Kazan nedir, Kazan ne demek

Kazan; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır.

"Kazan" ile ilgili cümle

  • "Kazan patladı."
  • "Koca bir kazan patates kaynattık." - A. Gündüz

Yerel Türkçe anlamı:

Kazan// kazan kepça: 1.Arayan ve aranan,

Mutfak eşyası

Bir çocuk oyunu.

Su çevrisi, kuyu.

Soba.

Kimya'daki anlamı:

Sıcak su ya da buhar üretmek macıyla kullanılan açık veya kapalı kap.

Kazan isminin anlamı, Kazan ne demek:

Erkek ismi olarak; Olumlu etkiler bırakan kimse.

İngilizce'de Kazan ne demek? Kazan ingilizcesi nedir?:

boiler

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Ağrı kenti, Doğubayazıt ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Hakkâri şehrinde, Çukurca belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kazan kısaca anlamı, tanımı:

Kazan kaldırmak : Yöneticinin bir tutumuna karşı hep birden ayaklanmak, isyan etmek. yeniçeriler yemek pişirilen kazanı devirerek ayaklanmak, isyan etmek.

Kazan kaynamayan yerde maymun oynamaz : "hiçbir iş karşılıksız yapılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Kazan kepçe : "bir yeri etraflıca (dolaşmak, aramak)" anlamında kullanılan bir söz.

 

Kazanı kapalı kaynamak : Ne yaptığı, nelerle uğraştığı anlaşılamamak. içyüzü bilinmemek.

Kazan dairesi : Gemi veya çok katlı yapılarda ısıtma sisteminin yer aldığı bölüm.

Kazandibi : Dibi tutturularak hafif yanık kokusu verilmiş muhallebi.

Kazan kebabı : Verevine doğranmış patlıcanların arasına köfte konularak salçalı suda, kısık ateşte pişirilmesiyle hazırlanan bir kebap türü.

Kazan taşı : Kalsiyum tuzları kapsayan suyun ısıtıldığı kabın iç yüzeyinde oluşturduğu katman.

Banyo kazanı : Banyoyu ve suyu ısıtmak için yapılmış olan özel kazan veya ısıtma aleti.

Boyama kazanı : Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma işleminin yapıldığı büyük tekne.

Buhar kazanı : Buhar elde etmekte kullanılan kazan.

Cadı kazanı : Dedikodunun, fesadın, kargaşanın çok olduğu yer.

Çamaşır kazanı : İçinde çamaşır kaynatılan kazan.

Kalorifer kazanı : Kalorifer suyunun içinde bulunduğu kazan.

Kaza : Vaktinde kılınmayan namazı veya tutulmayan orucu sonradan yerine getirme. Kadılık görevi. İlçe, kaymakamlık. Yargı. İstem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması.

Kazanç : Satılan bir mal, yapılmış olan bir iş veya harcanan bir emek karşılığında elde edilen para, getiri, temettü. Yarar, çıkar, kâr.

 

Kazancı : Kazanı ateşleyen kimse, ateşçi. Kazan yapan, satan veya onaran usta.

Kazançlı : Kazanç getiren, kazanç sağlayan. Kazanmış olan.

Kazançlı çıkmak : Kazanmak.

Kazançsız : Kazancı olmayan.

Kazandırmak : Kazanmasını sağlamak.

Kazanılma : Kazanılmak işi.

Kazanılmak : Kazanma işi yapılmak.

Kazanılmış hak : Yürürlükte olan hükümlere göre bir kimse yararına sabit olan hak, müktesep hak, hakkımüktesep.

Kazanım : Kazanma işi. Bir iş yerinde çalışanlara sağlanan hukuksal, sosyal ve mali her türlü hak, avantaj.

Kazanırsan dost kazan düşmanı anan da doğurur : "sen dost kazanmanın yoluna bak, düşman kolay kazanılır" anlamında kullanılan bir söz.

Kazanış : Kazanma işi.

Kazanma : Kazanmak işi.

Kazanmak : Tutulmak, yakalanmak. Olumlu, iyi bir sonuç elde etmek. Ele geçirmek, fethetmek, kazanç sağlamak. Edinmek, sahip olmak. Yenmek, galip gelmek. Kendinden yana çekmek. Çıkmak, isabet etmek. Kazanç sağlamak.

Kazanmayanın kazanı kaynamaz : "kazancı olmayan kişinin evinde yemek pişmez" anlamında kullanılan bir söz.

Açıklık kazanmak : Bir konu aydınlanmak, anlaşılır duruma gelmek.

Açıktan kazanmak : Emek ve sermaye olmadan para kazanmak.

Ağır kazan geç kaynar : "tembel olan işi geç yapar" anlamında kullanılan bir söz. "ağırbaşlı insan çabuk öfkelenmez" anlamında kullanılan bir söz. "kalın kafalı insan bir konuyu zor anlar" anlamında kullanılan bir söz.

Ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar : "yazın çalışan kışın rahat eder" anlamında kullanılan bir söz.

Alın teri ile kazanmak : Hak ederek, çalışarak, emek vererek kazanmak.

Ara kazanç : Hisse senedi, tahvil, yabancı para vb. değerli kâğıtları daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi, arbitraj. Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç.

Ata malı mal olmaz kendin kazanmak gerek : "babadan kalan mal kalıcı değildir, çabuk biter; kişinin gerçek malı, kendi çalışmasıyla elde ettiği maldır" anlamında kullanılan bir söz.

Baba malı tez tükenir evlat gerek kazana : "kendini bilen, yaşama sorumluluğu duyan akıllı evladın gerçek malı, kendisinin kazandığı maldır" anlamında kullanılan bir söz.

Bağışıklık kazanmak : Korunaklı olmak. bazı mikroplara karşı aşı veya doğal yolla dirençli duruma gelmek.

Bahsi kazanmak : İleri sürülen, savunulan görüşün doğru olduğu belli olmak.

Bir kazanda kaynamak : Anlaşmak, uyuşmak, bağdaşmak.

Boyut kazandırmak : Yeni bir durum, içerik, genişlik, kapsam kazandırmak.

Cadı kazanı gibi kaynamak : Dedikodu, kargaşa çok olmak.

Çuvalla para kazanmak : Aşırı kazanç sağlamak.

Dava kazanmak : Ülküsü gerçekleşmek. bir konuda olumlu sonuca ulaşmak. açılan davada haklı veya suçsuz bulunmak.

Deneyim kazanmak : Deneyimli duruma gelmek.

Ekmeğini kazanmak : Geçimini sağlamak.

El için kuyu kazan evvela kendisi düşer : "başkasına tuzak hazırlayan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer" anlamında kullanılan bir söz.

El kazanıyla aş kaynamaz : "önemli bir iş, başkalarının yardımıyla başarılamaz, iş her an yarıda kalabilir" anlamında kullanılan bir söz.

El kazanıyla aş kaynatmak : Başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabına kullanarak iş çevirmek.

Güven kazanmak : Kendisine inandırmak.

Hak kazanmak : Emeğin karşılığını alabilecek duruma gelmek.

Hayatını kazanmak : Geçimini sağlamak.

İki baş bir kazanda kaynamaz : İki at bir kazığa bağlanmaz.

İkisini bir kazana koysalar kaynamazlar : "aralarındaki anlaşmazlık o kadar büyüktür ki onları uzlaştırma çaresi bulunamaz" anlamında kullanılan bir söz.

İt sürü para kazan : "ekmek parası kazanmak için it sürümek gibi bir iş tutmak bile ayıp değildir" anlamında kullanılan bir söz.

İvme kazanmak : Hızlanmak.

Kafası kazan olmak : Kafası şişmek.

Kalp kazanmak : İnce bir davranış veya güzel bir sözle birinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek.

Kaynayan kazan kapak tutmaz : "içten içe, gizlice gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir" anlamında kullanılan bir söz.

Kimse bilmez kim kazana kim yiye : "bir kimsenin çalışıp çabalayarak kazandığı malı kimi zaman hatır ve hayalde olmayan kişiler yer" anlamında kullanılan bir söz.

Kişilik kazanmak : Bir kişinin öz yapısı, kişiliği belirginleşmek.

Maharet kazanmak : Beceri edinmek, ustalaşmak.

Mal canı kazanmaz can malı kazanır : "insan mal kazanacağım diye sağlığını tehlikeye atmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Nam kazanmak : Ün sahibi olarak tanınmak.

Popülarite kazanmak : Halk tarafından sevilmek, tutulmak.

Ruh kazandırmak : Herhangi bir yeri veya şeyi canlı, hareketli, neşeli bir duruma getirmek.

Sempatisini kazanmak : Birinin sevgisini, ilgisini ve yakınlığını kazanmak.

Sevap kazanmak : Hayırlı bir davranışta bulunmak.

Sırtından kazanmak : Para kazanmak için birini kullanmak.

Takdirini kazanmak : Bir kimse veya bir topluluk tarafından beğenilmek.

Tat kazanmak : Belli bir tada kavuşmak, olgunlaşmak, tatlanmak. hoşa gidecek, zevk alınacak duruma gelmek.

Vakit kazanmak : Karşı tarafı oyalayarak kendi hazırlanma süresini uzatmak. bir şeye ayrılan süreyi azaltmak.

Zaman kazanmak : Vakit kazanmak.

Miktar : Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik. Ölçü.

Yemek : Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Yasal yoldan cezalandırılmak. Ağızda çiğneyerek yutmak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Sürekli üzmek, tedirgin etmek. Yemek yeme, karın doyurma işi. Isırmak. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Başkasının parasını harcamak. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Kandırmak. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Harcamak, tüketmek, bitirmek.

Pişirme : Pişirmek işi.

Kaynatma : Kaynatmak işi.

Büyük : Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Önemli. Üstün niteliği olan. Büyük abdest. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Niceliği çok olan. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş.

Derin : Dip. Ayrıntılı. Yüzeyden içeri inen. Uzun süren. Dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan. Kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan. Yoğun. İçten gelen.

Buhar : Isı etkisiyle sıvıların ve bazı katıların dönüştükleri gaz durumu.

Ankara : Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri, Türkiye'nin başkenti.

Bağlı : Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan. Bir bağ ile tutturulmuş olan. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Sınırlanmış, sınırlı. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Kapatılmış olan, kapalı.

Biri : Bilinmeyen bir kimse. Bir tanesi.

Kazan basınç düzeyi : Buharlı döşemde, buhar basıncının, suyu yoğuşma borusunda yükselttiği düzeyden geçeceği düşünülen yatay düzlem.

Kazan besleyicisi : Buhar kazanında su düzeyinin aynı kalmasını sağlıyan aygıt.

Kazan çektirme ektekeri : Çektirme işleminde kullanılan kalın ektekeri.

Kazan çektirme kaması : Çektirme borusundaki yarıklara geçen çelik kama.

Kazan çektirme kolu : Çektirme işleminde somunu sıkıştırmakta kullanılan kol.

Kazan çektirme somunu : Çektirme borusu üzerindeki vidayı sıkıştırarak dilimlerin çektirilmesini sağlıyan somun.

Kazan çektirmesi : Dökme dilimli kazanların kurulmasında, dilimleri birbirlerine çektirmekte kullanılan çelik boru ve parçaları.

Kazan dilimi : Dökme dilimli kazanı oluşturan parçalardan biri.

Kazan enciği : Küçük kazan.

Kazan eniği : Küçük kazan.

Kazan ile ilgili Cümleler

  • Gönüllüler mi kazanır ünlüler mi?
  • Burak bir savaşta savaştı ve onu kazandı.
  • Bunu gerçekten kazandınız.
  • Kazanabileceğimi düşünüyor musun?
  • Şansım olursa kazanabilirim.
  • Kazanabileceğini düşünmüyorsun, değil mi?
  • Bu triatlonu kazanabilmemin herhangi bir yolu olduğunu sanmıyorum.
  • Kazan Tataristanın başkentidir.
  • Kazanabileceğimizi düşünmüştüm.
  • Sabır sonunda kazanır.
  • O, filmdeki performansıyla bir Akademi Ödülü kazandı.
  • Kazan hakkında Tom'a söyledin mi?
  • Kazanabilirsin.
  • Kazan kentini beğendin mi?

Diğer dillerde Kazan anlamı nedir?

İngilizce'de Kazan ne demek? : [Kazan] n. city west-central Russia on the Volga river; family name; Elia Kazan (1909-2003), Turkish born United States movie and stage director and author of Greek parentage

n. accident, mishap, misfortune, misadventure, borough, casualty, crash, district, fatality, incident, smash, smash up, township, wreck

n. boiler, cauldron, caldron

Fransızca'da Kazan : chaudière [la]

Almanca'da Kazan : n. Kessel

Rusça'da Kazan : n. копатель (M), котел (M), куб (M)