Kemik nedir, Kemik ne demek

Kemik; bir anatomi terimidir.

"Kemik" ile ilgili cümle

  • "Kemikten bir tahta gibi gıcırdayarak Nihat yerinden kalktı." - P. Safa
  • "Kemik tarak."

Biyoloji'deki anlamı:

İskeleti oluşturan, içinde kollagen teller ve kalsiyum tuzları bulunan, süngerimsi kemik ve sert kemik olmak üzere iki tipi olan, kasların bağlanmasıyla hareketi sağlayan, uzun, kısa ya da değişik boylarda olabilen, sertleşmiş bir özelleşmiş bağ dokusu tipi.

Kimya'daki anlamı:

Omurgalı hayvanların iskeletini meydana getiren madde.

İngilizce'de Kemik ne demek? Kemik ingilizcesi nedir?:

bone

Fransızca'da Kemik ne demek?:

os

Osmanlıca Kemik ne demek? Kemik Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

azm

Kemik hakkında bilgiler

[Bakınız: kemik doku]

Kemik ile ilgili Cümleler

  • Kuzenim kemik erimesinden muzdarip.
  • Kemiklerime kadar üşüdüm.
  • Kemiklerim sızlıyor.
  • Hiç kırık kemik yok.
  • Kemikleri kimin için getirdiniz?
  • Kemiklerin yanıyor mu?
  • O, kemik erimesinden muzdarip.
  • Dr. Sagan miyelodisplazi adlı ender bir kemik iliği hastalığından muzdaripti.
  • Ali bir deri bir kemik değil.
  • Kemikler buzda donmuş olarak kaldı.
  • Jale kemik erimesinden acı çekiyor.
  • Kemiklerin balıklardan hoşlanmamak için gerçekten iyi bir neden olmadığından dolayı sadece balıklardan hoşlanmadığını söylüyorsun.
  • Bildiğim kadarıyla, hiç kırık kemik yok.
 

Kemik kısaca anlamı, tanımı:

Kemik atmak : Susturmak, oyalamak için birini küçük bir şeyle avutmak.

Kemik gibi : Sağlam. pek kuru, katı, sert.

Kemiğine kadar : İyice, en son sınıra dek.

Kemiğini kurutmak : İliğini kurutmak.

Kemikleri sayılmak : Çok zayıflamak.

Kemikleri sızlamak : Ölü huzursuz, rahatsız olmak.

Kemiklerini kırmak : Birini çok dövmek, aşırı dayak atmak.

Kemik bilimi : Anatominin kemiklerle ilgili bölümü, osteoloji.

Kemik doku : Omurgalı hayvanlarda iskeleti oluşturan bir bağ dokusu türü.

Kemik erimesi : Düşük kemik kütlesi ve kemik dokusunun yapısında bozulma sonucu kemik kırılganlığına, yatkınlığa ve kırık riskinde artışa neden olan bir hastalık türü, osteoporoz.

Kemik rengi : Bu renkte olan. Beyaz ile krem rengi arasında olan renk.

Kemik yalayıcı : Dalkavuk.

Kemik zarı : Kemikleri kapsayan beyazımsı ve sedef renginde zar.

Kuru kemik : Çok zayıf kimse.

Tırnaksı kemik : Göz çukurunun iç çeperinde bulunan, küçük, dört köşe ince bir çift kemik.

Aşık kemiği : Çift tırnaklı hayvanların ön dizlerinde bulunan bir eklem kemiği. İnsanın ayak bileğindeki çıkıntılı kemik.

 

Atlas kemiği : Boyun omurlarının üstten birincisi.

Baldır kemiği : Baldırda bulunan iki kemikten ince olanı.

Belkemiği : Bir şeyin varlığı ile ilgili en önemli bölüm, temel, esas.

Bel kemiği : Omurganın beli oluşturan bölümü, oma, amudufıkari.

Çekiç kemiği : Orta kulaktaki üç küçük kemikten biri.

Dirsek kemiği : Ön kolun iskeletini oluşturan iki uzun kemikten iç yanda olanı.

Diz kapağı kemiği : Dizin önünde bulunan, kapak biçiminde oynar kemik.

Elmacık kemiği : Yüzün yanakla göz arasında bulunan, az çok çıkıntılı bölümü.

Göğüs kemiği : Göğsün ön tarafında, üzerine kaburga kıkırdakları ile köprücük kemiklerinin eklendiği yassı kemik, iman tahtası.

Gözyaşı kemiği : Göz çukurunun ön kısmındaki ince, ufak, zarımsı kemik.

İncik kemiği : Diz kapağından topuğa kadar olan kemik.

Kalbur kemiği : Alın kemiğinin arkasında, kalbur gibi küçük delikleri olan, kafatasının alt ve ön bölümünü oluşturan kemik.

Kalça kemiği : Yassı, geniş, girintisi ve çıkıntısı çok olan, leğen veya kemik çatının ön ve yan bölümlerini oluşturan bir çift kemik, oma.

Kamış kemiği : Baldırın arka tarafında yer alan ince, uzun kemik.

Karaca kemiği : Kol kemiği.

Kaval kemiği : Baldırda olan iki kemikten kalını, bacakkalemi.

Kol kemiği : Kolun omuz başından dirseğe kadar olan bölümündeki tek ve uzun kemik, pazı kemiği, karaca kemiği.

Köprücük kemiği : Omuz başıyla göğüs kemiğinin üst ucu arasında bulunan ve derinin altında belli olan uzunca kemik.

Kuyruk kemiği : Omurganın alt ucunda bulunan, kuyruk sokumu kemiği ile eklemlenen, önden arkaya doğru yassı, üçgen biçiminde kemik.

Kuyruk sokumu kemiği : Omurganın bitiminde, beş kuyruk omurunun kaynaşmasından oluşan, üçgen biçiminde kemik, uca, pöç.

Kürek kemiği : Omzun art bölümünde bulunan, üçgen biçiminde geniş ve ince kemik.

Lades kemiği : Kuşlarda göğüs kemiğinin üstünde iki kanat arasında bulunan "V" biçimindeki ince kemik.

Mercimek kemiği : Orta kulakta örs ve üzengi kemiği arasında bulunan küçük kemik.

Oynak kemiği : Diz kapağı kemiği.

Ön kol kemiği : Ön kolun iskeletini oluşturan iki uzun kemikten dışta olanı.

Örs kemiği : Orta kulakta çekiç kemiğiyle üzengi kemiği arasında, örse benzeyen kemik.

Pazı kemiği : Kol kemiği.

Saban kemiği : Burun boşluklarını birbirinden ayıran çeperi arkasında bulunan ince uzun kemik.

Sağrı kemiği : Bel kemiği ile kuyruk sokumu kemiği arasındaki kemik.

Tarak kemiği : El ve ayaklarda parmaklarla bilek arasında bulunan kemik.

Tırnak kemiği : Tırnağı taşıyan parmak ucundaki kemik.

Topuk kemiği : Ayağın alt ve arka kısmında bulunan kemik.

Uyluk kemiği : Uyluğun iskeletini oluşturan kemik.

Üzengi kemiği : Orta kulakta üzengiye benzeyen küçük bir kemik.

Yılankemiği : Yapana hiçbir zaman huzur ve rahat yüzü göstermeyen suç.

Kemik bilimci : Kemik bilimi uzmanı, osteolog.

Kemik bilimsel : Kemik bilimi ile ilgili, osteolojik.

Kemikçik : Küçük kemik.

Kemikleşmek : Sert, değişmez bir durum almak. Kemik durumuna gelmek. Dokusu kemik doku durumuna gelmek.

Kemikli : Kemiği olan. Çok zayıf, sıska. Kemikleri iyi gelişmiş.

Kemikli balıklar : Balıklar sınıfından, iskeletleri kıkırdak durumunda kalmayıp kemikleşmiş olan balıklar takımı.

Kemiksi : Kemiği andıran, kemiğe benzeyen, kemik gibi, kemiğimsi.

Kemiksi bölge : Kıkırdağın kemiğe dönüşmekte olduğu kemik tabakası.

Kemiksiz : Kesin, net, açık. Kemiği olmayan, kemiği ayrılmış. Ara vermeksizin.

Kemiksizlik : Kemiksiz olma durumu.

Ağzına bir kemik atmak : Birini küçük bir çıkarla susturmak.

Bir deri bir kemik : Çok zayıf (olmak).

Bir torba kemik : Çok zayıf.

Biz attık kemik diye el kaptı ilik diye : "bizim işe yaramaz diye vazgeçtiğimizi başkaları değerli buldu" anlamında kullanılan bir söz.

Derisi kemiklerine yapışmak : Çok zayıflamak.

İt ağzını kemik tutar : "aşağılık bir kimsenin ağzını kapamak için ona bir çıkar sağlamak yeter" anlamında kullanılan bir söz.

Köpeğin ağzına kemik atmak : Karşı gelerek bağırıp çağıran birini susturmak için ona bir çıkar sağlamak.

İnsan : Âdemoğlu, âdem evladı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.

Omurga : Bir şeyin varlığı ile ilgili en önemli bölümü, temel, belkemiği, esas. Gemi kaburgasının aşağı taraftan bağlı bulunduğu boy ekseni doğrultusunda boydan boya geçen ana yapı ögesi. Sırt boyunca uzanarak vücuda destek sağlayan, kemikten, kıkırdaktan veya her ikisinden oluşan, içinde omuriliği barındıran kemik yapı.

Hayvan : Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık.

Çatı : İnsan ve hayvanda iskeletin kuruluşu. Birbirine çatılmış, çakılmış şeylerin bütünü. Yapının tavanı ile damı arasındaki kullanılan yer. Bir yapının, bir evin damını kuran parçaların bütünü. Hikâye, roman, piyes vb. edebî türlerde olay kuruluşu, kurgu. Bir yapıyı örten ve eğik yüzeyleri olan damın tahtadan iç yapısı. Barınılan, sığınılan yer. Özne, nesne durumlarına göre, belirli çatı eklerinin fiil kök veya gövdelerine getirilen türev, bina: Sevinmek (sev-in-), sevdirmek (sev-dir-), sevindirmek (sev-in-dir-) gibi. Belli bir maksada yönelik kimselerin oluşturduğu birlik.

Türlü : Çeşitli sebzelerle pişirilen yemek. Çok çeşitli özellikleri olan, çeşit çeşit, muhtelif.

Biçim : Yakışık alan şekil, uygun şekil. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Biçme işi. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Tarz. Herhangi bir şeyin benzeri.

Sert : Güçlü kuvvetli. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Titizlikle uygulanan, sıkı. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı. Gönül kırıcı, katı, ters.

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Kemik atrofisi : Osteoporozis.

Kemik bilim : (biyoloji)

Kemik boşluk : (zooloji) (anlamdaş. kemik labirent), (Lat. labyrinthus = dehliz, boşluk), İç-kulakta, zar boşluğun çevresinde bulunan bir boşluk olup dış-sıvı ile doludur.

Kemik çıkıntısı : (biyoloji)

Kemik çimentosu : Kemikte yıkımlanmış olan kısımların onarılması ve bazı protezlerin kemiğe yapışmasını sağlamak için kullanılan kimyasal karışım. İçerisinde polymethyl methacrylate (PMMA) % 15, styrene copolymer’i % 75, baryum sulfate % 10, Benozyl Peroxide % 0.5 oranındadır.

Kemik destekli keseliler : (Yun. ostarion: küçük kemik; physa: kese) Balıklar (Pisces) sınıfının kemikli balıklar (Teleostei) takımından, öndeki dört omuru kaynaşmış, yüzgeçleri dikensiz, yalnız sırt ve göğüs yüzgeçlerinde birer diken bulunan, sazangiller (Cyprinidae), yayın balığıgiller (Siluridae), dikenli yüzgeçligiller (Acanthopsidae), elektrikli yılan balığıgiller (Electrophoridae) familyaları iyi bilinen bir alt takım.

Kemik dışı zarı : (kemik zarı) (biyoloji, zooloji)

Kemik dilli balık : Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, kemik dilligiller (Osteoglossidae) familyasından, Brezilya ve Guyana'da yaşayan bir tür. Kemikli balıklardan, kemikdilligiller (Osteoglossidae) familyasından, boyu 120 cm, ağırlığı ise 4,6 kg olabilen, Brezilya ve Guyana’da yaşayan bir tür.

Kemik dilligiller : (Yun. osteon: kemik; glossa: dil) Balıklar (Pisces) sınıfının, kemikli balıklar (Teleostei) takımının, yumuşak yüzgeçliler (Malacopterygii) alt takımından, başları çıplak, vücutları sert ve büyük pullarla örtülü, tatlı sularda yaşayan türlere sahip bir familya. (zooloji) Kemikli balıklardan, başları çıplak, vücutları sert ve büyük pullarla örtülü, tatlı sularda yaşayan türlere sahip bir familya.

Kemik direnci : Kanatlılarda mineral tüketimiyle kalsifikasyon arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla, genelde tibya kemiğine özel aletle basınç uygulayarak kırılma direncinin tespit edilmesi, kırılma direnci

Diğer dillerde Kemik anlamı nedir?

İngilizce'de Kemik ne demek? : adj. bone, osseous, osteoid

n. bone

pref. osteo

Fransızca'da Kemik : os [le]

Almanca'da Kemik : n. Bein, Knochen

Rusça'da Kemik : n. кость (F)

adj. костяной, костный