Kaya nedir, Kaya ne demek

"Kaya" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yolun kenarındaki kayanın üstüne küfesini koydu." - A. H. Müftüoğlu

Jeoloji ve yer bilimleri alanındaki anlamı:

[Bakınız: kayaç]

Yerel Türkçe anlamı:

Muhtar.

Kaya isminin anlamı, Kaya ne demek:

Erkek ismi olarak; Büyük ve sert taş kütlesi.

Almanca'da Kaya ne demek?:

fels

Fransızca'da Kaya ne demek?:

rocher

Kaya hakkında bilgiler

Kayaç, çeşitli minerallerin veya mineral ve taş parçacıklarının bir araya gelmesinden ya da bir mineralin çok sayıda birikmesinden meydana gelen katı birikintilerdir. Kayaç terimi eski Türkçede sahre, yeni Türkçede külte ve yabancı dillerdeki rock, roche, gestein sözcükleri karşılığı kullanılmaktadır.

Kayaçlar oluşumları sırasındaki doğal ortamı yansıtan bir çeşit belgelerdir. Yer kabuğunun jeolojik gelişmesinin izleri bu çeşit kayaçlar üzerinde işlenmiştir. Bu nedenle onlar, Yer tarihinin doğal belgeleri sayılır.

Kayaçlar, mineral yapılarına, kimyasal bileşenlerine, barındırdığı bileşenlerin dokularına ve oluşumuna neden olan etmenlere göre sınıflandırılmaktadır. Bu belirleyiciler yardımıyla yapılmış olan sınıflandırma, üç ana kayaç türünü içerir; bunlar Magmatik kayaçlar, tortul ve başkalaşım kayaçlarıdır. Bu sınıflandırmada daha çok parçacıkların büyüklükleri temel alınmıştır. Bir kayacın başka bir kayaca dönüşümü, kayaç döngüsü adı verilen bir jeolojik modelle gösterilmektedir. Kayaçlarla ilgilenen bilim dalına petrografi adı verilir. Petrografi, Jeoloji'nin temel dallarından biridir.

 

Erimiş halde bir silikat hamuru durumunda olan magmanın veya akkorun yer kabuğunun derinliklerinde veya yeryüzünde soğuyarak katılaşması sonucu meydana gelen kayaçlardır. Bunların genel karakterleri ise, kristallerden oluşmuş kütle halinde kayalardır. Magmanın soğuması ve katılaşması derinlerde yavaş yavaş meydana geldiği zaman, tam kristalli plütonik kayaçlar, soğuma ve katılaşma yeryüzünde veya yeryüzüne yakın derinliklerde hızlı veya çabuk oluştuğu takdirde, volkanik ve damar kayaçları meydana gelmektedir.

Kaya ile ilgili Cümleler

  • Tom'un hobileri kayak ve tüplü dalıştır.
  • Kayak benim en sevdiğim spor.
  • Ne kadar iyi kayabilirsin?
  • Kaya gibi uyuyordu.
  • Kayak gezimizi iple çekiyorum.
  • Ali bir delikanlı iken çok iyi bir kayakçıydı.
  • Ali inanılmaz bir kayakçı.
  • Kayak aslında olmasını beklediğimden çok daha eğlenceli.
  • O kayak yapıyordu.
  • Kayak en iyi bir rekreasyon şeklidir.
  • Ali büyük bir kayanın altına saklandı.
  • Kayağa gitme konusunda onunla tartıştım.
  • Nasıl paten kayacağını sana kim öğretti?
  • Kayak çok eğlencelidir.

Kaya anlamı, kısaca tanımı:

Kütle : Bir nesneye uygulanan kuvvetle, oluşan ivme arasındaki orantıyı veren katsayı veya nesne niceliği. Katı maddelerin büyük parçası, küme, yığın. Kitle.

Kayaç : Yer kabuğunun yapı gereci olan bir veya birkaç mineralden oluşan kütle, külte, porfir.

 

Kaya gibi : Çok sağlam.

Kaya uçmazsa dere dolmaz : "büyük gereksinimlerde çok fedakârlık yapmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Kaya balığı : Kaya balığıgillerden, kayalik kayalık yerlerde yaşayan, çoğu koyu renkli küçük balık, dişli, tokmakbaş (Gobius gobius).

Kayabaşı : Bir Anadolu ezgisi ve bu ezgiyle söylenen koşma. Türk halk edebiyatında çoban türküsü.

Kaya güvercini : Güvercingillerden, Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'nın kayalık yerlerinde yaşayan bir kuş (Columbo livia).

Kaya hanisi : Lagos.

Kaya horozu : Güney Amerika'da yaşayan, erkekleri portakal renginde, başında tepeliği olan kuş (Rupicola).

Kaya keleri : Bukalemun.

Kaya lifi : Asbest.

Kaya örümceği : Taşlar arasında yaşayan bir tür örümcek.

Kaya sansarı : Dağlık yerlerde yaşayan bir tür sansar.

Kaya sarımsağı : Genç yaprakları sarımsak yerine kullanılan bir tür yaban sarımsağı (Allium ampeloprasum).

Kaya suyu : Kayadan sızan su.

Kaya tuzu : Doğada billur durumunda bulunan tuz.

Azmankaya : Kaya balığının bir türü.

Cam kaya : Siyah, yeşil, kahverengi ve kırmızı renklerde olabilen, yanardağlardan püsküren lavın aniden soğumasıyla oluşan volkanik cam, obsidiyen.

Kesme kaya : Baskı altında kalarak sertleşmiş toprak.

Kör kaya : Deniz yüzüne çok yakın olan tehlikeli kaya veya sığlık.

Mantar kaya : Şeytanmasası.

Sapkın kaya : Buzların etkisiyle yerinden oynayıp uzaklara sürüklenmiş olan kaya.

Akınkayası : Kaya balığıgiller familyasından derin ve uzaklarda yaşayan ince, uzun bir tür balık.

Kömürkayası : Kaya balığı cinsinden kara renkli bir balık.

Kumkayası : Sıcak ve ılık denizlerde ve özellikle kayalık yerlerde yaşayan kemikli balık (Neogobius).

Sazkayası : Kayalık bölgelerde yaşayan bir tür balık.

Tatlısu kayası : Tatlı sularda yaşayan bir çeşit balık, karabalık, yeşilsazan.

Kaya balığıgiller : Kemikli balıklardan, küçük boyda, iri başlı, yüzgeçleri karın üzerinde tekerlek biçiminde olan bir familya.

Kayağan : Üzerinde kolaylıkla kayılan, kaypak.

Kayağan taş : Killerin başkalaşımı ile oluşmuş, yaprak biçiminde ayrılabilen, mavimsi bir taş, kayrak, arduvaz.

Kayağanlık : Kayağan olma durumu.

Kayak : Kar, su veya çim üzerinde kaymak için ayağa takılan araç, ski. Bu aracı kullanarak yapılmış olan spor.

Kayakçı : Kayak yapan sporcu.

Kayakçılık : Kayakçının yaptığı iş.

Kayakevi : Kayak yapılmış olan yerlerde kurulmuş tesis.

Kayalık : Kayası çok olan yer.

Kayan : Kayarak yer değiştiren. Yassı, düz, kat kat oluşmuş taş. Dağdan inen sel.

Kayar : Hayvanların eskiyen nallarının çivilerini değiştirme işlemi. Pay.

Kayarto : Ahlaksız kimse, melun.

Asfalt kayağı : Tekerlekli kayak.

Çim kayağı : Bu araçla yapılmış olan spor. Paletli iş makinelerinin çalışma düzeni örnek alınarak oluşturulmuş, yaz mevsiminde kayak yapma zevkini tattırmak amacıyla üretilmiş bir kayma aracı.

Derinlik kayaçları : Yer kabuğunun derinlerinde, büyük kütleler biçiminde katılaşmış magma kayaçları.

Su kayağı : Su üzerinde yapılmış olan kayak sporu.

Tekerlekli kayak : Tekerlekli kayakla asfalt üzerinde yapılmış olan bir tür kayma sporu, asfalt kayağı.

Büyük : Niceliği çok olan. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Üstün niteliği olan.

Sert : Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı. Gönül kırıcı, katı, ters. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Titizlikle uygulanan, sıkı. Güçlü kuvvetli.

Mineral : Normal sıcaklıkta doğada katı durumda birtakım maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde. İçinde inorganik maddeler bulunan.

Parçacık : Küçük parça, kırıntı. Elektron, proton, nötron gibi atomu oluşturan parçaların her biri, partikül.

Gelme : Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Gelmiş olan. Gelmek işi. Yetişme.

Birikme : Birikmek işi.

Meydan : Alan, saha. Bulunulan yer ve çevresi, ortalık. Mevlevi tekkelerinde ayin yapılmış olan yer. Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri. Fırsat, imkân veya vakit.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Taş : Başa giyilen metal koruyucu. Genellikle içine sulu şeyler konulan metal vb.nden yapılmış kap. Bu kabın alacağı miktarda olan.

Kaya antilobu : Çift parmaklılar (Artiodactyla) takımının, boynuzlugiller (Bovidae) familyasından, 100 cm kadar uzunlukta, 60 cm kadar yükseklikte, Afrika'da dağlık yerlerde yaşayan bir tür.

Kaya antilopu : (zooloji) (Oreotragus oreotragus):Çift-parmakılılar (Artiodactyla) takımının boynuzlugiller (Bovidae) familyasından bir memeli türü. Uzunluğu 100, yüksekliği 60 cm. Doğu Afrikada dağlık yerlerde yaşar.

Kaya ardıcı : [Bakınız: taşkızılı] (Monticola saxatilis): Ötücü-kuşlar (Passeriformes) takımının karatavukgiller (Turdidae) familyasından bir kuş türü. Uzunluğu 22 cm. Sırtı ak, karnı ve başı mavidir. Dişileri kahverengi alacalı olur. Akdeniz memleketleri ve Batı Asyada kayalık yerlerde yaşar.

Kaya çölü : Yellerin bütün toz ve kumları kaldırmasıyle, yalnız devindiremediği çıplak, iri tomruklarla kayalıklardan oluşan çöl.

Kaya döküntülü kıyı : Kabarma sırasında deniz altında kalarak çekilme ile su yüzüne çıkan kaya döküntüleriyle kaplı ve bu nedenle gemicilik bakımından çekinceli kıyı.

Kaya döküntüsü : Günlük sıcaklık ayrımlarının önemli olduğu karasal iklimlerde, fiziksel parçalanma, sonunda çözülen taşların dağ yamaçları dibinde oluşturdukları yığın. bk. döküntü.

Kaya fosfatı : Fosfat kayasının öğütülmüşü olup kalsiyum ve fosfor oranı garantileri ve flor için de en çok miktarı etikette bildirilmesi gereken bir ürün.

Kaya gölü : (coğrafya)

Kaya kangurusu : Keseli memeliler (Marsupialia) takımının, kangurugiller (Macropodidae) familyasından, 65 cm kadar uzunlukta, 60 cm kadar kuyruğu olan, Avustralya'da yaşayan bir tür. (Petrogale penicillala): Keseliler (Marsupialia) takımının kangurugiller (Macropodidae) familyasından bir memeli türü. Uzunluğu 65, kuyruğu 60 cm. Doğu Avustralyada yaşar.

Kaya kar maşası : (coğrafya)

Diğer dillerde Kaya anlamı nedir?

İngilizce'de Kaya ne demek? : [Kaya] n. rock

v. slip, slide, glide, skate, ski, glissade, lapse, prolapse, slither

Fransızca'da Kaya : roc [le], rocher [le]

Almanca'da Kaya : n. Fels, Felsen, Stein

Rusça'da Kaya : n. скала (F), утес (M), порода (F)