Kayma nedir, Kayma ne demek

Yerel Türkçe anlamı:

Bahçe çiti.

beşibiryerde, altın lira.

Yassı taş parçası.

Bezin kenarını kıvırarak dikme işlemi.

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: göreceli konum]

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Bir cismin sürtünme ya da sürtünmesiz bir yüzeyde ötelenme devinimi,

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

Balede yedi tür dans hareketinden biri.

Kimya'daki anlamı:

Spektral bir hattın dalga boyunda; yoğunluk, kütle, hareket, absorpsiyon, saçılma, yayınımdan kaynaklanan hafif değişiklik.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Filmin herhangi bir nedenle atlamasıyla çerçevenin pencereyle çakışmasının önlendiği, bunun sonucu görüntülüğe, art arda gelen iki resmin yarı bölümlerinin yansıdığı bir gösterim bozukluğu; çerçeve kayması.

Örtücünün, filmin aralı devinimiyle eşlemeli çalışmamasından dolayı pencereyi iyice kapamaması sonucu, parlak nesnelerin birbiri üstüne binmiş gibi görünmesi; resim kayması.

Tiyatro'daki terim anlamı:

(Bal.) Yedi tür dans hareketlerinden biri.

Bilimsel terim anlamı:

Gülle atmada, atış için ön hızı kazanmak amacıyla, atma döngüsü içinde yerden yükselmeden atış yerine doğru yapılmış olan sekme.

 

İngilizce'de Kayma ne demek? Kayma ingilizcesi nedir?:

glide, drift, slipping, glisser, shift, out of rack, misframe, ghost image, (abd) travel ghost

Fransızca'da Kayma ne demek?:

glissement, glisser

Osmanlıca Kayma ne demek? Kayma Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

zelk

Kayma kısaca anlamı, tanımı:

Anlam kayması : Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamlarından kayarak kalıplaşmaları.

Toprak kayması : Yağışların etkisiyle toprağın alt tabakalarının gevşemesi sonucu üst tabakanın yerinden oynayarak hareket etmesi, kayşa, göçü, heyelan.

Kaymağı seven mandayı yanında taşır : "sevdiği şeyden yoksun kalmak istemeyen kişi, onu sağlayacak araçları eli altında bulundurmalı ve bunun için gereken sıkıntılara katlanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Kaymağını almak : Bir şeyin en büyük payını, kârını ele geçirmek.

Kaymak : Yağmur ve selden sonra toprağın üzerinde kalan özlü tabaka. Durum değiştirmek. Yağışların etkisiyle toprağın alt tabakasının gevşemesi sonucu üst tabaka oynamak. Sütü yayvan kaplar içinde ve hafif ateşte tutarak elde edilen koyu, yağlı öz. Anlamı değişmek. Kurtulmak. Düz, ıslak, donmuş veya kaygan bir yüzey üzerinde sürtünerek kolayca yer değiştirmek. Bir şeyin en iyi ve seçkin bölümü. Görüş, düşünce veya tutumunu değiştirmek. Cinsel ilişkide bulunmak. Kaygan bir yüzey üzerinde birdenbire dengesini yitirmek. Sütün veya yoğurdun yüzünde zar durumunda toplanan, açık sarı renkli, koyu yağlı katman, krema.

 

Kaymak bağlamak : Sütün veya bir sıvının üzerinde kaymak oluşmak, kaymaklanmak.

Kaymak gibi : Tadı güzel ve yumuşak. bembeyaz ve pürüzsüz.

Kaymak kağıdı : Özen isteyen baskılarda kullanılan, düzgün, parlak, pürüzsüz kâğıt, kuşe kâğıdı, papyekuşe.

Kaymak tabakası : Bir toplumun seçkin ve zengin kesimi, kaymak takımı.

Kaymak takımı : Kaymak tabakası.

Kaymak taşı : Parlatılmaya elverişli, yumuşak, beyaz, yarı saydam bir mermer türü, su mermeri, albatr.

Kaymakaltı : Yağı alınmış süt.

Kaymakam : Yarbay. Bir ilçede devleti temsil eden en yetkili yönetim görevlisi, ilçebay.

Kaymakamlık : Kaymakamın görevi. Kaymakamın makamı ve bu makama bağlı resmî dairelerin bütünü. İlçe, kaza. Kaymakam olma durumu.

Kaymakçı : Kaymak yapan veya satan kimse.

Kaymaklanma : Kaymaklanmak işi. Oksitlenme sonucunda kuruyan, bağlayıcı içeren solvent bazlı boyaların yüzeyinde oluşan ve solventlerde çözünmeyen tabaka.

Kaymaklanmak : Kaymak bağlamak, kaymak tutmak.

Kaymaklı : Üzerine veya içine kaymak konulmuş olan. Kaymağı olan.

Kaymaklı dondurma : Sütten yapılmış dondurma.

Afyon kaymağı : Afyon yöresine özgü bir kaymak türü.

Arka plana kaymak : Arka planda kalmak.

Bal ile kaymak yenir ama her keseye göre değil : "güzel yemeyi, güzel giymeyi, güzel eşya kullanmayı herkes ister ama bunları ancak parası bol olanlar yapabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır : "güzel yaşamak isteyen kişi, bu yaşayışın yükünü çekmeyi göze almalı ve gerekli kaynakları elinin altında bulundurmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Gönlü kaymak : Sevmeye eğimli olmak.

Gözü kaymak : İstemeyerek bakıvermek. gözünde hafifçe şaşılık bulunmak. bayılmak sırasında gözünün akı çoğalmak.

Hayatı kaymak : Her işi ters gitmek, mahvolmak.

Kireç kaymağı : Bazı eşya ve yerleri mikroplardan arıtmakta, çamaşırları ağartmakta kullanılan, sarımsı beyaz renkte ve klor kokusunda, toz veya sulandırılmış kireç klorürü.

Nişadır kaymağı : Amonyum karbonat.

Sağa kaymak : Siyasette ve ekonomide sağ görüşleri benimsemek.

Sola kaymak : Siyasette ve ekonomide sol görüşleri benimsemek.

Yağ gibi kaymak : Kızak, taşıt vb. sarsılmadan hızla gitmek.

Yalova kaymakamı : Kendini önemli kişi sanan kimse.

Film : Bir oyunun bütününü taşıyan şerit veya şeritlerin bütünü. Sinemalarda gösterilen eser. Fotoğrafçılıkta, radyografide ve sinemacılıkta resim çekmek için kullanılan, selülozdan, saydam, bükülebilir şerit. Camlara yapıştırılarak içerinin görünmesini engelleyen bir tür ince yaprak.

Atlama : Bu biçimde en uzağa atlamak veya en yükseği aşmak amacıyla yarışılan atletizm dalı. Belirli bir yerden gerilip hız alarak yapılmış olan sıçrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten aşırma. Atlamak işi.

Görüntü : Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü. Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta. Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme. Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal. Manzara.

Perde : Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü. Kaz, ördek, martı gibi hayvanların parmaklarını birbirine bitiştiren zar. Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey. Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri. Doğruyu görmeye engel olan şey. Bir müzik parçasını oluşturan seslerden her birinin kalınlık veya incelik derecesi. Seste pes perde. Bu ses derecelerini sağlamak için çalgılarda bulunup parmaklarla basılan yer. İki yeri birbirinden ayıran bölme. Katarakt.

Ekran : Televizyon camı, görüntülük. Beyaz perde, görüntülük. Üzerine bir cismin ışık yoluyla görüntüsü düşürülen, saydam olmayan düz yüzey, görüntülük.

Gelme : Gelmek işi. Yetişme. Gelmiş olan. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

Kayma açısı : Biçim değiştirmeye zorlanan bir akışkanın ya da yoğruk bir katının kuvvet doğrultusu ile kayan yüzeyleri arasındaki açı.

Kayma devimi : Bir cismin kayarak gitmesi.

Kayma düzlemi : Kırılcanın bir yerinden bastırılmasıyla kayma gösteren özdecikler düzlemi.

Kayma noktası : Bir yağ veya mumun düşey bir kılcal tüp içerisinden aşağı doğru kaymaya başladığı en düşük sıcaklık. Erime noktasından tamamen farklıdır.

Kayma oluşumu : Katmanların çekim etkisi ve aşağıya doğru kaymasıyle oluşan yapı.

Kayma sınaması : (İstatistiksel sınamalar) k sayıdaki örneklemde, bu örneklemlerden bir ya da birkaçının ötekilerden ayrı olduğu önsavma karşı ortalamaların türdeşliği için yapılan anlamlılık sınaması.

Kayma sürtünmesi : Üst üste iki katı yüzey arasındaki sürtünme

Kayma yüzeyi : Bir katının bir yüzeye koşut zorlama etkisi akımda çatlama ya da kopma eğilimi gösterdiği yüzey,

Kaymaca : Kayılarak oynanan bir çocuk oyunu.

Kaymacık : Yaprakları enginar yaprağına benzer, ortası marul gibi sarı göbekli, kavrularak yenen bir ot. Para.

Kayma ile ilgili Cümleler

  • Kızakla kaymaya gidelim.
  • Kaymayı sevmem ama patenle kaymayı gerçekten seviyorum.
  • Çocukken merdivenden kaymak hoşuma giderdi.
  • Kaymamak için yavaşça yürüdü.
  • Kaymaklı dondurmam var.
  • Kaymamak için dikkatli ol.
  • Kaymaktan hoşlandığına sevindim ama sadece bu bana göre değil.
  • Buz, kaymak için yeterince katıdır.
  • Kaymak için dağa gittik.
  • Ali yalnız başına kaymaya gitti.
  • Kaymak için dağlara gittik.
  • Buzun üstünde kayma tehlikesinden sakının.
  • Kaymak çok eğlenceli.
  • Ali Mary'nin kenara kaymasını istedi.

Diğer dillerde Kayma anlamı nedir?

İngilizce'de Kayma ne demek? : n. slipping, sliding, gliding, slip, slide, glide, creepage, creep, dislocation

Fransızca'da Kayma : glissement [le]

Almanca'da Kayma : n. Rutsch, Verschiebung

Rusça'da Kayma : n. скольжение (N), соскальзывание (N), юз (M)