Kazanmak nedir, Kazanmak ne demek

"Kazanmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Emniyetlerini kazanmak için bu esrar bir kimya gibi gizli kalmalıdır." - R. N. Güntekin
  • "Böyle yazılara hiç cevap vermeyiz ve yazı çok ağırsa dava açarak çok defa kazanırız." - B. Felek
  • "Huy kazanmak.""Dert kazanmak."
  • "Düşmandan yer kazanmak."
  • "İşte, kesin, muharebeyi bu manevi kudret kazanacaktır." - R. E. Ünaydın
  • "Bu beş lirayı bitirmeden ben para kazanmalıyım." - P. Safa
  • "Bu genç şairin dostluğunu kazanmak için hiçbir külfete katlanmadım." - M. Ş. Esendal

Yerel Türkçe anlamı:

Edinmek, edinmek zorunda kalmak

Kazanmak,

Kazanmak kısaca anlamı, tanımı:

Kazanmayanın kazanı kaynamaz : "kazancı olmayan kişinin evinde yemek pişmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kazıkazan : Kart kazındığında aynı tutardan üçünü bir arada bulma esasına dayalı bir tür talih oyunu. Kart kazındığında üzerinde yazılı olan ödülü kazanmaya dayalı bir tür talih oyunu.

Kazanma : Kazanmak işi.

Kazan : Çok miktarda yemek pişirmeye veya bir şey kaynatmaya yarayan büyük, derin kap. Buhar makinelerinde, kalorifer tesisatında, suyun kaynatıldığı büyük derin kap. Ankara iline bağlı ilçelerden biri.

 

Kaza : İlçe, kaymakamlık. Kadılık görevi. İstem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması. Vaktinde kılınmayan namazı veya tutulmayan orucu sonradan yerine getirme. Yargı.

Açıklık kazanmak : Bir konu aydınlanmak, anlaşılır duruma gelmek.

Açıktan kazanmak : Emek ve sermaye olmadan para kazanmak.

Alın teri ile kazanmak : Hak ederek, çalışarak, emek vererek kazanmak.

Ata malı mal olmaz kendin kazanmak gerek : "babadan kalan mal kalıcı değildir, çabuk biter; kişinin gerçek malı, kendi çalışmasıyla elde ettiği maldır" anlamında kullanılan bir söz.

Bağışıklık kazanmak : Korunaklı olmak. bazı mikroplara karşı aşı veya doğal yolla dirençli duruma gelmek.

Bahsi kazanmak : İleri sürülen, savunulan görüşün doğru olduğu belli olmak.

Çuvalla para kazanmak : Aşırı kazanç sağlamak.

Dava kazanmak : Açılan davada haklı veya suçsuz bulunmak. ülküsü gerçekleşmek. bir konuda olumlu sonuca ulaşmak.

Deneyim kazanmak : Deneyimli duruma gelmek.

Ekmeğini kazanmak : Geçimini sağlamak.

Güven kazanmak : Kendisine inandırmak.

Hak kazanmak : Emeğin karşılığını alabilecek duruma gelmek.

 

Hayatını kazanmak : Geçimini sağlamak.

İvme kazanmak : Hızlanmak.

Kalp kazanmak : İnce bir davranış veya güzel bir sözle birinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek.

Kişilik kazanmak : Bir kişinin öz yapısı, kişiliği belirginleşmek.

Maharet kazanmak : Beceri edinmek, ustalaşmak.

Nam kazanmak : Ün sahibi olarak tanınmak.

Popülarite kazanmak : Halk tarafından sevilmek, tutulmak.

Sempatisini kazanmak : Birinin sevgisini, ilgisini ve yakınlığını kazanmak.

Sevap kazanmak : Hayırlı bir davranışta bulunmak.

Sırtından kazanmak : Para kazanmak için birini kullanmak.

Takdirini kazanmak : Bir kimse veya bir topluluk tarafından beğenilmek.

Tat kazanmak : Belli bir tada kavuşmak, olgunlaşmak, tatlanmak. hoşa gidecek, zevk alınacak duruma gelmek.

Vakit kazanmak : Karşı tarafı oyalayarak kendi hazırlanma süresini uzatmak. bir şeye ayrılan süreyi azaltmak.

Zaman kazanmak : Vakit kazanmak.

Kazanç : Yarar, çıkar, kâr. Satılan bir mal, yapılmış olan bir iş veya harcanan bir emek karşılığında elde edilen para, getiri, temettü.

Sağlamak : Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Elde etmek, sahip olmak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek.

Olumlu : Olumsuzluk anlatmayan (kelime, cümle). Olgulara, deneylere dayalı olarak bazı nitelikleri belli olan, müspet, pozitif. Onaylayan, kabul eden, lehte olan. Gözetilen amaca veya beklenilene uygun, yararlı, müspet, pozitif. Davranışları beğenilen, yapıcı düşünceleri olan, yararlı. Yapıcı.

Sonuç : Yazının veya sözün bitim bölümü. Öz, özet. Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey. Sürmekte olan veya biten bir yarışmanın veya spor karşılaşmasının sayı bakımından durumu, skor. Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice.

Çıkmak : Giderilmek, yok olmak. Yetişecek ölçüde olmak. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Yapılmak, yürümek. Erişmek, görmek. Mal olmak. Gerçekleşmek. Oluşmak, olmak. Yayımlanmak. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Meydana gelmek. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Eksilmek. Yükselmek, artmak. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Belirmek, tanınmak. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Yayılmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Binaya kat eklemek. Bir yere ulaşmak, varmak. Gelmek. Yayılmak, duyulmak. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Sesini yükseltmek. Karaya ayak basmak. Piyasaya sürülmek. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Verilmek. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Büyük abdest bozmak. Süresi dolduğunda ayrılmak. Ay veya mevsim geçmek. Ay, Güneş görünmek. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Harcamak zorunda kalmak. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Flört etmek. Bitmek, büyümek, sürmek. Sıyrılmak, ayrılmak. Bulaşmak. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Vermeye katlanmak. Yerinden oynamak. Unutmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Yeni yetişip satışa sunulmak.

İsabet : Hedefe varma, hedefi vurma. Güzel rastlantı. Piyango vb. şans oyunlarında, kazanma, çıkma, vurma. "Çok güzel, iyi oldu" anlamlarında kullanılan bir seslenme sözü. Öneri, düşünce veya söz yerinde olma. Yanılmama.

Edinmek : Kendini bir şeye sahip kılmak, kendine sağlamak, elde etmek, iktisap etmek.

Etmek : Bulmak, erişmek. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Bir işi yapmak. Herhangi bir değerde olmak. Eşit değer kazanmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Demek, söylemek. Kötülükte bulunmak.

Sahip : Koruyan, arka çıkan, gözeten kimse. Bir iş yapmış, üstlenmiş veya bir eser ortaya koymuş kimse. Herhangi bir niteliği olan kimse, ehil. Herhangi bir şey üstünde mülkiyeti olan, onu yasaya uygun bir biçimde dilediği gibi kullanabilen kimse, iye, malik.

Olmak : Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Sarhoş olmak. Geçmek, tamamlanmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Sürdürmek, yürütmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Yol açmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Uymak, tam gelmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak.

Tutulmak : Birine tutkun olmak, sevmek. Ay ve Güneş, tutulma olayına uğramak. Yakalanmak. Tutuk duruma gelmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncu yakından izlenmek, tutulmak, markaja alınmak. Bir organ veya bir şey hareket edemez olmak. Ünlü olmak, meşhur olmak. Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak. Kapatılmak, sarılmak.

Yakalanmak : Yakalama işi yapılmak, ele geçirilmek. Karşılaşmak istenilmeyen birine veya kötü bir duruma tutulmak. Birinin kendisini zor duruma düşürecek bir şeyi, bir suçu ortaya çıkmak. Bir hastalığa tutulmak.

Kendinden : Kendi aklından, kendi kendine.

Çekmek : Yürütmek, sürmek. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Öğütmek. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. Herhangi bir anlama almak. Herhangi bir engel kurmak. Yol, ay sürmek. Örtmek, giymek. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Asmak. Daralıp kısalmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Çizgi durumunda uzatmak. İçki içmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Germek. Tartıda ağırlığı olmak. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Döşemek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Aynısını yazmak veya çizmek. İçine almak, emmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Yollamak. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Boya, badana vb. sürmek. Taşıma gücü olmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Atmak, vurmak.

Geçirmek : Zaman harcamak. Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak. Etmek, yapmak. Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak. Giymek, giyinmek. Herhangi bir durumu yaşamış olmak. Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak. Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek. Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak. Birine kötü söz söylemek. Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak. Vurmak. Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek. Alışverişte aldatmak, kötü mal satmak, kazıklamak. Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek. Hastalık bulaştırmak. Tespit etmek, yazmak, kaydetmek.

Fethetmek : Herkesin takdirini, övgüsünü kazanıp kendine hayran bırakmak. Bir yeri veya ülkeyi savaşarak almak, ülke açmak.

Yenmek : Kazanmak, ütmek. Aşınmak. Savaş veya yarışmada üstünlük sağlamak, üstün gelmek. Yemek işine konu olmak. Tutmak, bastırmak.

Galip : Bir yarışma, karşılaşma, çatışma vb. sonunda yenen, üstün gelen, başarı kazanan.

Gelmek : Katılmak, eklenmek. İzlemek, takip etmek. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Sonuç çıkmak. Uygun düşmek. Dayanmak, tahammül etmek. Getirmek. Başlamak, ortaya çıkmak. Çıkmak, yönelmek. Uymak. Kadar olmak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Oturmaya, ziyarete gitmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Belli bir süre dolmak. Akmak. Türemek. Kazanılmak, sağlanılmak. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Ulaşmak, varmak. İsabet etmek. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Düşmek, rast gelmek. Biriyle birlikte gitmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Herhangi bir sırada bulunmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Görünmek, sanılmak. Belli bir zamana ulaşmak. Ortaya çıkmak, doğmak. Olmak, -e uğramak. Mal olmak.

Kazanmak ile ilgili Cümleler

  • Kazanmak her şey değildir.
  • Ali kazanmak istiyor gibi görünmüyor.
  • Cesur askerler şehri yeniden kazanmak için düşman ile boy ölçüştü.
  • En büyük zenginlik; insanların gönlünü kazanmaktır.
  • Ali kazanmak istiyor gibi görünmüyordu.
  • Seyahat etmeye yeterli para kazanmakm için bir yıl çalışmam gerekiyor.
  • Kazanmak için bize kesin sonuçlar lazım.
  • Kazanmak asla kolay değil.
  • Kazanmak için buradayım.
  • Kazanmak harika değil mi?
  • Daha fazla para kazanmak için bir yol buldum.
  • Kazanmak çok mu umrumda?
  • Kazanmak her zaman güzel.
  • Sadece yeni bir deneyim kazanmak için Esperanto öğrenmeyi denemeye karar verdim.

Diğer dillerde Kazanmak anlamı nedir?

İngilizce'de Kazanmak ne demek? : v. win, earn, gain, obtain, get, achieve, acquire, attain, carry off, clear, come by, draw, garner, gather, get out of, land, net, purchase, realize, reap, take

Fransızca'da Kazanmak : gagner, acquérir, conquérir, emporter, enlever, se concilier

Almanca'da Kazanmak : v. bearbeiten, bestehen, einheimsen, einnehmen, erlangen, erwerben, gewinnen, kommen, verdienen, verschaffen

Rusça'da Kazanmak : v. зарабатывать, выручать, добывать, наживать, выгадывать, подрабатывать, привлекать, приобретать, выигрывать, завоевывать, снискать, стяжать, заработать, выручить, добыть, нажить, выгадать, подработать, привлечь, приобрести, завоевать