Karar nedir, Karar ne demek

Karar; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Karar" ile ilgili cümle

  • "Yargıç kararı."
  • "Bu kararı söyleyen sesin tesiri gözlerimizi yaşla doldurdu." - H. S. Tanrıöver
  • "Mahkeme kararını aldı."
  • "Havanın hiç kararı yok."
  • "Yemeğin tuzu karar."

Yerel Türkçe anlamı:

Akran, yaşıt

Felsefi anlamı:

Kişinin, yaşamın önemli ayrıç noktalarında içine düştüğü gerilim ve bunun sonucu yapılmış olan seçme.

Aralarında bir seçme yapma zorunluluğu olan olanaklardan birini seçme edimi ve bu edimin sonucu.

Diğer sözlük anlamları:

Harar, kıldan örülmüş büyük çuval

Hukuki terim anlamı:

kıyılgı.

Bilimsel terim anlamı:

Hakemin türlü davranışlara ve durumlara uyan kuralları uygulaması.

İngilizce'de Karar ne demek? Karar ingilizcesi nedir?:

decision

Osmanlıca Karar ne demek? Karar Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

karar (idare)

Karar hakkında bilgiler

[Bakınız: hüküm]

Karar kısaca anlamı, tanımı:

Hüküm : Değer, aynı veya benzer nitelik. Yargı. Karar. Önem, geçerlilik. Egemenlik, hâkimiyet.

 

Karar almak : Bir davayı, bir sorunu sonuca bağlamak.

Karar altına almak : Karar vermek, kararlaştırmak.

Karar bulmak : Yatışmak. kararlı bir durum almak.

Karar kılmak : Birçok şeyi deneyip birini seçmek.

Karar vermek : Bir sorunu karara bağlamak, kararlaştırmak.

Karara bağlamak : Bir davayı, bir sorunu çözümlemek, sonuçlandırmak.

Karara kalmak : Davanın görüşülmesi bitip yargıcın kararını beklemek.

Karara varmak : Bir konuda anlaşmak, bir şeyi kararlaştırmak.

Kararında bırakmak : Ölçüyü aşmamak.

Kararname : Bakanlar Kuruluna verilen yetkilere dayanarak alınan karar. Bu kararı bildiren resmî yazı. Cumhurbaşkanının onayladığı hükûmet kararı.

Bir karar : Aynı durumunu koruyarak, belli durumunu değiştirmeden.

Kavlükarar : Söz, sözleşme.

Nihai karar : Herhangi bir konuda alınan son karar. Yargılama sonunda verilen karar.

Orta karar : Orta derecede, biraz uygun.

Tashihikarar : Mahkemece alınan kararın düzeltilmesi.

Ara kararı : Bir davanın bakılmasını kolaylaştırmak için yargıdan önce önlem niteliğinde verilen karar.

Arama kararı : Arama yapılabilmesi için hâkim tarafından verilmiş karar.

Gıyap kararı : Duruşmaya gelmemenin yaptırımı.

Görevsizlik kararı : Yargıcın bir davada mahkemeyi yetkisiz bulması.

 

Göz kararı : Ölçü veya tartı ile değil gözle oranlanarak belirlenen miktar.

Hakem kararı : Sporda özellikle güreş ve boksta sonucun hakem veya hakemler tarafından belirlenmesi. Mahkemeler tarafından belirlenen yeminli hakemlerin verdiği karar.

Mahkeme kararı : Dava sonunda açıklanan karar, hüküm.

Takipsizlik kararı : Herhangi bir suçtan ötürü sanık durumunda olan bir kimse için kovuşturmadan vazgeçme kararı.

Kararınca : Gerektiği gibi. Gerektiği ölçüde.

Kararış : Kararma işi.

Kararlama : Kararlamak işi. Karar verilerek yapılan, tahminî. Kararlayarak, tahminen.

Kararlamadan : Kararlama yoluyla, görmeden.

Kararlamak : Ölçü ve tartıya dayanmaksızın, gözle oranlayarak hesaplamak, tahmin etmek.

Kararlaşma : Kararlaşmak işi.

Kararlaşmak : Bir şey için karar verilmek.

Kararlaştırılma : Kararlaştırılmak işi.

Kararlaştırılmak : Kararlaştırma işi yapılmak.

Kararlaştırma : Kararlaştırmak işi.

Kararlı : Dengeli. Kararında direnen, kararını değiştirmeyen. Kesin karar vermiş olan.

Kararlı dalga : Duraklı dalga.

Kararlı denge : Bir güç etkisiyle hareket ettikten sonra gene aynı duruma gelen cisimlerin konumu.

Kararlılık : Kararlı olma durumu, istikrar. Boyanın zamanla özelliklerini değiştirmeme durumu.

Kararma : Kararmak işi. Görüntülerin gittikçe kararıp görünmez duruma geçmesine dayanan bir noktalama türü.

Kararmak : Ateş sönmeye yüz tutmak. Işık sönmek, kısılmak veya gücü azalmak. Rengi karaya dönmek, siyahlaşmak. Kederlenmek, canı sıkılmak. Niteliğini yitirmek.

Kararsız : Kararı olmayan. Dengesiz. Karar vermekte güçlük çeken, duruksun, tereddütlü, bikarar, mütereddit.

Kararsız denge : Denge durumundaki cismin küçük bir yer değiştirmesiyle bozulan denge.

Kararsızlık : Düzensizlik, istikrarsızlık. Kararsız olma durumu, tereddüt.

Karartı : Kararmış yer, siyahlık. Karaltı.

Karartılmak : Karanlık duruma getirilmesini sağlamak.

Karartma : Karartmak işi. Savaş durumunda düşman uçaklarından korunma amacıyla ışıkları örtme veya söndürme biçiminde alınan önlemlerin bütünü.

Karartmak : Karanlık duruma getirmek. Kötü bir duruma getirmek. Işığı kısmak veya örtmek. Rengini karaya çevirmek, esmerleştirmek, siyahlaştırmak.

Ak gün ağartır kara gün karartır : "mutlu bir yaşayış kişiyi dinç kılar, mutsuz bir yaşam ise yıpratır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir kararda bir allah : "gücü, büyüklüğü eksilmeyip aynı kalan yalnızca Tanrı'dır" anlamında kullanılan bir söz.

Çoğu zarar azı karar : "hiçbir zaman aşırıya kaçılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Enseyi karartmak : Ümitsizliğe kapılmak, karamsarlığa düşmek.

Gönlünü karartmak : Yaşamaya karşı sevgi ve isteğini azaltmak.

Gözü kararmak : Başı dönmek, hafif baygınlık geçirmek. umutsuzluğun veya aşırı bir isteğin etkisi altında ne yaptığını bilmez duruma gelmek.

Gözünü karartmak : Bir işe atılırken hiçbir şeyden çekinmemek.

Hava kararmak : Güneşin batmasıyla ortalık kararmak. gökyüzü iyice bulutlanmak.

İçi kararmak : Hiçbir şeyden tat alamaz olmak. umutsuzluğa düşmek. sıkılmak, bunalmak.

İçini karartmak : Bunalıma veya sıkıntıya sokmak, endişeye düşürmek.

Kalbi kararmak : Yüreği kararmak. inancını kaybetmek.

Kanun hükmünde kararname : Bakanlar Kurulu tarafından yayımlanan ve kanun değerinde olan karar.

Kara gün kararıp kalmaz : "insanın sıkıntılı zamanı sürüp gitmez, arkasından iyi günler de gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Karınca kararınca : Az da olsa, elinden geldiği kadar, karınca kaderince.

Ortalık kararmak : Akşam olmak.

Ruhu karartmak : Sıkıntıya sokmak, bunaltmak.

Sular kararmak : Akşam olmaya başlamak.

Üzüm üzüme baka baka kararır : "her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden kimseler, birbirlerine huy aşılar" anlamında kullanılan bir söz.

Yüreği kararmak : İçine karamsarlık ve sıkıntı çökmek.

Yüzünü karartmak : Birine sinirlenerek somurtmak.

Sorun : Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem. Sıkıntı veren durum, dert.

Düşün : Duyularla değil, zihinsel olarak tasarlanan, biçim verilen, canlandırılan nesne veya olay.

Yargı : Yasalara göre mahkemece bir olay veya olgunun doğuşuna etken olan sebeplerin de göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi sonucu verilen karar, kaza. Kavrama, karşılaştırma, değerlendirme vb. yollara başvurularak kişi, durum veya nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesi, hüküm.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Tartış : Tartma işi.

Belge : Bir gerçeğe tanıklık eden yazı, fotoğraf, resim, film vb., vesika, doküman.

Değişme : Değişim. Değişmek işi.

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Düzenli : Düzeni olan, yerli yerinde, kararlı, tertipli, muntazam. Sistemli, nizamlı, metodik.

Düzenlilik : Düzenli olma durumu, sistemlilik.

Yöntemlilik : Yöntemli olma durumu.

Değişmez : Aynen kalan, değişikliğe uğramayan.

Olma : Olmak işi.

Karar açıklaması : Vergilerde itiraz ve yargı örgütlerince sınırlanan sonuçlar belirgin olmaz ya da bunlar birbirine uymayan bölümleri kapsarlarsa vergi alan ve ödeyenlerin yasasında belirtilen süre içinde bunlar da açıklama yapılmasını istemeleri.

Karar ağacı : Bir karar sürecinde seçenekler, olaylar ve bunlara bağlı olarak elde edilecek sonuçların (ödüllerin) grafiksel gösterimi.

Karar alma : Karar birimlerinin belirlenmiş bir ya da daha fazla amaca ulaşmak için varolan çeşitli seçenekler arasında seçim yapmalarına yönelik davranış biçimi.

Karar başı : Bir kanunun, bir kararın, bir emrin gerekçesini meydana getirmek üzere baş tarafına eklenen kısım.

Karar birimi : Farklı seçenekler arasında tercihler yapmaya yönelik davranışta bulunan gerçek ya da tüzel kişi. krş. iktisadi karar birimi

Karar çizelgesi : Dizge çözümleme ya da izlence yazımından önceki hazırlık aşamasında, bir dizi koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğine bakarak uygulanacak işlemleri belirleyen ve bütün olasılıkları gösteren bir çizelge. Karar çizelgesi yerine belgelemede doğrudan anlatım ya da akış çizeneği de kullanılabilir. Bunlar yer yer bir arada da kullanılır.

Karar işlevi : (Karar kuramı) Örneklemeyle yapılan çalışmaların herhangi bir aşamasında, alınan gözlemlerin ya da toplanan bilgilerin yeterli olup olmadığını gösteren kural.

Karar komak : Karar vermek, karara bağlamak

Karar kuramı : Bir karara ulaşmak için kullanılan varsayımlar, yöntemler ve kuramlardan oluşan istatistik dalı.

Karar matrisi : Oyun kuramında bir karar sürecinde seçenekler, olaylar ve bunlara bağlı olarak elde edilecek ödüllerin tablo biçiminde gösterimi.

Karar ile ilgili Cümleler

  • Karar ertelendi.
  • Karar birkaç hafta daha ertelenmiş olacak.
  • Ali kararımızdan mutsuzdu.
  • Ben Tom'a bir şans daha vermeye karar verdim.
  • Ali kararından pişmanlık duymadığını söyledi.
  • Karar aldın mı?
  • Karar hemen onaylanmadı.
  • Karar henüz kesinleşmiş değil.
  • Bütçeyi gözden geçirdim ve maliyetleri düşürmeye karar verdim.
  • Burak Tuğba'nın yasa dışı işlerini ortaya çıkarmak için uzun bir makale yazmaya karar verdi.
  • Ben ne sipariş edeceğime karar veremiyorum.
  • Ali projeyi bitirmek için çok kararlıydı.
  • Karar alma zamanı.
  • Karar benim.

Diğer dillerde Karar anlamı nedir?

İngilizce'de Karar ne demek? : n. decider, decision, judgement [Brit.], judgment, sentence, resolution, determination, adjudication, award, conclusion, decree, doom, fiat, finding, holding, resolve, verdict, vote

v. grow dark, darken, tarnish, blacken, get dark, dim, lour

Fransızca'da Karar : décision [la], jugement [le], détermination [la], délibération [la], arrêté [le], parti [le], verdict [le], stabilité [la], séjour fixe

Almanca'da Karar : n. Beschluss, Entscheid, Entscheidung, Entschließung, Entschluss, Gedanke, Ratschluss, Resolution, Urteil, Verdikt, Verfügung

Rusça'da Karar : n. решение (N), постановление (N), резолюция (F), указ (M), намерение (N), умысел (M), постоянство (N), темп (M), мера (F)