Kaza nedir, Kaza ne demek

Kaza; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Kaza" ile ilgili cümle

  • "Muharebe, bütün yollarda, kazalarda, her yerde âdeta neşe veren bir tesir hasıl etmişti." - H. S. Tanrıöver

Yerel Türkçe anlamı:

1.bk. kazağı (I)-

Kaza

Bakırcıların kapları kalaylamak için kullandıkları bir demir araç.

Tahta kaşıkların içini kazıyıp biçim vermeye yarayan araç.

Kullanılarak aşınmış, küçülmüş süpürge

Kazâ, ilçe

Makara.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Bıçak saplarını düzeltmek için kullanılan bıçakçı aracı. (-Bursa)

Tahta kazıma ve düzeltme aracı. (-Maraş)

Hukuki terim anlamı:

1) yargı. 2) beklenmedik olay.

Kaza kısaca anlamı, tanımı:

Kaza atlatmak : Kaza tehlikesi geçirmek.

Kaza etmek : Vaktinde kılınmayan namazı, tutulmayan orucu dinî kurallara uygun olarak sonradan yerine getirmek.

Kaza geçirmek : Can ve mal kaybına veya zararına neden olan kötü bir olayla karşılaşmak.

Kaza geliyorum demez : "kaza, beklenmedik zamanda, ansızın olur" anlamında kullanılan bir söz.

Kaza ile : Kazara.

 

Kazaya bırakmak : Namazı vaktinde kılmayarak daha sonra kılmak için ertelemek. orucu vaktinde tutmayarak daha sonra tutmak için ertelemek.

Kazaya kalmak : Oruç, vaktinde tutulamamak. namaz, vaktinde kılınamamak.

Kazaya rıza göstermek : Yargıya, verilen hükümlere boyun eğmek. kadere, alın yazısına boyun eğmek.

Kazaya uğramak : Kaza geçirmek.

Kaza dairesi : Yargı çevresi.

Kaza kurşunu : Yanlışlıkla gelen mermi.

Ferdi kaza sigortası : Deprem dâhil her yerde oluşacak kaza sonunda ortaya çıkan sakatlık, hastalık veya ölüm dolayısıyla ödenecek para tutarını belirleyen sözleşme.

Görünmez kaza : Umulmadık zamanda, umulmadık biçimde olan kaza.

Zincirleme kaza : Üç veya daha çok aracın trafik kazasına karışması durumu.

İş kazası : İş yerinde meydana gelen ve işçiyi bedensel veya ruhsal yönden etkileyen olay.

Tren kazası : Demir yolunda meydana gelen kaza. Amacı belirlenmiş bir konunun, bir olayın gelişme aşamalarında bir tıkanıklık, olumsuzluk olma durumu.

Kaza kırım ekibi : Uçak kazalarının nedenini, nasıl geliştiğini, ortaya çıkan hasarı karakutular incelenmeden önce ayrıntılı bir biçimde araştıran, bağımsız kurul.

Kazaen : Kazara.

Kazağı : Kazımakta veya temizlemekte kullanılan demir araç.

 

Kazak : Karısına söz geçirebilen, dediğini yaptırabilen erkek, kılıbık karşıtı. Güney Rusya'da yaşayan Slavlaşmış bir topluluk ve bu topluluktan olan kimse. Baştan geçirilerek giyilen, genellikle kollu, örme üst giysisi. Kazakistan Cumhuriyeti'nde yaşayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse. Jokeylerin giydiği, göz alıcı renklerde bir ceket türü. Rusya'da ve İran'da ayrı bir sınıf oluşturan atlı asker.

Kazak çömelmesi : Bir bacak üzerinde çömelip dizi iyice bükerken, öteki bacağı önde tutma biçiminde yapılmış olan bir güç alıştırması.

Kazakça : Kazak Türkçesi. Bu Türkçeyle yazılmış olan.

Kazaklık : Karısına söz geçirme, dediğini yaptırma durumu.

Kazalı : Kaza geçirmiş olan. Kazaya yol açan, sakıncalı, tehlikeli. İlçesi olan.

Kazamat : Obüslerden, bombalardan korunmak için yerin altına kazılmış siper.

Kazan : Çok miktarda yemek pişirmeye veya bir şey kaynatmaya yarayan büyük, derin kap. Ankara iline bağlı ilçelerden biri. Buhar makinelerinde, kalorifer tesisatında, suyun kaynatıldığı büyük derin kap.

Kazan dairesi : Gemi veya çok katlı yapılarda ısıtma sisteminin yer aldığı bölüm.

Kazan kaldırmak : Yöneticinin bir tutumuna karşı hep birden ayaklanmak, isyan etmek. yeniçeriler yemek pişirilen kazanı devirerek ayaklanmak, isyan etmek.

Kazan kaynamayan yerde maymun oynamaz : "hiçbir iş karşılıksız yapılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Kazan kebabı : Verevine doğranmış patlıcanların arasına köfte konularak salçalı suda, kısık ateşte pişirilmesiyle hazırlanan bir kebap türü.

Kazan kepçe : "bir yeri etraflıca (dolaşmak, aramak)" anlamında kullanılan bir söz.

Kazan taşı : Kalsiyum tuzları kapsayan suyun ısıtıldığı kabın iç yüzeyinde oluşturduğu katman.

Kazanç : Satılan bir mal, yapılmış olan bir iş veya harcanan bir emek karşılığında elde edilen para, getiri, temettü. Yarar, çıkar, kâr.

Kazancı : Kazanı ateşleyen kimse, ateşçi. Kazan yapan, satan veya onaran usta.

Kazançlı : Kazanç getiren, kazanç sağlayan. Kazanmış olan.

Kazançlı çıkmak : Kazanmak.

Kazançsız : Kazancı olmayan.

Kazandibi : Dibi tutturularak hafif yanık kokusu verilmiş muhallebi.

Kazandırmak : Kazanmasını sağlamak.

Kazanı kapalı kaynamak : İçyüzü bilinmemek. ne yaptığı, nelerle uğraştığı anlaşılamamak.

Kazanılma : Kazanılmak işi.

Kazanılmak : Kazanma işi yapılmak.

Kazanılmış hak : Yürürlükte olan hükümlere göre bir kimse yararına sabit olan hak, müktesep hak, hakkımüktesep.

Kazanım : Bir iş yerinde çalışanlara sağlanan hukuksal, sosyal ve mali her türlü hak, avantaj. Kazanma işi.

Kazanırsan dost kazan düşmanı anan da doğurur : "sen dost kazanmanın yoluna bak, düşman kolay kazanılır" anlamında kullanılan bir söz.

Kazanış : Kazanma işi.

Kazanma : Kazanmak işi.

Kazanmak : Olumlu, iyi bir sonuç elde etmek. Edinmek, sahip olmak. Yenmek, galip gelmek. Kendinden yana çekmek. Ele geçirmek, fethetmek, kazanç sağlamak. Çıkmak, isabet etmek. Kazanç sağlamak. Tutulmak, yakalanmak.

Kazanmayanın kazanı kaynamaz : "kazancı olmayan kişinin evinde yemek pişmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kazara : Rastgele, tesadüfen. Kaza sonucu, yanlışlıkla, bilmeden, kazaen, ezkaza.

Kazaratar : Eklemli bir kol üzerinde hareket eden kepçeli bir çark veya zincirle donatılmış kazı makinesi, kazmaç, ekskavatör.

Kazasız : Kazaya uğramadan yapılan. Kazasız bir biçimde.

Kazasız belasız : Kazaya veya güçlüğe, sıkıntıya uğramadan.

Kazaska : Kaynağı Kafkasya olan ve hızlı oynanan bir halk dansı. Bu dansın müziği.

Kazasker : Osmanlı döneminde mahkemelerin en yetkilisi. İlmiye sınıfının yüksek derecesinde bulunan devlet görevlisi.

Kazaskerlik : Kazaskerin rütbesi ve makamı. Kazaskerin yaptığı iş.

Kazayağı : İki ayrı yolun birleşip tek yol hâline geldiği kavşak. Çok kollu çengel. Açık turuncu renk. İki ucundan herhangi bir yere bağlanmış bir halatın, başka bir halatla ortasından terazilenmiş durumu. Ispanakgillerden, yaprakları kaz ayağına benzeyen bir bitki (Chenopodium). Çaprazlama yapılmış olan teyel, Hristo teyeli. Bu renkte olan.

Kazaz : Ham ipeği iplik ve ibrişim durumuna getiren kimse.

Kazazede : Kazaya uğramış, kaza geçirmiş olan kimse.

Açıklık kazanmak : Bir konu aydınlanmak, anlaşılır duruma gelmek.

Açıktan kazanmak : Emek ve sermaye olmadan para kazanmak.

Ağır kazan geç kaynar : "kalın kafalı insan bir konuyu zor anlar" anlamında kullanılan bir söz. "ağırbaşlı insan çabuk öfkelenmez" anlamında kullanılan bir söz. "tembel olan işi geç yapar" anlamında kullanılan bir söz.

Ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar : "yazın çalışan kışın rahat eder" anlamında kullanılan bir söz.

Alın teri ile kazanmak : Hak ederek, çalışarak, emek vererek kazanmak.

Ara kazanç : Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç. Hisse senedi, tahvil, yabancı para vb. değerli kâğıtları daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi, arbitraj.

Ata malı mal olmaz kendin kazanmak gerek : "babadan kalan mal kalıcı değildir, çabuk biter; kişinin gerçek malı, kendi çalışmasıyla elde ettiği maldır" anlamında kullanılan bir söz.

Baba malı tez tükenir evlat gerek kazana : "kendini bilen, yaşama sorumluluğu duyan akıllı evladın gerçek malı, kendisinin kazandığı maldır" anlamında kullanılan bir söz.

Bağışıklık kazanmak : Bazı mikroplara karşı aşı veya doğal yolla dirençli duruma gelmek. korunaklı olmak.

Bahsi kazanmak : İleri sürülen, savunulan görüşün doğru olduğu belli olmak.

Balıkçı kazağı : Ço soğuk ve nemli havalarda giyilen, boğazlı ve yünlü kalın kazak.

Banyo kazanı : Banyoyu ve suyu ısıtmak için yapılmış olan özel kazan veya ısıtma aleti.

Bir kazanda kaynamak : Anlaşmak, uyuşmak, bağdaşmak.

Boyama kazanı : Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma işleminin yapıldığı büyük tekne.

Boyut kazandırmak : Yeni bir durum, içerik, genişlik, kapsam kazandırmak.

Buhar kazanı : Buhar elde etmekte kullanılan kazan.

Cadı kazanı : Dedikodunun, fesadın, kargaşanın çok olduğu yer.

Cadı kazanı gibi kaynamak : Dedikodu, kargaşa çok olmak.

Çamaşır kazanı : İçinde çamaşır kaynatılan kazan.

Çuvalla para kazanmak : Aşırı kazanç sağlamak.

Dava kazanmak : Ülküsü gerçekleşmek. açılan davada haklı veya suçsuz bulunmak. bir konuda olumlu sonuca ulaşmak.

Deneyim kazanmak : Deneyimli duruma gelmek.

Ekmeğini kazanmak : Geçimini sağlamak.

El için kuyu kazan evvela kendisi düşer : "başkasına tuzak hazırlayan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer" anlamında kullanılan bir söz.

El kazanıyla aş kaynamaz : "önemli bir iş, başkalarının yardımıyla başarılamaz, iş her an yarıda kalabilir" anlamında kullanılan bir söz.

El kazanıyla aş kaynatmak : Başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabına kullanarak iş çevirmek.

Elinden bir kaza çıkmak : İstemeyerek birini yaralamak veya öldürmek.

Güven kazanmak : Kendisine inandırmak.

Hak kazanmak : Emeğin karşılığını alabilecek duruma gelmek.

Hayatını kazanmak : Geçimini sağlamak.

İki baş bir kazanda kaynamaz : İki at bir kazığa bağlanmaz.

İkisini bir kazana koysalar kaynamazlar : "aralarındaki anlaşmazlık o kadar büyüktür ki onları uzlaştırma çaresi bulunamaz" anlamında kullanılan bir söz.

İt sürü para kazan : "ekmek parası kazanmak için it sürümek gibi bir iş tutmak bile ayıp değildir" anlamında kullanılan bir söz.

İvme kazanmak : Hızlanmak.

Kafası kazan olmak : Kafası şişmek.

Kalorifer kazanı : Kalorifer suyunun içinde bulunduğu kazan.

Kalp kazanmak : İnce bir davranış veya güzel bir sözle birinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek.

Kaynayan kazan kapak tutmaz : "içten içe, gizlice gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir" anlamında kullanılan bir söz.

Kazma elin kuyusunu kazarlar kuyunu : "sen başkasına kötülük yapma yolunu tutarsan başkası da sana kötülük yapma yolunu tutar" anlamında kullanılan bir söz.

Kimse bilmez kim kazana kim yiye : "bir kimsenin çalışıp çabalayarak kazandığı malı kimi zaman hatır ve hayalde olmayan kişiler yer" anlamında kullanılan bir söz.

Kişilik kazanmak : Bir kişinin öz yapısı, kişiliği belirginleşmek.

Maharet kazanmak : Beceri edinmek, ustalaşmak.

Mal canı kazanmaz can malı kazanır : "insan mal kazanacağım diye sağlığını tehlikeye atmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Nam kazanmak : Ün sahibi olarak tanınmak.

Popülarite kazanmak : Halk tarafından sevilmek, tutulmak.

Ruh kazandırmak : Herhangi bir yeri veya şeyi canlı, hareketli, neşeli bir duruma getirmek.

Sempatisini kazanmak : Birinin sevgisini, ilgisini ve yakınlığını kazanmak.

Sevap kazanmak : Hayırlı bir davranışta bulunmak.

Sırtından kazanmak : Para kazanmak için birini kullanmak.

Takdirini kazanmak : Bir kimse veya bir topluluk tarafından beğenilmek.

Tat kazanmak : Hoşa gidecek, zevk alınacak duruma gelmek. belli bir tada kavuşmak, olgunlaşmak, tatlanmak.

Tavuk kaza bakmış da kıçını yırtmış : "başkalarından geri kalmamak için gücünü aşan işlere girişenler büyük zararlara uğrarlar" anlamında kullanılan bir söz.

Vakit kazanmak : Bir şeye ayrılan süreyi azaltmak. karşı tarafı oyalayarak kendi hazırlanma süresini uzatmak.

Zaman kazanmak : Vakit kazanmak.

İstem : İrade veya isteğin eylem durumunda belirmesi. Tüketicinin piyasadan mal çekmesi. Bir kimseden bir şeyi yapmasını veya yapmamasını isteme, talep, arzu.

Olay : Önemli tarihsel olgu, fenomen. Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka.

Dolay : Bir yeri saran başka yerlerin bütünü, civar.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Nesne : Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç. Öznenin dışında kalan her konu, obje.

Aracı : İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. Ara bulucu. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.

Zarar : Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat.

İlçe : Yönetim bakımından yurt bölümlemesinde ilden sonra gelen bölüm, kaymakamlık, kaza.

Kaymakamlık : Kaymakamın görevi. İlçe, kaza. Kaymakam olma durumu. Kaymakamın makamı ve bu makama bağlı resmî dairelerin bütünü.

Yargı : Kavrama, karşılaştırma, değerlendirme vb. yollara başvurularak kişi, durum veya nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesi, hüküm. Yasalara göre mahkemece bir olay veya olgunun doğuşuna etken olan sebeplerin de göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi sonucu verilen karar, kaza.

Kadılık : Kadının görevi. Kadı olma durumu. Bir kadının davalarına baktığı il sınırları içindeki bölge.

Kaza etkinliği : Kaza yüzünden yitirilen zamanın tümü. Kazaların yeğinlik ve önem kertesi.

Kaza etkinlik oranı : Her bin iş saatinde kaza nedeniyle yitirilmiş günlerin toplamı.

Kaza güvencesi : Kişinin bir kaza sonucu sakatlanması, dış organlarından birisini yitirmesi ya da ölmesi gibi olaylarda kendisine ya da yasal kalıtçılarına belirli bir ödeme yapılmak üzere taraflarca karşılıklı yapılan anlaşma. Yaşam, yangın ve deniz dokuncaları dışında kalan kazalar için yapılan güvence.

Kaza incelemeleri : Kazaların mekanik ve insanla ilgili nedenlerini bulmak için yapılan inceleme.

Kaza kırım : Uçak kazalarının nedenini, nasıl geliştiğini, ortaya çıkan hasarı karakutular incelenmeden önce ayrıntılı bir biçimde araştırma.

Kaza nedenleri : Kazaların oluşunu doğuran nedenler.

Kaza oluş oranı : Her milyon iş saatinde kaza yönünden yitirilen zamanın tümü.

Kaza ödencesi : Dokuncalı olaylarda işçiye verilen dokunca ödencesi.

Kaza sigortası : Herhangi bir kaza sonucunda ortaya çıkabilecek ölüm, sürekli veya geçici sakatlıklar sonucu doğacak iktisadi risklere karşı yapılan sigorta türü.

Kaza yatkınlığı : Bilinçdışı suçluluk ve günah işleme karmaşalarının etkisiyle kişinin sık sık kazaya uğrayarak kendini cezalandırması eğilimi.

Kaza ile ilgili Cümleler

  • Okula giderken kazayı gördü.
  • Kaza bilançosu; 5 kişi öldü ve 100 kişi yaralandı idi.
  • Kaza, arabasının ön tekerlerine zarar verdi.
  • Ali konteyneri kazara vincinden düşürdü.
  • Kaza aniden oldu.
  • Kaza ansızın oldu.
  • Kaza benim dikkatsizliğim nedeniyle meydana geldi.
  • Kaza basit bir hatadan ortaya çıktı.
  • Soruşturma bir kaza sonucu ölüm olarak geri döndü.
  • Bunu gerçekten kazandınız.
  • Kaza bir kavşakta yer aldı.
  • Senin kazağını gerçekten beğeniyorum.
  • Gönüllüler mi kazanır ünlüler mi?
  • Paul Walker bir araba kazasında öldüğü için çok üzgünüm.

Diğer dillerde Kaza anlamı nedir?

İngilizce'de Kaza ne demek? : [Kaza] n. goose, gander

adj. crack-up

n. accident, mishap, misfortune, misadventure, borough, casualty, crash, district, fatality, incident, smash, smash up, township, wreck

Fransızca'da Kaza : accident [le], sinistre [le]; sous-préfecture [la]; jugement [le], justice [la]

Almanca'da Kaza : n. Havarie, Unfall, Unglücksfall

Rusça'da Kaza : n. судебный процесс (M), случай: несчастный случай (M), крушение (N), авария (F), катастрофа (F), судьба (F)