan o işi yapmakla sanki yükseldin" anlamında kullanılan bir söz.

Çoluk çocuğa karışmak : Evlenip çocukları dünyaya gelmek.

Dil bir karış : Saygısızca karşılık verenler için kullanılan bir söz.

Dili bir karış dışarı çıkmak : Koşmaktan, yürümekten dolayı çok yorulmak.

Dili bir karış olmak : Fazla konuşmak, her söze karşılık vermek.

Elinin hamuruyla erkek işine karışmak : Kadınlar, beceremeyeceği işleri yapmaya kalkışmak.

Etliye sütlüye karışmamak : Toplum içindeki çeşitli hareketlerden uzak durmak, hiçbir şeyle ilgilenmemek, tartışmalı konulardan kaçınmak.

Fesat karıştırmak : Hile yapmak.

Geçmişlerini karıştırmak : Birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek. geçmişini araştırmak.

Halt karıştırmak : Halt etmek.

İş karıştırmak : Fesat sokmak. zararlı bir iş yapmak.

İşe karışmak : Herhangi bir konuda olumsuz yönde müdahale etmek. herhangi bir konuda katkıda bulunmak, görev almak.

İt izi at izine karışmak : At izi it izine karışmak.

Kafa karıştırmak : Önceki düşüncelerini altüst etmek.

Kafası karışmak : Önceki bilgi ve düşünceleri altüst olmak.

Kayıplara karışmak : Bulunduğu yerden ayrılıp gitmek, gittiği yeri bildirmemek, görünmez olmak.

Kelime karışıklığı : Söz karışıklığı.

Kırkı karışmak : Çocuklar için aynı kırk günlük süre içinde doğmuş olmak.

Kırklara karışmak : Bir kimse artık ortalarda görünmez olmak.

Lafa karışmak : Biri veya birileri konuşurken bir başkası konuşmak, konuşmaya katılmak.

Ortalık karışmak : Toplumda veya devletler arasında düzensizlik baş göstermek.

Rufailer karışır : "bu iş öyle karışık ki bunu kimse çözemez" anlamında kullanılan bir söz.

Rufailere karışmak : Psikolojik bunalıma düşüp günlük yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmak, yaşamdan kopmak.

Sapla samanı karıştırmak : İyi ile kötüyü ayıramamak.

Söz karışıklığı : Bir kelimenin yerine bir başkasını kullanma biçiminde görülen konuşma bozukluğu, kelime karışıklığı, parafazi.

Söze karışmak : Lafa karışmak.

Surat bir karış : Öfkeli, kızgın ve somurtkan.

Suratı bir karış asılmak : Öfkelenmek, kızmak ve somurtmak.

Tarihe karışmak : Unutulmak, yalnız adı kalmak.

Yüzü karışmak : Can sıkıcı bir durum, yüzünden belli olmak.

Zihin karışıklığı : Düşünme sırasında düşünceler arasındaki bağlantının yok olması, zihin bulanıklığı.

Parmak : İnç. Koyu sıvılara daldırıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan. Arşının yirmi dörtte biri. Eni bu organ kadar olan. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri. Bir işe karışmış olma ilgisi. İnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan, boğumlu, oynak, uzunca organların her biri.

Uzak : Arada çok zaman bulunan. Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan. İhtimali az olan. Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan, ırak, yakın karşıtı. Eli, gücü veya hükmü yetişmez. Yakın olmayan yer.

Biçim : Biçme işi. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Tarz. Herhangi bir şeyin benzeri. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Yakışık alan şekil, uygun şekil.

Gergin : Bozulacak duruma gelmiş olan (ilişki). Buruşuğu, kırışığı olmayan (cilt). Huzursuz, sinirli. Gerilmiş durumda olan.

Başparmak : El ve ayakta bulunan en kalın parmak, badem parmak.

Serçe : Serçegillerden, insanlara yakın yerlerde yaşayan, kışın göçmeyen, koyu boz renkli, ötücü küçük bir kuş (Passer domesticus).

Açıklık : Boş ve geniş yer, meydanlık. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer.

Bilye : Çocukların oynamak için kullandığı taş, maden, toprak, cam vb.nden yapılmış küçük yuvarlak nesne, misket, cıncık, zıpzıp. Motorlu taşıtlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak, aşınmayı ve enerji yitimini önlemek için göbeklerdeki yataklara yerleştirilen, çoğunlukla çelikten, küçük yuvarlak.

Karış etmek : İlenmek.

Karış götürmek : Beddua etmek

Karış karmak : Beddua etmek, lânet okumak

Karış katış : Karmakarışık

Karış muruş : Karmakarışık

Karış muruş etmek : Karmakarış etmek

Karış muruş eylemek : Karmakarış, altüst, hercümerç etmek

Karış muruş olmak : Karmakarış olmak, altüst olmak

Karış vermek : İlenmek. Beddua etmek Lânet okumak, beddua etmek

Karışabilir : Birbiriyle her oranda karışıp tek faz haline gelebilme özelliği.

Diğer dillerde Karış anlamı nedir?

İngilizce'de Karış ne demek? : [Karis] n. span

v. be mixed up, mix in, mix, get mixed, blend, interfere, meddle, cut in, be confused, amalgamate, butt in, combine, commingle, commix, concern, concern oneself, interfuse, interlace, intermeddle, intervene, jumble, jumble together, jumble up, meld

Fransızca'da Karış : empan [le]

Almanca'da Karış : Spanne