Kayış nedir, Kayış ne demek

"Kayış" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Şapkası yere düşmüş, yakası yırtılmış, kılıcının kayışı kopmuştu." - Ö. Seyfettin

Yerel Türkçe anlamı:

Kemer.

Esmer kadın.

Kötü kadın.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Yükü gücü az olan öküzden güçlü öküze aktarmak için yapılmış olan işlem. (-Amasya)

İngilizce'de Kayış ne demek? Kayış ingilizcesi nedir?:

band, belt

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Burdur kenti, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Kayış anlamı, tanımı:

Kayış gibi : Sert, koparılmayan. çok kirli.

Kayışa çekmek : Aldatmak, kandırmak.

Kayış balığı : Kâğıt balığıgillerden, Kuzey Avrupa denizleriyle Akdeniz'in derinliklerinde yaşayan kemikli bir balık (Regalecus glesne).

Kayış dili : Kaba ve çirkin sözler kullanılarak konuşulan dil.

Aşırma kayış : Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağa geçirilen kuşak biçimindeki kayış çember.

Eksantrik kayışı : Motor parçalarının bağlantılarını ve birlikte çalışmasını sağlayan kayış.

 

Üzengi kayışı : Eyerin sağına ve soluna takılan üzengi demirini özel toka ile eyere bağlayan kayış.

Vantilatör kayışı : Taşıtlarda motor gücünü vantilatöre aktararak dönmesini sağlayan kayış.

Kayışçı : Kayış yapan veya satan kimse. Aldatan, hileci.

Kayışkıran : Baklagillerden, kökleri toprağa derince girdiği için tarlalar sürülürken sabanı tutan, çiçekleri kırmızı bir bitki, sabankıran (Onosis spinosa).

Usturayı kayışa çekmek : Usturanın kılağısını almak için berber kayışına sürtmek.

Bağlamak : Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Denk yapmak, paket yapmak. Anlaşma yapmak. Geçişi engellemek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Uyulması zorunlu olmak. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Düğümlemek. Gönlünü kazanmak.

Tutmak : Biriktirmek, tasarruf etmek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. İzlemek. Alacağa veya vereceğe saymak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Varsaymak, farz etmek. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Bir kimsenin yerini almak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Sürmek, zaman almak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Sarmak, bürümek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Bırakmamak. Hedef olarak almak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Ulaşmak, varmak. Başlamak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Kaplamak. Elde bulundurmak, ele almak. Bağlamak. İş görebilmek. İşgal etmek. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Kapatmak, sarmak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Ele geçirmek, yakalamak. Bir şey düşünmek. Sunmak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Beklenen sonucu vermek. Kullanmak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Yaklaştırmak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Hizmetine almak veya kiralamak. Benimsemek, beğenmek. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Uğramak. Avlamak.

 

Sıkmak : Yalan söylemek. Bir şeyin suyunu, yağını, sıvı kısmını basınçla çıkarıp akıtmak. Sıkıntı vermek. Dar gelmek. Çevresine sarılarak veya bir şey sararak çepeçevre basınç altına almak. Silahla ateş etmek. Basınçlı bir araçla fışkırtmak, püskürtmek. Baskı altına almak, üzmek, bunaltmak, zorlamak.

Kösele : Bu deriden yapılan. Ayakkabı tabanı, bavul, çanta yapımında kullanılan, büyükbaş hayvanların işlenmiş derisi.

Dilim : Bir bütünden kesilmiş veya ayrılmış ince, yassı parça. Değişik anlatı türü, masal, efsane, bilmece vb. bir metnin, bir eserin aslından az çok ayrılan değişik biçimli olanı, epizot. Belli ölçülere göre oluşmuş bölüm. Radyatör parçalarından her biri.

Bağlanma : Bağlanmak işi veya durumu.

Deri : İnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten. Pazar veya panayır kurulan gün, dernek. Bu tabakadan yapılmış. Toplantı, düğün. İşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu.

Ustura : Tıraş için kullanılan, açılır kapanır, çok keskin bıçak, baş bıçağı, yülgü.

Kayma : Herhangi bir nedenle filmin atlaması, görüntünün perdeye veya ekrana tam olarak gelmemesi. Kaymak (II) işi.

Kayış baldır : Hindistan’ın baldırı kayış gibi kuru, zaif olan, çok koşan halkından bir sınıf. Hileci, dolandırıcı

Kayış dikme tığı : Kayış dikmekte kullanılan keskin kenarlı, sivri uçlu tığ. (*Yalvaç -Isparta)

Kayış etmek : Kandırmak, aldatmak

Kayış gergi kolu : Üfleçle üreteçleri döndüren kayışı gerdirmek için üreteç kasnağının devinimine olanak veren yarıklı kol.

Kayış kanat : Yarasa.

Kayış kıran : Kökleri toprağın derinliklerine giden ve yoncaya benzeyen bir bitki.

Kayış sıyırgısı : Sert kayışları yumuşatmak için kullanılan bir araç.

Kayışa getirmek : Kandırmak, aldatmak.

Kayışbalığı : (zooloji)

Kayışçeken : Tırpanı ağaç sapa bağlayan halkaya sıkıştırmak için konulan, küçük ağaç parçası.

Kayış ile ilgili Cümleler

  • Ali bir yılanın patikadan kayışını gördü.
  • Ali fan kayışını değiştirdi.
  • Ali köpeğini genellikle tasma kayışı ile gezdirir.
  • Kayışı bırakır bırakmaz, köpek kaçtı.
  • Lütfen kayışa tutunun.

Diğer dillerde Kayış anlamı nedir?

İngilizce'de Kayış ne demek? : n. sliding, slipping, slip, slide, belt, strap, band

Fransızca'da Kayış : lanière [la], bretelle [la], ceinturon [le], courroie [la]

Almanca'da Kayış : n. Riemen

Rusça'da Kayış : n. ремень (M), гуж (M), поводок (M), перевязь (F), лямка (F), скольжение (N)