Kasa nedir, Kasa ne demek

Kasa; kökeni italyanca dilinden gelmektedir.

  • Para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap.
  • Birbiri üzerine istif edilerek yüksekliği ayarlanabilen atlama aracı.
  • Ticarethanelerde para alınıp verilen yer.
  • Basımcılıkta dizgi harflerinin konulduğu gözlerden oluşan tabla
  • Bazı oyunlarda oyunu yönetme veya para karşılığında fiş verme işi.
  • Kapı ve pencerelerin sabit olarak tutturulduğu asıl çerçeve.
  • Varlıklı kişinin harcamalarını yapan kimse.
  • Tahta veya sentetik maddelerden yapılmış, dört köşe, sağlam ambalaj parçası, sandık.
  • Vagon, kamyon veya traktörün yük taşımak için şasiye bağlanmış üst bölümünü oluşturan parça.

"Kasa" ile ilgili cümle

  • "Kasa kim?"
  • "Arkaya doğru bir adım atıp sırtını meyhanecinin kasasına dayadı." - S. F. Abasıyanık
  • "Barın kapısı önünde bira kasaları yığılmıştı." - A. İlhan

Yerel Türkçe anlamı:

Saman yumuşak olmak için, sapı ikinci kez sürme işlemi.

Mahya iplerinde fener takılacak yerler.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Mimarlık) Duvarda kapı ve pencere için bırakılmış boşluklara ilk yerleştirilen tahta çerçeve.

Gitar terimi olarak anlamı:

Öz yankılı telli çalgıların içi boş geniş bölümü.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Avcılık aletlerinde kol ağlarının, çekme halatların ve ağların birbirine birleştirilmelerinde kullanılan fırdöndü veya düğüm atılarak oluşturulan üçgenimsi yapılar.

 

Bilimsel terim anlamı:

1.50 m. uzunluk, 1.10 m. yükseklik ve 0.50 m. genişliğinde, alttan başlayarak 30, 25, 20,15, 10 cm. yükseklikteki beş parçasıyla yüksekliği ayarlanabilen bir atlama aracı.

İngilizce'de Kasa ne demek? Kasa ingilizcesi nedir?:

box, body, crow-foot

Kasa hakkında bilgiler

Bilgisayar kasası, içine yerleştirilecek olan bilgisayar bileşenlerini dışarıdan gelebilecek fiziksel darbelere karşı korur, elektriksel olarak yalıtır, sahip olduğu fanlarla içerideki sıcak havayı dışarı atar. İçinde 1 tane anakart takma tepsisi, güç kaynağı yuvası, sabit disk ve CD-ROM sürücü gibi aygıtların yerleştirilebildiği 5,25 ve 3,5 inçlik yuvalar, arka tarafında soket boşlukları vardır.

1 tane yeniden başlatma, 1 açma düğmesi ve 1 tane de kilit düğmesine sahip olabilir. Yatay ve dikey yerleştirilebilenleri, alüminyum veya çelikten yapılanları, birkaç farklı boyda olanları vardır.

Kasa ile ilgili Cümleler

  • Dün gece bir arkadaşınızın doğum gününü, saçıp savurarak tamamen tükettiğimiz şampanya kasalarıyla kutladık.
  • Ali kasabadan sürüldü.
  • Kasa nerededir?
  • Kasaba güzel.
  • Ali parayı kasaya koydu.
  • O, küçük samimi bir kasabada büyüdü.
  • Kasaba deniz seviyesinden 1500 metre yüksekte yer alıyor.
  • Bu kasaba ikimiz için yeterince büyük değil.
  • Kasaba bir şehir haline geldi.
  • 1965 yılından bu yana o kasabada hiçbir adam kaçırma olayı bildirilmemişti.
  • Kasaba eski kalesi ile ünlüdür.
  • Kasaba 18. yüzyılda kurulmuştur.
  • Kasaba çevresinde cinsel ilişkide bulunan çiftleri görmek sizi rahatsız etmiyor mu?
  • Annemiz kasabaya gidiyor.
 

Kasa anlamı, tanımı:

Çelik : Su verilerek çok sert ve esnek bir duruma getirilebilen, birleşiminde az miktarda karbon bulunan demir ve karbon alaşımı, polat. Bir ağacı aşılamak amacıyla hazırlanmış dal. Kök salması için yere dikilen dal. Bu alaşımdan yapılmış. Gemilerde, üzerine halat veya ip geçirip tutturmaya yarayan, ağaç veya metalden yapılmış kısa değnek. Zayıf fakat güçlü (vücut). Çocukların çelik çomak oyununda ucuna çomakla vurarak havaya kaldırdıkları iki tarafı sivri, kısa değnek. Kısa kesilmiş dal.

Sabit : Gerçekliği tespit edilmiş, kanıtlanmış olan. Yerinden oynamayan, yerini değiştirmeyen, durağan. Değişmeyen, hep aynı kalan, önceden ayarlanmış.

Kasayı devretmek : İşletmelerde nöbetleşe çalışan kasadarlar kasa mevcudunu birbirine aktarmak.

Kasa defteri : İşletmelerde günlük alışveriş hareketlerinin kaydedildiği defter.

Kasa fişi : Satın aldığı mal veya hizmet için ödediği para karşılığında müşteriye yazar kasadan çıkarılarak verilen küçük kâğıt belge.

Kasa sayımı : Günlük kasa mevcudunun kasanın devredilmesinden önce sayılıp belirlenmesi.

Çelik kasa : Kıymetli eşyayı ve parayı saklamak için çelikten yapılmış olan kasa.

Kiralık kasa : Bankalarda müşterilerin değerli eşya, senet vb.nin saklandığı kasa.

Şifreli kasa : Önceden belirlenmiş harf veya rakamlardan oluşan özel bir şifrenin uygulanması sonucunda açılıp kapanan kasa.

Yazar kasa : Satılan malları ve tutarlarını gösteren bir fiş veren, hesabı belleğinde tutan elektronik makine.

Kasaba : Şehirden küçük, köyden büyük, henüz kırsal özelliklerini yitirmemiş olan yerleşim merkezi, belde.

Kasaba kurnazlığı : Kendi çıkarı için edinebildiği basit bilgi ve az deneyimle başkalarını aldatma işi, köylü kurnazlığı.

Kasabacık : Küçük kasaba.

Kasabalı : Kasaba halkından olan. Kasabada yaşayan.

Kasacı : Kasa yapan veya satan kimse. Veznedar, vezneci.

Kasacılık : Kasacının yaptığı iş.

Kasadar : Ticari kuruluşlarda kasada oturarak para alıp veren kimse.

Kasalama : Kasalamak işi.

Kasalamak : Kasalara yerleştirmek.

Kasalanma : Kasalanmak işi.

Kasalı : Kasası olan.

Kasalık : Kasa yapmaya uygun (tahta).

Kasap : Et satılan dükkân. Sığır, koyun gibi eti yenecek hayvanları kesen veya dükkânında perakende olarak satan kimse. Kan dökücü, hunhar.

Kasap havası : Marmara Bölgesi'nde özellikle Trakya'da düğünlerde oynanan bir tür halk oyunu.

Kasap yağı bol bulunca gerisini yağlar : "elinde kendisine gerekli olandan fazla şey bulunan kimse, bunu gereksiz yere savurup telef eder" anlamında kullanılan bir söz.

Kasaphane : Kesimevi, mezbaha, kanara.

Kasaplık : Kasap olma durumu, etçilik. Kesilmek üzere kesimevine gönderilen (hayvan). Kasabın yaptığı iş, etçilik. Kan dökücülük, hunharlık.

Kasaptaki ete soğan doğranmaz : "ele geçeceği, ortaya çıkacağı daha belli olmayan şey için önceden hazırlık yapmak doğru değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Kasara : Geminin baş ve kıç tarafında, asıl güverteden yüksek olan kısa güverte.

Kasatura : Süngü gibi tüfeğin namlusu ucuna takılan veya bel kayışına asılı olarak taşınan bir bıçak türü.

Kasavet : Üzüntü, tasa, kaygı, sıkıntı.

Kasavet çekmek : Üzülmek, tasalanmak.

Kasavet etmek : Üzülmek, kaygılanmak.

Kasavetlenme : Kasavetlenmek işi.

Kasavetli : Üzüntülü, sıkıntılı, tasalı, kaygılı.

Kasavetsiz : Üzüntüsüz, sıkıntısız, tasasız, kaygısız.

Kasavetsiz ağız anahtarsız açılır : "sıkıntısı, kaygısı olmayan kimse, her konuda rahat konuşur" anlamında kullanılan bir söz.

Ayvaz kasap hep bir hesap : "ha öyle ha böyle, ikisi de bir" anlamında kullanılan bir söz.

Bakmakla usta olunsa köpekler kasap olurdu : "yapmadan yalnızca nasıl yapıldığına bakarak hiçbir şey öğrenilemez" anlamında kullanılan bir söz.

Erkek koyun kasap dükkanına yaraşır : "miskin erkek, yaşamaya layık değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Hesabını bilmeyen kasap ne satır bırakır ne masat : "hesabını bilmeyen kişi elinde, avucunda bulunan işe yarar şeyleri de ziyan eder" anlamında kullanılan bir söz.

Keçiye can kaygısı kasaba et kaygısı : Başkasının büyük zararı karşısında kendi küçük yararını düşünenler için sitem olarak söylenen bir söz.

Koyun can derdinde kasap yağ derdinde : Keçiye can kaygısı, kasaba et (veya yağ) kaygısı.

Suratı kasap süngeriyle silinmiş : "utanması, sıkılması kalmamış" anlamında kullanılan bir söz.

Yüzü kasap süngeriyle silinmiş : "utanmayan, utanması sıkılması olmayan" anlamında kullanılan bir söz.

Para : Kuruşun kırkta biri. Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kazanç.

Değerli : Değeri olan veya değeri yüksek olan, kıymetli, kıymettar.

Eşya : Türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler.

Saklama : Saklamak işi.

Dolap : Su dolabı. Dönme dolap. İstanbul bedesteninde dükkân. Genellikle tahtadan yapılmış, bölme veya çekmelerine eşya konulan kapaklı mobilya. Düzen. Orta oyununda sahnede dükkân veya ev olarak kullanılan dekor.

Ticarethane : Ticaret işlerinin yürütüldüğü yer.

Oyun : Kumar. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Hile, düzen, desise, entrika. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes.

Bilgisayar : Çok sayıda aritmetiksel veya mantıksal işlemlerden oluşan bir işi, önceden verilmiş bir programa göre yapıp sonuçlandıran elektronik araç, elektronik beyin.

Yer : Durum, konum, vaziyet. Gezinilen, ayakla basılan taban. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Ülke. Durum, konum. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. İz. Yerküre. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Görev, makam. Önem. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa.

Varlıklı : Zengin.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Kasa açığı : Kasa sayışımına göre kasada bulunması gereken para ile bulunan para arasındaki eksiklik.

Kasa borç belgiti : Bir kurum ya da bir banka veznesinde belirli bir paranın borç olarak alındığını, istenildiğinde hemen ödeneceğini bildirir borç belgiti.

Kasa çeki : Bir bankanın kendi fonu karşılığında düzenlediği ve kasiyerinin imzasını taşıyan çek.

Kasa durumu : Bir kuruluşun ya da bir bankanın günlük para düzenini gösteren günlük ödeme ve para alımlarının özetini kapsayan durum.

Kasa hesabı : Kasa nakit giriş ve çıkışlarının gösterildiği hesap.

Kasa indirimi : [Bakınız: nakit indirimi] Saycalı satışlarda alıcının mal parasını önelinden önce ödemeyi kabullenmesinden, alıcıya ön ödemede bulunulduğu için belirli bir oran üzerinden yapılan indirim.

Kasa kuralı : Gelir ve giderlerin ilişkin bulundukları döneme bakılmaksızın sırasıyla alındıkları ve ödendikleri günlerde sayışımlara yazılımını gerektiren yöntem.

Kasa ödencesi : Kasa görevlisi ile kuruluşa ilişkin para alma ve verme işleriyle uğraşanlarla bunlara ilişkin sayışmalardan sorumlu tutulanlara aldıkları ücretler dışında belirli oranlarda verilen ödence.

Kasa parası : Bankaların yükümlülükleri karşılığında kasalarında tutmak zorunda oldukları nakit para veya nakde kolay çevrilebilir karşılıklar.

Kasa parası oranı : Bankaların kasalarında yasayla belirlenen oranda tutmak zorunda oldukları nakit para veya nakde kolay çevrilebilir karşılıkların yükümlülüklere oranı.

Diğer dillerde Kasa anlamı nedir?

İngilizce'de Kasa ne demek? : [KASA] n. muscle, brawn

n. safe, cash register, coffer, cash desk, checkout, strongbox, cashbox, register, cashier's desk, cashier's office, chest, case, crate, desk, Peter, till, vaulting-horse

v. stretch tight, tighten, contract, flex, strain, clamp, tauten

Fransızca'da Kasa : caisse [la]; coffre [le]; cassation [la], casse [la]

Almanca'da Kasa : n. Kasse, Kasten, Kiste, Manko, Panzerschrank, Stropp

Rusça'da Kasa : n. касса (F), ящик (M), кессон (M)

adj. кассовый