Kend nedir, Kend ne demek

Teknik terim anlamı:

Kasaba, şehir.

Kend ile ilgili Cümleler

  • Tom'un kendi odası var.
  • Kendi paranı kullan.
  • “Kendini böyle sağa sola dağıttıkça tadına varılmaz bir mutluluk, esenlik duyuyordu”
  • “Artık kendini bırakmak zorunda görünür gibi olan amcasının huzurundan çıktılar.”
  • “Kendimi bildim bileli hep bu bozuk makine seslerini duyarım.”
  • “Hâl böyleyken yine de bilmeyenlere karşı kendini dirhem dirhem satar.”
  • “Pencere kenarında, uzun bir mindere kendini bıraktı, gözlerini kapadı, öylece kaldı.”
  • “Ertesi sabah beni balığa çıkarken uyandırmayacaklardı. Bırakacaklardı kendi hâlime.”
  • “Siz niçin bundan kendinize hisse çıkarmıyorsunuz?”
  • Kendinizi ateşe atıyorsunuz
  • “Hadi susmayın, gösterin kendinizi bakalım!”
  • “Kız kendisini ağır satmakta devam ediyor.”
  • “Bunu kendini matah sanmış bir Batılı aydın olmanın kefareti olarak yaptığını söylemiş.”
  • “Babam aylığını alamadığı günlerde aç kalmak korkusu da kendini gösteriyordu.”
  • “Tanıdığı hastanelerden birini tarif etmek için tekrar kendini toplamaya çalıştı.”
  • “Hayalperest kendi âlemine dalmışken uyanmasına imkân yoktur.”
  • Kendimi inanılmaz aptal hissettim.
  • “Çoğunlukla üniversite diploması alabilmek uğruna kendini paralayan bir gençlikle karşı karşıyayız.”
  • “Kendini kibar okuyucularına beğendirebilmek için çok çalışmak zorundadır.”
  • Kendini daha fazla savunmaya çalışsan iyi olur.
  • “Benim zevcemi görseniz dünyanın en güzel kadını olduğunu tasdik edeceksiniz diye haykırmak ister, zorla kendimi tutardım.”
  • “Oturduğu şiltenin üstünde ayağa kalkıyor; alevi artan bakışlarla kendinden geçmiş, bir elini dizine vurarak ... haykırıyordu.”
  • Yerli Amerikalılar festivallerde karşılaştıklarında hala kendi dillerini kullanıyorlar mı?
  • “Ben kendimi sıkarak istidadımdan daha çok şen görünmeye çalışıyordum.”
  • Kendin hakkında böyle konuşma.
  • “Kendi kanatlarınla uçmayı öğreninceye dek yanından ayrılır mıyım senin yavrum?”
  • “Ne diye herkes bu kadar rahatını sever, kendini düşünür?”
  • “Bu şiirlerin okuyucuya tanıttığı kişi, kitapları, üç beş sevdiği dostu ile kendi köşesinde yaşamayı seven bir kimse olarak görünür.”
  • “Seyfi, derhâl kendini topluyor ve hürmetle eğilerek uzaktan başıyla kadına bir selam veriyor, kadın mukabele ediyor.”
  • “Daha burada kendini harap edersen yukarılarda ne halt edeceksin?”
  • “Bizim gibi dış âlemle münasebetleri aksamış, kendi içine çekilip kendi yağıyla kavrulmak zorunda kalmıştı.”
  • Kendi kendine mi konuşuyorsun?
  • Birkaç dakika önce onun hakkında sadece ben kendim duydum.
  • “Çünkü âdeta kendimi ele vermiştim.”
  • “Sonra kendini büsbütün temize çıkartmak için üstünün ve eşyasının aranmasını istedi.”
  • “Gözlerini tezgâhın arkasındaki bir kapıya dikmiş ve kendinden geçmiş gibiydi.”
  • Kendimi daha önce burada bulundum gibi hissediyorum.
  • “Ninniyi söyleyen anne kendinden geçeli belki bir hayli olmuştu.”
  • “Eğer sefirler gelip bana istifa teklif ederlerse ben de aleyhimde bulunanları mahvederim, sonra da kendime kıyarım.”
  • Şimdi kendimi Tom'a çok yakın hissediyorum.
  • “Bir zamanlar benim de onların arasında bulunduğumu söyleyecek gibi oluyor fakat hemen kendimi toparlıyordum.”
  • “Üzerine soğuk su dökülen sarhoş adam kendine geldiğinde sade kahve ona zorla içirildi.”
  • “Böyle bir amatörlük devresi geçirdikten sonra biraz da kendi hesabına çalışmayı düşündü.”
  • “Kız kardeşi ile Mahir daha ortada fol yok yumurta yokken gelin güveyi olmuşlar.”
  • “Yabancı memurların karşısında bir çocuk gibi yaramazlık etmekten kendimi alamıyordum.”
  • “Sonunda kendine gelen İnce Memed hemen abasını soyundu.”
  • Kendime kızgınım.
  • “Org inledikçe yavaş yavaş kendimi kaybediyor, ağır bir rüya içine gömülmeye başlıyordum.”
  • “Kerameti kendinden menkul şeyhler gibi bu armağanlar onların eksik olan kabiliyetlerinin bir çeşit icazeti oluyor.”
  • “Para kazanamadığın için para kazananları hor görüp alaya alarak kendini avutuyor olmalısın.”
  • Kendini korumayı öğrenmen gerekir.
  • “Kendini bir ülkeye adayacak her kişi, bir kere bu yoldan geçmeli.”
  • “Kendini genç yaşında rakıya kaptırdı, çok sürmedi, sonunda perişan oldu.”
  • “Onun perişan kalbine ölümden beter bir felç illetini, kendini aşağı görme ukdesini yerleştirmiştir.”
  • “Onlar benim dostlarım, kendimi onların yanında dağıtmış olmam çok vahim değil.”
  • “Fakat durup dururken, kendi yağıyla kavrulan bir genç kız namusuna bu kadar namussuzca iftira olur mu?”
  • “Bir gazeteci gelsin de bizden bir haber alsın. Haberi veren ertesi günü kendini kapının dışında bulurdu.”
  • “Fakat hiçbir taraf beni kendine mal edemiyordu.”
  • “Nasıl çalışmayan küf tutarsa bir müessese de gençleştirilmez, kendi hâlinde bırakılırsa ihtiyarlar, yıkılır, dağılır.”
  • “Savaş yüzünden herkes kendi derdine düşmüştü.”
  • “Belki de benim başkasıyla evlenip gidişim üzerine hayattan soğudu, kendini koyuverdi.”
  • “Böyle bir taksim, bir gazel dinleyenler arasında, coşarak, kendilerini tutamayarak ağlayanlar az mıydı?”
  • “Sattım dükkânı, verdim kendimi tiyatroculuğa.”
  • “Üzülmek ne kelime efendiciğim, kendimi yiyip bitiriyorum.”
  • “Düşünen filozof yeryüzü yaşamasına sımsıkı bağlı bu maddeci görüşten sıyıramıyor kendini.”
  • “Öfkesinin şiddetinden hep kendi kendini didikledi.”
  • Ali kendini şaşkına dönmüş buldu.
  • “Zavallı korkudan kendini kaybetmiş.”
  • “O hayalleri kuran da o hatıralara kendini bırakan da bugünkü ben değil miyim?”
  • “Terbiye öğretmenimden öğrendiğim usullerle kendimi uzun uzun yokluyorum.”
  • “Hacı Arif Efendi bu kıyametin içinde yarım saat boşluktan sonra kendini bir bostanın içinde buldu.”
  • “Geçen sene bir buçuk şişe içti, biraz kendini toparladı.”
  • “Bu borcun altından nasıl kalkacağım diye kendini yiyip durmuştu.”
  • “İçinde çarpışan bu iki zıt kuvvetten hangisine tabi olacağını bir türlü kestiremiyor, kendi kendini yiyip bitiriyordu.”
  • “Hekimler ne bilirmiş? Kelin medarı olsa kendi başında olur. Onlar ölmeyecek mi?”
  • “Neyse boş ver, her koyun kendi bacağından asılır Sadullah.”
  • “Müdüre göre idareci biraz çatkın olacak yani oldukça ağırdan satacak kendini.”
 

Kend ile ilgili Atasözü veya Deyim

 

akarsu çukurunu kendi kazır : “bir şeyi yapma isteği ve gücü bulunan kimse, uygun bir çalışma yönü ve alanı bulur” anlamında kullanılan bir söz.

alçak yerde tepecik kendisini dağ sanır : “bilgili kimselerin bulunmadığı yerde cahil kişi bilgiçlik taslar” anlamında kullanılan bir söz.

aleme verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı : ele verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı.

ata malı mal olmaz, kendin kazanmak gerek : “babadan kalan mal kalıcı değildir, çabuk biter; kişinin gerçek malı, kendi çalışmasıyla elde ettiği maldır” anlamında kullanılan bir söz.

bıçağı kestiren kendi suyu, insanı sevdiren kendi huyu : “bir şeyin, bir kimsenin değeri, kendisinde aranılan özel niteliklerle artar” anlamında kullanılan bir söz.

(bir işe) kendini vermek (veya vurmak veya çalmak) : bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka her şeyle ilgisini kesip tek şeyle aşırı ölçüde ilgilenmek.

(bir şeyi) kendi halinde bırakmak : üzerinde çalışmayarak geliştirmemek veya bakımsız bırakmak, işlememek.

(birine, bir şeye) kendini adamak : kendini vermek.

(birini veya bir şeyi) kendi haline bırakmak : ilgilenmemek, karışmamak.

çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider : “çocuk kendisine ısmarlanan işi yapamayacağından işi buyuran kimsenin onun arkasından gitmesi gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

el için kuyu kazan, evvela kendisi düşer : “başkasına tuzak hazırlayan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer” anlamında kullanılan bir söz.

el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanır : “başkasının gücü karşısında boyun eğmek zorunda kalacağını anlayamamış kimse, kendi gücünün herkese boyun eğdireceğini sanır” anlamında kullanılan bir söz.

ele verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı : “kendisinin inanmadığı ve tutmadığı öğütleri başkalarına kolayca verir” anlamında kullanılan bir söz.

eşeği dama çıkaran yine kendi indirir : “yanlış yapan kimse, yanlışı yine kendisi düzeltir” anlamında kullanılan bir söz.

fasulye gibi kendini nimetten saymak : kendine çok değer vermek, kendini bir şey sanmak.

gelin altın taht getirmiş, çıkmış kendisi oturmuş : “toplum içine giren bir kimsenin kendi kullanacağı eşyasının değerli olup olmaması başkalarını ilgilendirmez” anlamında kullanılan bir söz.

halka verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı : ele verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı.

her dağın derdi kendine göre : “herkesin kendi durumuna bağlı olarak sorunları vardır” anlamında kullanılan bir söz.

her horoz kendi çöplüğünde öter : “herkes ancak kendi çevresinde bir değer taşır ve sözünü orada geçirebilir” anlamında kullanılan bir söz.

her koyun kendi bacağından asılır : “herkes kendi davranışlarından sorumludur, herkes hatasının cezasını kendisi çeker” anlamında kullanılan bir söz.

herkes aklını pazara çıkarmış, yine kendi aklını almış : “insanlar kendi akıllarını başkalarının aklından üstün görürler” anlamında kullanılan bir söz.

herkes kendi ayıbını bilmez : “insan kendi kusurunu göremez, bilemez” anlamında kullanılan bir söz.

herkes kendi ölüsü için ağlar : “hiç kimse başkasının acısını içinde duymaz, onun yüreğini sızlatan ancak kendi acısıdır” anlamında kullanılan bir söz.

iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır : “başkasına zararı dokunacak bir davranışı yapmadan önce iyi düşün, kendi kendini eleştir” anlamında kullanılan bir söz.

insan kendini beğenmese çatlar : “herkes kendini beğenir; bu, kendi aklını beğenmesinin sonucudur” anlamında kullanılan bir söz.

it kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış : “başkasının korumasıyla iş yapan akılsız kişi, desteklendiğini unutarak kendi gücüne inanır” anlamında kullanılan bir söz.

karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış : “görgüsüz kişi, görgülü kişinin yaptığını yapmaya kalkışırsa beceremez, kendisinin doğal davranışını da yitirir, gülünç duruma düşer” anlamında kullanılan bir söz.

kazdığı çukura (veya kuyuya) kendisi düşmek : başkası için hazırladığı kötülüğe kendi uğramak.

kelin merhemi olsa başına sürer (veya kelin medarı olsa kendi başında olur) : “kendi işini halledemeyen kişiden aynı durum için yardım alınamaz” anlamında kullanılan bir söz.

kendi ağzıyla tutulmak : suçu, yalanı veya iddiasının yanlışlığı kendi sözüyle ortaya çıkmak.

kendi alemine dalmak : çevre ile ilgisini kesip iç dünyasına kapanmak eğlenceye, zevküsefaya kapılmak.

kendi ayağı ile gelmek : kendi isteğiyle gelmek.

kendi derdine düşmek : kendi sorunu sebebiyle başka şeyle ilgilenememek.

kendi düşen ağlamaz : “kendi zararına kendisi neden olanın yakınmaya hakkı olmaz” anlamında kullanılan bir söz.

kendi göbeğini kendi kesmek : gereksinim duyduğu yardım, başkalarınca esirgendiğinde işini kendi görmek.

kendi gölgesinden korkmak : çok korkak olmak, bir sakınca söz konusu olmayan işlere girişmekten bile korkmak.

kendi havasında gitmek (veya olmak) : yalnız başına, istediği gibi davranmak.

kendi hesabana çalışmak : uğraştığı işi sadece kendisi için yapmak.

kendi içine çekilmek : başkasıyla ilişki kurmamak, yalnız başına kalmak, inzivaya çekilmek.

kendi kabuğuna çekilmek : kabuğuna çekilmek.

kendi kanatlarıyla uçmak : hiç kimsenin desteği veya yardımı olmaksızın yaşamak veya bir işi olumlu sonuca ulaştırmak.

kendi kendine gelin güveyi olmak : ilgilinin nasıl karşılayacağını düşünmeden bir işi olmuş bitmiş sayarak sevinmek.

kendi kendini didiklemek : kendi kendini harap etmek, üzmek.

kendi kendini yemek : açığa vurmadan içten içe üzülmek.

kendi keyfine gitmek : isteğine uygun davranmak.

kendi köşesinde yaşamak : yalnız başına yaşamak.

kendi kuyusunu kendi kazmak : kendine zarar verecek davranışta bulunmak.

kendi söyler kendi dinler : “ne söylediği anlaşılmaz, söylediği şeylere önem verilmez” anlamında kullanılan bir söz.

kendi üstüne yormak : alınmak.

kendi yağıyla kavrulmak : elinde bulunanla geçinip kimseye muhtaç olmamak.

kendimi bildim bileli : öteden beri, eskiden beri.

kendinde olmamak : bilinci, aklı yerinde olmamak.

kendinde toplamak : kendi üzerinde bulundurmak, kendi varlığı içinde yer almasını sağlamak.

kendinden geçmek : bilinci işlemez olmak, kendini kaybetmek, bayılmak bir şey karşısında coşkuya kapılmak, duygulanmak uykuya dalmak, uyuyakalmak.

kendine dert etmek : bir şeyi üzüntü konusu yapmak.

kendine gelmek : ayılmak aklı başına gelmek durumu düzelmek.

kendine hisse çıkarmak : ders almak.

kendine kıymak : kendini öldürmek.

kendine mal etmek : benimsemek veya saymak başkasının yaptığı işi kendisi yapmış gibi göstermek.

kendine yedirememek : başkasının kendisine yaptığı işi, onur kırıcı sayarak tepki ile karşılamak kendisinin başkasına yapması söz konusu olan işi, kişiliği için onur kırıcı saydığından yapmamak.

kendine yontmak : çıkan her fırsattan yararlanarak hep kendi çıkarını sağlamak.

kendini ağır (veya ağırdan) satmak : nazlanmak, gönülsüz davranmak huylarını yavaş yavaş ortaya koymak.

kendini alamamak : istemeyerek bir işi yapma durumuna girmek.

kendini aşağı görmek : kendini başkalarından değersiz görmek.

kendini ateşe atmak : bile bile tehlikeli bir işe girişmek.

kendini avutmak : oyalanmak.

kendini beğendirmek : başkalarına hoş, iyi, yetenekli görünmek.

kendini beğenmek : başkalarını küçümseyerek kendini üstün görmek.

kendini bırakmak : kendine özen göstermemek çevre ile ilgisini keserek yalnız bir konuyla uğraşmak gevşek, rahat bir biçimde kalmak.

kendini bilmek : aklı ve muhakemesi yerinde olmak baliğ olmak ağırbaşlı olmak kendinin ve çevresinin bilincine varmak durum ve onuruna yakışacak biçimde davranmak.

kendini bir şey sanmak : kendini olduğundan çok değerli görmek.

kendini bir yerde bulmak : farkında olmadan bir yere ulaşmış olmak.

kendini bulmak : Buluğa ermek, yetişmek.

kendini dağıtmak : farklı işlerle aynı anda uğraşmaktan kötü durumda olmak ne yaptığını bilmeyecek kadar içip kendinden geçmek.

kendini dev aynasında görmek : kendini olduğundan çok üstün görmek.

kendini dinlemek : hastalık kuruntusu içinde bulunmak yalnız, sakin kalmak.

kendini dirhem dirhem satmak : çok nazlı davranmak, ağırdan almak özelliklerini azar azar ortaya koymak.

kendini düşünmek : daima kendi çıkarını kollamak, bencil davranmak.

kendini ele vermek : yaptığı bir davranış veya söylediği bir sözle kendi suçunu ortaya çıkarmak.

kendini göstermek : beğenilecek niteliklerini ortaya koymak ortaya çıkmak, belirmek pas alabilmek için boş alana kaçmak.

kendini harap etmek : sıkıntı veya üzüntüden perişan olmak.

kendini hissettirmek : varlığını belli etmek.

kendini kapının dışında bulmak : kovulmak, işten atılmak, bir yerden istenmeden uzaklaştırılmak.

kendini (kapıp) koyuvermek : kendine özen göstermemek, kötümser olmak.

kendini kaptırmak : bir şeyin etkisinden kurtulamayacak duruma düşmek uğraşmaya başladığı bir işten kendini kurtaramamak.

kendini kaybetmek : bayılmak aşırı duygulanma dolayısıyla çevrede olup bitenin farkına varamamak.

kendini matah sanmak : kendini olduğundan daha fazla değerli kabul etmek.

kendini naza çekmek : istekli olduğu hâlde yapmacıklı davranışlarla isteksiz gibi davranmak.

kendini paralamak : çok çaba ve özen göstermek.

kendini satmak : kendisinde olmayan iyi nitelikleri varmış gibi göstermek para karşılığı erkeklerle birlikte olmak.

kendini sıkmak : kendini zorlamak, çaba göstermek.

kendini sıyıramamak : kurtulamamak.

kendini sokağa (veya dışarı) atmak : sıkıntıdan dolayı rahatlamak amacıyla açık havaya çıkmak.

kendini tartmak : ne durumda olduğunu öğrenmek için kendini yoklamak.

kendini toparlamak (veya toplamak) : herhangi bir konuda eskiden kötü olan durumunu düzeltmek bir konuda dikkatini yoğunlaştırmak sağlığına kavuşmak çeki düzen vermek.

kendini tutamamak : bir durum karşısında sessiz ve heyecansız kalamamak kendine hâkim olamamak.

kendini tutmak : kendine hâkim olmak dayanmak, sabretmek.

kendini (veya birini) temize çıkarmak (veya çıkartmak) : aklandırmak.

kendini yemek : açığa vurmadan gizli gizli üzülmek.

kendini yiyip bitirmek : kendi kendini yemek.

kendini yoklamak : duygu, düşünce ve beden bakımından kontrol etmek.

kerameti kendinden menkul : sahip olduğu nitelikleri kendisi söyleyen.

kimse kendi memleketinde peygamber olmaz : “insanların kendi çevrelerinde değeri bilinmez” anlamında kullanılan bir söz.

kişi ne yaparsa kendine yapar : “iyilik yapan iyilik, kötülük yapan kötülük bulur” anlamında kullanılan bir söz.

kişinin kendine ettiğini kimse edemez : “bir kimse kimi zaman tedbirsizliği yüzünden öyle yanlış iş yapar, başını öyle derde sokar ki böyle bir kötülüğü başkaları ona yapamaz” anlamında kullanılan bir söz.

komşunu iki inekli iste ki kendin bir inekli olasın : “başkasının daha iyi durumda olmasını iste ki Tanrı da seni ondursun” anlamında kullanılan bir söz.

köpeğe gem vurma, kendini at sanır : “kendisine değeri varmış gibi davranılan değersiz kişi, gerçekten değeri bulunduğuna inanır” anlamında kullanılan bir söz.

sana vereyim bir öğüt, kendi ununu kendin öğüt : “kişi kendi işini kendisi yapmalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

şeyhin kerameti kendinden menkul : büyük işler gördüğünü söyleyen birinin sözüne inanılmadığını anlatmak için söylenen bir söz.

ta kendisi : o kimse, tastamam kendisi.

terzi kendi söküğünü dikemez : “insanlar başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine yapamazlar” anlamında kullanılan bir söz.

Kend kısaca anlamı, tanımı

Birincil kendini benzetme : Çocuğun babasına benzemek için gösterdiği ve üst benliğin özü olan çaba

Bulgu belgelerinin kendiliğinden kamu malı olması : Bulgu belgelerinin, yasalarda belirtilen sürenin geçmesiyle kamu malı olması.

Hendir kendir : Dedikodu.

İkincil kendini benzetme : Kişinin kendini başka birinin parçası ya da uzantısıymış gibi görerek onun başarıları karşısında kıvanç, başarısızlıklarında tasalanmakla yetinmesi.

Kendal : Nehir kıyılarında suyun aşındırarak oluşturduğu yarık, sel yarığı.

Kende : Kendinde, kendisinde : Ahmet'e söyle. Kende on liram var.

Kendel : Nehir kıyılarında suyun aşındırarak oluşturduğu yarık, sel yarığı.

Kenden : Kendisinden.

Kenderek : Eğlence, düğün.

Kendır : Kendir ipi, ip.

Kendi başına kayıt silme : Kütüğe yazımı, ilgili yönetim eliyle doğrudan doğruya, yasalarda gösterilen nedenlerle silme.

Kendi biten : Yaban armudu. Beyaz ve iri taneli bir cins üzüm.

Kendi kendine döllenme : Genellikle konakların bağırsaklarında tek olarak bulunan büyük sestodlarda ön halkalarda sperm olgunlaşırken orta ve arka halkalarda oositler olgunlaşması. Genellikle konakların bağırsaklarında tek olarak bulunan (Taenia solium) büyük sestodlarda ön halkalarda sperm olgunlaşırken, orta ve arka halkalarda oositler olgunlaşmaktadır.

Kendi kendine yemlenme : Ahır dışındaki ot yığınına veya silaj hendeğine sığır veya koyunların salıverilerek ancak yem zayiatını önlemek için yeri değiştirilebilen parmaklık konularak hayvanların istediği kadar veya belirli bir süre serbestçe kaba yem yemelerini sağlayan basitleştirilmiş bir yemleme sistemi.

Kendi kendini düzeltme yasası : Birçok halkbilim olay, ürün ve anlatılarının, iç ve dış etkenler altında değişikliklere uğramasına karşın, onların yine eski duruma gelmelerini sağlayan oluşum, bk. örgenüstü, denge, halkbilimsel denge.

Kendi resmi : (Resim) Bir ressamın aynadan ya da fotoğraftan bakarak yaptığı kendi başresmi.

Kendi tomu : Kendir tohumu.

Kendi yararına tekelci işletme hakkı : Bulgudan, yalnızca iyesinin yararlanıp başkalarının yararlanmamaları hakkı.

Kendi yazısı : Yazarın, ozanın kendi eliyle yazdığı yapıtlar için kullanılan söz.

Kendigelme : Ekmeden, kendi kendine, doğal olarak biten: Bizim kendigelmeden 100 teneke buğday çıktı.

Kendik : Küçük tahıl ambarı.

Kendileşme : Bir bireyin kendi kendini döllemesi ya da kendisiyle çok yakın genotipte olan bir bireyle çaprazlanması.

Kendiliğinden açılır vana : Normal durumda açık bulunan, kapanması için elektrik ya da basınçlı hava kuvveti gerektiren vana.

Kendiliğinden bolünüm : Bir öğecik çekirdeğinin dış bir etken olmadan bölünmesi.

Kendiliğinden canlanma : Körelme yüzünden ortadan kalkan koşullu bir tepkinin birkaç günlük dinlenme sonunda pekiştirme olmadan yeniden ortaya çıkması.

Kendiliğinden davranış : Belirli bir uyaran olmaksızın ortaya çıkan davranış.

Kendiliğinden denge : Fizyokrat ve liberal ekonomi anlayışının doğal düzen inancından doğan ve tam rekabet koşulları içinde hiçbir müdahale olmaksızın piyasalarda gerçekleşen iktisadi denge.

Kendiliğinden dengeleyiciler : Bir ekonomide iktisadi dalgalanmaların ortaya çıkması durumunda herhangi bir müdahale olmaksızın devreye girerek olumsuz gidişi yavaşlatan artan oranlı gelir vergisi ve işsizlik sigortası gibi dengeleyiciler.

Kendiliğinden denkleşme düzeneği : Bir dış dengesizlik durumunda fiyat, gelir ve parasal değişimler aracılığıyla kendiliğinden işlemeye başlayan ve böylece dengesizliği gideren düzenek. karşılığı kendiliğinden gelir denkleşme düzeneği, altın otomatizmi, parasal denkleşme düzeneği.

Kendiliğinden dizinleme : Dizinde kullanılacak anahtar sözcüklerin, belgelerden makine ile seçilip saptanması işlemi.

Kendiliğinden dolaşım : Suyun özgül ağırlık ayrımından doğan bir kuvvetle oluşan dolaşım.

Kendiliğinden fisyon : Nükleer fisyonun, bir dış etki olmaksızın kendiliğinden oluşması.

Kendiliğinden gelir denkleşme düzeneği : Dış ticaret bilançosundaki bir dengesizliğin milli gelir değişimine yol açacağını ve bu değişimin de marjinal dışalım eğilimi ve marjinal tüketim eğilimi kanalıyla dış dengesizliği kendiliğinden gidermeye yönelik bir süreci başlatacağını öngören düzenek. karşılığı altın otomatizmi.

Kendiliğinden göç : Anlatı türlerinin, öteki halkbilim ürünlerinin tam karşıtı bir oluşumla hiçbir kültürel ve siyasal sınır tanımadan yakın ya da uzak ülkeler arasında kolaylıkla yayılması, bk. yayılım, karşılığı temel yayılım, ödünç yayılım, ikincil yayılım.

Kendiliğinden hak alma : Bizzat ihkak-ı hak.

Kendiliğinden ışınsalım : Uyarık durunun, başka kıvılmıknatıs alanlar olmadan kendi kendine ışık salarak alt durulara inişi olayı.

Kendiliğinden kapanır vana : Normal durumda kapalı bulunan, açılması için elektrik ya da basınçlı hava kuvveti gerektiren vana.

Kendiliğinden koruma : Bir yapıtın yayımı, kamuya sunulması ile birlikte başlayan ve başka bir işlemi gerekli görmeyen koruma.

Kendiliğinden mıknatıslanım : Miknatıslayıcı bir etki olmaksızın demirmıknatıssal bir özdeğin mıknatıssal bölgeciklerinin kendi aralarında uyumlu yönelimi.

Kendiliğinden olan süreç : Çekirdek bölünmesi, sıcak cisimden soğuk cisime ısı akışı gibi, iş yapabilen tersinmez süreç. Bu tür süreçlerde daima Gibbs fonksiyonu azalır ve entropi artar.

Kendiliğinden özetçe çıkarma : Özetçe (öz) çıkarma işleminin araçlarla yapılması.

Kendiliğinden satış : Satış elemanı olmaksızın para ya da jetonla çalışan makineler aracılığıyla yapılan perakende satış.

Kendiliğinden tutuşma : Kıvılcım ateşlemeli motorlarda karışımın kendi kendine tutuşması olayı.

Kendiliğinden yanma : Görünen bir sebep olmaksızın vuku bulan yanma, Örnek, fosforun oksijen içindeki yanışı.

Kendiliğinden yeniden sipariş sistemi : Eldeki stoğun önceden belirlenen bir düzeyin altına inmesi durumunda söz konusu ürünü kendiliğinden yeniden sipariş eden bilgisayar programı.

Kendillik : Kenevir.

Kendim : Kendim.

Kendime : Buğday kırması, yarma.

Kendimelik : Kendine, kendisi için (ayırma): Bunu satacak mısın yoksa kendimelik mi yapıyorsun ?. Bencillik: Kendimelik yapma.

Kendince simge : Bireysel anlamıyla simgesel anlamı arasında hiçbir ilişki olmayan simge. bk. simge.

Kendincelik : Bir ölçek sınarının seçimi, ölçek konum ve ağırlıklarının saptanmasında, öznel ve ölçünsüz yargılara dayanma.

Kendinde elverişsizlik : Malın kendisinde var olan elverişsizlik.

Kendinden geçme : Uyaranlara karşı duyarlığın yok olduğu, çevrede olup bitenlerin algılanamadığı bir tür uyku durumu.

Kendine gel : “aklını başına topla” anlamında kullanılan bir uyarma sözü.

Kendine güven : Bireyin kendi yeteneğine, beceri ve yetilerine güven beslemesinden doğan duygu.

Kendine özgü devim : Bir yıldızın bağlı olduğu dizgenin deviminden ayırt edilmiş devimi. Örn. Samanyolundaki bir yıldızın gözlenen devimi, kendi devimi ile Samanyolunun dönmesinin bileşimidir.O halde gözlenen devimden Samanyolu devimi çıkarılırsa geri kalan devim onun kendine özgü devimidir.

Kendine yeterlik : İktisadi bir karar biriminin tüm gereksinimlerini kendi kaynaklarıyla karşıladığı durum. Bir ülke veya kesimin tüm gereksinimlerini, dış ticarete bağımlı olmadan ve herhangi bir dış yardım veya destek almadan kendi kendine karşılaması durumu.

Kendini adlandıran deyim : Sözeden dilde (tırnak içine alınma gibi herhangi özel bir biçimde yazılmaksızın) kendi adı olarak kullanılan sözedilen dil deyimi. Kendini adlandıran deyim, sözedilen dildeki türü ne olursa olsun, sözeden dilde bir ad sayılmalıdır.

Kendini adlandırma : Bir sözedilen dil deyiminin (tırnak içine alınma gibi herhangi özel bir biçimde yazılmaksızın) anılması. Örnek: gibi bir önermede geçen tümel-evetleme İmi kendini adlandırmaktadır.

Kendini çekme : Asılmada, kolları dirseklerden bükerek vücudu yukarı çekme.

Kendini destekleyen önerme : Bilgisel-sanısal mantıkta p önermesinin kendini destekleyen bir önerme olması, birim kümesinin savunulmaz bir önerme kümesi olması, başka bir deyişle p önermesinin bilgisel-sanısal mantıkta geçerli olması demektir.

Kendini dölleme : Aynı bireyin dişi ve erkek gametlerinin birleşmesiyle zigotun oluştuğu bir üreme şekli. Otogami.

Kendini eğitme : Bir kimsenin, istek ve istenciyle, genel ya da özel bir alanda kendi kendini yetiştirip geliştirmesi.

Kendini fasulye gibi nimetten saymak : Kendini çok önemli biri gibi görmek.

Kendini kurmak : Gurur duymak, böbürlenmek, kurulmak.

Kendini öldürme : Bir bireyin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi yaşamına son vermesi.

Kendini polenleme : Aynı çiçeğin antenlerinden stigmasına polen taneciklerinin taşınması.

Kendini savunma : Bireyin, çatışmalarını çözemediği zaman saygınlığını korumak için tepkide bulunması ya da kaçamak yollar araması.

Kendini tutamama : Normal olarak idrar ve dışkı gibi vücuttan veya hücreden atılacak salgıların veya artıkların çıkmasını kontrol edememe, inkontinens.

Kendir kesen : İçten pazarlıklı ve çetin kimse.

Kendir kuşu : Bir çeşit kuş.

Kendir sarmak : Kendirin diş üzerine yöntemli biçimde sarılması.

Kendire : Yaygı. Minder. 1-2 cm. eninde 20-30 cm. uzunluğunda yaprakları olan asalak bir çeşit ot.

Kendirek : Havlu, kurulama bezi. Düğün.

Kendirli : Çilli tavuk. Bilecik kenti, Yarhisar nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Malatya şehri, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Rize ilinde, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Kendirlik : Manisa şehrinde, Adala bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kendisi : Kendisi.

Kendisine benzetilen : [Bakınız: benzetme].

Kendisine gönderilen : Mürselün ileyh.

Kendisine yollanan : Mühâlün aleyh.

Kendiüretir : Elektrik enerjisi gereksinimini kendi üreten, tüketim fazlası üretimini ise satan tüzel kişi.

Kendiüretir grubu : Ortaklarının elektrik enerjisi gereksinimini karşılamak üzere elektrik enerjisi üreten tüzel kişi.

Kendiyle çelişik önerme : Kendinden bir çelişme türetilebilen önerme. bk. dizimsel tutarsız önerme. Bir çelişmeyi içeren önerme. bk. yorumsal tutarsız önerme.

Kendiz : İki yaşındaki manda yavrusu. Çorap şişi.

Kendözü : Kendisi, zatı, şahsı, nefsi.

Kendözün görmek : Kendini beğenmek, hodbinlik etmek, gururlanmak, kibirlenmek.

Kendözün görücü : Hodbin, bencil.

Kendözün yavı kulmak : Kendini kaybetmek, ne yaptığını bilmeyecek hale gelmek.

Kendözünden : Kendiliğinden.

Kendözüne buyrukluk : Nefsine hâkim olma.

Kendözünü divşürmek : Kendini toplamak, kendine gelmek.

Kendözünü komak : Terk-i nefs etmek, benlikten vaz geçmek.

Kendözünü yenememek : Nefsine hâkim olamamak.

Kendrek : Eğlence, düğün.

Kendrük : Deriden, çadır bezinden yapılan ve hamur tahtasının altına serilen yaygı, sofra örtüsü.

Kendü : Kendi, kendisi. [Bakınız: gendi].

Kendü birle : Kendi kendine.

Kendü kendü : Kendi kendine.

Kendü kendülerden turgurmak : Kendi kendilerine icadetmek, kendiliklerinden ortaya çıkarmak.

Kendü kendüye : Kendi kendine.

Kendüde : Kendisinde, kendinde.

Kendüde dutmak : Saklamak, zaptetmek.

Kendüden : Kendisinden, kendiliğinden.

Kendüden geçmek : Kendini kaybetmek, bayılmak.

Kendüden gitmek : Kendini kaybetmek, kendinden geçmek, bayılmak, gaşyolmak.

Kendüden güzel : Yaratılıştan, tabii güzel.

Kendüden uğunmak : Kendini kaybetmek, kendinden geçmek, bayılmak.

Kendüden varmak : Kendinden geçmek.

Kendülan : Padişah ağalarına mahsus çadır.

Kendüle : Kendisiyle.

Kendüler : Kendileri.

Kendülerden : Kendilerinden, kendiliklerinden.

Kendülere : Kendilerine.

Kendülere gelmek : Kendilerine gelmek, akılları başlarına gelmek, kendilerini toplamak.

Kendüleri : Kendilerini.

Kendülerin : Kendilerinin.

Kendüleyin : Kendisi gibi.

Kendülik : Mevcudiyet, varlık.

Kendürük : Deriden, çadır bezinden yapılan ve hamur tahtasının altına serilen yaygı, sofra örtüsü. Deriden sofra yaygısı.

Kendüye : Kendisine.

Kendüye buyruk : Nefsine, iradesine hâkim.

Kendüye gelmek : Kendine gelmek, ayılmak, aklı başına gelmek.

Kendüye koçmak : Bağrına basmak, kucaklamak.

Kendüyi : Kendini, kendisini.

Kendüyi görmek : Hodbinlik etmek, kibirlenmek, kendini beğenmek.

Kendüyi görmüş : Kendini beğenmiş, hodbin, kibirli, bencil.

Kendüyi uğurlamak : Saklanmak, kendini gizlemek, gizlenmek.

Kendüyi unutmak : Kendinden geçmek.

Kendüyi urmak : Kendini atmak, saldırmak, hamle etmek.

Kendüyi yenememek : Nefsine, kendisine hâkim olamamak.

Kendüyi yitirmek : Kendini kaybetmek, aklı başından gitmek.

Kendüyi yüce tutmak : Büyüklük taslamak, kendini büyük görmek.

Öz kendü : Bizzat kendi.

Kendi : İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat. Kişinin özel olarak vurgulandığını anlatan bir söz. "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak "o" ve "onlar" yerine kullanılan bir söz. Yaptığı, giriştiği bir işte başkalarının herhangi bir etkisi bulunmadığını belirten bir söz.

Kendi adına : Yalnız kendi için, kendi hesabına.

Kendi başına : Kimseye sormadan. Başkasının payı veya yardımı olmaksızın.

Kendi beslek : Özbeslenen.

Kendi halinde : Hiçbir şeye karışmayan, sessiz. Hiçbir şeye karışmadan, sessizce.

Kendi kendine : Kimseye danışmaksızın. Kendiliğinden. Başkasının yardımı ve ortaklığı olmadan. Yalnız başına. Kendisine. Kimseyle ilgisi, ilişkisi olmadan.

Kendi payına : Kendi adına, kendine göre.

Kendigelen : Umulmadık bir zamanda gelen ve gelişinden sevinç duyulan (kimse veya şey).

Kendiliğinden : İnsan eliyle ekilmeden yetişen, hudayinabit. Dış etkilerin zorlaması olmadan iç sebeplerle oluşan. İradesiz olarak gerçekleşen (hareket), spontane. (ke'ndiliğinden) Başka şeylerin etkisi olmaksızın, kendi kendine, bizatihi.

Kendiliğinden üreme : Her türlü bilimsel üreme olayının dışında, yoktan var olmayı anlatan bilim dışı kuram.

Kendiliğindenlik : Dıştan bir belirleme ile değil, kendi kendine gerçekleşen etkinlik, spontaneizm.

Kendilik : Bir nesnenin varlığını veya tözünü oluşturan şey.

Kendince : Kendine göre, kendi bakımından.

Kendinden : Kendi aklından, kendi kendine.

Kendine has : Kendine özgü.

Kendine mahsus : Kendine özgü.

Kendine özgü : Bir kimse veya şeye özgü olan, kendine mahsus, kendine has.

Kendir : Kenevir. Kenevirden yapılmış.

Kendirci : Kendir yetiştiren kimse.

Kendircilik : Kendircinin yaptığı iş.

Kendirgiller : İki çeneklilerden, kendir, şerbetçi otu, Hint keneviri vb. bitkileri içine alan bir familya.

Kendirik : Deriden veya çadır bezinden yapılmış olan ve hamur tahtasının altına serilen yaygı.

Kendisince : Kendince.

Diğer dillerde Kenaryazı anlamı nedir?

Osmanlıca Kenaryazı : der-kenar